Makale

VEFATININ 69. YILI VESİLESİYLE AHMET HAMDİ AKSEKİ’NİN EĞİTİMCİ KİŞİLİĞİ

VEFATININ 69. YILI VESİLESİYLE

AHMET HAMDİ AKSEKİ’NİN EĞİTİMCİ KİŞİLİĞİ

Dr. Mehmet BULUT
DİB Başkanlık Müşaviri

9 Ocak 1951’de görevi sırasında vefat eden üçüncü Diyanet İşleri Reisimiz Ahmet Hamdi Akseki (1887-1951), eskilerin ifadesiyle “yed-i tûlâ” bir şahıs, çok yönlü bir kişi. O bir âlim, bir profesör, bir müellif, bir eğitimci, üst düzey bir bürokrat, bir gazeteci... Tabii, bütün bu meziyetleriyle birlikte “Akseki” derken, haklı olarak unutulmaz bir Diyanet İşleri Başkanı akla gelir. O, bu makama, din ve diyanet hizmetlerinin hemen her kademesinde bulunarak geldi. Reisliğin kuruluşu sırasında Müşavere Heyeti azası, sonra Reis Muavini, sonra da Reis. Ama o, ilk olarak meslek hayatına 1916’da din dersi muallimliğiyle başladı. Sonra Darülfünun’da öğretim üyeliği. Ve nihayet Şeriyye ve Evkaf Vekâleti Tedrisat Umum Müdürü; yani Din Öğretimi Genel Müdürü. Kanaatimce ilk Din Öğretimi Genel Müdürümüz o.

Akseki merhum, Şeriyye Vekâleti Tedrisat Umum Müdürü olduğu 1920-1924 yılları arasında, dönemin orta ve yüksek din öğretimi kurumları olan medreselerdeki eğitim öğretime bir çekidüzen vermek, bu müesseselere bir seviye kazandırmak için gecesini gündüzüne katarak çalıştı, bu alanda yaşanan problemlerin çözümü doğrultusunda raporlar hazırlayarak bağlı bunduğu vekâlete sundu. Milli Meclis hükümetleri de Akseki’nin hazırlanmasına öncülük ettiği nizamnamelere resmiyet kazandırdı, onları uygulamaya koydu. Akseki, imkânların çok sınırlı olduğu Milli Mücadele yıllarında, Anadolu’nun her tarafında yeni medreselerin açılmasına çalıştı.

Akseki’nin 1923 yılında hazırlayıp Şeriyye Vekâletine takdim ettiği raporlardan biri, “Yeni İslam Medreseleri Hakkında Mühim Bir Rapor” başlığıyla, dönemin güçlü süreli yayını Sebilürreşad dergisinde de yayımlandı. (c. 21, sy. 522, s. 11-16.) Söz konusu raporda, İkinci Meşrutiyetin ilanını müteakip medreselerde girişilen ıslahatın önemli olduğunu; ancak araya giren Birinci Dünya Harbi ile bir sonuca ulaşılamadığını belirten Akseki, bilahare ilk Büyük Millet Meclisi hükümetince İlmiye Medreseleri çerçevesinde yapılan çalışmalar ve bu kapsamda hazırlanarak 8 Mayıs 1921’de yürürlüğe konan Medaris-i İlmiye Nizamnamesi hakkında bilgi vermişti.

Raporunun bir yerinde, şeri ilimlerden hiçbirini feda edemeyeceğimiz gibi akli bilimleri ve çağdaş fen bilimlerini de ihmal edemeyeceğimizi; çünkü bunların hepsinin bizim malımız olduğunu altını çizerek ifade eden Akseki, eğitim müesseselerimizin buna göre dizayn edilmesini, müfredat programlarının buna göre yapılmasını önerir.

Arapçanın klasik usulde öğretildiği bir dönemde onun, “Arapçayı en kısa bir zamanda belleyebilmek için yeni usulde sarf, nahiv ve kıraat kitabı lazımdır.” şeklindeki tespiti de önemlidir. Diğer bilim dalları için de aynı şeyin geçerli olduğunu ifade eden Akseki, önerisini İbn Haldun’dan bir iktibasla temellendirerek şöyle der: “İbn Haldun’un dediği gibi âlemde insanın tahsil edemeyeceği bir fen yoktur. Bir fen için senelerce emek sarf edip de yine ona ait esaslı bir fikir edinemeyenler, mutlaka kabiliyetsizlikle itham olunamazlar; bu, usul-i tedrisin yanlışlığından ileri gelmektedir. Bir fenni tahsil için en muvafık usul, evvela tahsili matlup olan fennin müttefikunaleyh olan mesailini sade bir şekilde bellemeli, saniyen muhtelifunfih olanları görülmeli, sonra da o fennin felsefesine, ihtilâfatın menşeine ve bu ihtilâfatın istinat ettiği edilenin tetkikine geçilmelidir. Binaenaleyh maksada göre medreselerde okutulması muktezi kitapların bir an evvel vücuda getirilmesi esbabı istikmâl olunmalıdır.”

Alınacak tedbirlerle halkın din eğitimi kurumlarına olan sevgisinin boşa çıkarılmaması da onun bu raporundaki tavsiyeleri arasındadır. Aksekili şu vurucu cümlelerle söz konusu raporunu tamamlar: “Milletin hayatına taalluk eden mesail-i muazzama birkaç şahsın düşüncesiyle halledilemez. Şahsi kararlar şahısla beraber gider. Böyle meseleler, yakından alakadar olan bir heyet-i ilmiye tarafından müzakere ve münakaşa edildikten sonra bir karara raptedilmeli ve sonra kim gelirse gelsin o kararı tatbike mecbur olmalıdır.”

Akseki merhum yine 1923 yılında, nitelikli vaiz ve din hizmetlisi yetiştirmek amacıyla bir ihtisas medresesi olarak açılmış olan ve o yıllarda henüz eğitim faaliyetlerini sürdüren “Medresetü’l-İrşad” hakkında da bir rapor hazırlayıp yine sözü edilen vekâlete sunmuş, bu rapor da Sebilürreşad’da yayınlanmıştı. (Medresetü’l-İrşad, c. 21, sayı: 538-539, s. 142-144.) Akseki’nin medreseler çerçevesindeki bu düşüncelerinin büyük ölçüde günümüz din eğitimi müesseseleri için de önemli olduğunu düşünüyoruz.

Gün geldi, devran döndü; 3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanununa dayanılarak medreseler kapandı. Kapanan medreseler yerine Maarif Vekâletine bağlı olarak açılan İmam ve Hatip mektepleri de çok geçmeden kapanacak veya kapatılacaktır. Çok emek sarf ettiği bir eserinin bir anda elinden uçup gitmesi karşısında bir insan nasıl bir hayal kırıklığı yaşarsa, büyük emek verdiği medreselerin kapatılması karşısında Ahmet Hamdi Akseki de aynısını yaşadı.

Ahmet Hamdi Efendi, 3 Mart 1924’ten sonra artık Diyanet İşleri Reisliğindedir. O idbar günlerinin geçmesi beklenir, vakt-i merhûn gelecekti elbette. Nitekim 1947’den sonra ülkemizde dinî alanda kısmi bir yumuşama yaşandı. İşte, hepimizin bildiği, ilkokulların dört ve beşinci sınıflarına ihtiyari din derslerinin konması, İmam Hatip kurslarının, Ankara Üniversitesine bağlı İlahiyat Fakültesinin açılması... İşte Akseki’nin eğitime olan ilgisi bu gelişmeler üzerine yeniden canlanacaktır. Kendisi de artık Reislik makamındadır; sorumluluğu daha da fazladır. Bu az buçuk imkânlardan nasıl faydalanılacak, bu küçük fırsatlar nasıl değerlendirilecektir; bunlar üzerinde kafa yormaya başlar. O ve emsali milletin dertlilerine göre, bu küçük imkânlar olabildiğince çoğaltılmalı ve ümmetin sıkıntıları hafifletilmeliydi.

Evet, 1949’da ilkokulların dört ve beşinci sınıflarına ihtiyari ve program dışı din dersleri konulması üzerine, Maarif Vekâletiyle Diyanet İşleri Reisliği arasında oluşturulan bir komisyon, okutulacak dersler için bir müfredat programı hazırladı. Yine Maarif Vekâletiyle yapılan protokole göre, bu müfredat çerçevesinde din dersi kitapları Diyanet İşleri Reisliğince hazırlanacak, basım işi ise Vekâletçe yapılacaktı. Bu protokol gereğince Diyanet İşleri Başkanı Akseki başkanlığında oluşturulan komisyon, yoğun çalışmalar sonucunda istenen kitapları hazırladı ve “Din Dersleri Birinci Kitap” ve “Din Dersleri İkinci Kitap” adıyla 1949 yılında Maarif Vekâletince basıldı. Nitekim her iki kitabın iç kapaklarında, bu kitapların Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlandığı ve Diyanet İşler Başkanının reisliğinde oluşturulmuş özel bir komisyonca incelendikten sonra Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesinin kararıyla ilkokulların dördüncü ve beşinci sınıflarında ihtiyari okutulmasının uygun görüldüğü ifadesine yer verilmişti.

Şahsen, sözü edilen kitaplarda yer alan metinlerin büyük bir kısmının Akseki tarafından kaleme alındığını düşünüyorum.

Bir ayrıntı olarak, sözünü ettiğimiz ders kitaplarının 1970’li yılların sonuna kadar ilkokullarda okutulduğunu, nice insanımızın hafızasında buradaki şiir, hikâye ve anekdotların iz bıraktığını ifade etmeliyim.

Akseki Hocamız, sadece ders kitaplarının hazırlanmasıyla yetinmedi; bu kitaplardaki dersleri açıklayıcı, genişletici mahiyette iki de yardımcı ders kitabı hazırlayarak bunları “Öğretmen ve Öğrencilere Yardımcı Açıklamalı Din Dersleri” adıyla yayınladı. Kanaatimce bu icraatıyla Akseki, sahamızda yardımcı ders kitabı yazan belki de ilk kişidir. Bu kitaplarda imza olarak özellikle “Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki” imzasını kullanmayı tercih etmişti. Bu iki kitabın da Başkanlıkta oluşturulan bir komisyonca incelendikten sonra Milli Eğimi Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi’nin kararıyla ilkokulların dört ve beşinci sınıflarında ihtiyari olarak okutulması uygun görülmüş olan din dersleri için yardımcı kitap olmak üzere kaleme alındığı not edilmişti. Müellif, bu kitaplarını hem öğretmenlerin hem de öğrencilerin faydalanabileceği şekilde hazırlamıştı. Bu yardımcı ders kitaplarının özel yayın olarak yayımlandığı bilgisini de kaydetmeliyim.

Sözü edilen yardımcı ders kitabına yazdığı önsözde Akseki, ilkokul düzeyindeki çocuklara dini öğretmenin inceliği konusunda şu dikkat çekici bilgiyi verir: “İlkokul öğrencilerine din dersi okutmak, sanıldığı kadar kolay değildir. Bu yaştaki çocuklar (ki tecrit/soyutlama kabiliyeti gelişmemiştir) için bilgi ile öğretmen arasında açık bir fark yoktur. Öğrenci öğretmeni severse onun söylediklerini can kulağıyla dinler ve öğrettikleri kalbinde yer eder (…). Bundan dolayıdır ki bilhassa din dersi öğretmenleri her şeyden önce kendilerini öğrencilere sevdirmenin yollarını düşünmeli ve bilmelidir (…). Eğer bu önemli noktaya kıymet vermez ve bunu daima göz önünde tutmazsa çocuğu sadece dersten ve kitaptan değil, dinden de soğutabilir.”

Merhum Ahmet Hamdi Akseki, Diyanet İşleri Başkanlığı görevinin son yılında ve vefatından kısa bir süre önce, daha önce Tedrisat Umumu Müdürü olduğu yıllarda hazırladığı raporlarının daha detaylı bir versiyonu olarak “Din Tedrisatı ve Dinî Müesseseler Hakkında Bir Rapor” başlığıyla bir rapor daha hazırladı; bu raporu hem ilgili devlet makamlarına resmen sundu hem de matbu hâle getirerek kamuoyuyla paylaştı. Bu derinlikli etüdünde hocamız, Milli Mücadele yıllarından başlayarak, 1950’ye kadar olan ve bizzat kendisinin de yaşadığı süreçte din eğitimi ve din hizmetlerindeki gelişmeleri, yaşanan acı tecrübeleri ve gelinen son durumu tam bir vukufiyetle ortaya serdi, problemlerin çözümü noktasında da fevkalade ufuk açıcı önerilerde bulundu. Tarafımdan hazırlanıp İslamiyat dergisinde yayınlanan (İslamiyat IV (2001), sayı 1, s. 131-144.) bu rapora, dergimizdeki yazılarımızda da çeşitli vesilelerle atıfta bulunduğumuzdan burada raporun detayına girmiyoruz.

Bir makale çerçevesinde sunmaya çalıştığımız bu kısa malumat bile zannederim ki Akseki’nin ufku son derece geniş bir eğitimci olduğunu ortaya koymaya kâfidir.

Uzun söze ne hacet? Bir Diyanet İşleri Reisi düşünün ki din eğitiminin hiçbir çeşidine yer verilmeyen yirmi beş yıl aradan sonra, ilkokullarda okutulmasına karar verilen din dersleri için ders kitabı hazırlanması söz konusu olduğunda, bu işi kendi üzerine terettüp önemli bir vazife telakki ediyor, bu kitapların hazırlanmasında bilfiil çalışıyor; bununla da yetinmeyerek oturup yardımcı ders kitabı yazıyor... “Yavrularımıza Din Dersleri” gibi daha birçok eseri bir yana bu iki gayreti bile onun eğitimle, hassaten din eğitimiyle ne kadar ilgili olduğunu belgelemeye kâfidir.

Vefat yıldönümünde Yüce Mevla’dan hocamıza bir kez daha rahmet niyaz ediyoruz.