Makale

ŞEFKATİ HER ŞEYİ SARAN RAÛF

ŞEFKATİ HER ŞEYİ SARAN
RAÛF

Fatma BAYRAM
İstanbul Üsküdar Başvaizi

Sözlükte “şefkat ve merhamet etmek” manasındaki re’fet kökünden türeyen raûf kelimesi Yüce Rabbimizin ismi olarak “ileri derecede şefkatli ve merhametli” manasına gelir. Bu ismin bir tecellisi olarak, Rabbimizin bizleri güç yetiremeyeceğimiz şeylerden muaf tuttuğu ve örnek olarak da yolcu ve hastalara tanınan bazı ruhsatları gösterilir. Kullarına karşı hadsiz bir şefkat duyan Yüce Allah, kullarının kapasitesini dikkate alır, onlara kaldıramayacakları ibadetler ve sorumluluklar yüklemez. Yaşlılık, hastalık ve zayıflık gibi hâllerde onları birçok mükellefiyetten muaf tutar. Hata ettikleri zaman hemen cezalandırmaz, tövbe edip hâllerini düzeltmeleri için fırsat tanır. İnsanların sınırlı ve az miktardaki ibadetlerine karşın onlara sınırsız mükâfatlar verir.

Kur’an-ı Kerim’de Raûf

Kur’an-ı Kerim’de iki ayette re’fet, on bir ayette raûf kelimesi geçmektedir. Bu ayetlerden biri olan Tevbe suresi 128. ayette bu isim Rahîm ismi ile birlikte Hz. Peygamber’in (s.a.s.) sıfatı olarak kullanılmıştır: “Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.”

Elmalılı bu ayetin tefsirinde şöyle der: “Sizin sıkılmanız ona ağır gelir, gücüne gider. Yani, azap görmeniz şöyle dursun, bir takım zahmete, sıkıntıya uğramanız bile onu üzer, son derece rahatsız eder. Üzerinize toz kondurmak istemediği gibi sizi mutluluğun zirvesine eriştirmek, selamete çıkarmak, cennete ve rıdvana kavuşturmak için bütün hırsıyla ve var gücüyle uğraşır. Üstelik onun merhameti yalnızca Kureyş’e, Arap’a, şu veya bu kavme değil, hangi kavimden olursa olsun bütün müminleredir ki o raûftur. Re’feti çok fazladır, yani gayet ince bir şefkati ve derin bir merhameti vardır. Rahîmdir. Fıtraten, doğuştan, yaratılıştan, Allah tarafından pek ziyade merhametlidir. Günahkârlara bile acır. İşte bütün bunlardan dolayı ey insanlar, Kur’an’da söz konusu olan mükellefiyetler, emirler, yasaklar, ikazlar ve itaplar, ağırınıza gitmemeli, gönlünüzü incitmemelidir. Bütün bunlar küfür ve nifakın zararlarına ve uğursuzluklarına karşı genellikle müminlere gayet büyük bir sevgi ve şefkatin tecellileridir.”

Geriye kalan on ayetin ikisinde Raûf ismi tek başına kullanılmakta (Bakara, 2/207; Âl-i İmran, 3/30), diğerlerinde ise Rahîm ismi ile birlikte gelmektedir. (Bakara, 2/143; Tevbe, 9/117, 128; Nahl, 16/7, 47; Hac, 22/65; Nur, 24/20; Hadid, 57/9; Haşr, 59/10.) Bu ayetlerin bir kısmında Rabbimizin yaratılışta bizler için hazırladığı nimetlerin sayılmış olması O’nun şefkatinin nimetleri ile tecelli ettiğini gösterir. Hatta O’nun biz kullarını bu nimetler vasıtası ile yaptığı imtihan dahi iyiliklere kat kat mükâfat, kötülüğe ise
affedilmediği takdirde sadece misliyle mukabele suretiyle şefkat içermektedir.

Raûf tecelli ederse

Yüce Allah’ın insanlara duyduğu şefkatin en büyük tecellisi bir hayat kılavuzu olmak üzere kitap indirmiş olmasıdır. (Hadid, 57/9.) Bu manada Kur’an Rabbimizin bizlere duyduğu şefkat neticesi bizi kendi hâlimize terk etmediğinin göstergesidir. Bu ilahi rehberliğe rağmen doğru yoldan sapan insan eğer hatasının farkına varır ve ciddi bir pişmanlıkla tekrar geri dönerse Raûf olan Allah onun bu yönelişini de kabul etmeye hazırdır. (Tevbe, 9/117.) Bu anlamda tövbe etmenin ilham edilmesi ve tövbelerin kabulü de ilahi şefkatin tezahürüdür.

Re’fetin tecelli ettiği insana yakışan da kendisine yönelik hatalarda aynı yolu izlemesidir. Şefkat, büyüklerden beklenen bir davranıştır; küçüğün büyüğe şefkatinden söz edilmez. Dolayısıyla bu isimle ahlaklanması beklenen kişiler güçlü, varlıklı, makam sahibi insanlardır. Bir liderin başarısı insan biriktirmesine, o da etrafındakilere müşfik davranmasına bağlıdır. (Âl-i İmran, 3/159.) Dünyada kendisine böyle bir güç verilmiş insanlar, Rablerinin şefkatine duydukları ihtiyacı hiç unutmadan ve istismar edilmek, ciddiye alınmamak gibi vesveselere kapılmadan, herkese müşfik davranmakla mükelleftirler. Bu vesveseler Raûf isminin tecellilerinin unutulduğu bir çağda yaşıyor olmamızdandır. Kur’an’da öğütlendiği şekilde öfkeyi yutmak (Âl-i İmran, 3/134-135.), affedici olmak (Nur, 24/22.) ve kötülüğe iyilikle karşılık vermek (Fussilet, 41/34.) gibi davranışların önemsenmediği bir dünyada koşulsuz şefkatin bize nasıl döneceğinin örneklerini bile bulmakta zorluk çekiyoruz. Oysa kötülük yaptığı birinden tamamen bilinçli bir şekilde şefkat ve merhamet görmenin insanı nasıl dönüştüreceği Fussilet suresi 34. ayette açıkça ifade edilmiştir.

Rabbimizin bu ismine iman eden bir Müslüman Allah’tan gelen hiç bir şeyin O’nun şefkatinden hali olmadığını da bilir. İşte bu nedenle bazen bir musibet, bizi içinde bulunduğumuz gafletten uyandırır; gittiğimiz yolda tökezleterek doğru yola girmemizi sağlar. Bütün bunlar Rabbimizin sonsuz şefkat ve merhametinin bir eseri olarak bizi terk etmediğini gösterir. Gerçi kişinin kendisine rağmen ona iyilik yapmak mümkün değilse de kalbimizdeki şefkat onu kendi hâline terk etmeye elvermez. Bu ismin üç ayette Rab isminin sıfatı olarak gelmesi de eğitim ve terbiyenin şefkati içkin olması gerektiğini veciz bir şekilde ifade eder. (Nahl, 16/7,47; Haşr, 59/10.)