Makale

GÜNCEL BOYUTLARI İLE FESAT KAVRAMI

GÜNCEL BOYUTLARI İLE
FESAT KAVRAMI

Dr. Abdülkadir ERKUT
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

“İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.”

(Rum, 30/41.)

Kur’an’da Allah’ın birliği, ortaklardan münezzeh olduğu sıklıkla vurgulanmaktadır. Bu gerçeği dikkate almamasının, insanın davranışlarındaki çeşitli tezahürlerinden söz edilmektedir. Başına bir sıkıntı geldiğinde Allah’a yönelen, sıkıntıdan kurtulduğunda ise önceki hâlini unutup bu sonucu kendine veya Allah’tan başka varlıklara nispet eden insanın durumu, buna örnektir. Oysa farklı imkân ve şartların Allah Teâlâ’nın iradesi ve koyduğu kanunların sonucu olduğu unutulmamalı, her durumda sorumluluk duygusu ile hareket edilmelidir. (Rum, 30/33-40.) Bu çerçevede Allah ve kul ilişkisindeki bozulmanın hayatın çeşitli alanlarında da bozulmaya yol açtığı, ayette şöyle ifade edilmektedir: “İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.” (Rum, 30/41.)

İslam âlimleri fesat kelimesini başlıca üç şekilde yorumlamışlardır. Bunlardan birincisine göre fesat, insanoğlunun hayatını sürdürebilmesini sağlayan dünyadaki dengelerin bozulmasıdır. Buna göre fesat, yağmurun yağmaması, suların çekilmesi, tarlalardan ürün alınamaması, ticaretten gelir elde edilememesi, kendilerinden fayda temin edilen hayvanların yok olması, maişet darlığı, rızkın azlığı, bereketin kalkması, kıtlığın ortaya çıkması, ölümlerin artması, yangınlar, boğulmalar ve türlü türlü musibetlerin, çeşitli hastalıkların yaygınlaşmasıdır. Ayet, insanların dünya nimetlerinden faydalanma imkânlarının kötüleştiğini, fesadın artık aleni hâle geldiğini ifade etmektedir.

İkinci görüşe göre fesat, insanların Allah ile ve diğer insanlarla münasebetlerinde meydana gelen bozulmadır. Buna göre fesat, masiyet ve zulmün artması, korkunun hâkim olması, kâfirlerin müminlere galebe çalması ve çeşitli fitnelerin vuku bulmasıdır. Fesat konusundaki iki görüşten birincisi mecazi, ikincisi hakiki anlamda fesadı ifade etmektedir. (Ebu Hayyan, el-Bahru’l-Muhit, VIII, 395. )

Üçüncü görüşe göre ise fesat itikadi anlamda bir bozulmadır; onunla kastedilen şirktir. İşledikleri kötülükler sebebiyle kalpleri perdelenmiş, imandan uzaklaşıp şirke varmışlardır. (Mutaffifin, 83/14.) Ancak ayetteki fesat kelimesi daha çok ilk iki görüş çerçevesinde anlaşılmıştır. Üçüncü görüşte zikredildiği üzere, fesattan muradın özellikle şirk olduğuna delil bulunmamaktadır. (Şevkani, Fethu’l-Kadir, IV, 263.)

Ayette kullanılan fiilin (zahera) geçmiş zaman kipiyle gelmesi, fesadın gerçekleştiğine ve gelecekle ilgisinin olmadığına yorulabilmektedir. Bazı âlimler ayeti, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) teşrifinden önceki dünyanın durumu ile ilişkilendirmişlerdir. Cahiliye döneminde zulüm her yeri kuşatmıştı. Allah peygamberini gönderince insanların bir kısmı bu yanlışlardan döndüler. Ancak geçmiş zaman kipi (mazi) aynı zamanda fesadın gerçekleşme beklentisini ve bunun sonuçları ile ilgili uyarıyı da ifade eder. Nitekim Kur’an’da bu anlamda kullanılmaktadır. (Nahl, 16/1.) O zaman ayet, kötülükleri terk etmedikleri takdirde başlarına gelecekler konusunda bir tehdidi ifade etmektedir. (İbn Aşur, et-Tahrir ve’t-Tenvir, XXI, 112.) Diğer taraftan fesat kelimesinin mutlak olarak kullanılmış olması, kelimenin her türlü fesadı kapsadığı anlamına gelmektedir. (Şevkani, a.g.e. IV, 263.) Buradan hareketle, günümüz dünyasında fesadın, zikredilen anlamlarına ilave boyutlar kazandığını, her zamankinden daha fazla aleniyet kesbettiğini görmek mümkündür. Çünkü ölçüsüzce sürdürülen üretim ve tüketim faaliyetleri, tarihte benzeri görülmeyecek şekilde artmıştır. Bunun sonucunda ortaya çıkan kirletici maddelerin havada, suda ve toprakta yüksek oranda birikmesi, geçmişte olmadığı kadar çevrenin kirlenmesine neden olmuştur. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) verilerine göre, çevre kirliliğinin yol açtığı hastalıklar, her yıl 12,6 milyon insanın ölümüne neden olmaktadır. (www.aa.com.tr/tr.)

Günümüzde üretilen silahların tahrip gücü geçmiş yüzyıllardaki silahlara kıyasla hayal edilmeyecek kadar yüksektir. Bunun sonucunda dünya genelinde meydana gelen savaşlarda milyonlarca insan ölmüş, milyonlarcası da çeşitli şekillerde etkilenmiştir.

Çağımızda teknoloji tahayyül edilemeyecek kadar büyük gelişmeler kaydetmiştir. Ancak refah artarken şükür azalmakta, insanlık hiç olmadığı kadar inanç problemleri, ahlaki sapkınlıklar ve bütün bunların kendisine yaşattığı ruhi bunalımlarla mücadele etmektedir. Dünyada son on yılda ruh sağlığı hastalıklarının görülme sıklığı % 16 oranında artmıştır.

Dünyadaki fesadın sebebi, insanın işlediği kötülüklerdir. İnsanın başta şirk ve küfür olmak üzere Allah’a isyanı, haramları fütursuzca işlemesidir. Allah’ı unutması, kendi çıkarından başka bir şey düşünmemesi, gerek insanlara gerekse insan dışındaki varlıklara karşı hiçbir sorumluluk hissetmemesidir. Kendi istek ve arzularına gem vuracak vicdani bir ölçüden mahrum olması, hemcinsine de diğer varlıklara da hor ve hakir davranmasıdır. Bu yaklaşım tarzının sonucu, tabiatın dengesinin, sosyal düzenin ve ahlaki yapının bozulmasıdır. Ayette geçen “elleri ile işledikleri” ifadesi, hakiki anlamı olduğu gibi mecazi anlamı da ifade etmektedir.

Yüce Allah Hakka ve hakikate dönmeleri için, insanların yaptıklarının bazı kötü sonuçlarını dünyada onlara tattırmaktadır. (Şura, 42/30; Araf, 7/168.) Ancak masum insanların yaşadıkları acılar, çeşitli hikmetler barındırmakta; ahiret hayatına yönelik hayırlı sonuçlar içermektedir.

Genel olarak insanoğlu, bilinçsiz ve sorumsuz davranışları ile fesadı yaygınlaştırmakta; böylece Allah’ın ihsan ettiği nimetlerden, dünyada sağlıklı ve huzurlu bir hayat sürmekten kendisini mahrum bırakmaktadır. Fesadın hakim olmasının bir başka sonucu da vardır ki o da uhrevi nimetlerden mahrumiyettir. Kur’an’da bu husus, “İşte ahiret yurdu. Biz onu yeryüzünde büyüklük taslamayan ve bozgunculuk (fesat) çıkarmayanlara has kılarız. Sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır.” (Kasas, 28/83.) diye ifade edilmiştir.