Makale

AŞIRI/ÇOK ZAYIF HADİS: TARİHSEL BİR KAVRAM ANALİZİ

ALTINTAŞ, F. B. “Aşırı/Çok Zayıf Hadis: Tarihsel Bir Kavram Analizi” Diyanet İlmî Dergi 55 (2019): 1047-1063 Araştırma makalesi / Resarch article

AŞIRI/ÇOK ZAYIF HADİS: TARİHSEL BİR KAVRAM ANALİZİ*

VERY WEAK HADITH NARRATIONS: A HISTORICAL CONCEPTUAL ANALYSIS

Geliş Tarihi: 12.09.2019 Kabul Tarihi: 28.11.2019

FATMA BETÜL ALTINTAŞ

ARŞ GÖR. DR.
ERCİYES ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAK.
Orcid.org/ 0000-0002-9814-5472

fatmazehrabetul@gmail.com

ÖZ

Zayıf hadis, sahih ve hasen hadis şartlarını taşımayan rivayetlerdir. Zayıf hadislerin zayıflık dereceleri birbirinden farklıdır. Hadis usulüne göre, bazı zayıf hadisler başka rivayetlerle desteklendiğinde hasen derecesine çıkabilirken, bazı zayıf hadisler bu takviyeye uygun değildir. Bu şekilde yükselmeye uygun olmayan ve mütâbi veya şâhidleri bulunsa da içinde bulundukları zayıflıktan kurtulamayan hadislere “çok/aşırı zayıf hadis” denilebilir.

Hadis ıstılahlarının çoğunda olduğu gibi rivayetlerin zayıflığının derecesine dair ifadeler ile “çok/aşırı zayıf hadis” kavramı da belli sebepler doğrultusunda ve tedrîcen ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada, “çok/aşırı zayıf hadis” tabirinin ortaya çıkış serüveni üzerinde durulmuş, hadis usûlüne göre hangi rivayetlerin çok zayıf kabul edildiğine ve çok zayıf hadislerin tespit yöntemlerine değinilmiştir. Rivayetlerin zayıflıklarının dereceleri ile bağlantılı düşünülebilecek kullanımların hadis usûlüne dair eserlerde farklı tabirlerle de olsa ilk olarak hicri VII. yüzyılda görüldüğü; rivayetlerin çok/aşırı zayıflığına dair ıstılahın ise hicri VIII. yüzyılda zayıf hadislerle amel şartlarına dair tartışmalarla birlikte yaygınlık kazandığı tespit edilmiştir.

Anahtar Kelimeler: Çok Zayıf hadis, Zayıf Hadis, Hasen Hadis, Mütâbi, Şâhid.

ABSTRACT

A weak hadith is one that does not have the characteristics of authentic and good hadith. The level of weakness of weak hadiths differ. According to the hadith methodology, while some weak hadiths can be raised to the level of good hadith if supported by other narrations, some other weak hadiths cannot be done so. Hadiths that are not possible to be raised to the level of good hadith and whose characteristics that make them weak cannot be removed even if they have confirmatory narrators can be called “very weak hadith”.

As in most of the hadith terms, the terms relating to the degree of weakness of the narrations and the concept of “very weak hadith” have emerged gradually and for certain reasons. This study deals with the emergence and development of the term “very weak hadith”, which narrations are considered very weak according to the hadith methodology, and the methods of identification of very weak hadiths.

Keywords: Very Weak Narrations, Weak Narrations, Hasan Hadith, Confirmations, Follow-ups.

Giriş

I. ÇOK ZAYIF HADİS VE HADİSLERİN ZAYIFLIK DERECELERİ İLE İLGİLİ KULLANIMLAR

Hasen ve sahih hadisin şartlarını taşımayan rivayetlerin bütününe zayıf hadis denmektedir.[1] Zayıf hadislerin de farklı dereceleri vardır. Bu çalışmada zayıflığının derecesi fazla olan hadisler ve tespit yöntemleri üzerinde durulacak, hadislerin zayıflık derecelerinin gündeme gelişinin tarihsel serüveni takip edilecek ve zayıflığının derecesi fazla olan hadislerle ilgili bir isimlendirme denemesi yapılacaktır.

Bilindiği gibi zayıf hadislerin, iki veya daha çok tarikten gelmeleri durumunda hasen derecesine yükselebilmeleri mümkündür.[2] Bununla birlikte, zayıf bir hadisin başka tariklerle desteklenerek yükselebilmesi için bazı şartlara sahip olması gerekir. Benzer şekilde, bir rivayetin, başka bir rivayete mütâbi olarak kullanılabilmesi için de çeşitli şartları taşıması gereklidir. Yani, rivayetlerin hem şâhid veya mütâbi[3] olabilmeleri hem de şâhid ve mütâbiler tarafından desteklenebilmesi için, bir takım şartlar taşımaları gerekmektedir.[4] Bu tür yükselmeye uygun olmayan ve mütâbi veya şâhidleri bulunsa da mütâbaata elverişli olmayan rivayetlere çok zayıf hadisler ismini vermek mümkündür.[5]

Hadis ilimlerine dair kaynaklarda rivayetler arasında, rivayetlerin zayıflıklarındaki derecelere göre bir ayrım yapılmakta ve “çok zayıf” tabiri çok zayıf râviler hakkında bir cerh ifadesi olarak kullanılmaktadır. Fakat mervî için doğrudan böyle bir adlandırma bulunmaz. Bununla birlikte mervî ile ilgili olarak bu kullanım ilerleyen dönemlerde özellikle çağdaş hadis usûlü eserlerinde görülmektedir.[6]

Klasik hadis usûlü eserlerinde, hadislerin zayıflığının derecesi ile ilgili konulara “Hasen li ğayrihî” hadisler ve hadisleri “hasen li ğayrihî” seviyesine çıkaran mütâbi veya şâhidlerin özellikleri anlatılırken; zayıf hadislerin derecelerinden ve mütâbi veya şâhidi olsa da mertebesi yükselemeyen zayıf hadislerden bahsedilirken; zayıf hadisin rivayet edilmesi ve zayıf hadisle amel edilmesiyle ilgili tartışmalar aktarılırken yer verilmektedir.

Çok zayıf hadislerle ilgili yukarıda zikrettiğimiz tanım üzerinde durmak gerekmektedir. “Mütâbi veya şâhidleri bulunsa da zayıflıktan kurtulamayan” ifadesi, bir rivayet kaç tarîkten gelirse gelsin, tarîklerden biri çok zayıf ise rivayetin genel hükmünün çok zayıf sayılması gerektiği şeklinde anlaşılmaktadır. Mesela, dört farklı tarîkten gelen bir rivayetin, üç tarikinin çok zayıf olmaması bir tarîkinin ise çok zayıf olması durumunda, hadis usûlü kaidelerine göre, çok zayıf tarîk esas alınacak olursa diğer tarîkler, bu rivayetin sıhhat derecesine katkı sağlayamaz, zayıflığı azaltıp gideremezler. Fakat eğer çok zayıf olmayan tarîklerden biri esas alınacak olursa çok zayıf olmayan tarîkler, birbirlerini destekleyerek rivayeti zayıflıktan kurtarabilir, hatta hasen derecesine yükseltebilirler. Bu durumda, tarîklerin biri esas alındığında rivayet çok zayıf sayılması gerekirken, başka bir tarîk esas alındığında, aynı rivayet zayıflıktan kurtulabilecektir.

Bu karışıklık, fıkıhta sıkça kullanılan “kuvvetli zayıfın üstüne bina edilmez” ilkesi gereği, tarîklerin en sağlamını asıl olarak kabul edip, diğerlerini ona destekçi olarak kullanmak suretiyle çözülebilir. Sehâvî (ö. 902/1496), bu konuyu dile getirmekte ve uygun olanın “en az zayıf” yani en kuvvetli olan tarîkin esas alınması olduğunu söylemektedir.[7] İbn Hacer (ö. 852/1448), İbnüs-Salâh’ın (ö. 643/1245) Ulûmü’l-ḥadîṩ’i üzerine yazdığı en-Nüket adlı eserinde rivayetin mütâbi olarak kullanılabilmesinin şartlarından bahsederken tariklerin hangisinin esas alınması gerektiğine dair fikir beyanında bulunurken rivayetlerin niteliği konusunda şunları söylemektedir: “(İbnüs-Salâh) neyin destek[8] olarak kullanılabileceğine dair bir kriter zikretmemiştir. Dolayısıyla konu, kabul veya red açısından iki ihtimale dayanmaktadır. Her iki ihtimal de birbirine eşit olursa o zaman (rivayetin) mütâbi olarak geçerli kabul edilmesi daha uygundur. Reddedilme ihtimali güçlüyse o zaman destek olarak kabul edilmez. Kabul ihtimali güçlüyse artık o rivayet destek değildir ve bizzat kendisi hasendir.”[9] İbn Hacer’in bu sözü, şu duruma işaret etmektedir: Bir rivayetin tarîklerinden bir tanesi diğerlerine destek olarak kabul edilebilecek kadar güçlüyse, yani çok zayıf değilse, zaten bu durumda rivayetin çok zayıf olmayan bir tarîki olduğu için, rivayet artık çok zayıf sayılamaz. Eğer tarîklerin tümü, destek olarak kabul edilemeyecek kadar zayıfsa bu tariklerin hiçbiri destek olarak kullanılamaz ve rivayet zayıflıktan kurtulamaz. Birden fazla tarîkten gelen rivayetlerin sıhhat durumu, ana hatlarıyla şekillerdeki gibi özetlenebilir:

Bu tablolara göre[10] bir rivayet biri sahih biri zayıf iki tarîkten geliyorsa, sahih kabul edilebilir (A). İki zayıf hadis eğer mütâbaâta uygun iseler, bir araya geldiklerinde hadis hasen li ğayrihi seviyesi çıkar (B). Bir rivayet bir tarîkten zayıf diğer tarîkten çok zayıf olarak geliyorsa, çok zayıf olmayan tarîk esas alınarak rivayet zayıf olarak değerlendirilebilir (C). Bir rivayet ikisinin de çok zayıf iki veya daha fazla tarîkten geliyorsa, hiçbir şekilde mütâbaâta uygun olmadığı için çok zayıf olarak kalır. Yani çok zayıf hadisler, ya çok zayıf bir tek tarîkten gelirler ya da çok zayıf tarîke destek olarak kullanılamayacak kadar zayıf birden fazla tarîkten gelirler. Bu durumda, “Çok zayıf hadisler, mütâbi veya şâhidleri bulunsa da zayıflıktan kurtulamaz.” şeklindeki ifadeyi, “Çok zayıf bir rivayetin mütâbi veya şâhidi de kendisi gibi zayıf olursa zayıflıktan kurtulamaz. Fakat kendisinden daha yüksek seviyede rivayetler tarafından desteklenirse zayıflıktan kurtulabilir.” şeklinde anlamak daha uygun görünmektedir.

Çok zayıf olan rivayetlerin mütâbaâtı ile ilgili olarak, bir araya geldiklerinde çok zayıf olmaktan kurtulacağına[11] ve rivayetin hasen derecesine ulaşmasa da fezâilde amel edilebilir hale geleceğine dair görüşler mevcuttur.[12] Bu görüş kabul edilecek olsa bile, bu yükseliş, ahkâm konusundaki rivayetler için değil, fezâilde kullanılacak rivayetler için mümkün kabul edilmektedir. Bu görüşe, zayıf hadislerin birbirini desteklemelerinin mümkün olmadığını kabul eden İbn Hazm (ö. 456/1064) karşı çıkmaktadır. İbn Hazm, çok zayıf olan rivayetler için, rivayetin tarîklerinin fazlalığının, zayıflığını yok etmek yerine daha da artıracağını ifade etmektedir.[13]

II. RİVAYETLERİN ZAYIFLIK DERECELERİNİN GÜNDEME GELİŞİ

Hadis usûlü kavramlarının gelişimi tedricî bir şekilde gerçekleşmiştir. Bu sebeple hadis ıstılahlarının hangi şartların etkisiyle doğduğu ve geliştiğini bilmek önem arz etmektedir.[14] Bu ihtiyaçtan hareketle bu başlık altında rivayetlerin zayıflığının derecesini vurgulayan terimlerin ne zaman ve ne sebeple ortaya çıktığı üzerinde durulacaktır.

Çok zayıf hadis, hadisin bir çeşidi olmaktan ziyade zayıf hadisin zayıflığının derecesini anlatan bir tabir olarak mütalaa edilebilir ve bu sebeple zayıf hadis kavramı ile doğrudan ilgilidir. Bu açıdan, rivayetlerin zayıflıklarının derecelerinin vurgulanmaya başlanmasına ve nihayet “çok zayıf” olmanın hadislere ait bir sıfat gibi kullanımına yol açan muhtemel nedenlerini anlayabilmek için, zayıf hadislerin ahkâm konularında kullanımı gibi çeşitli gelişmelerin tümünün göz önünde bulundurulması gereklidir.

Rivayetlerin zayıflıklarının dereceleri, ilk olarak İbnüs-Salâh (ö. 643/1245) tarafından gündeme getirilmiştir. İbnüs-Salâh, “zayıflığın kuvveti” (قوة الضعف) tabirini zayıf hadislerin çeşitlerinden bahsederken, zayıflıktan kurtulamayacak rivayetlerle yani mervî ile ilgili olarak kullanmıştır.[15]

Bazı rivayetlerin çok zayıf oluşundan bahsedilmesi ile rivayetlerin zayıflığının dereceleri ile ilgili vurgunun yoğunlaşması ise zayıf hadisle amel tartışmalarıyla başlamış görünmektedir. Zayıf hadisle amel tartışmaları, zayıf hadis rivayeti konusu ile birlikte düşünülmesi gereken fakat ondan farklı bir tartışmadır. Daha önce Şahyarın çalışmasında gösterdiği üzere zayıf hadisle fezâil konusunda amel edilebilirlik fikri, uzun süre devam eden zayıf hadisin tahammül ve rivayetinin caiz olduğu fikrinin ardından gündeme gelmiştir. Buna göre, “rivayet dönemi” olarak bilinen ilk asırlarda, mümkün olduğunca fazla sayıda hadisin cem edilmesi amaçlanmaktaydı. Sahih hadisin şartlarına erişemeyen rivayetler de mütâbi veya şâhid olarak kullanılabilecekleri için derlenmekteydi. Zaten ahkâm dışındaki konularda zayıf hadislerin rivayet edilebileceğine dair genel bir kanaat mevcuttu.[16] Bununla birlikte, dönem itibarıyla, fezâille ilgili olarak rivayet edilen zayıf hadisler, tâ‘dîlin alt derecelerindeki râvilerin rivayetlerinden oluşmaktaydı.[17] Fezâil konularında zayıf hadislerin rivayet edilmesi ile ilgili tavır, zaman içinde önemli bir değişikliğe de uğramamıştır.[18] Fezâile dair konularda zayıf hadislerin rivayetine dair bu esneklik, Nevevî (ö. 676/1277) ile farklı bir boyuta taşınmıştır. Nevevî, İbnüs-Salâh’ın (ö. 643/1245) Ulûmü’l-ḥadîṩ’i üzerine yazdığı eserinde, ahkâm dışındaki konularda mevzû rivayetler hariç zayıf hadislerin rivayet edilmesinin cevazına ilave olarak, bu rivayetlerle amel de edilebileceğini ifade etmiştir.[19]

Zayıf hadislerin rivayetiyle birlikte zayıf hadislerle amel de edilebileceğine dair kanının yaygınlaşmasıyla birlikte, ulemâ, zayıf hadisle fezâilde de olsa amel edebilmek için çeşitli şartlar dile getirmeye başlamışlardır. Zayıf hadislerle amel etmenin şartlardan biri de İbn Hacer’den (ö. 852/1448), öğrencisi Sehâvî (ö. 902/1496) tarafından, “zayıflık, şiddetli olmamalıdır” ifadeleriyle aktarılmıştır. Sehâvî bu şartları hocasından duyduğunu ve hocasını bu şartları kendisi için yazdırdığını ifade etmektedir. Sehâvî, Alâî’den (ö. 761/1359), bu şart üzerinde âlimlerin ittifak ettiklerinin rivayet edildiğini de belirtmektedir.[20] Sehâvî’nin aktardığı bu kullanım ile rivayetlerin zayıflığının derecesi meselesi daha sık şekilde gündeme gelmeye başlamıştır.

Özetle, rivayetlerin zayıflıklarının dereceleri ile bağlantılı düşünülebilecek kullanımlar hadis usûlüne dair eserlerde farklı tabirlerle de olsa, ilk olarak hicri VII. yüzyılda görülmüştür. Kavramın yaygınlık kazanması ise, hicri VIII. yüzyılda zayıf hadislerle amel şartlarına dair tartışmalarla birlikte gerçekleşmiştir.

III. İLK DÖNEM HADİS USÛLÜ ESERLERİNDE ZAYIFLIĞIN DERECELERİNE DAİR KULLANIMLAR

Bundan önceki bölümde rivayetlerin zayıflıklarının miktarı üzerinde duran ifadelerin kullanımının doğuşuna yol açan süreci incelemiştik. Rivayetlerin zayıflıklarının derecelerine dair kullanımların hadis usȗlü eserlerindeki kullanım şekillerini kronolojik olarak incelemek de önem ifade etmektedir.

Hadis usulü eserlerinde rivayetlerin çok zayıf olduğuna dair yapılan vurguların görülmesinden önce, zayıflığın derecelendirilmesi anlamında çeşitli kullanımlar mevcuttur. Bu kullanımlar, rivayetin zayıflığını artıran râvi kusurlarıyla ilgili konularda görülür. Mesela Müslim b. el-Haccâc (ö. 261/875), Sahîh’inin mukaddimesinde, yalancılıkla itham olunanlar ile rivayetleri münker ve hatalı olanların rivayetlerinden uzak durduğunu ifade etmektedir.[21] Bu durum, Müslim’in bu kusurları taşıyan râvilerden gelen rivayetleri diğerlerinden daha zayıf gördüğü şeklinde yorumlanabilir. Ebû Îsâ et-Tirmizî (ö. 279/892) de rivayetlerin zayıflık derecelerinin farklılığına dolaylı olarak değinmektedir. Tirmizî, hasen hadisi tanımlarken râvinin yalancılıkla itham edilmemiş olması ve rivayetin şâz olmaması gerektiğini söylemektedir.[22] İbn Hacer (ö. 852/1448) bu durumu, söz konusu iki kusurun Tirmizî tarafından ağır kusur sayıldığı istikâmetinde yorumlamaktadır.[23] Bu durumda, hafıza zayıflığı, hata, ihtilât, mestûr râvinin ‘an‘ane ile rivayeti ve seneddeki kopukluk, Tirmizî’ye göre rivayette hafif zayıflığa yol açan etmenlerden sayılabilir.

Râmhürmüzî’nin (ö. 360/970), Hâkim Neysâburî’nin (ö. 405/1014) ve Hatîb el-Bağdâdî’nin (ö. 463/1071) eserlerinde, hadis usûl ilminin gelişim devresinin ürünü olmalarının bir sonucu olarak, zayıf hadisle ilgili olarak böyle bir ayrıma rastlanmamıştır. Fakat çok zayıf hadis ibaresi ile olmasa da, Müslim b. el-Haccâc’ın (ö. 261/875) ve Tirmizî’nin (ö. 279/892) dolaylı kullanımlarına benzer kullanımlar, bu eserlerde de mevcuttur. Mesela Râmhürmüzî’nin Şu‘be’den (ö. 160/776) naklettiği rivayette, Şubeye râvilerin rivayetlerinin ne zaman terk edileceği sorulmaktadır. Şube, bilinen şahıslardan bilinmeyen şeyler aktardıklarında, hataları çoğaldığında, yalancılıkla itham edildiklerinde, hatalı olduğunda icma olan bir rivayette bulunduklarında râvilerin terk edileceğini söylemektedir.[24] Aynı rivayet, Hâkim Neysâburî (ö. 405/1014) tarafından da nakledilmektedir.[25] Hatîb el-Bağdâdî (ö. 463/1071) de yalanla itham edilen, hatası çok olan, şâz rivayette bulunan ve vehmi çok olan kişilerle ihticâc edilmeyeceğine dair birçok görüş aktarmaktadır.[26] Görüldüğü gibi, bu eserlerde çok zayıf/az zayıf gibi ıstılâhî bir ayrıma gidilmemekle beraber, rivayeti kabul edilemeyecek râvi kusurları zikredilerek bir derecelendirme yapılmıştır.

Müteahhirûn dönemine ait bir diğer eser olan İbnüs-Salâh’ın (ö. 643/1245) telif ettiği Ulûmü’l-ḥadîṩ, konu ile ilgili ayrıntılı bilgilerin müstakil bir başlık altında işlendiği ilk kaynaktır. İbnüs-Salâh’ın bu eserinde çok zayıf hadis hakkındaki bilgi, hasen hadis başlığı sonrasında Tenbihât uyarısıyla bilgi verilmiştir. Burada, “Zayıf bir hadis, birçok tarîkten geliyorsa bu onun zayıflığını giderir mi?” sorusuna cevap verilirken zayıf hadisin dereceleri bulunduğu ifade edilmiştir. Eğer hadisteki zayıflık, râvinin zabtından veya senedin muttasıl olmamasından kaynaklanıyorsa, destekleyici rivayetlerle bu zayıflığın aşılacağı ifade edilmektedir. Desteğe rağmen zayıflıktan kurtulmayacak rivayetlerle ilgili olarak ise iki kusurdan bahsedilmektedir: Râvilerin yalancılıkla ithamı ve rivayetin şâz olma durumu.[27] İbnüs-Salâh, bu tür kusurları olan rivayetlerin çok zayıf olmalarından (zayıflıklarının fazlalığından/kuvvetinden) dolayı zayıflıktan kurtulamayacaklarını söylerken “لقوة الضعف” ifadesini kullanmıştır. “لقوة الضعف” ifadesi, farklı bir ibare ile olsa da tespitlerimize göre çok/aşırı zayıflığa işaret eden ilk kullanımdır ve yine râvi kusurlarıyla birlikte zikredilmiştir. İbnüs-Salâh bu kullanıma uygun olarak, hasen hadisleri ikiye ayırır. Bunlardan bir grup, râvisi yalanla itham edilmeyen ve çok hata yapmayan, aynı zamanda başka bir tarîkten daha gelen rivayetlerdir.[28] Bu yaklaşımı, İbnüs-Salâh’ın çok hata ve yalanla ithamı, rivayetin hasen derecesine ulaşmasını engelleyen, telafi edilmez birer kusur olarak gördüğü yönünde yorumlanabilir.

İbnüs-Salâh’ın (ö. 643/1245) eseri üzerine yapılan çalışmalarda zayıf hadislerin derecelendirilmesi konusu daha derinlemesine ele alınmış görünmektedir. Nevevî’nin (ö. 676/1277) et-Taḳrîb adlı eserinde zayıflığın derecesine dair bir ibare kullanılmasa da, zayıflıktan kurtulamayan rivayetlerle ilgili bir açıklamaya, hasen başlığı altında ayrı bir bölümde yer verilmiştir. Nevevî, bir rivayetin birden fazla tarîkten gelmekle zayıflıktan kurtulmasının, râvinin fıskı söz konusu olduğunda mümkün olmadığını ifade etmektedir.[29]

İbn Hacer (ö. 852/1448), en-Nüket alâ İbni-Ṣalâḥ adlı eserinde, İbnüs-Salâh’ın (ö. 643/1245) rivayetin çok zayıf olmasına sebep olarak dile getirdiği iki şartı (Yalancılıkla itham ve rivayetin şâz olma durumu) İbnüs-Salâh’ın kendi ifadeleriyle aktarır.[30]

İbn Hacer’in çok zayıf hadis kavramına dair en mühim katkısı zayıf hadislerle fezâilde de olsa amel edilebilmesi için ileri sürdüğü üç şart ile olmuştur. Bu şartlar şunlardır:

1. Hadisteki zayıflığın şiddetli olmaması أن يكون الضعف غير شديد) )

2. Hadisin, İslâm dininin genel esaslarından birine uygun olması

3. Amel ederken hadisin sübutuna kesin bir şekilde inanılmaması[31]

Bu şartlar ve “zayıflığın şiddetli olmaması” tabiri, İbn Hacer’in (ö. 852/1448) kendi eserlerinde yer almamaktadır. Bu şartları, ilk olarak, İbn Hacer’in öğrencisi Sehâvî (ö. 902/1496), el-Ḳavlu’l-bedî‘ adlı eserinde yukarıda bahsettiğimiz üç şartı duyduğunu ve hocasının bu şartları kendisi için yazdırdığını söylemektedir.[32] Bu şartların ilki : “أن يكون الضعف غير شديد فيخرج من انفرد من الكذابين والمتهمين بالكذب ومن فحش غلطه ‟ (Zayıflığın şiddetli olmaması, bu şekilde yalancıların, yalancılıkla itham edilenlerin ve hatası çok râvilerin yalnız başına aktardıkları rivayetler -bu kapsamdan- çıkar.) şeklinde ifade edilmiştir. Bu durumda, çok zayıf hadislerin râvilerinin kusurları, çok hata yapmak, yalancılık ve yalancılıkla itham olmaktadır. Sehâvî, Alâî’den (ö. 761/1359) zayıf hadisle amel edilebilmesi için, bu birinci şart üzerinde âlimlerin ittifak ettiklerinin rivayet edildiğini belirtmektedir.[33] Son iki şartı ise İbn Abdi’s-Selâm (ö. 660/1262) ve İbn Dakîkî’l-‘îd (ö. 702/1302) zikretmişlerdir.[34] Bu şartlar daha çok, fezâilde zayıf hadisle amel etmeyi şartlı kabul eden kimselerin delilleriyle ilgilidir.[35]

Sehâvî (ö. 902/1496), Irakî’nin (ö. 806/1404) eseri üzerine yazdığı Fetḥu’l-muġîs bi-şerḥi Elfiyyeti’l-ḥadîṩ li’l- Irakî adlı kitabında, hasen başlığı altında birçok tarîkten gelse de hasen derecesine yükselemeyecek rivayetlerden bahsederken râvinin yalancı olması ve hadisin şâz olması durumlarını belirtir. Sehâvî, daha sonra son bir şart olarak da “zayıflığının kuvvetli olması” “(قوي الضعف)” şeklinde bir ibare kullanmış olan Irakî’nin bu ifadesini, “bu ikisi dışında reddi gerektiren (şeyler) olarak açıklamıştır. Irakî bu ibareyi Elfiyye’sine yazdığı kendi şerhinde[36] de benzer şekilde açıklamıştır. Bu ibare, eserin bir nüshasında “ كفحش الغلط” şeklinde açıklanmaktadır.[37]

Süyûtî (ö. 911/1505) Tedrîbü’r-râvî adlı eserinde, fâide başlığı altında zayıf hadislerin kullanımı ile ilgili İbn Hacer’in şartlarını tekrar etmektedir.[38] Çok zayıf hadis kavramı, İbn Hacer’den aktarılanlar dışında Süyûtî tarafından Tedrîbü’r-râvî’de ilave bir bilgi ya da açıklama zikredilmemektedir. Süyûtî, çok zayıf-az zayıf gibi bir ayrımdan söz etmemekle birlikte, zayıf hadisin de “sahih hadis gibi” derecelerinin olduğunu ifade etmektedir.[39] Süyûtî, Nevevi’nin (ö. 676/1277) desteğe rağmen yükselmeyecek hadisler arasında zikrettiği “râvisinin fâsık olması” şartına “veyahut yalancı olması” ibaresini eklemektedir.[40] Süyûtî’nin Elfiye’sinde ise râvinin hafıza zayıflığı, irsal, tedlis yapması ve meçhul olma durumu, başka tarîklerle yükselebilir zayıflıklardan sayılırken fısk ve yalancılıkla ithâm ise çok zayıflığa sebep olan kusurlardan görülmektedir.[41]

Muhammed Cemâlüddîn Kâsımî (ö. 1332/1914) Ḳavâ‘idü’t-tahdîs isimli eserinde, zayıf hadislerin kabul şartları başlığı altında âlimlerin konu ile ilgili düşüncelerini zikretmiştir. Kâsımî, Süyûtî’nin (ö. 911/1505) Tedrîb’inden nakille, İbnüs-Salâh (ö. 643/1245) ve Nevevî’nin (ö. 676/1277) sadece hadisin fezâil ile ilgili olması şartını ileri sürdükleri bilgisini aktarır. Kâsımî, daha sonra İbn Hacer’in (ö. 852/1448) şartlarından bahseder. Aynı başlık altında Zerkeşî’nin (ö. 794/1392) terğîb ve terhîb ile alakalı olanlar veya çok zayıf olmayan başka tarîklerden de gelenler dışında, zayıf hadisle amelin merdûd olduğuna dair görüşüne de yer verilmiştir.[42] Kâsımî, râvileri yalancı veya fâsık olan rivayetlerin başka tariklerle desteklense de zayıflıktan kurtulamayacağını, sadece zayıflıklarının derecelerinin düşebileceğini belirterek diğer âlimlere katılmaktadır.[43] Son dönem hadis usûlcülerinden Tâhir el-Cezâirî (ö. 1338/1920) ise Tevcîhü’n-naẓar adlı eserinde, İbn Hacer’in şartlarını aktarmakla yetinmiştir.[44]

IV. RİVAYETİN ÇOK ZAYIF OLMASINA YOL AÇAN RÂVİ KUSURLARI

Yukarıdaki kronolojik incelemede de görüldüğü gibi, özellikle ilk dönem hadis usûlü eserlerinde rivayetin senedindeki ve râvisindeki kusurlarla birlikte rivayetin zayıflık derecesinin arttığı üzerinde durulmaktadır. Bu başlıkta, rivayetin zayıflık derecesinin artmasına sebep olan râvi kusurları üzerinde durulacaktır.

Bilindiği gibi, hadislerin tenkidi, sened ve metin tenkidi olarak iki kısımda değerlendirilmektedir. Sened tenkidi, ittisal ve râvilerin durumu açısından ikili bir değerlendirmeyi içerir. Seneddeki kopukluk rivayette çok zayıflığa yol açan nedenlerden değildir.[45] Zayıflığın çok/aşırı olmasına sebep olan kusurlar râvilerin adalet veya zaptları ile ilgilidir. Rivayetin çok zayıf hale gelmesiyle ilgili bilgi veren hadis usulü eserlerindeki bilgiler göz önünde bulundurularak, rivayetleri çok/aşırı zayıf hale getiren râvi kusurları, tablo halinde şöylece gösterilebilir:

Ulûmü’l-ḥadîṩ, İbnüs-Salâh (ö. 643/1245)

Yalancılıkla itham

Fuhşü’l-ğalat

Şâzlık

et-Taḳrîb,

Nevevî (ö. 676/1277)

Fısk

Nuḫbetü’l-Fiker Şerḥi, İbn Hacer (ö. 852/1448)

Yalancılıkla itham

Fuhşü’l-ğalat

Şâzlık

Fetḥu’l-muġîṩ,

Sehâvî (ö. 902/1496),

Fuhşü’l-ğalat

Şâzlık

Tedrîbü’r-râvî, Süyûtî
(ö. 911/1505)

Yalancılıkla itham

Fısk

Fuhşü’l-ğalat

Ḳavâ‘idü’t-taḥdîs, Kâsımî (ö. 1332/1914)

Yalancılıkla itham

Fısk

Fuhşü’l-ğalat

Tevcîhü’n-naẓar, Cezâirî (ö. 1338/1920)

Yalancılıkla itham

Fuhşü’l-ğalat

Tabloda işaret edilen problemlerden yalancılıkla itham ve fısk, adâlet vasfıyla ilgili iken fuhşü’l-ğalat ve şâzlık (muhalefetü’s-sikât kaynaklı olması bakımındani) zabt vasıfları ile ilgilidir. Ebû Amr İbnüs-Salâh’ın (ö. 643/1245) Ulûmü’l-ḥadîṩ’inde çok zayıf hadislerden bahsederken belirttiği iki kusur (yani yalancılıkla itham ve şâzlık), onun çok/aşırı zayıflığa sebep olarak gördüğü nihai iki şart değildir. Zira İbnüs-Salâh, hasen hadisi tanımlarken, yalanla itham edilen veya çok hata yapan râvilerin rivayetlerinin, başka tarîklerden mütâbisi olsa da zayıflıktan kurtulamayacağını söylemektedir. Bu durumda, çok hata yapmak da İbnüs-Salâh’a göre çok zayıf hale getiren kusurlardandır. Zaten herhangi bir destekle zayıflıktan kurtulamayan zayıf hadislerden bahsedilirken kullanılan “râvisi yalancılıkla itham edilen veya şâz[46] olan rivayetin zayıflığı gibi…” ifadesi[47], bu iki şıkkın örnek mahiyetinde dile getirildiğini akla getirmektedir.

Rivayetler, hadis usûlü eserlerinde rivayetin çok zayıf olmasına yol açan râvi kusurları açısından, zayıf hadis çeşitlerini ifade eden birtakım terimlerle ifade edilir:

Râvi Kusuru

Rivayete Verilen Ad

Yalancılıkla itham

Metrûk (İbn Hacer ve Süyûtî)1

Fısk

Münker (İbn Hacer); Metrûk (Süyûtî)2

Fuhşü’l-ğalat3

Münker (İbn Hacer); Metrûk (Süyûtî)4

Fuhşü’l-ğafle5

Münker (İbn Hacer); Metrûk (Süyûtî)6

Sika râvilere muhalefet

Şâz

A. RÂVİNİN ADALET VASFINDAKİ EKSİKLİK SEBEBİYLE ÇOK ZAYIF HALE GELEN RİVAYETLER

Râvilerin adalet vasfındaki eksiklik sebebiyle çok zayıf hale gelen rivayetler, metrûk ve münker olarak isimlendirilmiştir.

Metrûk rivayet, yalancılıkla itham edilen râvinin tek başına rivayet ettiği hadistir.[48] Hadis imamlarının çoğu, yalancılıkla itham edilen kişilerden rivayette bulunmanın caiz olmadığı görüşündedirler.[49]

Metrûk rivayeti ilk defa tanımlayan kişi, İbn Hacer’dir (ö. 852/1448).[50] İbn Hacer, metrûk terimini yalan söylemekle itham edilen râvinin rivayetine has olarak kullanmıştır. Süyûtî (ö. 911/1505) ise fuhşü’l-ğalat, fuhşü’l-ğafle ve fısk gibi kusurları olan râvinin rivayetlerini de metrûk olarak isimlendirmektedir.[51]

Münker rivayetin tanımı ise çok çeşitlidir. Bu tanımlar, esas itibarıyla muhalefet şartı koşması ve koşmaması açısından iki gruba ayrılabilir. Muhalefet şartı koşan tanımlara göre münker rivayet, zayıf râvinin güvenilir râviye muhalefeti sebebiyle zayıf olan rivayettir. Muhalefet edilen sika râvinin rivayeti de maruf olarak isimlendirilir. Münker rivayeti bu manada ilk olarak, Müslim b. el-Haccâc (ö. 261/875) kullanmıştır.[52] Münker teriminin şâz rivayet manasında kullanılışı da muhalefet şartı koşan tanımlar içerisinde değerlendirilebilir. Fakat şâz rivayette zayıf râvinin güvenilir râviye değil, sika râvinin sika râviye muhalefeti söz konusudur. Muhalefet şartı koşmayan tanımlara göre ise münker rivayet, zayıf râvinin tek başına rivayet ettiği hadistir. Bu manadaki kullanım, ilk defa Tirmizî’de (ö. 279/892) görülmüştür.[53] Râvinin teferrüd ettiği rivayetleri münker rivayet olarak tanımlayan kullanımlar[54] ile münker rivayeti mevzû rivayetler manasında değerlendiren tanımlamalar[55] da muhalefet şartı koşmamaktadır.

İbn Hacer’in (ö. 852/1448) münker tanımı, muhalefet şartı koşmayan tanımlar kategorisindedir. İbn Hacer, fuhşü’l-ğalat, fuhşü’l-ğafle gibi kusurları bulunan veya fıskı zâhir râvilerin rivayetlerine münker ismini vermektedir.[56] Celâleddin es-Süyûtî (ö. 911/1505), yalan söylemekle itham edilen râvinin tek başına rivayet ettiği rivayetlerle İbn Hacer’in münker olarak adlandırdığı rivayetleri, metrûk olarak isimlendirmektedir. Bu durumda, İbn Hacer’in kullandığı münker rivayet kavramı ile Süyûtî’nin metrȗk rivayet kavramı arasında umum-husus ilişkisi vardır.

B. RÂVİNİN ZABT VASFINDAKİ EKSİKLİK SEBEBİYLE ÇOK ZAYIF HALE GELEN RİVAYETLER

Zabt kusuru olan râviler, rivayetlerinde değişiklik veya bozulmalara yol açmaları sebebiyle rivayetlerini iyi zapteden râvilerden farklı, bazen onlarla çelişen rivayetlerde bulunurlar. Bu rivayetlere şâz rivayetler denir. Şâz teriminin tanımındaki farklar, hangi tür şâz rivayetin çok zayıf hadis kategorisine gireceğine bir ölçüt teşkil etmesi açısından önemlidir. Şâz terimi, hicri II. asırda sika râviye muhalefet anlamında yaygın olarak kullanılan ıstılahî manası dışında kullanılmıştır. Bu dönemlerde, sened açısından tek râvî kanalıyla gelen rivayete şâz dendiği gibi, metin ve muhtevası açısından maruf/meşhur sünnete ve uygulamaya aykırı olan hadislere de şâz denmiştir.[57]

Şâz rivayetin tanımını ilk olarak yapan Şâfiî (ö. 204/819), şâz rivayeti “Güvenilir bir râvinin başkalarının rivayetine muhalif olarak rivayet ettiği hadistir” diyerek tarif etmiştir. [58] Şâfiînin (ö. 204/819) tanımını eserine alan Hâkim Neysâburî (ö. 405/1014), şâz hadisi sikanın tek başına rivayeti olarak tanımlamaktadır.[59] İbnüs-Salâh (ö. 643/1245) ise şâz rivayeti makbul olan ve olmayan şeklinde ikiye ayırmıştır. Merdûd olan şâz rivayetler, râviler tarafından adalet ve zapt bakımından daha üst mertebede olan bir râviye muhalif olarak rivayet edilirler ve bu rivayetler ferd bir tarîkten gelirler. İbnü’s-Salâh’ın makbul saydığı şâz rivayet ise “Güvenilir olsun veya olmasın bir râvi tarafından tek başına rivayet edilen ve başka bir tarîkle desteklenmeyen hadis”tir.[60] İbn Hacer’e (ö. 852/1448) göre, râvilerin sayıca çokluğu, zabtlarının kuvvetli oluşu veya diğer tercih sebeplerinden birisi dolayısıyla, bir râvinin rivayetine kendinden daha üstün başka bir râvi tarafından muhalefet ediliyorsa, mercûh rivayete şâz denir.[61] Süyûtî (ö. 911/1505), şâzı makbul râvinin kendisinden daha sikaya muhalefeti olarak tanımlamaktadır.[62] Şâz teriminin muhalefet noktasındaki ortaklık nedeniyle münker teriminin yerine kullanıldığı da görülür.[63] Oysa şâz rivayette râvi sika, münker rivayette ise râvi zayıftır.[64]

Şâz rivayetle ilgili bu tanımların tümü gözden geçirildiğinde, iki yaklaşım göze çarpmaktadır. Birinci yaklaşım, sikanın başka bir sikaya muhalefetini öne almaktadır. İkinci yaklaşım ise sikanın kendisinden daha sikaya muhalif olmasını şâz rivayetin özelliklerinden saymaktadır. Birinciye İmam Şâfiînin (ö. 204/819), ikinciye İbnüs-Salâh’ın (ö. 643/1245) tanımları örnek verilebilir.

Özetle rivayetlerin çok zayıf olmasına sebep olan râvi kusurları gözden geçirildiğinde râvinin adaletiyle ilgili olan kusurlar râvilerin yalancılıkla itham edilmiş olması ve fısk vasıflarına sahip olmasıdır. Rivayeti çok zayıf hale getiren râvinin zabtıyla ilgili sıkıntılar ise fuhşü’l-ğalat ve şâzlıktır.

Sonuç

Bu çalışmada kendisi gibi zayıf mütâbi veya şâhidleri bulunsa da zayıflıktan kurtulamayan rivayetler “çok/aşırı zayıf hadis” olarak isimlendirilmiştir. Rivayetlerin zayıflık dereceleri ile ilgili istilahlar hadis usûlüne dair eserlerde ilk olarak hicri VII. yüzyılda görülmüştür. Dolaylı kullanımlar daha önceki kaynaklarda mevcut olsa da, İbnüs-Salâh’ın (ö. 643/1245) Ulûmü’l-ḥadîṩ’i, zayıf hadislerin derecelerinin ayrıntılarla işlendiği ve ibaresi farklı olsa da zayıflığın derecesinden bahsedilen ilk kaynaktır. Ulûmü’l-ḥadîṩ üzerine yazılan eserlerde de bu konu ele alınmaya devam etmiştir. “Za’fın şiddeti” ifadesi, ilk olarak İbn Hacer’in (ö. 852/1448) zayıf hadisle amel için ileri sürdüğü üç şart içerisinde gündeme gelmiştir. Çok zayıf hadis kavramı, daha sonraki dönemlerde yazılan Hadis usȗlü eserlerinde ise İbn Hacer’in şartları aktarılırken kullanılmış ve yaygınlığı artmıştır. Kavramın yaygınlık kazanması ise, hicri VII. yüzyılda zayıf hadislerle amel edilebileceği görüşünün dile getirilişinin ardından bunun için mervînin belli şartlar taşıması gerektiğine dair tartışmalarla birlikte gerçekleşmiştir.

Hadis usulünde seneddeki kopukluk senedde ek bir kusur yoksa zayıflığın aşırı/çok olmasına yol açmaz. Rivayetin çok zayıf hale gelmesine sebep olacak râvi kusurlarından yalancılıkla itham ve fısk adâlet vasfıyla ilgilidir. Hatanın çok fazla olması anlamında fuhşü’l-ğalat ve şâzlık (sikaya muhalefet edilmesi sebebiyle) zabt vasıfları ile ilgilidir. Râvilerin adalet vasfındaki eksiklik sebebiyle çok zayıf hale gelen rivayetler, metrûk ve münker olarak isimlendirilmiştir. Râvilerdeki zabt kusuru nedeniyle, kendilerinden daha zapt sahibi râvilerden farklı, bazen zabt sahibi râvilerin rivayetleri ile çelişen rivayetlerde bulunmaları sebebiyle oluşan değişiklik veya bozulmalar neticesinde ortaya çıkan ve teferrüd eden şâz rivayetler de çok zayıf hadislerden sayılabilir.

Çok zayıf hadisler mevzû rivayetlerden ayrı ve onlardan bir derece yüksek olsa da, delil olmaya elverişsiz rivayetlerdendir. Bu tür rivayetlerin birbirini destekleyerek faziletle ilgili konularda kullanılabileceğine dair görüşler dile getirilmiş olsa da, çok zayıf hadislerin ilgili olduğu konuya dair sahih hadisler varsa çok zayıf olan rivayetlere temkinli yaklaşmak gerektiğini söylemek mümkündür.

Kaynakça

Brown, Jonathan. “Even If It’s Not True It’s True: Using Unreliable Hadīths in Sunni Islam”. Islamic Law and Society 18/1 (2011): 1–52.

Cezâirî, Tâhir b. Sâlih b. Ahmed ed-Dımaşkî. Tevcîhü’n-naẓar ilâ uṣûli’l-eṩer. Halep: Mektebü’l-matbû‘âti’l-islâmiyye, 1995.

Düzenli, Muhittin. Hadislerde Gizli Kusurlar. Ankara: İSAM, 2013.

Ebû Şühbe, Muhammed b. Muhammed. el-Vasit fi Ulumi Mustalahi’l Hadis. Alemü’l Marife, 1983.

Efendioğlu, Mehmet. “Metrûk”. TDV İslâm Ansiklopedisi. Ankara: 2004.

Efendioğlu, Mehmet. “Münker”. TDV İslâm Ansiklopedisi. İstanbul: 2006.

Hâkim en-Nîsâbûrî, Ebû Abdullâh b. Muhammed b. Abdullâh b. Muhammed. Ma‘rifetü ‘ulûmi’l- ḥadîṩ,. Beyrut: t.y.

Hatîb el-Bağdâdî, Ebû Bekr Ahmed b. Alî b. Sâbit. el-Kifâye fî ‘ilmi’r-rivâye. Dârü’l-hüdâ, 2003.

İbn Hacer el-Askalânî, Ebül-Fazl Şihâbüddîn Ahmed b. Alî b. Muhammed. en-Nüket alâ İbni’ṣ-Ṣalâḥ. Medine: 1984.

İbn Hacer el-Askalânî, Ebül-Fazl Şihâbüddîn Ahmed b. Alî b. Muhammed. Nuḫbetü’l-Fiker Şerḥi. Trc. Talat Koçyiğit. Ankara: 1971.

İbn Receb, Ebül-Ferec Zeynüddîn Abdurrahmân b. Ahmed b. Abdirrahmân Receb el-Bağdâdî ed-Dımaşkî. Şerḥu İlelit-Tirmiẕî. 1978.

İbnüs-Salâh, EbûAmr Osmân b. Abdirrahmân. Ulûmu’l-hadîs (Mukaddimetü İbni’s-Salâh). Beyrut: Daru’l Fikr, t.y.

Irakī, Ebü’l-Fadl Zeynüddîn Abdürrahîm b. el-Hüseyn b. Abdirrahmân. Fetḥu’l-muġîs. Dârü’l-İmâm et-Taberî, 1996.

Kâsımî, Muhammed Cemâlüddîn b. Muhammed Saîd b. Kâsım ed-Dımaşkî. Ḳavâ‘idü’t-taḥdîṩ min fünûni muṣṭalaḥi’l-ḥadîṩ. Müessesetü’r-risâle, 2004.

Müslim, Ebü’l-Hüseyn Müslim b. el-Haccâc b. Müslim el-Kuşeyrî. Sahih-i Müslim. Riyad: Daru Taybe, 2006.

Nevevî, Ebû Zekeriyâ Yahyâ b. Şeref b. Mürî. et-Taḳrîb ve’t-teysîr li ma‘rifeti süneni’l-beşîri’n-neżîr. Dârü’l-kütübi’l-‘Arabî, t.y.

Polat, Salahattin. “Gaflet”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. İstanbul: 1996.

Polat, Salahattin. “Galat”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. İstanbul: 1996.

Polat, Salahattin. Hadis Araştırmaları: Tarih, Usûl, Tenkid, Yorum. İstanbul: İnsan Yayınları, 1997.

Râmhürmüzî, Hasen b. Abdirrahmân. el-Muḥaddiṩü’l-fâṣıl beyne’r-râvî ve’l-vâ‘î. Dârü’l-fikr, 1771.

Sehâvî, Ebü’l-Hayr Şemsüddîn Muhammed b. Abdirrahmân b. Muhammed. el-Ḳavlu’l-bedî‘ fi’ṣ-ṣalâti ale’l-ḥabîbi’ş-şefî‘. Müessesetü’r-Reyyan, 2002.

Sehâvî, Ebü’l-Hayr Şemsüddîn Muhammed b. Abdirrahmân b. Muhammed. Fethu’l-muğîs bi-şerhi Elfiyyeti’l-hadîs. Riyad: Mektebetü Dârü’l-minhâc, 1426.

Subhi, Sâlih. Hadis İlimleri ve Hadis Istılahları. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 1971.

Süyûtî, Celâleddin Abdurrahmân b. Ebî Bekr. Tedrîbü’r-râvî fî şerḥi Taḳrîbi’n-Nevevî. Beyrut: Dârü’l-kütübi’l-‘ilmiyye, 1996.

Süyûtî, Celâlüddîn Abdurrahmân b. Ebî Bekr. Elfiyeti’s-Süyûṭî fi ‘İlmi’l-ḥadîṩ. Beyrût: Dârü’l-ma’rife, t.y.

Şahyar Ağrakça, Ayşe Esra. Kütüb-i Sitte’den Örneklerle Zayıf Hadis Rivayeti. İstanbul: Akdem, 2011.

Şahyar, Ayşe Esra. Zayıf Hadisle Fezâil Konusunda Amel Edilebilirlik Fikirinin Doğuş ve Gelişimi”. Hadis Tetkikleri Dergisi. 1 (2003): 31-49.

Şâkir, Ahmed Muhammed. el-Bâiṩü’l-ḥaṩîṩ. Dârül-Kütübil-ilmiyye. Beyrût: t.y.

Şerif Hatim b. Arif el-Avni. el-Menhecü’l-Mugtarah li fehmi’l Mustalah. Daru’l-Hicra, 1996.

Tirmizî, Ebû Îsâ Muhammed b. Îsâ. Sünenü’t-Tirmizî. Beyrut: Dâru’l-Ğarbi’l İslâmî, 1996.

Yâsin, Mâhir. Eṩeru ileli’l-ḥadîṩ fî iḫtilâfi’l-Fukaḥa. Amman: 2000.

Yücel, Ahmet. Hadis İlminde Tenkid Terimleri ve İlgili Çalışmalar. İstanbul: İFAV, 1998.

Yücel, Ahmet. Hadis Istılahlarının Doğuşu ve Gelişimi: Hicri İlk Üç Asır. MÜ İlahiyat Fakültesi Yayınları, 2014.

Zebidî, Zeynuddin Ahmed b. Ahmed. Sahîhi Buhârî Muhtasarı. Trc. Babanzâde Ahmed Nâim - Kâmil Miras. Ankara: 1991, t.y.

Zekeriyyâ el-Ensârî. Fethu’l-bâki ‘alâ Elfiyyeti’l-‘İrâki. Beyrut: Darü’l Kütübi’l İlmiyye, 2002.

Zerkeşî, Bedreddîn Muhammed b. Abdullâh. en-Nüket alâ İbni’ṣ-Ṣalâḥ. Riyâd: Mektebetü Eḍvâü’s-Selef, 1998.



[1]* Bu çalışma, 2012 yılında Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde kabul edilen “Hanefî ve Şâfiî Fıkıh Kitaplarındaki Za’fı Şiddetli Rivayetler (el-Hidaye ve eş-Şerhul-Kebir Örneği)” isimli yüksek lisans tezinden yararlanılarak hazırlanmıştır.

Ebû ‘Amr Osmân b. Abdirrahmân İbnü’s-Salâh, Ulûmu’l-hadîs (Mukaddimetü İbni’s-Salâh) (Beyrut: Daru’l Fikr, t.y.), 41; Sâlih Subhi, Hadis İlimleri ve Hadis Istılahları, (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı, 1971), 132; Celâleddin Abdurrahmân b. Ebî Bekr Süyûtî, Tedrîbü’r-râvî fî şerḥi Taḳrîbi’n-Nevevî (Beyrut: Dârü’l-kütübi’l-‘ilmiyye, 1996), 1: 91. İbn Hacer ise zayıf hadisi “Kabul sıfatlarını kendinde taşımayan her hadistir” şeklinde tanımlamaktadır Ebü’l-Fazl Şihâbüddîn Ahmed b. Alî b. Muhammed İbn Hacer el-Askalânî, en-Nüket alâ İbni’ṣ-Ṣalâḥ (Medine: 1984), 1: 490-491.

[2] Genel kabul bu yönde olmakla birlikte, İbn Hazm gibi buna itiraz eden âlimler de mevcuttur. Zerkeşî, İbn Hazm’ın zayıf hadisin diğer zayıf hadisin ancak zayıflığını artırdığı görüşünü merdûd kabul etmiştir. İbn Hazm’a ait görüşün eleştirisi için Bkz. Bedreddîn Muhammed b. Abdullâh Zerkeşî, en-Nüket alâ İbni’ṣ-Ṣalâḥ (Riyâd: Mektebetü Eḍvâü’s-Selef, 1998), 1: 322.

[3] Bir rivayet, senedin bir yerinde birleşmek şartıyla, başka bir tarîkten daha geliyorsa, ikinci rivayete mütâbi denir. Bir rivayetle aynı manada, farklı bir sahabîden gelen rivayete ise şâhid denir. Süyûtî, Tedrîbü’r-râvî fî şerḥi Taḳrîbi’n-Nevevî, 1: 130.

[4] Mâhir Yâsin, Eṩeru ileli’l-ḥadîṩ fî iḫtilâfi’l-Fukaḥa (Amman: 2000), 35.

[5] Bu çalışmada zayıflığın fazlalığını şiddet kelimesi ile anlatan “za’fı şiddetli hadis” tamlaması yerine, çok/aşırı zayıf hadis isimlendirilmesinin kullanımında “za’fı şiddetli” ifadesinin yeterince anlamlı bir çağrışımda bulunmaması ve şiddet kelimesinin Türkçe’de bir şeyin derecesinden ziyade kaba kuvvet anlamında kullanılması etkilidir.

[6] Örnek olarak bkz: Muhammed b. Muhammed Ebû Şühbe, el-Vasit fi Ulumi Mustalahi’l Hadis (Alemü’l Marife, 1983), 74; Şerif Hatim b. Arif el-Avni, el-Menhecü’l-Mugtarah li fehmi’l Mustalah (Daru’l-Hicra, 1996), 271.

[7] Ebü’l-Hayr Şemsüddîn Muhammed b. Abdirrahmân b. Muhammed Sehâvî, Fethu’l-muğîs bi-şerhi Elfiyyeti’l-hadîs (Riyad: Mektebetü Dârü’l-minhâc, 1426), 1: 130.

[8] İbn Hacer burada “destek” şeklinde tercüme ettiğimiz ifade için “جابرا” kelimesini kullanmaktadır.

[9] İbn Hacer el-Askalânî, en-Nüket alâ İbni’ṣ-Ṣalâḥ, 1: 408.

[10] Tablolarda gösterilmeyen, ileride değinilecek olan İbn Hazm’ın, zayıf hadislerin birbirini destekleyip yükseltemeyeceğine dair görüşü burada hatırlamak gerekmektedir.

[11] Muhammed Cemâlüddîn b. Muhammed Saîd b. Kâsım ed-Dımaşkî Kâsımî, Ḳavâ‘idü’t-taḥdîṩ min fünûni muṣṭalaḥi’l-ḥadîṩ (Müessesetü’r-risâle, 2004), 154.

[12] Süyûtî, İbn Hacer’den tariklerin çokluğu ile münker derecesinden daha üst bir dereceye yükselebileceği şekilde bir görüş aktarmaktadır. Süyûtî, Tedrîbü’r-râvî fî şerḥi Taḳrîbi’n-Nevevî, I, 90; Ayşe Esra Şahyar Ağrakça, Kütüb-i Sitte’den Örneklerle Zayıf Hadis Rivayeti (İstanbul: Akdem, 2011), 46.

[13] İbn Hazm’a ait görüşün eleştirisi için Bkz. Zerkeşî, en-Nüket alâ İbni’ṣ-Ṣalâḥ, 1: 322.

[14] Hadis ıstılahlarının doğuş ve gelişimi ile ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. Ahmet Yücel, Hadis Istılahlarının Doğuşu ve Gelişimi: Hicri İlk Üç Asır (MÜ İlahiyat Fakültesi Yayınları, 2014).

[15] İbnüs-Salâh, Ulûmu’l-hadîs (Mukaddimetü İbni’s-Salâh), 34.

[16] Rivayet asrında nakillerden hareketle hadisçilerin ahkâm ile fezâil konularına dair hadislere karşı tavırlarına dair bkz. Ayşe Esra Şahyar, “Zayıf Hadisle Fezâil Konusunda Amel Edilebilirlik Fikirinin Doğuş ve Gelişimi”, Hadis Tetkikleri Dergisi 1 (2003): 34-38.

[17] Bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgi için için Bkz: Şahyar, “Zayıf Hadisle Fezâil Konusunda Amel Edilebilirlik Fikirinin Doğuş ve Gelişimi”, 34.

[18] Fezâil ile ilgili konularda zayıf hadislerin rivayeti ile ilgili olan yaklaşımları görmek için bknz: Şahyar, “Zayıf Hadisle Fezâil Konusunda Amel Edilebilirlik Fikirinin Doğuş ve Gelişimi”; Jonathan Brown, “Even If It’s Not True It’s True: Using Unreliable Hadīths in Sunni Islam”, Islamic Law and Society 18/1 (2011): 1–52.

[19] Ebû Zekeriyâ Yahyâ b. Şeref b. Mürî Nevevî, et-Taḳrîb ve’t-teysîr li ma‘rifeti süneni’l-beşîri’n-neżîr (Dârü’l-kütübi’l-‘Arabî, t.y.), 48; Süyûtî, Tedrîbü’r-râvî fî şerḥi Taḳrîbi’n-Nevevî, 1: 162.

[20] Ebü’l-Hayr Şemsüddîn Muhammed b. Abdirrahmân b. Muhammed Sehâvî, el-Ḳavlu’l-bedî‘ fi’ṣ-ṣalâti ale’l-ḥabîbi’ş-şefî‘ (Müessesetü’r-Reyyan, 2002), 472.

[21] Ebü’l-Hüseyn Müslim b. el-Haccâc b. Müslim el-Kuşeyrî Müslim, Sahih-i Müslim (Riyad: Daru Taybe, 2006), 1: 3.

[22] Ebû Îsâ Muhammed b. Îsâ Tirmizî, Sünenü’t-Tirmizî (Beyrut: Dâru’l-Ğarbi’l İslâmî, 1996), 6: 254.

[23] İbn Hacer el-Askalânî, en-Nüket alâ İbni’ṣ-Ṣalâḥ, 1: 387.

[24] Hasen b. Abdirrahmân Râmhürmüzî, el-Muḥaddiṩü’l-fâṣıl beyne’r-râvî ve’l-vâ‘î (Dârü’l-fikr, 1771), 410.

[25] Ebû Abdullâh b. Muhammed b. Abdullâh b. Muhammed Hâkim en-Nîsâbûrî, Ma‘rifetü ‘ulûmi’l- ḥadîṩ, (Beyrut: t.y.), 62.

[26] Ebû Bekr Ahmed b. Alî b. Sâbit Hatîb el-Bağdâdî, el-Kifâye fî ‘ilmi’r-rivâye (Dârü’l-hüdâ, 2003), 1: 419-430.

[27] İbnüs-Salâh, Ulûmu’l-hadîs (Mukaddimetü İbni’s-Salâh), 34.

[28] İbnüs-Salâh, Ulûmu’l-hadîs (Mukaddimetü İbni’s-Salâh), 33.

[29] Nevevî, et-Taḳrîb ve’t-teysîr li ma‘rifeti süneni’l-beşîri’n-neżîr, 31.

[30] İbn Hacer el-Askalânî, en-Nüket alâ İbni’ṣ-Ṣalâḥ, I, 408.

[31] Sehâvî, el-Ḳavlu’l-bedî‘ fi’ṣ-ṣalâti ale’l-ḥabîbi’ş-şefî‘, 472; Süyûtî, Tedrîbü’r-râvî fî şerḥi Taḳrîbi’n-Nevevî, 1: 162.

[32] Sehâvî, el-Ḳavlu’l-bedî‘ fi’ṣ-ṣalâti ale’l-ḥabîbi’ş-şefî‘, 496.

[33] Biz yaptığımız incelemelerde, Alâî’nin eserlerinde bu ittifaka dair herhangi bir ifadeye rastlayamadık. Alâî’nin İbn Hacer’in hocası olduğu göz önüne alındığında, İbn Hacer’in eserlerinde bu ittifaka değinmesi beklenebilir. Fakat İbn Hacer’in eserlerinde de bu konuyla ilgili herhangi bir atfa rastlayamadık. Bu durumda İbn Hacer’in, bu ittifakı hocasından şifâhî olarak duyup öğrencisi Sehâvî’ye aktardığını düşünmek mümkündür.

[34] Sehâvî, el-Ḳavlu’l-bedî‘ fi’ṣ-ṣalâti ale’l-ḥabîbi’ş-şefî‘, 472.

[35] Bu şartları Süyûtî de aktarmaktadır. Süyûtî, Tedrîbü’r-râvî fî şerḥi Taḳrîbi’n-Nevevî, 1: 162.

[36] Zekeriyyâ el-Ensârî, Fethu’l-bâki ‘alâ Elfiyyeti’l-‘İrâki (Beyrut: Darü’l Kütübi’l İlmiyye, 2002), I, 149.

[37] Sehâvî, Fethu’l-muğîs bi-şerhi Elfiyyeti’l-hadîs, 1: 130.

[38] Süyûtî, Tedrîbü’r-râvî fî şerḥi Taḳrîbi’n-Nevevî, 1: 162.

[39] Süyûtî, Tedrîbü’r-râvî fî şerḥi Taḳrîbi’n-Nevevî, 1: 92.

[40] Süyûtî, Tedrîbü’r-râvî fî şerḥi Taḳrîbi’n-Nevevî, 1: 90.

[41] Celâlüddîn Abdurrahmân b. Ebî Bekr Süyûtî, Elfiyeti’s-Süyûṭî fi ‘İlmi’l-ḥadîṩ (Beyrût: Dârü’l-ma’rife, t.y.), 15.

[42] Kâsımî, Ḳavâ‘idü’t-taḥdîṩ min fünûni muṣṭalaḥi’l-ḥadîṩ, 168.

[43] Kâsımî, Ḳavâ‘idü’t-taḥdîṩ min fünûni muṣṭalaḥi’l-ḥadîṩ, 154.

[44] Tâhir b. Sâlih b. Ahmed ed-Dımaşkî Cezâirî, Tevcîhü’n-naẓar ilâ uṣûli’l-eṩer (Halep: Mektebü’l-matbû‘âti’l-islâmiyye, 1995), 2: 653.

[45] Salahattin Polat, Hadis araştırmaları: tarih, usûl, tenkid, yorum (İstanbul: İnsan Yayınları, 1997), 118.

[46] Şâz olma durumunun rivayetin zayıflığnın derecesine etkisi ile ilgili açıklamalar için “Râvinin Zabt Vasfındaki Eksiklik Sebebiyle Çok Zayıf Hale Gelen Rivayetler” başlığına bakınız.

[47] İbnü’s-Salâh’ın kullandığı ifade, “ذلك كالضعف الذي ينشأ من كون الراوي متهما بالكذب أو كون الحديث شاذ “ şeklindedir.

[48] İbn Hacer el-Askalânî, Nuḫbetü’l-Fiker Şerḥi, 60; Yalancılıkla itham edilen râvinin rivayetini mevzû olarak gören yaklaşımlara da rastlamak mümkündür. Zeynuddin Ahmed b. Ahmed Zebidî, Sahîhi Buhârî Muhtasarı, trc. Babanzâde Ahmed Nâim - Kâmil Miras (Ankara: 1991, t.y.), 1: 294.

[49] Ebü’l-Ferec Zeynüddîn Abdurrahmân b. Ahmed b. Abdirrahmân Receb el-Bağdâdî ed-Dımaşkî İbn Receb, Şerḥu İlelit-Tirmiẕî, 1978, 1: 88.

[50] Mehmet Efendioğlu, “Metrûk”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Ankara: 2004), 29: 415-416.

[51] Süyûtî, Tedrîbü’r-râvî fî şerḥi Taḳrîbi’n-Nevevî, 1: 128.

[52] Mehmet Efendioğlu, “Münker”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul: 2006), 32: 13.

[53] Efendioğlu, “Münker”, 32: 13.

[54] Ebü’l-Fadl Zeynüddîn Abdürrahîm b. el-Hüseyn b. Abdirrahmân Irakī, Fetḥu’l-muġîs (Dârü’l-İmâm et-Taberî, 1996), 87.

[55] Ahmet Yücel, Hadis İlminde Tenkid Terimleri ve İlgili Çalışmalar (İstanbul: İFAV, 1998), 86.

[56] İbn Hacer el-Askalânî, Nuḫbetü’l-Fiker Şerḥi, 60.

[57] Muhittin Düzenli, Hadislerde Gizli Kusurlar (Ankara: İSAM, 2013), 75.

[58] Hâkim en-Nîsâbûrî, Ma‘rifetü ‘ulûmi’l- ḥadîṩ, 119; Ahmed Muhammed Şâkir, el-Bâiṩü’l-ḥaṩîṩ, Dârül-kütübil-ilmiyye (Beyrut: t.y.), 54.

[59] Hâkim en-Nîsâbûrî, Ma‘rifetü ‘ulûmi’l- ḥadîṩ, 54; Şâkir, el-Bâiṩü’l-ḥaṩîṩ, 54.

[60] Süyûtî, Tedrîbü’r-râvî fî şerḥi Taḳrîbi’n-Nevevî, 1: 128; İbn Hacerin bu konudaki itirazı için bknz. İbn Hacer el-Askalânî, Nuḫbetü’l-Fiker Şerḥi, 45.

[61] İbn Hacer el-Askalânî, Nuḫbetü’l-Fiker Şerḥi, 43.

[62] Süyûtî, Elfiyeti’s-Süyûṭî fi ‘İlmi’l-ḥadîṩ, 22.

[63] Mesela Bknz.: Şâkir, s. 54; Süyûtî, Tedrîbü’r-râvî, 1: 129.

[64] Hâkim en-Nîsâbûrî, Ma‘rifetü ‘ulûmi’l- ḥadîṩ, 119.