Makale

ŞEMSÜDDÎN EL-KUFEYRÎ VE ET-TELVÎH ADLI SAHÎH-İ BUHÂRÎ ŞERHİ

YERKAZAN, H. “Şemsüddîn el-Kufeyrî ve et-Telvîh Adlı Sahîh-i Buhârî Şerhi” Diyanet İlmî Dergi 55 (2019): 1065-1084 Araştırma makalesi / Resarch article

ŞEMSÜDDÎN EL-KUFEYRÎ VE ET-TELVÎH ADLI SAHÎH-İ BUHÂRÎ ŞERHİ

SHAMSUDDIN AL-QUFAIRI AND HIS COMMENTARY NAMED AL-TALWIH ON SAHIH AL-BUKHARI

Geliş Tarihi: 12.09.2019 Kabul Tarihi: 28.11.2019

HASAN YERKAZAN

DOÇ. DR.
AMASYA ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ
Orcid.org/ 0000-0001-8673-0546

hasanyerkazan@gmail.com

ÖZ

Sahîh-i Buhârî, tespit edilebildiği kadarıyla hadîs kaynakları içerisinde üzerinde en çok çalışılan ve şerh yazılan eserdir. Sahîh-i Buhârî’nin şerhi çalışmaları, hadîs tarihinin hemen her döneminde kesintisiz devam etmiştir. Şerh çalışması yapanlardan biri de Şemsüddîn el-Kufeyrî’dir (ö. 831/1427-28). Onun el-Kevkebü’s-sârî fî şerhi Sahîhi’l-Buhârî ve et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh olarak isimlendirdiği iki ayrı şerhi bulunmaktadır. Üç ciltten oluştuğu müellifi tarafından bildirilen ilk şerh el-Kevkebü’s-sârî fî şerhi Sahîhi’l-Buhârî’nin tamamı günümüze intikal etmemiştir. Müellif hattı olduğu düşünülen ikinci cildi, Berlin Devlet Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. Altı ciltten oluşan et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh isimli ikinci şerh ise Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. Ancak bu şerhin ismi ve müellifi kayıtlara hatalı girildiği için varlığından pek haberdar olunamamıştır.

Bu makalede, Kufeyrî’nin hayatı ve eserleri hakkında bilgi verildikten sonra her iki şerhinin günümüze intikal eden nüshaları ve içerikleri incelenmiştir. el-Kevkebü’s-sârî’nin ciltleri eksik olması hasebiyle et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh daha ayrıntılı bir şekilde tetkik edilmiştir. Çalışmayla eserin, üslup ve yöntem açısından oldukça düzenli ve sistematik bir şerh olduğu görülmüştür.

Anahtar Kelimeler: et-Telvîh, el-Kevkebü’s-Sârî, Sahîh-i Buhârî Şerhleri, Kufeyrî, el-Câmiu’s-Sahîh, Buhârî.

ABSTRACT

Sahih al-Bukhari is the most studied and written commentary among the hadith sources as far as can be determined. The commentary studies on Sahih al-Bukhari continued in almost every period of the hadith history without interruption. One of the commentators was Shamsuddin al-Qufairi (d. 831/1427-28). He has two commentary works called al-Kawkabu al-sari fi Sahih al-Bukhari and al-Talvih ila maʿrifat al-Jamiʿi al-sahih. The first commentary work, al-Kawkabu al-sari fi Sahih al-Bukhari, reported by its author to consist of three volumes could only partially reach our day. The second volume, thought to be in handwriting of the author, is located in the Berlin State Library. The second commentary work, al-Talwih ila ma’rifat al-Cami’i al-sahih, of six volumes is located in the Süleymaniye Manuscripts Library. However, this second work is not well known because of incorrect entries of its title and author in the records. In this article, the copies of Qufairi’s two commentary works available today on Sahih al-Bukhari and their contents were analyzed after information was provided about his life and works. Due to missing volumes of al-Kawkabu al-sari, al-Talwih ila ma’rifat al-Cami’i al-sahih was analyzed more in detail. Consequently, it was found out that Qufairi’s commentary work was orderly and systematic in terms of its style and method.

Keywords: al-Talwih, al-Kawkabu al-Sari, Commentaries on Sahih al-Bukhari, Qufairi, al-Cami al-Sahih, Bukhari.

Giriş

İslâm tarihinde muteber hadîs kitaplarının oluşmasından sonra hadîslerin anlaşılmasına yönelik sistematik şerh çalışmaları yapılmaya başlanmıştır. Tespit edilebildiği kadarıyla ilk defa İmâm Mâlik’in (ö. 179/795) el-Muvatta’ı, Abdulmelik b. Habîb el-Endülüsî (ö. 239/853) ve Ebû Zekeriyya Yahyâ b. İbrâhîm b. Müzeyn (ö. 259/873) tarafından müstakil iki ayrı çalışma halinde şerh edilmiştir.[1]

Şerh faaliyeti tarihî süreç içerisinde hemen hemen hiçbir dönemde inkıtaya uğramamış olup günümüze kadar varlığını devam ettirmiştir. Özellikle Sahîh-i Buhârî, Sahîh-i Müslim, Sünen-i Nesâî, Sünen-i Ebî Dâvûd, Sünen-i Tirmizî ve Sünen-i İbn Mâce gibi temel hadîs kaynaklarının hepsine yönelik birden fazla şerh yazılmıştır. Temel hadîs kaynakları içerisinde ise en çok Sahîh-i Buharî üzerine şerh kaleme alınmıştır.[2]

Sahîh-i Buharî şerhlerinin bir kısmı maalesef günümüze ulaşmamıştır. Ayrıca günümüze kadar ulaşmasına rağmen hakkında pek fazla bilgi bulunmayan veya üzerinde herhangi bir akademik çalışma yapılmamış olan şerhler de bulunmaktadır. Ebû Abdillâh Şemsüddîn Muhammed b. Ahmed b. Mûsâ el-Aclûnî el-Kufeyrî eş-Şâfiî (ö. 831/1427-28) tarafından yazılan el-Kevkebü’s-sârî fî şerhi Sahîhi’l-Buhârî ve et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh isimli Sahîh-i Buhârî şerhleri de bunlardandır. Kufeyrî, Sahîh-i Buhârî ile ilgili bu iki ayrı şerhi kaleme almıştır. Bu çalışmada, Kufeyrî’nin hayatı ve eserleri hakkında bilgi verildikten sonra yazma halinde bulunan et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh isimli şerhin özellikleri ve yöntemi incelenmeye çalışılacaktır.

1. KUFEYRÎ’NİN HAYATI VE ESERLERİ

Ebû Abdillâh Şemsüddîn Muhammed b. Ahmed b. Mûsâ el-Aclûnî el-Kufeyrî eş-Şâfiî, 17 Şevvâl 757 / 13 Ekim 1356 tarihinde Şam’ın (Dımaşk) küçük bir köyü olan Kufeyrde dünyaya gelmiştir. Ailesi hakkında kaynaklarda detaylı bilgi bulunmamaktadır. İlim tahsili için Dımaşka gitmiştir. İbn Ümeyleden (ö. 778/1376) Sünen-i İbn-i Dâvûd’un bazı kısımlarını ve İbn Kavâlîh’den (ö. 778/1376) Sahîh-i Müslim’i dinlemiştir. el-Muhibbu’s-Sâmît ve Yahya b. Yûsuf er-Rahbî gibi birçok âlimden hadîs tahsil etmiştir. İbnüş-Şerşî, İbnül-Câbî, Şerefeddîn eş-Şihâb el-Ğazzî ve İbn Kādı Şühbe gibi âlimlerin yanında ilimle iştigal etmiştir.[3]

Furû ilimlerinin birçok meselesini iyi bir şekilde öğrenen Kufeyrî, sahip olduğu ilmî birikimiyle gençlik döneminden itibaren dikkat çekici bir konumda yer almıştır. el-ʿAlâ b. Ebî’l-Belkā gibi bazı kâdıların yanında naiblik yapmıştır. Amelî yönden Şâfi‘î, itikâdî yönden ise Eşʿarî mezhebine tâbi olmuştur. Çevresinde temiz kalpli, iyi huylu, mütebessim ve mütevazı bir kişi olarak tanınmıştır. Tahsil hayatı boyunca öğrendiklerini başkalarına öğretmiş, fetvalar vermiş ve çok sayıda kitap kaleme almıştır.[4]

Kufeyrî, ağırlıklı olarak Fıkıh ve Hadîs ile ilgili eserler yazmıştır. el-Kevkebü’s-sârî fî şerhi Sahîhi’l-Buhârî ve et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh isimli Sahîh-i Buhârî şerhlerinin yanı sıra başka eserleri de bulunmaktadır. el-İhkâm fî ahkâmi’l-muhtâre, el-Muntehabu’l-muhtâr fî’l-ahkâmi’l-muhtâre, Zehru’r-ravd ve muʿînin-nebîh ʿala maʿrifetit-Tenbih,[5] el-‘Aynü’n-nebîh fî şerhi’t-Tenbîh, Nüketü’t-Tenbîh[6] ve Kitâbü’l-Kifâye fî şerhi’l-Gāye onun kaleme aldığı diğer eserleridir.[7]

Kufeyrî, hayatı boyunca bir yandan ilim tahsil ederken diğer yandan da talebe yetiştirmeye çalışmıştır. Bu yüzden çok sayıda öğrencisi olmuştur. Tespit edilebildiği kadarıyla ondan ders alan öğrenciler şunlardır: Ahmed b. Muhammed b. Ahmed el-Mekkî (ö.838/1435),[8] Ali b. Dâvûd b. Ali el-Geylânî (ö. 842/1438),[9] İbrâhîm b. Halîl b. İbrâhîm es-Sanhâcî (ö. 856/1452),[10] Abdullâh b. Abdirrahmân b. Muhammed el-Velevî ed-Dımaşkî (ö. 865/1461),[11] Muhammed b. Muhammed b. Ahmed el-Kāzûnî (ö. 867/1463),[12] Muhammed b. Ahmed b. Nâsır el-Bâʿûnî ed-Dımaşkî (ö.871/1467),[13] Ebû Bekr Ahmed b. İbrâhîm el-Mürşidî (ö. 876/ 1471),[14] Ahmed b. İbrâhîm b. Ahmed (ö. 878/1473),[15] Hattâb b. Ömer b. Mihenî el-Ğazâvî (ö. 878/1473),[16] Yûsuf b. Ahmed b. Nâsır el-Bâʿûnî (ö. 880/1475),[17] Ebü’l-Ferec Muhammed Nâsuruddîn (ö. 880/1475),[18] Muhammed b. Ahmed b. Yaʿkûb el-Etfîhî (ö. 888/1483),[19] Muhammed Veliyüddîn Ebû Abdillâh b. Zahîra eş-Şâfi‘î (ö. 890/1485)[20] ve Muhammed b. Muhammed b. Muhammed el-Mekkî (ö. 894/1489).[21] Kufeyrî, aynı zamanda İbn Hacer’in (ö. 852/1449) icazet aldığı hocalar arasında sayılmaktadır.[22]

Hac vesilesiyle yirmi yedi kez Mekke-i Mükerreme’de bulunmuştur. Mekke’de ve kendi beldesi Dımaşk’ta hadîs rivâyet etmiş ve orada çok sayıda âlimden hadîs dinlemiştir. Şâhiniyye, Azîziye ve Sârimiyye medreselerinde ders vermiştir ve fitneden sonra (Moğol istilası) bu medreseleri mamur etmiştir. Uzun bir hastalık sürecinin akabinde 13 Muharrem 831 / 3 Kasım 1427 tarihinde Pazartesi günü vefat etmiştir ve Dımaşk’ta Sûfiyye Kabristanına defnedilmiştir.[23]

2. SAHÎH-İ BUHARÎ ŞERHLERİ

Kufeyrî, Sahîh-i Buhârî üzerine iki şerh kaleme almıştır. Birincisi el-Kevkebü’s-sârî fî şerhi Sahîhi’l-Buhârî, ikincisi ise et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh’dir. Aşağıda bu iki şerhin özellikleri hakkında bilgi verilecektir.

2.1. el-Kevkebü’s-Sârî fî Şerhi Sahîhi’l-Buhârî

Kufeyrî’nin kaleme aldığı ilk şerh, el-Kevkebü’s-sârî fî şerhi Sahîhi’l-Buhârî’dir. Bu şerh, müellifin kendi beyanına göre Şemsüddîn el-Kirmânî’nin (ö. 786/1384) el-Kevâkibü’d-derârî fî şerhi’l-Buhârî isimli eserinin muhtasarıdır ve üç ciltten oluşmaktadır.[24] el-Kevkebü’s-sârî’nin tamamının bugüne intikal ettiğine dair herhangi bir bilgiye ulaşılamamıştır. Ancak müellif hattı olduğu düşünülen ikinci cildin 280 varaklık yazma nüshası, Berlin Devlet Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. Bu cildin ferağ kaydında eserin hicrî 823 tarihinde kaleme alındığı belirtilmiştir.[25] Ziriklî’nin (ö. 1396/1976) bildirdiğine göre bu eserin üçüncü cildi, Sofya Devlet Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.[26] Bu cilt de elde edildikten sonra el-Kevkebü’s-sârî, başka bir akademik çalışmada detaylı bir şekilde ele alınıp incelenecektir.

2.2. et-Telvîh ilâ Maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh

Kufeyrî, kaleme aldığı ikinci Sahîh-i Buhârî şerhini et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh olarak isimlendirmiştir. Tespit edilebildiği kadarıyla bunun tek yazma nüshası, Süleymaniye Kütüphanesi Mahmud Paşa koleksiyonunun 78, 80, 86, 87, 90, 91 numaralarında kayıtlıdır. Ancak bu eser kütüphane kayıtlarına sehven Fethü’l-bâri olarak kaydedilmiştir. Bir diğer hata ise eserin kapağında el-Kevkebü’s-sârî fî şerhi Sahîhi’l-Buhârî yazmasıdır. Oysa eserin mukaddimesinde Kufeyrî, bu eserinin isminin et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh olduğunu belirtmiştir. Mukaddime kısmında et-Telvih’den önce Kirmânî’nin şerhini özetleyerek el-Kevkebü’s-sârî’yi yazdığını söylemektedir. Muhtemelen bu bilgiden hareketle daha sonra verdiği malumata bakılmadan eserin ismi kapağa zühulen el-Kevkebü’s-sârî fî şerhi Sahîhi’l-Buhârî şeklinde yazılmıştır. Ayrıca et-Telvîh, Ebû Abdillâh Alâüddîn Moğultay b. Kılıç b. Abdillâh el-Bekcerî el-Hikrî’nin (ö. 762/1361) kaleme aldığı et-Telvîh fî şerhi’l-Câmiʿi’s-sahîh li’l-Buhârî isimli eser ile isim benzerliğinden dolayı karıştırılmaktadır. Ziriklî, Kufeyrî hakkında bilgi verirken, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh’in Kutluboğa’ya ait olduğunu da söylemektedir.[27] Ancak et-Telvîh’in yazma nüshasının mukaddimesinde yer alan bilgilere bakıldığında bu kitabın Kufeyrî’ye ait olduğu anlaşılmaktadır.

Mevcut olan bilgilere göre bu eserin yazma nüshası altı ciltten oluşmaktadır. Her bir cilt 248-361 varak arasında değişmektedir. Son cilt olan Mahmud Paşa 91 nolu nüshada yer alan ferağ kaydına göre bu eser, 19 Zi’l-kâde 829 tarihinde Ahmed b. Muhammed b. Ali tarafından Mescidü’l-Kasab’ta istinsah edilmiştir.[28] İstinsah tarihi göz önünde bulundurulduğunda bu nüshanın müellif vefat etmeden iki yıl önce yazıldığını söylemek mümkündür. Eserin istinsah edildiği yer Mescidü’l-Kasab’ın ise Şam’da (Dımaşk) bulunduğu tespit edilmiştir.[29] Müstensih muhtemel Kuferî ile aynı dönemde yaşamış olan Ahmed b. Muhammed b. İsmâil b. Ali b. İsmâil ez-Zâhidî ed-Dımaşkîdir (ö. 839/1435).[30] Ancak nüshanın hattı, yazı karakteri itibariyle çok daha sonraki bir dönemde istinsah edildiği yani istinsahın istinsahı olduğu izlenimini vermektedir.

Kufeyrî, Besmele, Hamdele ve Salvele’den sonra kitabın mukaddimesinde şerhte takip ettiği yöntem ile ilgili bilgi vermektedir. Daha sonra Buhârî ve Sahîhi hakkında şöyle bir ifade ile söze başlamaktadır: “Allâme imâm, İslâm’ın muhafızı, meşhur âlimlerin bereketi, fazileti konusunda hiçbir rakibi olmayan ve ilim meydanında kendisiyle yarışılamayan Ebû Abdillah Muhammed b. İsmâîl el-Buhârî’nin (Allah onun kabrini rahmetiyle sulasın ve cennet odalarının en üstününü bizim ve onun sığınağı kılsın) el-Câmi‘u’s-Sahîh’i, müsned eserlerin en kıymetlisi ve musannaf kitapların en sahihidir.”[31]

Kufeyrî, Buhârî’ye dua ettikten sonra Sahîh-i Buhârî’yi sema ve kıraat yoluyla aldığı silsile hakkında bilgi vermektedir. Eserin mukaddimesinde Kufeyrî’nin verdiği bilgilere göre Buhârî’ye kadar olan silsilesi -tam olarak görülebilmesi için- aşağıda bir şema halinde sunulmuştur. Şöyle ki:[32]

2.2.1. Kaynakları

Kufeyrî, Sahîh-i Buhârî’yi hocalarından okuduktan sonra onda yer alan bilgileri anlama çabası içerisine girmiş ve bu çerçevede şerhlere müracaat etmiştir. Hadîslerde anlaşılması güç olan yerleri bu şerhler vesilesiyle öğrenmeye çalışmıştır. Bu süreçte özellikle Zerkeşî’nin (ö. 794/1392) Tenkîhu’l-Câmi‘s-sahîh isimli eserinden yararlandığını belirtmektedir. Onda hadîslerin anlaşılmasını kolaylaştıran ve kapalı ifadeleri açıklayan faydalı bilgiler ve açıklamalar gördüğünü ifade etmektedir. Ancak kitabın bâblar veya bölümlere ayrılmamış olması ve hadîs metinlerinin çoğunluğunun düzenli bir şekilde verilmemesi bu eserden istifade etmek isteyen talebelerin işini zorlaştırdığını ve çok zaman harcadıklarını belirtmiştir. Aynı zamanda bu eserin tashih ve kontrol edilmiş çok az nüshasının yaşadıkları bölgede (Şam) bulunduğunu da ifade etmiştir. Kufeyrî, bu sebeplerden dolayı Tenkîhu’l-Câmi‘s-sahîh’in birçok nüshasında bulunan hataları, ihtilafları, birbirine uymayan hususları bir araya getirdiğini, faydalı gördüğü bazı bilgileri eklediğini, bölüm ve başlıkları daha düzenli hâle getirerek müşkil olan hususların daha iyi ve kolay bir şekilde anlaşılmasına gayret ettiğini söylemiştir.[33] Böylelikle et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh ortaya çıkmıştır.

et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, Zerkeşî’nin Tenkîhu’l-Câmi‘s-sahîh isimli şerhi üzerine bina edildiğinden dolayı, Zerkeşî’nin kaynakları, aynı zamanda Kufeyrî’nin de kaynakları sayılmaktadır. Zerkeşî ve kaynaklarından ne kadar yararlandığını tespit edebilmek için her iki eser arasında mukayeseli bir çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır.

Kufeyrî eserin mukaddimesinde Zerkeşî dışında hangi kaynaklardan istifade ettiğini de belirtmektedir. İbnül-Mülakkınin (ö. 804/1401) şerhini incelemiş, bazı faydalı küçük notları ondan eserine eklediğini söylemektedir. İzzüddîn İbnü’l-Esîr’in (ö. 630/1233) Üsdül-ğābe’sine, Mecdüddin İbnü’l-Esîr’in (ö. 606/1210) en-Nihâye ve Garîbu Câmi‘i’l-usûl’üne müracaat etmiştir.[34] Bu eserlerden faydalı gördüğü bilgileri şerhine almıştır. es-Süheylî’nin (ö. 581/1185) er-Ravdu’l-ünüf ve et-Taʿrîf ve’l-iʿlâm isimli eserlerinden ve Kādı Iyâz’ın (ö. 544/1149) Meşâriku’l-envâr’ından yaralanmıştır. Müphem isimler hakkında bilgi verirken Hatîb el-Bağdâdî (ö. 463/1071), Nevevî (ö. 676/1277), İbn Beşküvâl (ö. 578/1183), İbn Tâhir (ö. 507/1113) ve başka âlimlerin açıklamalarından istifade ettiğini belirtmiştir. eş-Şeyh Ebû Ali el-Gassânî’nin (ö. 498/1105) Takyîdü’l-mühmel ve temyizü’l-müşkil isimli eserinden Sahîh-i Buhârî’nin ilelleri[35] ve müştebihleri konusunda istifade etttiğini ifade etmiştir. Ayrıca Allâme Selâhuddîn el-‘Alâî’nin (ö. 761/1359) Keşfü’n-nikāb ‘ammen revâ lehu’l-cemâ‘atü mine’l-ashâb isimli eserini şerhine derc ettiğini bildirmektedir.[36] Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî’nin (ö. 597/1201) Müşkilüs-Sahîhayn’ından, Afîf b. Mes‘ûd el-Kāzerûnî’nin (ö. 758/1357) Mekāsidu’t-tenkîh fî şerhi’l-Câmi‘ı’s-sahîh olarak isimlendirilen şerhinden ve el-İmâm Şemsüddîn el-Kirmânî’nin (ö. 786/1384) el-Kevâkibü’d-derârî fî şerhi’l-Buhârî isimli eserinden yararlandığını söylemiştir.[37]

Kufeyrî, künyeler konusunda Müslimin (ö. 261/875) el-Küna ve Zehebî’nin (ö. 748/1348) el-Muğnî[38] isimli eserlerinden yararlanmıştır. İbn Tâhir el-Makdîsî’nin (ö. 507/1113) Ricâlu’s-Sahîh[39] ve İbn Asâkir’in (ö. 571/1176) Şuyûhu’n-nübel[40] isimli eserlerinin onun kaynaklarından olduğunu beyan etmiştir.[41]

Kufeyrî’nin eserinde isimleri yer aldığı halde et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh’in mukaddimesinde kendisinin bizzat belirtmediği kişi ve kaynaklar da bulunmaktadır. Bunları muhtemelen Zerkeşî’den aldığından dolayı mukaddimede zikretme gereği duymamıştır. Bunlardan bir kısmı şöyledir: İbn İshâk (ö. 151/768), Buhârî (ö. 256/870), Müslim (ö. 261/875), İbn Mâce (ö. 273/887), Dâvûd (ö. 275/889), İbn Kuteybe (ö. 276/889), Ebû Tirmizî (ö. 279/892), Bezzâr (ö. 292/905), Nesâî (ö. 303/915), Ruyânî (ö. 307/919-20), İbnüs-Seken (ö. 353/964), İbn Hibbân (ö. 354/965), İsmâîlî (ö. 371/982), Fârisî (ö. 377/987), Dârekutnî (ö. 385/995), Hattâbî (ö. 388/998), Küşmîhenî (ö. 389/999), İbn Cinnî (ö. 392/1002), İbn Mende (ö. 395/1005), Kelâbâzî (ö. 398/1008), Cevherî (ö. 400/1009), Herevî (ö. 401/1011), Ebû İshâk el-İsfereyânî (ö. 418/1027), İbn Battâl (ö. 449/1057), Mâverdî (ö. 450/1058), Beyhâkî (ö. 458/1066), İbn Abdilber (ö. 463/1071), Cüveynî (ö. 478/1085), Zemahşerî (ö. 538/1144), İbn Cevâlikî (ö. 540/1145), İmâm Fahreddîn (ö. 606/1210), Hamevî (ö. 626/1229), İbn Mâlik (ö. 672/1274), Kādî Beydâvî (ö. 685/1286), Tîbî (ö. 743/1343), Moğoltay (ö. 762/1361), Zehebî (ö. 748/1348) vs.

Kufeyrî mukaddime istifade etttiği kaynakların isimlerini belirttikten sonra Allaha hamd ederek tasnif ve telif yönüyle çok faydalı bir eser ortaya çıktığını belirtmiştir. Akabinde eserinde eksik ve kusurların olabileceğini, okuyucuların bunu hoş görmelerini arzu etmiş ve bunu da onbir beyitten oluşan bir şiirle dile gitirmiştir.[42]

2.2.2. Şerh Yöntemi

Kufeyrî, belli bir düzen ve tertip içerisinde şerhini kaleme almıştır. Aşağıda onun et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh’de takip ettiği yöntem, örneklerle izah edilecektir.[43]

2.2.2.1. Râviler Hakkında Bilgi Vermesi

Kufeyrî, hadîslerin şerhine başlamadan önce mukaddimede Sahîh-i Buhârî’de isim ve künyeleri eksik bırakılan veya birden fazla kişiye ait oldukları için karıştırılma ihtimali bulunan yaklaşık yüz yirmi râvi hakkında bilgi vermiştir.[44] Bu bilgiler sayesinde, hadîslerin senedinde isimleri müphem olan şahısların gerçek kimliklerinin öğrenilmesini sağlanmıştır. Zira eseri baştan sona kadar okuyan bir kişinin şerhin ilerleyen sayfalarında isimleri birbirine benzeyen veya tam kimlik bilgisi metinde eksik bırakılan râviler hakkındaki bilgiye kitabın giriş kısmına müracaat etmek suretiyle elde etmesine imkan sunulmuştur.

Kufeyrî, her bir râvi hakkında ismi, nisbesi, künyesi, kimlerden ders aldığı, kimlere ders verdiği, isminlerinin doğru okunuşu, kimlerin ondan hadîs aldığı, yaşadığı bölge, idârî görevi (şayet varsa), nerede ve hangi tarihte vefat ettiği ve nereye defnedildiğine dair bilgilere yer vermiştir. Râvinin sahabî veya tâbiî olduğuna dair bir tartışma varsa onu belirtmiştir. Sahabilerin birbirlerinden hadîs naklini ve senedde kaç kişinin tabiûndan olduğunu, birbirlerinden hadîs nakledip nakletmediklerini söylemiştir. Genellikle en fazla ayrıntıyı sahabiler hakkında vermiştir. Sahabî râvinin fazileti ile ilgili herhangi bir rivâyet varsa, bunları da nakletmiştir.[45] Hakkında bilgi verilen râviler daha sonraki hadîslerde tekrar geldiğinde yeniden bilgi vermemiştir. Kufeyrî’nin râviler hakkında ne şekilde malumat verildiğinin görülebilmesi için burada örnek iki râvi hakkında bilgi vermek uygun olacaktır. Örneklerden biri Buhârînin hadîs aldığı hocası Abdullah b. Mesleme, diğeri ise sahabî Ebû Sâid el-Hudrî’dir. Kufeyrî’nin bu iki kişi hakkında verdiği bilgiler şöyledir:

“Abdullah b. Mesleme, yani İbn Kaneb el-Kanebî’dir. Ebû Abdirrahmân el-Hârisî el-Medenî, Basra’da ikamet etmiştir. Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Nesâî ondan hadîs rivâyet etmişlerdir. 221 senesinde Muharrem ayında Mekke’de vefat etmiştir. 220 senesinin sonuna doğru Mekke’de yaşadığı rivâyet edilmektedir.”[46]

“Ebû Saîd el-Hudrî’nin ismi Sa‘d b. Mâlik b. Sinân’dır. el-Hudrî, künyesi ile meşhur olmuştur. el-Hudrî, Benî Hudre b. Avf’a nispetle verilmiştir. Sahâbenin âlimlerindedir. Rıdvân beyatında bulunmuştur. Babası Uhud şehitlerindendir. Ebû Saîd’in ehl-i Suffa’dan olduğu rivâyet edilmektedir. Ensârî ve Hazrecî’dir. Müksirûndan biridir. Resûlullah’tan (s.a.s.) 1170 hadîs nakletmiştir. Buhârî ve Müslim ondan ittifaken altı; sadece Buhârî on altı, Müslim ise elli iki hadîs rivâyet etmiştir. 74 senesinde Medine’de vefat etmiştir.”[47]

Bu iki örnekte de görüleceği üzere Kufeyrî, râviler hakkında çok fazla detaya girmeden kısa ve öz bir şekilde bilgi aktarmıştır. Eser içerisinde diğer râvi bilgilerini buna kıyas etmek mümkündür.

2.2.2.2. Gramer Tahlilerine Yer Vermesi

Kufeyrî şerhinde öncelikle bâb başlıklarının ve hadîslerin gramer tahlilini yapmıştır. Bu yöntemini eserinin neredeyse tamamında uygulamıştır. Mesela, Sahîh-i Buhârî’nin ilk bâb’ı olan “Rasûlullah’a (s.a.s.) Vahyin Başlangıcı Nasıl Olduğu Bâbı”nda (باب كَيْفَ كَانَ بَدْءُ الوَحْيِ إِلَى رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ) , kısa ve özlü bir şekilde açıklama yapmak suretiyle bâb kelimesinin hem tenvinli hem de izafetli şekilde okunmasının caiz olduğunu ifade etmiştir. Bir başka örnek ise şöyledir: كَانَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَجْوَدَ النَّاسِ “Resûlullah (s.a.s.), insanların en cömerti idi.”[48] hadîsinin açıklamasında َجْوَدَ أ kelimesinin kânenin (كان) haberi olduğundan dolayı fetha ile okunduğunu söylemiştir.[49] Her bir hadîsin şerhinde buna benzer örnekleri görmek mümkündür. Kufeyrî, bu tür gramer tahlillerine eserinde yer vermek suretiyle hadîslerin daha iyi bir şekilde anlaşılmasını sağlamıştır.

2.2.2.3 Mükerrer Hadîsleri Belirtmesi

Kufeyrî, şerh ettiği hadîsin başka bir bâbta tekrarı varsa onu belirtmiştir. Mesela الأعمال بالنَّيَّات hadîsini açıklarken bunun Sahîh-i Buhârî’nin yedi farklı bölümünde (الأيمان والعتق والهجرة والنَّكاح والنُّذور وتَرْكِ الِحيَل) nakledildiğini söylemiştir. Ayrıca şayet tekrarlanan hadîslerin metinlerinde bir ihtisar varsa ona da değinmiştir.[50] Mesela, Kitâbu’l-edeb’te nakledilen قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: « رَأَيْتُ اللَّيْلَةَ رَجُلَيْنِ أَتَيَانِي، قَالاَ: الَّذِي رَأَيْتَهُ يُشَقُّ شِدْقُهُ فَكَذَّابٌ، يَكْذِبُ بِالكَذْبَةِ تُحْمَلُ عَنْهُ حَتَّى تَبْلُغَ الآفَاقَ، فَيُصْنَعُ بِهِ إِلَى يَوْمِ القِيَامَةِ.

[51] hadîsinin şerhinde bu rivâyetin burada muhtasar nakledildiğini, tamamının Kitabu’l-cenâiz’de bulunduğunu söylemiştir.[52] Böylelikle okuyucuya hadîslerin tam metni hakkında bilgi vermeye çalışmıştır.

2.2.2.4. Kelime Açıklamaları

Kufeyrî, hadîs metinleri içerisinde yer alan kelimelerin sözlükte hangi manaya geldiği ve hadîs metninde ne şekilde anlaşılması gerektiğine dair malumat da vermiştir. Mesela Hira mağarasının (بِغَارِ حِرَاءٍ) ne olduğunu açıklarken “ğâr” kelimesinin manası, cinsiyeti (müzekker/müennes), çoğulları ve okunuşu hakkında bilgi vermiştir. Bu tür bilgiler verdikten sonra Hirâ Mağarasının Mekke’ye üç mil uzaklıkta oluğunu belirtmiştir.[53] Bir başka örnek daha verilecek olursa, mesela melek (الملَكُ) kelimesini izah ederken, bunun Cebrâil olduğunu ve Süryanice Cebrâil isminin Abdurrahmân veya Abdülazîz manasında geldiğini söylemiştir.[54] et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh’in neredeyse tamamında kısa ve özlü bir şekilde bu tür kelime izahlarını görmek mümkündür.[55]

2.2.2.5. Rivâyet Farklılıklarına İşaret Etmesi

Kufeyrî, hadîsleri şerh ederken aynı konu ile ilgili hadîslerin farklı lafızla rivâyet edilmesine de değinmiştir. Mesela, Hz. Aişe’den (r.a.) nakledilen أَوَّلُ مَا بُدِئَ بِهِ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مِنَ الوَحْيِ الرُّؤْيَا الصَّالِحَةُ sözündeki الصَّالِحَةُ kelimesinin Sahîh-i Müslim’de, الصَّادقة şeklinde geçtiğini belirtmiştir.[56] Buna göre, Sahîh-i Buhârî’deki rivâyette sâlih rüya; Sahîh-i Müslim’deki rivâyette sâdık rüya şeklinde yer almıştır.[57] Kufeyrî, hadîsler arasında bu tür lafız farklılıklarına işaret ederek, konunun daha iyi bir şekilde anlaşılmasına imkân sağlamıştır.[58]

2.2.2.6. Râvi Sayısı Açısından Hadîslerin Çeşidini Açıklaması

Kûfeyrî, şerh ettiği hadîsin âhâd veya mütevâtir olup olmadığı ile ilgili de bilgi vermiştir. Mesela “ الأعمال بالنَّيَّات - Ameller niyetlere göredir.” hadîsinin sadece Hz. Ömer (r.a.) tarafından nakledildiğini bildirmiş ve bu rivâyetin mütevâtir olmadığını söylemiştir.[59]و َمَنْ كَذَبَ عَلَيَّ مُتَعَمِّدًا فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ - Kim benim adıma kasten yalan uydurursa cehennemdeki yerine hazırlansın.” hadisinin şerhinde ise bu rivâyetin mütevâtir olduğunu belirtmiştir.[60] Bu iki örnek, Kufeyrî’nin şerhinde hangi konulara ne kadar yer verdiği hususunda fikir vermektedir.

2.2.2.7. Muhtelifu’l-Hadîs Konusuna Değinmesi

Rivâyetler arasındaki ihtilaflar, muhtelifu’l-hadîs ilminin konusudur. Muhtelifu’l-hadîs, birbirlerine zıtmış gibi görünen rivâyetler arasındaki problemi izale etmeye ve anlamaya çalışan ilimdir. Muhaddisler, hadîsler arasındaki ihtilafları cem‘ ve te’lîf, nesh, tercih ve tevakkuf yöntemleri ile çözmektedirler. Kufeyrî de zahiren rivâyetler arasında ihtilaflı görünen hususları muhtelifu’l-hadîs ilminin yöntemlerinden istifade ederek çözmeye çalışmıştır. Mesela, aşağıda yer alan iki rivâyet arasındaki ihtilafı cem‘yöntemi ile ortadan kaldırmıştır. Şöyle ki: حدثنا سعيد بن يحيى بن سعيد القرشي قال: حدثنا أبي، قال: حدثنا أبو بردة بن عبد الله بن أبي بردة، عن أبي بردة، عن أبي موسى رضي الله عنه، قال: قالوا يا رسول الله، أي الإسلام أفضل؟ قال: «من سلم المسلمون من لسانه، ويده».[61]

حدثنا عمرو بن خالد، قال: حدثنا الليث، عن يزيد، عن أبي الخير، عن عبد الله بن عمرو رضي الله عنهما، أن رجلا سأل النبي صلى الله عليه وسلم: أي الإسلام خير؟ قال: «تطعم الطعام، وتقرأ السلام على من عرفت ومن لم تعرف». [62]

Yukarıdaki her iki rivâyette de Resûlullah’a (s.a.s.), “Hangi İslâm daha hayırlıdır?” diye sorulmaktadır. Birinci rivâyette Resûl-i Ekrem, “Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.”; ikinci rivâyette, “Yemek yedirmen ve tanıdığına ve tanımadığına selam vermendir.” demiştir. Bu iki rivâyet arasında zahiren ihtilaf bulunmaktadır. Çünkü sorulan benzer bir soruya iki farklı cevap verilmiştir. İki rivâyet de sahih olduğundan dolayı, burada zahiren bir sorun görünmektedir. Kufeyrî, Resûlullah’ın (s.a.s.), soru soranların içinde bulundukları konuma ve ihtiyaçlarına göre cevap verdiğini söylemek suretiyle hadîsler arasında herhangi bir ihtilafın olmadığını söyleyerek cem‘ ve te’lif yöntemiyle sorunu çözmeye çalışmıştır. Böylelikle iki hadîs arasında herhangi bir çelişkinin olmadığını izah etmiştir.[63] Buna benzer şekilde Kufeyrî, Kitabu’l-Edeb’te nakledilen bir hadîste Resûlullah’a “Hangi amel daha hayırlıdır.” sorusuna “Vaktinde kılınan namazdır; ana-babaya iyilik etmektir; Allah yolunda cihâddır.” şeklinde verdiği cevabı, yukarıda yer alan hadîslerle bağlantılı bir şekilde cem metodu ile açıklamaya çalışmıştır.[64]

2.2.2.8. Fıkhî Görüşlere Yer Vermesi

Kufeyrî, fıkıh ile ilgili hadîsleri şerh ederken mezheplerin görüş ve tercihlerine yer vermiştir. Mesela, “Fıtr sadakası küçük, büyük; hür, köle üzerine arpadan bir sâ‘ olarak yâhud hurmadan bir sâ‘ olarak farz kılındı.”[65] hadîsini şerh ederken, fıtır sadakasının ne zaman ne şekilde verileceğini âlimlerin kanaatleri çerçevesinde izah etmeye çalışmıştır. Ayrıca fıtır sadakasının Ramazan’a takdim edilmesinin kendilerine göre caiz olduğunu söyleyerek, Şafiî mezhebinin görüşünü beyan etmiştir. Fıtır sadakasının verileceği ürünler konusunda ise memleketlere göre değişikliklerin olabileceğini ifade etmiştir.[66]

Kufeyrî bazı hadîsleri açıklarken fıkıh âlimlerinin görüşüne de yer vermiştir. Mesela, şu hadîsi örnek vermek mümkündür: Abdullah b. Amr’dan (r.a.) şöyle nakledilmiştir: “Bir adam Hz. Peygamber’e (s.a.s.) bir adam gedi. Ondan cihada çıkmak için izin istedi. Resûlullah, ‘annen baban sağ mı?’ diye sordu. O zat ‘evet’ dedi. Bunun üzerine ‘o halde sen onların rızasını almaya çalış’ dedi.”[67] Kufeyrî bu hadîsin şerhinde, şayet cihad farz-ı kiyafe ise anne babanın iznini almak gerektiğini, farz-ı ayn olması halinde böyle bir izne ihtiyaç duyulmadığını belirtmiştir. Akabinde İmâm Şâfî‘î’nin (ö. 204/820), anne baba gayr-i Müslim olması halinde böyle bir izne ihtiyaç duyulmayacağına; Sevrî’nin (ö. 161/778) ise gayr-i Müslim dahi olsa izin alınması gerektiğine dair görüşlerini nakletmiştir.[68] Kufeyrî böyle bir açıklamaya yer vermek suretiyle hadîsin umumi ifadesinin iki farklı yönden tahsis edildiğine dikkat çekmiştir. Birincisi, cihadın farz-ı ayn olması halinde anne babanın iznine ihtiyaç duyulmayacağı, ikincisi ise anne babanın Müslüman olmaması halinde cihada çıkma için herhangi iznin mevzu bahis olmayacağını dile getirilmiştir.

2.2.2.9 Buhârîye Yönelik Eleştirilere Yer Vermesi

Kufeyrî, Buhârî’ye yönelik eleştirilere de şerhinde yer vermiştir. Mesela, Resûlullah’a (s.a.s.) vahyin başlangıcı nasıl oldu bâbında yer alan “Bazen bana (vahiy) çıngırak sesi gibi gelir ki, bana en ağır geleni de budur. Benden o hal gider gitmez, (meleğin) bana söylediğini iyice bellemiş olurum. Bazen de melek bana bir insan olarak temessül eder, benimle konuşur, ben de söylediğini iyice bellerim.”[69] hadîsini şerh ederken Ebû Bekr Ahmed b. İbrâhîm b. İsmâîl el-Cürcânî el-İsmâîlî’nin (ö. 371/982) Müstahrec’in de yer alan bir eleştiriyi nakletmiştir. İsmâîlî, bu hadîsin içeriğinde yer alan bilgilerin bâb başlığına münasip olmadığını, zira burada vahyin başlangıcından ziyade, vahyin geliş şekilleri hakkında bilgi verildiğini, Hz. Aişe’den nakledilen “Rasûlullah’a ilk vahiy başlangıcı uykuda sâlih rüya görmekle olmuştur. hadîsinin daha uygun olduğu şeklindeki ifadelerini aktarmıştır.[70] Kufeyrî bu tür eleştirilere eserinde yer vermek suretiyle, Buhârî’ye yönelik eleştiri hakkında savunmacı bir anlayışa sahip olmadığını göstermiştir.

Kufeyrî, savunmacı bir anlayışa sahip olmamakla birlikte eserinin mukaddimesinde Buhârî’ye nispet edilen vehimleri (yanılgıları) zikrettiğini, illetli olduğu gerekçesi ile tenkid edilen yerleri gösterdiğini ve hadîslerin yanlış anlaşılmasına sebep olabilecek eksik bilgileri tamamlayarak noksanlıkları giderdiğini ifade etmiştir.[71] Bu durumda Kufeyrî bir yandan Buhârî ile ilgili eleştirilere yer verirken, diğer yandan onun ve eserinin yanlış anlaşılmasına engel olmaya çalışmıştır.

2.2.2.10. Sahabe Mürseli Hakkında Bilgi Vermesi

Kufeyrî, hadîslerin sahabe mürseli olma durumu hakkında da bilgi vermiştir. Mesela, Hz. Âişe’den (r.a.) nakledilen “Allah Resûlü’nün (s.a.s.) ilk vahiy almaya başlaması uykuda doğru rüya (rüyâ-i sâdıka) görmekle olmuştur. Onun istisnasız bütün rüyaları gün gibi gerçek çıkardı. Sonra ona yalnızlık sevdirildi. Artık Hira dağındaki mağarada yalnızlığa çekilip, orada ailesine dönmeden tek başına geceler boyu ibadet ediyordu. Bunun için yanında yiyecek de götürürdü…”[72] hadîsinde irsal yapıldığını söylemektedir. Zira Hz. Aişe -yaş itibariyle- vahyin ilk dönemlerine şahit olmamıştır. O bu olayı Resûlullah’tan veya başka bir sahabîden işitmiştir. Sahabîden işitmesi durumunda sened açısından bu hadîs, sahabî mürselidir. Kufeyrî, bu bilgileri aktardıktan sonra sahabe mürselinin bütün âlimlerce hüccet sayıldığını belirtmiştir.[73] Burada şârih, bir yandan Hz. Aişe’nin nasıl böyle bir bilgiye sahip olabileceği ile ilgili bir açıklama yaparken, diğer yandan sahabe mürselinin hüccet olduğunu ifade etmiştir. Böylelikle okuyucunun zihninde oluşabilecek sorulara cevap vermeye çalışmıştır.

2.2.2.2.11. İlginç Yorumları Nakletmesi

Kufeyrî, hadîsleri şerh ederken bazen ele aldığı rivâyetle ilgili farklı anlayış ve çıkarımlara da yer vermiştir. Mesela, Hz. Peygamber’e (s.a.s.) Hira mağarasında ilk vahiy gelmesi sürecinde Cebrâil’in (a.s.) onu üç kez sıktığı ile ilgili hadîsi şerh ederken, tâbiûn âlimlerinden Kādî Şureyh’in (ö. 80/699), bu hadîsten istinbat ettiği bir çıkarımdan bahsetmektedir. Kādî Şureyh, Cebrâilin (a.s.) Resûlullah’ı (s.a.s.) üç kez sıkmasından, Kur’ân öğretiminde çocukların üç kezden fazla dövülmeyeceği sonucunu çıkarmıştır. [74] Kufeyrî, böyle bir bilgiyi aktarmak suretiyle, hadîslerden şahsî yorumlar çerçevesinde ne tür sonuçların çıkabileceği hususunda da bilgi vermiştir.

2.2.2.12. Konu İle İlgili Başka Hadîslere Yer Vermesi

Kufeyrî, hadîsleri şerh ederken konu ile alakalı başka hadîsleri de nakletmiştir. Mesela, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) kendisine vahiy geldikten sonra Hz. Hatice ile birlikte Varaka b. Nevfel’in yanına gittiğiyle ilgili hadîsi izah ederken, Varaka’nın iman edip etmediği ile ilgili hususlara değinmiştir. Bu çerçevede Varakanın Müslüman olduğunu ispatlayıcı mahiyette bazı rivâyetleri naklederek konuyu açıklamaya çalışmıştır. Bu bağlamda Tirmizî’de zayıf bir isnadla nakledildiğini belirttiği “Onu rüyamda beyaz elbiseler içerisinde gördüm.” ve “Kıssı yani Varaka’yı rüyamda ipek elbiseler içerisinde gördüm. Çünkü o bana imân etti ve beni tasdikledi.” rivâyetlerini nakletmiştir.[75] Bu örnekten de anlaşılacağı üzere Kufeyrî, ele aldığı konuyu izah ederken başka hadîslerden de yararlanmıştır. Ayrıca konu açıklamalarında zayıf rivâyetlere yer verdiği de görülmüştür.

2.2.2.13. Bâb Başlığında Takti‘ Edilerek Verilen Hadîsin Tamamına İşaret Etmesi

Takti‘, uzun olan bir hadîsin bir kısmının alınıp nakledilmesine denir. Sahîh-i Buhârî’de takti‘ yoluyla çok sayıda hadîs rivâyet edilmiştir. Özelikle bâb başlıklarında bu tür rivâyetleri sıklıkla görmek mümkündür. Kufeyrî, zaman zaman bâb başlıklarındaki hadîslerin tamamının Sahîh-i Buhârî’nin hangi bâbında olduğuna işaret etmiş veya hadîsin tamamını yeniden nakletmiştir. Mesela, İslâm beş şey üzerine bina edilmiştir bâbının şerhinde, “İslâm beş şey üzerine bina edilmiştir: Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûl’ü olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacc etmek, ramazan orucunu tutmak.”[76] şeklinde hadîsin tamamını nakletmiş ve akabinde bu rivâyetin Duanız İmanınızdır Bâbı’nda bulunduğunu söylemiştir.[77] Buna göre Kufeyrî’nin takti‘ yoluyla nakledilen hadîslerin tamamını zikretme veya bulunduklaları bâba işaret etme yöntemini benimsediğini söylemek mümkündür.[78]

2.2.2.14.Şiirlere Yer Vermesi

Kufeyrî, hadîsleri şerh ederken zaman zaman konuyu açıklama bağlamında şiirlere de yer vermiştir. Bu şiirlerin bir kısmında şairlerin kimliği hakkında bilgi verirken, bir kısmında herhangi bir malumata yer vermemiştir. Bu şiirlerin bazılarının ise bizzat Kufeyrî’ye ait olduğu anlaşılmaktadır. Aşağıda et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh yer alan bir şiir örnek olarak verilmiştir. Şöyle ki:

ومـــــريــــــضاً أنْــــتَ عــــائِــدُهُ قــــــدْ أَتَــــــــاهُ اللهُ بـــــــِالــــــفَــــــــــرَجِ

وجْهُكَ الميْمونُ حُجـــَّتـــنا يــــــــومَ يــــــَأْتـــــــــِي اللهُ بِالحُجَجِ

ما على منْ باعَ مُهْجَتَهُ منْ هوى علْيَـاكَ مِنْ حَرَجِ

إنَّ بـــــيـــــتـــــاً أنــــــتَ سَاْكِنُهُ غـــيــــــرَ مُحْـــــتـــــَاجٍ إلى السُّـــرج

Senin ziyaret ettiğin hasta ki

Allah ona derman bahşetmiştir

Hayırlı yüzün bizim hüccetimizdir

Allah’ın hüccetleri getireceği gün

Canını satana hiçbir dert yoktur

O ki senin yüceliliği arzulamıştır

Senin içinde oturduğun ev

Kandillere muhtaç değildir.

Bu şiiri Kufeyrî, Enes’ten nakledilen şu hadîsin akabinde nakletmiştir: “Bir Yahûdî çocuğu vardı, Peygamber’e hizmet ederdi. Bir ara çocuk hastalandı. Hz. Peygamber (s.a.s.) ona hasta ziyaretinde bulundu ve başının yanında oturdu ve çocuğa hitaben: “Müslüman ol” buyurdu. Çocuk yanında bulunan babasının yüzüne baktı. Babası: Ebül-Kāsım’a itaat et, dedi. Bunun üzerine o çocuk hemen (şehâdet getirip) Müslüman oldu. Müteakiben Peygamber hastanın yanından çıkarken: “Bu çocuğu cehennem ateşinden kurtaran Allah’a hamdolsun” diyordu.” [79]

Bir örnek daha verilecek olursa: Câbirden (r.a.) nakledildiğine göre, “Resulullâh’tan (s.a.s.) bir şey istenildiğinde, onun hayır dediği hiç vaki olmamıştır.”[80] hadîsinin şerhinde Kufeyrî Ferezdak’a (ö. 114/732) ait olan şu beyti nakletmiştir:

ما قال لا قطٌّ إلَّا في تشهُّده لولا التشهُّد لم ينطق بذاك فم [81]

O teşehhüd dışında asla lâ (yok) söylemedi

Teşehhüd olmasaydı, o yüce ağız bunu söylemezdi

Bu iki örnekte görüldüğü gibi Kufeyrî, et-Telvîh’te hadîslerin şerhinde veya manasının edebî bir uslüpla takdim edilmesinde şiirlerden yararlanmıştır.

Sonuç

Bu makalede tespit edilebildiği kadarıyla bugüne kadar üzerinde herhangi bir akademik çalışma yapılmayan Şemsüddîn el-Kufeyrî ve onun kaleme aldığı et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh isimli Sahîh-i Buhârî şerhi incelenmiştir. Kaynaklarda hayatı hakkında detaylı bilgi bulunmasa da Kufeyrî’nin yaşadığı dönem, hocaları, öğrencileri ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Eserleri göz önünde bulundurulduğunda, onun özellikle Hadîs ve Fıkıh alanında geniş bir müktesebata sahip olduğu söylenebilir.

Kufeyrî’nin en dikkat çeken yönü Sahîh-i Buhârî ile ilgili iki çalışma kaleme almasıdır. Müellifin beyanına göre, el-Kevkebü’s-sârî adlı ilk şerhi, Kirmânî’nin el-Kevâkibü’d-derârî fî şerhi’l-Buhârî isimli eserinin muhtasarı olup üç ciltten oluşmaktadır. Bu kitabın müellif hattı olduğu düşünülen ikinci cildi, Berlin Devlet Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. Bu cildin tamamını ilgili kütüphanenin web sayfasından temin etme imkanı bulunmaktadır. Üçüncü cildi, Soyfa Halk Kütüphanesi’nde olduğu tespit edilmiştir. Birinci cildin akibeti ile ilgili herhangi bir bilgiye ulaşılamamıştır. Sofya’da bulunan nüsha elde edildikten sonra el-Kevkebü’s-sârî ile ilgili müstakil bir çalışma yapılması tarafımızca planlanmaktadır.

Bu makalede Kufeyrî’nin Sahîh-i Buhârî şerhi et-Telvîh tetkik edilmiştir. Altı ciltten oluşan bu eser, Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesinde bulunmaktadır. Takdir edileceği üzere yaklaşık binsekizyüz varaklık bir şerhi bir makale içerisinde tüm hatlarıyla değerlendirmek oldukça güçtür. Bu yüzden et-Telvîh genel hatlarıyla incelenmiştir.

İncelenebildiği kadarıyla et-Telvîh içerik ve yöntem açısından oldukça düzenli ve sistematik olduğu tespit edilmiştir. Kufeyrî, mukaddimede hangi saiklerle bu eseri kaleme aldığı ve Sahîh-i Buhârî’yi tahsil serüveni hakkında bilgi vermiştir. Akabinde Sahîh-i Buhârî’de isimleri kısa bir şekilde geçen râvilerin isim, nisbet ve künyeleri hakkında bilgi verdiği tespit edilmiştir. Bâb başlıklarından hadîs metinlerine kadar her bir sözün gramer tahlilini yaptığı ve kelimelerin doğru telaffuzu ile ilgili bilgiler verdiği görülmüştür.

Kufeyrî, hadîsleri şerh etmeden önce senedte bulunan her bir râvî hakkında ayrıntıya girmeden özlü ve yeterli bir şekilde bilgi vermiştir. Aynı râviler daha sonra başka bir hadîsin senedinde bulunduğunda tekrara girmeyerek buralarda yeniden bilgi vermemiştir. Şerh ettiği hadîs, şayet başka bir bâbta tekrar ediyorsa ona işaret etmiştir.

Râvi sayısı açısında hadîsler hakkında değerlendirmelerde bulunmuş, kelime tahlil ve açıklamalarına geniş yer vermiştir. Muhtelifu’l-hadîse konu olan hadîsleri belirterek aradaki ihtilafları izâle etmek üzere bu ilmin metotlarından istifade ettiği görülmüştür. Aynı konu ile ilgili hadîsler arasındaki farklı rivâyetlere ve lafızlara işaret etmiştir. Hadîslerdeki fıkhî hükümlerle ilgili görüşlere yer vermiştir.

Kufeyrî’nin, Buhârî’yi savunan bir anlayışa sahip olmadığı ve onunla ilgili eleştirilere eserinde yer verdiği görülmüştür. Sahabe mürseli olan hadisler hakkında bilgi vermiştir. Hadîslerin hadîslerle anlaşılması için ilgili konudaki diğer hadîsleri zikretmiştir. Bâb başlıklarında takti‘ yoluyla nakledilen hadîslerin anlam bütünlüğüne faydası olduğunu düşündüğünden dolayı tamamını vermiştir. Ayrıca şiirlere ve hadîslerden ilginç çıkarımlarda bulunan âlimlerin görüşlerine yer verdiği tespit edilmiştir.

Genel olarak bakıldığında, okuyucuya akıcı bir üslupla düzenli bir şekilde bilgi aktardığından dolayı et-Telvîh’in oldukça faydalı bir eser olduğu görülmektedir. Bu yüzden neşredilerek okuyucuların istifadesine sunulması ve üzerine hacimli akademik çalışmaların yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Yapılacak daha kapsamlı çalışmalar vesilesiyle diğer Sahîh-i Buhârî şerhleri ile daha iyi bir şekilde mukayese edilme imkanı elde edilecektir.

Kaynakça

Brockelmann, Carl. Târihu’l-edebi’l-arabî. Trc. Abdulhalîm en-Neccâr, Ramadân Abdüttevvâb. 6 Cilt. Kahire: Dâru’l-Meʿârif, 1977.

Buhârî, Ebû Abdillâh Muhammed b. İsmâîl. el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ. Thk. Muhammed Zehir Nasire’n-Nasır. 9 Cilt. Dımaşk: Dâru Tavku’n-Necâ, 2002.

Ferezdak, Ebû Firâs Hemmâm b. Gālib. Dîvânül-Ferezdak. Thk. Ali Fâ‘ûr. Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1987.

İbn Asâkir, Ebül-Kāsım Ali b. el-Hasen b. Hibetullah. Târîhu Dımaşk. Thk. Ömer b. Garâme el-‘Amrî. 80 Cilt. Beyrut: Dâru’l-Fikr, 1995.

İbnül-İmâd, Ebül-Felâh Şihâbuddîn Abdülhay b. Ahmed b. Muhammed el-Hanbelî. Şezerâtüz-zeheb fî ahbâri men zeheb. Thk. Abdülkādir el-Arnavût, Mahmûd el-Arnavût. 12 Cilt. Beyrut: Dâru İbn Kesîr, 1991.

İbn Hacer, Ebül-Fazl Şihâbüddîn Ahmed b. Alî b. Muhammed el-Askalânî. İnbâʾül-ğumr bi-ebnâʾil-ʿumr. Thk. Muhammed Abdülmuʿîd Hân. 9 Cilt. Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1986.

İbn Kādî Şühbe, Ebû Bekir b. Ahmed. Tabakātü’ş-şâfiyye. Thk el-Hâfız Abdülalîm Hân. 4 Cilt. Beyrut: Âlemül-Kütüb, 1407.

Kandemir, M. Yaşar. “Ebû Ali Gassânî”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. 13: 396. İstanbul: TDV Yayınları, 1996.

Kufeyrî, Ebû Abdillâh Şemsüddîn Muhammed b. Ahmed b. Mûsâ el-Aclûnî. Kitabü’l-Kifâye fî şerhi’l-Ğāye. Islamische Handschriften, 3050: 1a-296a. Staatsbibliothek zu Berlin.

Kufeyrî, Ebû Abdillâh Şemsüddîn Muhammed b. Ahmed b. Mûsâ el-Aclûnî. et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh. Mahmud Paşa, 78: 1a-342b. Süleymaniye Kütüphanesi.

Kufeyrî, Ebû Abdillâh Şemsüddîn Muhammed b. Ahmed b. Mûsâ el-Aclûnî. et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh. Mahmud Paşa, 90: 1a-245. Süleymaniye Kütüphanesi.

Kufeyrî, Ebû Abdillâh Şemsüddîn Muhammed b. Ahmed b. Mûsâ el-Aclûnî. et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh. Mahmud Paşa, 91: 1a-244b. Süleymaniye Kütüphanesi.

Kufeyrî, Ebû Abdillâh Şemsüddîn Muhammed b. Ahmed b. Mûsâ el-Aclûnî. el-Kevkebü’s-sârî fî şerhi Sahîhi’l-Buhârî. Islamische Handschriften, 1347: 1a-280b. Staatsbibliothek zu Berlin.

Müslim, Ebü’l-Hüseyn Müslim b. el-Haccâc el-Kuşeyrî. Sahihu Müslim. Thk. Muhammed Fuâd Abdulbâkî. 5 Cilt. Beyrut: Dâru’l-İhyait-Turâsi’l-Arabî, 1991.

Nu‘aymî, Abdülkadîr b. Muhammed ed-Dımaşkî. ed-Dâris fî târihi’l-medâris. Thk. İbrâhîm Şemsüddîn. 2 Cilt. Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1990.

Sandıkçı, S. Kemal. “Sahîhu’l-Buhari Üzerine Yapılan Çalışmalar”. Diyanet İlmi Dergi 21/1 (1985): 39-63.

Sandıkçı, S. Kemal. “Sahîhu’l-Buhârî Üzerine Yapılan Çalışmalar II”. Diyanet İlmi Dergi 22/2 (1985): 50-55.

Sehâvî, Ebü’l-Hayr Şemsüddîn Muhammed b. Abdirrahmân. ed-Davu’l-lâmiʿ li-ehli’l-karni’t-tâsiʿ. 12 Cilt. Beyrut: Dâru’l-Cîl, 1992.

Sehâvî, Ebü’l-Hayr Şemsüddîn Muhammed b. Abdirrahmân. el-Cevâhir ve’d-dürer fî tercemeti Şeyhi’l-İslâm İbn Hacer. Thk. İbrâhîm Bâcis Abdülmecîd. 3 Cilt. Beyrut: Dâru İbn Hazm, 1999.

Sezgin, Fuad. Târihu’t-turâsi’l-arabî. Trc. Mahmûd Fehmî Hicâzî. 10 Cilt. Riyad: Câmiʿautu İmâm Muhammed b. Suûd, 1991.

Türcan, Zişan. Hadîs Şerhçiliğinin Doğuşu ve Gelişimi”. Hitit Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesi Dergisi 8/16-2 (2009): 101-133.

Ziriklî, Hayruddîn. el-Aʿlâm. 12 Cilt. Beyrut: Dâru’l-İlmi’l-Melâyin, 2002.



[1] Zişan Türcan, “Hadis Şerhçiliğinin Doğuşu ve Gelişimi”, Hitit Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesi Dergisi 8/16-2 (2009): 115.

[2] Sahih-i Buharî’ye yapılan şerhler için bk. S. Kemal Sandıkçı, “Sahîhu’l-Buhari Üzerine Yapılan Çalışmalar”, Diyanet İlmi Dergi 21/1 (1985): 39-63; S. Kemal Sandıkçı, “Sahîhu’l-Buhârî Üzerine Yapılan Çalışmalar II”, Diyanet İlmi Dergi 22/2 (1985): 50-55.

[3] Ebü’l-Hayr Şemsüddîn Muhammed b. Abdirrahmân es-Sehâvî, ed-Davu’l-lâmiʿ li-ehli’l-karni’t-tâsiʿ (Beyrut: Dâru’l-Cîl, 1992, 7:111-112; Ebü’l-Fazl Şihâbüddîn Ahmed b. Alî b. Muhammed İbn Hacer el-Askalânî, İnbâʾül-ğumr bi-ebnâʾil-ʿumr, thk. Muhammed Abdülmuʿîd Hân (Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1986), 8:160; Ebü’l-Felâh Şihâbuddîn Abdülhay b. Ahmed b. Muhammed İbnü’l-İmâd el-Hanbelî, Şezerâtüz-zeheb fî ahbâri men zeheb, thk. Abdülkādir el-Arnavût, Mahmûd el-Arnavût (Beyrut: Dâru İbn Kesîr, 1991), 9: 285.

[4] Sehâvî, ed-Davu’l-lâmiʿ, 7: 111-112; İbn Hacer, İnbâʾül-ğumr, 8:160; İbnü’l-İmâd, Şezerâtüz-zeheb, 9: 285.

[5] Bu eser, Süheylî’nin (ö. 581/1185) er-Ravdü’l-ünüf isimli eserinin ihtisarıdır.

[6] Sehâvî, ed-Davu’l-lâmiʿ, 7: 111-112; İbn Hacer, İnbâʾül-ğumr, 8:160; İbnü’l-İmâd, Şezerâtüz-zeheb, 9: 285.

[7] Bk. Ebû Abdillâh Şemsüddîn Muhammed b. Ahmed b. Mûsâ el-Aclûnî el-Kufeyrî, Kitabü’l-Kifâye fî şerhi’l-Ğāye Staatsbibliothek zu Berlin, Islamische Handschriften, nr. 3050.

[8] Sehâvî, ed-Davu’l-lâmiʿ, 2: 74.

[9] Sehâvî, ed-Davu’l-lâmiʿ, 5: 219.

[10] Sehâvî, ed-Davu’l-lâmiʿ, 1: 49

[11] Sehâvî, ed-Davu’l-lâmiʿ, 5: 24.

[12] Sehâvî, ed-Davu’l-lâmiʿ , 9: 44.

[13] Sehâvî, ed-Davu’l-lâmiʿ , 7: 114.

[14] Sehâvî, ed-Davu’l-lâmiʿ , 11: 15-16.

[15] Sehâvî, ed-Davu’l-lâmiʿ , 1: 192-193.

[16] Sehâvî, ed-Davu’l-lâmiʿ , 3: 182.

[17] Sehâvî, ed-Davu’l-lâmiʿ , 10: 298-299.

[18] Sehâvî, ed-Davu’l-lâmiʿ , 7: 166.

[19] Sehâvî, ed-Davu’l-lâmiʿ , 7: 117.

[20] Sehâvî, ed-Davu’l-lâmiʿ , 9: 218.

[21] Sehâvî, ed-Davu’l-lâmiʿ , 9: 192.

[22] Ebü’l-Hayr Şemsüddîn Muhammed b. Abdirrahmân es-Sehâvî, el-Cevâhir ve’d-dürer fî tercemeti Şeyhi’l-İslâm İbn Hacer, thk. İbrâhîm Bâcis Abdülmecîd (Beyrut: Dâru İbn Hazm, 1999), 1: 224.

[23] Sehâvî, ed-Davu’l-lâmiʿ, 7: 111-112; Abdülkādîr b. Muhammed en-Nu‘aymî ed-Dımaşkî, ed-Dâris fî târihil-medâris, thk. İbrâhîm Şemsüddîn (Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1990), 1: 236, 249, 299; İbn Kādî Şühbe Ebû Bekir b. Ahmed b. Muhammed, Tabakātü’ş-şâfiyye, thk el-Hâfız Abdülalîm Hân (Beyrut: Âlemül-Kütüb, 1407), 4: 99-101.

[24] Ebû Abdillâh Şemsüddîn Muhammed b. Ahmed b. Mûsâ el-Aclûnî el-Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, Süleymaniye Kütüphanesi, Mahmud Paşa, nr. 78, 2b; Burada et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh olarak burada ismi verilen eserin kapağında yanlışlıkla el-Kevkebü’s-sârî fî şerhi Sahîhi’l-Buhârî yazılmıştır.

[25] Bk. Ebû Abdillâh Şemsüddîn Muhammed b. Ahmed b. Mûsâ el-Aclûnî el-Kufeyrî, el-Kevkebü’s-sârî fî şerhi Sahîhi’l-Buhârî, Staatsbibliothek zu Berlin, Islamische Handschriften, nr. 1347, 280b; Carl Brokelmann, Târihu’l-edebi’l-arabî, trc. Abdulhalîm en-Neccâr, Ramadân Abdüttevvâb (Kahire: Dâru’l-Meʿârif, 1977), 3: 169; Fuad Sezgin bu eserin müellif hattı olduğunu söylemektedir. Bk. Fuad Sezgin, Târihu’t-turâsi’l-arabî, trc. Mahmûd Fehmî Hicâzî (Riyad: Câmiʿatu İmâm Muhammed b. Suûd, 1991), 1: 233.

[26] Hayruddîn ez-Ziriklî, el-Aʿlâm (Beyrut: Dâru’l-İlmi’l-Melâyin, 2002), 5: 331.

[27] Ziriklî, el-Aʿlâm, 5: 331. Ziriklî’nin bahsettiği Kutluboğa şayet İbn Kutluboğa (ö. 879/1474) ise onun böyle bir esere sahip olduğu bilinmemektedir.

[28] Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 91, 342b; Birinci cildin ferağ kaydında 20 Cemâziye’l-âhir 826 tarihi yazmaktadır. Bk. Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 91, 244b.

[29] bk. Ebü’l-Kāsım Ali b. el-Hasen b. Hibetullah İbn Asâkir, Târîhu Dımaşk, thk. Ömer b. Garâme el-‘Amrî (Beyrut: Dâru’l-Fikr, 1995), 2: 313.

[30] Sehâvî, ed-Davu’l-lâmiʿ li-ehli’l-karni’t-tâsiʿ, 2: 145-146.

[31] Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 78, 1b.

[32] Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 78, 1b-2a.

[33] Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 78, 2a.

[34] Garîbu Câmi‘i’l-usûl de, müstakil bir kitap olmayıp Câmi‘u’l-usûl’de her bir konuda zikredilen hadislerden sonra o hadislerde geçen kelime açıklamalarının bulunduğu kısımlardır..

[35] Takyîdü’l-mühmel ve temyizü’l-müşkil, Sahîhayn râvilerinin isim, künye ve nisbelerdeki müştebih kelimeleri, râvilerinin senedlerde yaptıkları hataları, rivâyet yanlışlıklarını inceleyen bir eserdir. Burada ilellerden kastın, Sahîh-i Buhâri’yi nakleden râvilerinin senedlerde yaptıkları hatalar anlaşılmaktadır. Bk. M. Yaşar Kandemir, “Ebû Ali Gassânî”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 1996), 13: 396.

[36] Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 78, 3a.

[37] Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 78, 2b.

[38] Zehebî’nin râvilerin künyeleri hakkında bilgi verdiği el-Muktenâ fî serdi’l-künâ isimli bir eseri bulunmaktadır. Ancak burada Kufeyrî, el-Muğnî isimli başka bir eserinde bahsetmektedir.

[39] Kufeyrî’nin Ricâlu’s-Sahîh olarak kaydettiği bu eserin asıl ismi, el-Cemʿ beyne ricâli’s-Sahîhayn Buhârî ve Müslim’dir.

[40] Eserin tam ismi el-Muʿcemü’l-müştemil ʿalâ ẕikri esmâʾi şüyûḫi’l-eʾimmeti’n-nübel.

[41] Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr.78, 3a. Kufeyrî istifade etttiği eserlerin ismini kısalatarak vermiştir. Mesela, el-Muʿcemü’l-müştemil ʿalâ zikri esmâʾi şüyûhi’l-eʾimmeti’n-nübel olan eserin ismini, Şuyûhun-nübel olarak yazmıştır.

[42] Şiir için bk. Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 78, 3a.

[43] Altı cilt ve yaklaşık bin sekizyüz varaktan müteşekkil olan bu eserin şerh yöntemini belirleme sürecinde, ağırlıklı olarak Sahîh-i Buhârî’nin Vahyin başlangıcı, Kitabu’l-îmân ve Kitâbu’l-İlm bölümlerinin şerhleri incelenmiştir ve örnekler de bu bölümlerden verilmiştir.

[44] Bk. Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 78, 3b-11a.

[45] Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 78, 12a-b.

[46] Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 78, 36b.

[47] Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 78, 36b.

[48] Buhârî, “Bed’ü’l-vahy”, 1.

[49] Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 78, 23a.

[50] Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 78, 12b.

[51] Nebî (sav) şöyle buyurdu: “Bu gece rüyamda yanıma iki adamın geldiğini gördüm. Bana şöyle dediler: Ağzı parçalanmakta olduğunu gördüğün kimse, çok yalan söyleyen bir yalancıdır. Onun söylediği yalanlar, ondan alınıp taşınır da nihayet her tarafa yayılırdı. İşte ona kıyamet gününe kadar böyle azap edilir.” Buhârî, “Edep”, 69.

[52] Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 90, 41b.

[53] Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 78, 16a-b.

[54] Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 78, 16b.

[55] Bk. Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 90, 85a.

[56] Bk. Buhârî, “Bed’ü’l-vahy”, 1; Müslim, “İmân”, 252.

[57] Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 78, 16a.

[58] Bk. Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 78, 16b. Diğer örnekler için bk. Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 90, 10b, 32b.

[59] Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 78, 12b.

[60] Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 90, 78b.

[61] Buhârî, “İmân”, 4.

[62] Buhârî, “İmân”, 5.

[63] Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 78, 33a.

[64] Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 90, 1b.

[65] Buhârî, “Sadakatu’l-fıtır”, 9.

[66] Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 78, 342b.

[67] Buhârî, “Cihâd”, 137.

[68] Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 90, 2b.

[69] Buhârî, “Bed’ü’l-vahy”, 1.

[70] Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 78, 15b-16a.

[71] Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 78, 2b.

[72] Buhârî, “Bed’ü’l-vahy”, 1.

[73] Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 78, 16a.

[74] Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 78, 17a.

[75] Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 78, 19a; bk. Tirmizî, “Rüya”, 10.

[76] Buhârî, “İmân”, 2.

[77] Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 78, 27b.

[78] Bk. Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 90, 10a.

[79] Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 78, 204a; Buhârî, “Cenâiz”, 80.

[80] Buhârî, “Edeb”, 39.

[81] Kufeyrî, et-Telvîh ilâ maʿrifeti’l-Câmiʿi’s-sahîh, nr. 90, 20a; Bk. Ebû Firâs Hemmâm b. Gālib el-Ferezdak, Dîvânü’l-Ferezdak, thk. Ali Fâ‘ûr (Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1987), 512.