Makale

ŞEHZADELER KENTİ Amasya

ŞEHZADELER KENTİ

Amasya

Seher Meriç

Ne güzel hem geziyor hem fotoğraf çekiyorsun diyorlar. Biraz sohbet ettikten sonra, gelen soru şu oluyor: “Peki, fotoğraf çektiğin için mi geziyorsun, yoksa gezdiğin için mi fotoğraf çekiyorsun?” Aslında bu sorunun tam bir cevabı yok. Ama ilk olarak bu işe dağcılık yaparken başladığımı söyleyebilirim. Gördüklerimi ve hissettiklerimi ya fotoğraflamalıydım ya da yazmalı. Ama ben ikisini bir arada yapmayı tercih ettim. Şimdilerde yaşadığım bu mutluluğu, bu işe benim gibi meraklı olanlara anlatıyorum fotoğrafçılık derslerimde. İşte bu güzel insanlardan oluşan bir grupla yola çıktık bir kez daha. Rotamız, “Şehzadeler Kenti” diye bildiğimiz Amasya. Öncelikle bu şehre en az iki gün ayırmanız gerektiğini söylemeliyim.

Yemyeşil bir ırmağın ikiye böldüğü, Ferhat ile Şirin’in yaşadığı, Osmanlı Devleti’nin şehzadelerinin yetiştiği, gri kayaların arasında sevimli bir kent burası. Özellikle son iki üç yıldır oldukça fazla ilgi görüyor ve seyahat acentalarının yeni rotaları arasında yer alıyor.

Burası öyle şaşırtıcı bir kent ki hemen hemen her mekânın bir hikâyesi var. Geçmişi 7500 yıl öncesine dayanan, İç Anadolu’nun belki de en güzel şehri Tarih boyunca kentte çok sayıda deprem, su taşkını ve yangın meydana gelmiş ama buna rağmen Amasya, dut ağaçları arasına serpiştirilmiş, Kale ile Yeşilırmak arasına kurulmuş geniş saçaklı, ahşap süslemeli, cumbalı, kırma çatılı evleri; ağaçlıklı, taş döşeli yolları ve çıkmaz dar sokaklarıyla geleneksel dokusunu hâlâ koruyor.

NERELERİ GEZMELİ?

Borabay Gölü

Amasya merkeze girmeden sabahın ilk saatlerinde, şehre 70 km mesafedeki Borabay gölünü görmek istedik. Krater gölü olarak bilinen göl, aslında küçük bir akarsuyun etraftan gelen yıkıntılarla tıkanması sonucu oluşmuş, doğal bir set gölü. Bakanlar Kurulu’nca Turizm Merkezi olarak ilan edilmiş. 80 m genişlik ve 25 m derinliğe sahip olan gölü, kayın, sarıçam, sedir ve kestane ağaçları bir gerdanlık gibi sarıyor. Yeni yeni yükselen güneş ağaçların gölgesini duru suya yansıtıyor. İşte o an, Borabay gölüne neden “aynalı göl” dendiğini daha iyi anlıyorsunuz. Burası, bildiğiniz hiçbir göle benzemiyor. İnşallah da böyle bakir kalır.

Konaklamak isterseniz çadırda ya da bungalovlarda kalabilir; göl kenarında yürüyüş yapabilir, bisiklete binebilirsiniz. Piknik yapmak isterseniz şayet, kuzey kıyıyı tercih edebilirsiniz çünkü güney kıyı sarp ve dik. Benim gibi fotoğraf aşığı iseniz buradan ayrılmak istemeyeceğinizden kesinlikle eminim.

Amasya Darüşşifası

Amasya’da belki de beni en çok etkileyen yapı, Amasya Darüşşifası oluyor. Etkileyici bir taç kapıdan içeri girince geniş bir mekân sizi karşılıyor. Avluya bakan odalar tedavi merkeziymiş. Bir süre fotoğraf çekmeyi bırakıp o dönemde ruhsal ve fiziksel hastalıkların nasıl tedavi edildiğini anlatan videoları ve araç gereçleri ilgiyle inceledim. Burası, yüzyıllar boyunca hekimlerin yetiştiği bir okul, hastaların şifa bulduğu bir hastane olarak kullanılmış.

Türk tıp tarihinin önemli hekimlerinden Şerefeddin Sabuncuoğlu’nu da yetiştiren bu darüşşifa, bugün Sabuncuoğlu Tıp ve Cerrahi Tarihi Müzesi olarak anılıyor. Ruhsal rahatsızlıklar için müziğin iyileştirici gücünün kullanıldığı darüşşifayı gezerken bir yandan hangi makamın hangi hastalığa iyi geldiğini, su sesinin ruha etkilerini öğreniyor, bir yandan da ruhumu dinlendiriyorum.

Sultan 2. Bayezid Külliyesi

Şehirde hayat, nehrin iki kıyısına yayılmış durumda. Araca ihtiyacınız olmuyor. Şimdi Yeşilırmak’ın kenarından kısa bir yürüyüşle Sultan 2. Bayezid için, oğlu Amasya Valisi Şehzade Ahmed’in yaptırdığı Sultan 2. Bayezid Külliyesi’ne ulaşıyorum. Rengini hemen yanındaki Yeşilırmak’tan, görkemini ise içinde sakladığı muhteşem camiden alan çınarlar caminin avlusunu süslüyor. Büyük bir şadırvan var bahçede. Burası huzur kokuyor.

Amasya Arkeoloji Müzesi

II. Bayezid Külliyesi’nin arka sokağındaki Amasya Arkeoloji Müzesi’nde Geç Neolitik Erken Kalkolitik Çağ’dan itibaren Tunç Çağı, Hitit, Urartu, Frig, İskit, Pers, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı Dönemlerine ait 13 ayrı medeniyetin eserlerini bir arada görmek mümkün. Müzenin en ilgi çeken yerlerinden biri de İlhanlıların Amasya’da nazırlık ve emirlik yapmış kişilere ve yakınlarına ait mumyaların bulunduğu bölüm. Evet, yanlış okumadınız. Bu müzede 14. yy.’dan kalma mumyalar bulunuyor. Şehrin tarihini merak edenler için bu müze iyi bir başlangıç noktası olabilir.

Gök Medrese

1200’lü yıllarda yapılan medrese, Selçuklu taş işçiliğinin en güzel örneklerinden biri. Kobalt mavisi rengindeki çinileri nedeniyle Gök Medrese olarak adlandırılmış.

Yalıboyu Evleri

Amasya’ya gelip de yalı boyu evlerinden bahsetmeden olmaz elbette. Günümüzde birçoğu küçük otellere çevrilmiş. Yeşilırmak’ın hemen kenarında, her taşı ayrı değerli bir inci kolye gibi yıllardır duruyorlar. Birkaç tanesi müzeye dönüştürülmüş. İçinde II. Murad, II. Bayezid gibi sonradan tahta çıkıp Sultan olan şehzadelerin bal mumu heykelleri de bulunuyor.

Amasya Kalesi ve Kral Kaya Mezarları

Eğer bu kadar gezmekten hâlâ yorulmadım derseniz Amasya’ya en hâkim tepeye, yani Amasya Kalesi’ne çıkmanızı önerebilirim. Amasya’nın olağanüstü güzelliğini tepeden seyretmenin keyfi, size bu zahmetli çıkışı unutturacaktır.

Harşena Dağı üzerindeki kale, Harşena Kalesi adıyla da biliniyor. Kalede sarnıçlar, su depoları, Osmanlı Dönemine ait hamam kalıntıları ve kayaya oyulmuş Pontus Kral Kaya Mezarları bulunuyor. Yeşilırmak Vadisi boyunca irili ufaklı 21 mezar olduğu bilinmekle birlikte bunlardan sadece birkaç tanesi günümüze gelebilmiş. Kral Kaya Mezarları, bazı dönemlerde hapishane ve cezalandırma mekânı olarak da kullanılmış.

Şehzadeler Müzesi

Kral Kaya Mezarları’nın eteklerinde kurulu iki katlı ahşap müzede, şehzadelikleri Amasya’da geçmiş olan Osmanlı sultanlarının heykelleri bulunuyor. Müzenin üst katında bulunan yedi heykel, şehzadelik dönemlerini Amasya’da geçirdikten sonra sultan sıfatıyla Osmanlı tahtına oturmuş şehzade ve sultanlara (Yıldırım Bayezid, Çelebi Mehmet, II. Murat, Fatih Sultan Mehmet, II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim ve III. Murat), alt katta bulunan beş heykel ise yine şehzadelik dönemlerini Amasya’da geçirmiş ancak Osmanlı tahtına oturamamış şehzadelere (Kanuni’nin oğulları Şehzade Mustafa ve Şehzade Bayezid, II. Murat Han’ın oğulları Şehzade Ahmet ve Şehzade Alaeddin ve II. Bayezid Han’ın oğlu Şehzade Ahmet) aittir.

Köprüleri, hanları, medreseleri, camileri, hamamları ve şifahaneleri ile Amasya, tam bir açık hava müzesi. Ve hepsi de hikâyesini anlatmak için sizleri bekliyor.