Makale

KUR’AN-I KERİM’DE HZ. MUHAMMED (S.A.S)’İN RİSALETİNE DELALET EDEN AYETLER

KUR’AN-I KERİM’DE HZ. MUHAMMED (S.A.S)’İN RİSALETİNE DELALET EDEN AYETLER

M. Talât KARAÇİZMELİ

“MUHAMMED, İÇİNİZDEN HERHANGİ BİR ADAMIN BABASI DEĞİL; O, ALLAH’IN ELÇİSİ VE PEYGAMBERLERİN SONUNCUSUDUR. ALLAH, HER ŞEYİ BİLENDİR.”(el-Ahzâb: 40)
“KUR’AN’I ANCAK HAK OLARAK İNDİRDİK VE ODA HAK OLARAK KALDI. SENİ DE EY MUHAMMED YALNIZ MÜJDECİ VE UYARICI OLARAK GÖNDERDİK.” (el-İSRA: 105)

KUR’AN-I KERİM’de Hz. Muhammed (s.a.s.)’in risalet ve nübüvvetine delalet eden ve O’na vahy geldiğini tasdik eden pek çok ayetler vardır. Bu yazıda vahy ile ilgili ayetlere değil, sadece Rasûlullah (s.a.s.)’ın risaletine ve peygamberlik vazifelerine işaret eden ayetlerden bir kısmına yer verdik. Kanâatimize göre, ayet-i kerimelerin açıklamalarına geçmeden onları meal olarak görmek, sonra kısaca açıklama yapmak daha uygun olduğundan, seçilen ayet-i kerimelerin meallerini aşağıda, Kur’an-ı Kerim’de surelerin dizilişine göre sıraladık:

“Habibim, doğrusu biz seni hak Kur’an ile müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen cehennemliklerden sorumlu tutulmayacaksın.”(Bakara, 119)

“Nitekim size, ayetlerimizi okuyacak, sizi kötülükten arıtıp, tertemiz yapacak, size Kitabı (Kur’an’ı) ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi belletecek, içinizden bir Peygamber gönderdik.”(Bakara, 151)

“Ya Muhammed! İşte bunlar Allah’ın ayetleridir ki, onları sana dosdoğru olarak okuyoruz. Şüphesiz sen gönderilen peygamberlerdensin.”(Bakara, 152)

“Allah peygamberlerinden ahid almıştı: “Andolsun ki, size kitap, hikmet verdim; siz de olanı tasdik eden bir Peygamber gelecek, O’na mutlaka inanacaksınız. Ve O’na mutlaka yardım edeceksiniz, ikrar edip bu ahdi kabul ettiniz mi? demişti, “ikrar ettik” demişlerdi de: “Şâhid olun, ben de sizinle beraber şahitlerdenim.”demişti.”(Al-i İmran, 81)

“İşte bunlar, ey Muhammed! Sana doğru olarak okuduğumuz Allah’ın ayetleridir. Allah hiç kimseye zulmetmek istemez.”(Al-i İmran, 108)

“Andolsun ki, Allah, inananlara, ayetlerini okuyan, onları arıtan, onlara kitabı ve hikmeti öğreten, kendilerinden bir peygamber göndermekle iyilikte bulunmuştur. Hâlbuki onlar, önceleri apaçık sapıklıkta idiler.”(Al-i İmran, 164)

“Ey Muhammed! Seni insanlara peygamber olarak gönderdik, şahid olarak Allah yeter.”(Nisâ, 79)

“Ey Muhammed! Eğer sana Allah’ın bol nimeti ve rahmeti olmasaydı, onlardan birtakımı seni sapıtmaya çalışırdı. Hâlbuki onlar kendilerinden başkasını saptıramaz, sana da bir zarar veremezler. Allah sana kitap ve hikmet indirmiş, sana bilmediğini öğretmiştir. Allah’ın sana olan nimeti ne büyüktür.”(Nisâ, 113)

“Fakat Allah, sana indirdiği ile şahitlik eder ki, O, bunu kendi ilmiyle indirmiştir. Melekler de şahitlik ederler. Ve şahit olarak Allah yeter.”(Nisâ, 66)

“Ey İnsanlar! Peygamber, Rabbinizden size gerçekle geldi, inanmanız sizin hayrınızadır. Eğer inkâr ederseniz bilin ki, göklerde ve yerde olanlar Allah’ındır. Allah bilendir, hâkimdir.”(Nisâ, 170)

“Ey Kitap Ehli! Kitaptan gizleyip durduğunuzun çoğunu size açıkça anlatan ve çoğundan da geçiveren Peygamberimiz gelmiştir. Doğrusu size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir.”(Maide, 15)

“Ey Kitap Ehli! Peygamberlerin arası kesildiğinde, ‘Bize müjdeci ve uyarıcı gelmedi’ dersiniz diye, size açıkça anlatacak peygamberiniz geldi. Şüphesiz o, size müjdeci ve uyarıcı olarak gelmiştir. Allah her şeye kaadirdir.”(Maide, 19).

“Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan, O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korusun. Doğrusu Allah, kâfirlere yol göstermez.”(Maide, 67)

“Rabları (katında) toplanacaklarından korkanları Kur’an’la uyar. Ondan başka bir dost ve aracıları yoktur. Umulur ki, Allah’tan sakınırlar.” (En’am, 51)

“Bu indirdiğimiz, kendinden öncekileri doğrulayan, Mekke’lileri ve etrafındakileri uyaran mübarek Kitap’dır. Ahirete inananlar, buna inanırlar, namazlarına da devam ederler.”(En’am, 92)

“Yâ Muhammedi De ki: Ey insanlar! Doğrusu ben, göklerin ve yerin hükümdârı, O’ndan başka ilah bulunmayan, dirilten ve öldüren Allah’ın hepiniz için gönderdiği Peygamberiyim. Allah’a ve okuyup yazması olmayan, haber getiren peygamberine -ki o da Allah’a ve sözlerine inanmıştır-inanın, O’na uyun ki, doğru yolu bulasınız.”(A’raf, 158)

“De ki: Allah’ın dilemesi dışında ben kendine bir fayda ve zarar verecek durumda değilim. Görülmeyeni bileydim, daha çok iyilik yapardım ve bana kötülük de gelmezdi. Ben sadece inanan bir mileti uyaran ve müjdeleyen bir Peygamberim.”(A’raf, 188)

“Puta tapanlar; hoşlanmazsa da dinini bütün dinlerden üstün kılmak üzere, peygamberini doğru yol ve hak dinle gönderen Allah’tır.”(Tevbe, 33)

“Ey inananlar! Andolsun ki, içinizden size, sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, inananlara şefkatli ve merhametli bir Peygamber gelmiştir.”(Tevbe, 128)

“De ki: Ey İnsanlar! Rabbinizden size gerçek gelmiştir. Doğru yola giren ancak kendisi için girmiş ve sapıtan da kendi zararına olarak sapıtmıştır. Ben sizin bekçiniz değilim.”(Yûnus, 108)

“Tâ ki, Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Şüphesiz, ben sizi O’nun tarafından uyaran ve müjdeleyen bir Peygamberim.”(Hûd, 2)

“Peygamberlerin haberlerinden -onunla kalbini (tatmin ve) tesbit edeceğimiz-her çeşidini sana kıssa olarak anlatıyoruz. Bunda (bu süre ile) de sana hak ve mü’minlere bir öğüt ve bir muhtıra gelmiştir.”(Hûd, 120)

“Ey Muhammed! De ki: Benim yolum budur; ben ve bana uyanlar bilerek, insanları Allah’a çağırırız, Allah’ı ulularım. Ben asla Allah’a eş koşanlardan değilim.”(Yûsuf, 108)

“İnkâr edenler; Rabbinden Muhammed’e bir mu’cize indirmeli değil miydi? derler. Sen ancak uyaransın. Her milletin bir yol göstereni vardır.”(Ra’d, 7)

“Andolsun ki, senden önce nice Peygamberler gönderdik, onlara eşler ve çocuklar verdik. Allah’ın izni olmadan hiçbir peygamber bir ayet getiremez. Herkesin sûresi yazılıdır.”(Ra’d, 38)

“İnkâr edenler! ‘Sen Peygamber değilsin’ derler. De ki: ‘Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve Kitab’ı bilenler yeter.”(Ra’d, 43)

“Elif, lâm, râ. Bu bir kitaptır ki, (bütün) insanları Rablarının izniyle karanlıklardan aydınlığa, o yegâne galip, hamde layık olan (Allah)’ın yoluna çıkarman için onu sana indirdik.”(İbrahim, 1)

“De ki: Doğrusu ben apaçık bir uyarıcıyım.”(Hicr, 89)

“Ey Muhammed! Artık sana buyurulanı açıkça ortaya koy, puta tapanlara aldırış etme.”(Hicr, 94)

“(O Peygamberler) apaçık bürhanlarla (mu’cizelerle) ve kitaplarla (gönderildiler habibim) biz sana da Kur’an’ı indirdik. Tâ ki, insanlara, kendilerine ne indirildiğini açıkça anlatasın ve tabii olanlar da iyice fikirlerini kullansınlar.”(Nahl, 44)

“Eğer yüz çevirirlerse, ey Muhammed! Sana düşenin sadece açıkça tebliğ olduğunu bil.”(Nahl, 82)

“Kur’an’ı ancak hak olarak indirdik ve o da hak olarak kaldı. Senide ey Muhammed yalnız müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.”(İsrâ, 105)

“Ey Muhammed! Biz Kur’an’ı Allah’a karşı gelmekten sakınanları müjdelemen ve inatçı-milleti uyarman için senin dilinde indirerek kolaylaştırdık.”(Meryem, 97)

“Ey insanlar! Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıcıyım.”(Hacc, 49)

“Aslında sen onları doğru yola çağırıyorsun.”(Mü’minûn, 73)

“Furkanı, âlemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna (Muhammed’e) indiren (Allah’ın şânı) ne yücedir.”(Furkan, 1)

“Ey Muhammed! Biz seni sadece müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.” (Furkan, 56)

“Ey Muhammed! Apaçık Arap diliyle uyaranlardan olman için onu Cebrâil senin kalbine indirmiştir.”(Şuarâ, 193-194-195)

“Ama biz nice nesiller var etmiştik. Üzerlerinden yıllar geçti. Ey Muhammed! Sen Medyen halkına arasında bulunup, onlara ayetlerimizi okumuyordun, fakat o haberleri sana gönderen biziz.”(Kasas, 45)

“Sen, Musa’ya hitap ettiğimiz zaman, Tûr’un yanında değildin. Senden önce kendilerine uyarıcı gelmeyen bir milleti uyarman için, Rabbinden bir rahmet olarak gönderildin, belki düşünürler.”(Kasas, 46)

“Ey Muhammed! Kur’an’a uymayı sana farz kılan Allah, seni döneceğin yere döndürecektir. De ki: Rabbim, kimin doğrulukla geldiğini, kimin apaçık sapıklıkta bulunduğunu en iyi bilendir.”(Kasas, 85)

“Sen, sana bu Kitâb’ın verileceğini ummazdın. O, ancak Rabbinin bir rahmetidir, öyleyse sakın inkârcılara yardımcı olma.”(Kasas, 86)

“Allah’ın ayetleri sana indirildiğinde, sakın seni onlardan alıkoymasınlar. Rabbine çağır, sakın putperestlerden olma.”(Kasas, 87)

“Muhammed içinizden herhangi bir adamın babası değil, O, Allah’ın elçisi ve Peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilendir.”(Ahzâb,40)

“Ey Peygamber! Biz seni şahit, müjdeci, uyarıcı, Allah’ın izniyle O’na çağıran, nurlandıran bir ışık olarak göndermişizdir.”(Ahzâb, 45-46)

“Ey Muhammed! Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak göndermişizdir; fakat insanların çoğu bilmez.”(Sebe, 28)

“Ey Muhammed! De ki: Size tek bir öğüdüm vardır. Allah için ikişer ikişer, tek tek kalkınız, sonra düşününüz, göreceksiniz ki, arkadaşınızda bir delilik yoktur. O, yalnız çetin bir azâbın öncesinde sizi uyarmaktadır.”(Sebe, 46)

“Sen sadece bir uyarıcısın.”(Fâtır, 23)

“Şüphesiz biz seni, müjdeci ve uyarıcı olarak, gerçekle gönderdik. Geçmiş her ümmet için de bir uyarıcı bulunagelmiştir.” (Fâtır, 24)

“Sen (Habibim) hiç şüphesiz gönderilen (Peygamber)lerdensin. Dosdoğru bir yol üzerindesin.”(Yâsîn, 3-4)

“Ey Muhammed! De ki: Ben sadece bir uyarıcıyım. Gücü her şeye yeten tek Allah’tan başka ilah yoktur.”(Sâd, 65)

“Ey Muhammed! Andolsun ki, senden önce birçok Peygamberler gönderdik, sana onların kimini anlattık, kimini anlatmadık, hiçbir peygamber Allah’ın izni olmadan bir ayet getiremez. Allah’ın buyruğu gelince iş gerçekten biter. İşte o zaman, boşa uğraşanlar hüsranda kalırlar.”(Mü’min, 78)

“Sonra, ey Muhammed! Seni de din konusunda bir şeriat sahibi kıldık, ona uy, bilmeyenlerin heveslerine uyma.”(Câsiye, 18)

“Ey Muhammed! De ki: Ben peygamberlerin ilki değilim, benim ve sizin başınıza gelecekleri bilmem, ben ancak bana vahyolunana uymaktayım, ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.”(Ahkâf, 9)

“İnanıp yararlı iş işleyenlerin ve Muhammed’e Rablarından bir gerçek olarak indirilene inananların kötülüklerini Allah örter ve durumlarını düzeltir.”(Muhammed, 2)

“Ey Muhammed! Doğrusu seni şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.”(Fetih, 8)

“Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, peygamberlerini, doğruluk rehberi Kur’an ve hak din ile gönderen O’dur. Şahit olarak Allah yeter.”(Fetih, 28)

“Muhammed, Allah’ın elçisidir.”(Fetih, 29)

“Ey Muhammed! De ki öyleyse Allah’a koşun, doğrusu ben sizi O’nun azabı ile açıkça uyarırım.”(Zâriyat, 50)

“Arkadaşınız Muhammed sapmamış ve azmamıştır. O, kendiliğinden konuşmamaktadır. O’nun konuşması ancak, bildirilen bir vahiy iledir.”(Necm, 2-3-4)

“Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kulu Muhammed’e apaçık ayetler indiren O’dur. Doğrusu Allah size karşı şefkâtlidir, merhametlidir.”(Hadid, 9)

“Putperestler istemese de dinini bütün dinlerden üstün kılmak için, Peygamberini doğruluk rehberi Kur’an ve gerçek dinle gönderen O’dur.”(Saff, 9)

“Kitapsız kimseler arasından, kendilerine ayetlerini okuyan, onları arıtan, onlara kitab’ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O’dur. Onlar, daha önce, şüphesiz apaçık bir sapıklık içinde idiler.”(Cuma, 2)

“Onlardan başkalarına da-ki henüz onlara katılmamışlardır-kitap ve hikmeti öğretmek üzere, peygamberi gönderen Allah’tır.”(Cuma, 3)

“Ey Muhammed! İkiyüzlüler sana gelince: Senin şüphesiz Allah’ın Peygamberi olduğuna şehadet ederiz, derler. Allah, senin kendisinin Peygamberi olduğunu, bununla beraber Allah, ikiyüzlülerin yalancı olduklarını da bilir.”(Münâfikûn, 1)

“İnanıp yararlı işler işleyenleri karanlıklardan aydınlığa çıkarmak üzere, size Allah’ın apaçık ayetlerini okuyan bir Peygamber göndermiştir.”(Talâk, 11)

“De ki: O’nu bilmek ancak Allah’a mahsustur. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.”(Mülk, 26)

“Firavun’a bir peygamber gönderdiğimiz gibi, size de hakkınızda şahitlik edecek bir peygamber gönderdik.”(Müzemmil, 15)

“Ey örtüye bürünen Muhammed! Kalk da uyar.”(Müddessir, 1-2)

“Sen sadece kıyametten korkanı uyaransın.”(Nâziat, 45)

“Ey Muhammed! Yaratan, insanı pıhtılaşmış kandan yaratan Rabbinin adıyla oku.”(Alâk, 1-2)

“Allah tarafından Rasûl’dür ki, (kâfirler üzerine) bâtıl olan şeylerden arınmış, temiz sahifeler okur. Sahifelerde yazılmış olan ahkâm doğrudur.”(Beyyine, 2-3)

AYETİ KERİMELERİN KISA AÇIKLAMASI

Ayet-i kerime meallerini dikkatle okuyup, düşündüğümüzde, yirmiden fazla özellikle karşılaşırız. Bunların başında Hz. Muhammed (s.a.s.)’in risaletinin tasdik ve te’yidi bulunmaktadır. Cenab-ı Hak, hiçbir şek ve şüpheye meydan vermeyecek şekilde Rasûl-i Ekrem’in diğer Peygamberler gibi bir Peygamber olduğunu ve aynı zamanda son Peygamber olup, kendisinden sonra Peygamber gelmeyeceğini bize haber vermektedir. O’nun yalnız geldiği kavme ve asra mahsus olmayıp, kıyamete kadar bütün beşeriyete Peygamber olarak gönderildiğini ve onun gösterdiği yoldan ayrılanların, onun tebliğ buyurduğu esaslara uymayanların, hangi çağda olursa olsun sapıklıktan ve Allah’a karşı gelmiş olup, günahtan kurtulamayacakları da Kur’an-ı Kerim’in bu ayetlerinde açıkça belirtilmiştir.

Hz. Muhammed (s.a.s.)’in risaleti o kadar aşikârdır ki, bu mevzuda onun mu’cizeye dahi ihtiyacı yoktur. O’nun doğuştan itibaren, bütün hayatı, tavr-ı harekâtı ve insanlarla olan münasebetleri kendisini çevresindekilerden ayırıyor, bir fevkalâdeliği bulunduğu fikrini telkin ediyor, hülâsa yaşantısı Peygamberliğini tasdika yetiyordu. Bunun içindir ki, ayet-i kerimelerde içinizden bir peygamber gönderdik ve siz onu çok iyi tanırsınız deniyor. Ama bütün bunlarla beraber, O’na uymayıp, sapıklığa devam edenlerin cezalarını çekecekleri ve bundan Rasûlullah’ın sorumlu olmayacağı ve onları icbar edemeyeceği de açıkça bildiriliyor. Çünkü herkesin yapacağı nefsine, inananın hayrı, inanmayanın kötülüğü kendisinedir.

Rasûl-i Ekrem’in ilk görevi, hiç şüphesiz insanları Allah (c.c.)’ın birliğine inanmaya çağırıp, onları şirkin karanlıklarından kurtarmaktır. O da öyle yaptı.

Şirkin, puta tapıcılığın, çirkin yaşantısından onları kurtardı. Bu davet ve uyarma, Kur’an-ı Kerim ayetlerinin onlara okunmasıyle başladı. Zaten dikkatle bakıldığında, mealleri verilen ayetlerin ekserisi, Rasûlullah (s.a.s.)’ın uyarıcı ve müjdeci olduğunu gösterir. Ama bu ikaz Allah (c.c.)’ın emrettiği şekilde ve bildirilen ölçü içerisindedir. Bunda da rehber Kur’an-ı Kerim’dir. Uyarının en belli başlı vasfı, inananların müjdelenmesi, yani dünya ve ahiret saadetine ereceklerinin duyurulması, inanmayanların ise dünyada hüsrana uğrayıp, ahirette azaba uğrayacaklarının, hiçbir art düşünceye yer verilmeden bildirilmesidir. Hz. Peygamber bu görevini, etrafındakilerle beraber, haberci ve mektuplar göndererek her tarafa tebliğ etmiştir. Hadis ve Siyer kitaplarında bu mektupların metinleri mevcut bulunmaktadır. Yani Hz. Peygamber tebliğ vazifesini eksiksiz olarak yerine getirmiştir.

Rasûlullah (s.a.s.)’in almış olduğu ilahi emirler arasında, onun kitabı ve hikmeti öğretmesi de vardır. Kitaptan maksat, Kur’an-ı Kerim ve O’nun ahkâmının tatbikatiyle öğretilmesidir. Hikmetin anlamı ise başta güzel ahlak olmak üzere, her türlü faydalı bilim ve tekniktir. Tabii bu tâbir çok geniş olup, yararlı her mevzûu içine almaktadır. Bununla beraber Rasûl-i Ekrem o güne kadar, insanların bilmediği pek çok şeyi onlara öğretmiştir.

Kur’an-ı Kerim’in tabiriyle Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Peygamber olarak gelmesiyle insanlık karanlıklardan aydınlığa çıkmıştır. Her şeyden önce şirkin, yani Allah (c.c.)’a eş koşmanın vicdanlardaki karanlığı, cemiyette nizamı sarsmış, ahlak ve faziletten eser bırakmamıştır. Toplum, kendilerini zulme kaptırmış olan zalimlerin, güçlülerin diledikleri gibi yaşama arzuları uğruna, zayıf ve maddî güçten yoksun olanlara reva gördükleri, insanlık dışı davranışlarının kara bulutlarıyle, yaşanmaz bir manzara arzederken, cehalet örümceği de ağlarını kafaların içinde örmüş, dünya gerçekten manevî bir karanlığa bürünmüştü. İşte, Hz. Muhammed (s.a.s.) bu kara perdeyi yırtarak, insanları Allah (c.c.)’ın izniyle aydınlığa çıkarmıştır. Bu aydınlığa çıkış yalnız O’na inananlara mahsus olmayıp, cihanşümûl olmuştur. O’nun etkisi her tarafta, hatta inanmayanların yaşantısında da kendisini göstermiştir. Merhum Mehmet Akif’in bir şiirinde belirttiği gibi, cemiyet de fert de O’na medyun-u şükrandır.

O’nun gösterdiği yolda, insanlar dünyanın sonuna kadar aydınlıkta yürüyeceklerdir.

Hz. Muhammed (s.a.s.) insanlara doğru yolu gösterip, onları günışığına çıkarırken, toplum yararı yerine, şahsî menfaâtlarını düşünen egoistler, zalimler elbette O’na karşı çıkacaklardı, çıktılar da. Fakat buna karşı Cenab-ı Hak, onlar istese de istemese de Hz. Muhammed (s,a.s.)’in muvaffak olacağını ve Allah (c.c.) O’nun vasıtasıyle dinini bütün dinlerden üstün kılacağını haber verdi ve öyle oldu. Netice, zalimlerin, asilerin, azgınların hüsranı, hakkın ve hakka tapanların muzafferiyetleriyle tecelli etti. Allah (c.c.)’ın, Rasûlü (s.a.s.)’ne va’di yerine geldi.

Ne acıdır ki, bu karşı gelenlerin içinde kitap ehli olanlar da vardı. Ama netice değişmedi.

Peygamberler, ilâhî emirleri gerçekleştirirken, Allah (c.c.)’ın himayesindedirler. Onlara kimsenin gücü yetmez. Ne Nemrut, Hz. İbrahim (s.a.s.)’i, ne Firavun Hz. Mûsâ (a.s.)’yı ve ne de Ebû Cehil ile destekleyicileri Hz. Muhammed (s.a.s.)’i yolundan döndürebildi. Peygamberler, Cenab-ı Hakk’ın koruması ile görevlerini yaparken, zulme yer vermedikleri gibi, sapıklara da uymazlar ve hiç kimsenin kendilerine dil uzatmayacağı bir hayat sürdürürler. Düşmanlarının, Rasûl-i Ekrem’e Muhammedü’l-Emin dedikleri gibi. Onları Peygamberlere itâat ettirmeyen, şahsî çıkarlarının elden gitmesi, nefislerinin akıllarına galebe etmiş olmasıdır. Bu gibiler Peygamberlere iftira atmaktan da çekinmemişler, fakat bu iftiraları kendilerini küçültmekten başka bir işe yaramamıştır. Bu her zaman böyle olduğu gibi, bugün de bundan sonra da hakka karşı olanlar hüsrana uğrayacak, iman edip, hakkı savunanlar da dünyada da âhirette de huzur ve saâdete kavuşacaklardır. Çünkü Rasûlullah (s.a.s.) gerçekle gelmiş, gerçeği söylemiş ve gerçeği savunmuştur. O’na uyanlar da böyle olmalıdırlar ki, muvaffak olabilsinler. Mü’min olan her fert bilir ki, Kur’an-ı Kerim haktır ve hak olarak kalacaktır. O’nun koruyucusu Allah Teâlâ’dır. O’na uyanları da O, korur. Zîrâ Yüce Rabbimiz, doğrulukla hareket edeni de sapıtanı da bilendir. O, kimseye zuhnetmez. Adâletinde de aldanma veya sapma yoktur.

İşte böylece Hz. Muhammed (s.a.s.)’e uyan, gerçek iman sahibi ümmetine, Peygamber çok düşkün, çok şefkatli ve çok merhametlidir. O’na uyanlar ahirette şefâatına mazhar olacaklardır.

Netice, Kur’an-ı Kerim hak kitap, Hz, Muhammed (s.a.s.) şeksiz şüphesiz son Peygamber, O’na uyanlar da dünya ve ahirette mes’utturlar. İşte, seçilen ayetler bize bu hakikatları açıklıyor.

(1) Ayet mealleri (Kur’an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı, Diyanet İşleri Başkanlığı yayını) ile (Kur’an-ı Hakim ve Meâli Kerim, Haşan Basri Çantay) adlı eserler esas alınarak hazırlanmıştı.,

(2) Ayetlerin dizilişinde (El-Cami, Muhammed Faris Berekât) esas alınmıştır.

(3) Açıklama için müracaat edilen eserler:

a) Farüddin Razi-Tefsir-ül Kebir,

b) Muhammet Hamdi Yazır, Hak Dini, Kur’an Dili.

c) Mehmet Vehbi-HüIâaat-ül Beyan Fi Tefsir-il Kur’an,

d) Muhammed Kurtubî - Cami ül Kur’an.