Makale

Kahve molası

Kahve molası

Esma Türkseven

MERAK EDİYORUM

Turunçgillerin Kabuk Rengi Neye Göre Değişir?

Kış mevsiminin yaklaşmasıyla turunçgiller tezgâhlarda yerini almaya başladı. Ancak renkler konusunda kafalar oldukça karışık. Örneğin “Mandalina dediğin turuncu olmaz mı? Yeşilse kesin ekşidir.” diye çoğu zaman almaktan vazgeçmişizdir. Oysa durum biraz farklı. Yetiştirildiği bölgeye göre trunçgillerin rengi değişebiliyor. Sıcak ve bol güneşli ülkelerde klorofil miktarı azalmadığı için meyvelerin kabukları, olgunlaştıklarında bile sürekli yeşil renkte kalıyor. Daha ılıman bölgelerde ise soğuk havaya maruz kaldıkça klorofil miktarı azalıyor, meyveler turuncu renge bürünüyor. Bazı ülkelerde turuncu meyveler tercih edildiği için, yeşil turunçgillere soğuk hava depolarında bekletilerek ya da etilen gazı uygulanarak turuncu renk kazandırılıyor. Anlayacağınız turunçgillerin kabuğunun rengine bakarak olgun olup olmadıklarını anlamak mümkün değil. Yeşil olanlar da tıpkı diğerleri gibi lezzetli ve sulu olabilir, hatta yapay renklendirme işlemine maruz kalmadıklarından tercih edilebilir.

BİR ACAYİP KELİME

Knot

Denizcilerin, gemilerin hızını ölçmek için 1600’lü yıllardan itibaren “parakete” olarak isimlendirilen bir alet kullandığı biliniyor. Sistem, bir halatın ucuna bağlı, şekli üçgene benzeyen bir tahta parçasından ve bir kum saatinden oluşuyor; halat üzerinde eşit aralıklarla (yaklaşık 14,4 metre) atılmış düğümler bulunuyordu. Bu yöntem, denizdeki sürat birimi olan “knot”un başlangıcıdır. Geminin bir saatte aldığı yolun deniz mili cinsinden ifadesi, knot (düğüm) olarak tanımlanır. Gemi hareket ederken halatın ucundaki tahta parçası geminin arka kısmından suya atılıyor ve kum saati tarafından ölçülen belirli bir zaman aralığında (yaklaşık 30 saniye) halatın deniz üzerinde bulunan kısmındaki düğümler sayılıyordu. Örneğin 30 saniyede 10 düğüm sayılmışsa, geminin hızı 10 knot olarak ifade ediliyordu. 1 knot yaklaşık olarak 1 saatte katedilen 1 deniz miline (1852 m) eşitti. Bu yöntemde ölçüm birkaç kez tekrar ediliyor, sonuçların ortalamaları alınarak geminin hızı doğru olarak ölçülebiliyordu.

NELER OLUYOR HAYATTA?

Küresel Isınma Candida Auris Enfeksiyonunu Tetikliyor

Sanayi Devrimi’nden beri sera gazlarının atmosferdeki oranı giderek artıyor, buna bağlı olarak Dünya’nın ortalama sıcaklığı yükseliyor. Bu durum, yalnızca insanları değil diğer canlıları da etkiliyor. Canlılar hayatta kalabilmek için değişen çevre koşullarına uyum sağlamaya çalışıyor. Bunlardan biri de çürükçül bir mantar türü olan candida auris. Bu türün değişen iklim koşulları ile birlikte insanlarda hastalık yapmaya başladığı düşünülüyor. Candida auris, antifungal (mantar önleyici) olarak isimlendirilen ilaçlara, yüksek sıcaklığa karşı dirençli. Bünyesinde HSP90 proteininin aşırı üretilmesinin bu durumda etkin rolü olduğu düşünülüyor. Candida auris, özellikle bağışıklık sistemi zayıf hastaları etkiliyor ve neden olduğu enfeksiyonun henüz bir tedavisi bulunmuyor.

TAKVİM YAPRAĞI

İbn Rüşd vefat etti. (11 Aralık 1198)

UNICEF kuruldu. (11 Aralık 1946)

İmam Gazali vefat etti. (18 Aralık 1111)

Radyum elementi keşfedildi. (21 Aralık 1898)

Kanun-i Esasi kabul edildi. (23 Aralık 1876)

KISA KISA

Yüzmezsen Batarsın!

Köpekbalıkları, kıkırdaklı yapıdadır. Kıkırdaklı balıkların su içinde hareket etmeden durmasını sağlayan içi gaz dolu yüzme keseleri yoktur ve solungaçlarının çevresindeki kaslar su pompalamak için yeterince güçlü değildir. Bu nedenle köpekbalıkları yüzmedikleri takdirde batarlar.

Bu örümceğe dikkat!

Karadul örümcekleri, Akdeniz ülkelerinin birçoğunda görülen dünyanın en zehirli örümcek türlerinden biridir. Türkiye’de İstanbul, Ankara, Adana, Mardin, Van ve Kars’ta kayıtlara geçmiştir. Isırıkları nefes darlığına, kas ağrılarına, kramplara ve kas spazmlarına sebebiyet verir. Zehirleri,
çocuklar ve yaşlılar için ölümcül olabilir.

TAVAN ARASI

İslam Tarihinde Bir İmtiyazlı Müessese Nakibü’l-Eşraflık

İslam tarihinde, Hz. Peygamber soyundan gelenlere hürmet ve muhabbet gösterilmiş, rahat ve huzur içinde yaşamaları için hizmette kusur edilmemiştir. Abbasî Halifesi Mütevekkil zamanında sülalenin zatî işlerine bakmak üzere ayrı birer nakib vazifelendirilmiş Osmanlılar bu geleneği nakibüleşraflık makamıyla devam ettirmiştir.

Nakibüleşraf, memleketteki şerîf ve seyyidlerin (sâdât) kaydını tutar, bu soydan geldiği sabit olanlara “siyâdet hücceti” adıyla bir vesika verir, hâli şanına yakışmayanları seyyidlikten men eder, aralarındaki davalara bakar, ganimetten hisselerini dağıtırdı. Nakibüleşraflığa, sâdâttan, halim selim, dindar, verâ sahibi âlimler padişahça tayin edilirdi. İlk devirlerde maaş almayan nakibüleşrafa Sultan II. Bayezid zamanında, yüksek kadılara denk maaş verildi. Cumhuriyet’ten sonra nakibüleşraflık uygulaması yürürlükten kalktı.