Makale

MEVLÂNA’DA DİNDARLIK

MEVLÂNA’DA DİNDARLIK

Prof. Dr. Ramazan ALTINTAŞ

Selçuk Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Dekanı

Dindarlık, insanın iman-amel temelinde ortaya koyduğu dinî tutum, deneyim ve davranış biçimlerini ifade eder. Bunun içerisine, inanılan dinin emir ve yasakları doğrultusunda yaşamak girdiği gibi inanç, bilgi, tecrübe/duygu, ibadet, etki ve organizasyon da girer. Dindarlık olgusunda en önemli husus, bireyin maneviyatı en derin şekilde hissetmesi ve bunu gündelik hayatta tutum ve davranış hâline dönüştürmesidir. Bir din, dindarın hayatında görünürlüğü ile birlikte, onun sosyal ve kültür hayatına damgasını vurmasıyla daha çok varoluş gerçeğini perçinler. Çünkü kültürler ölmez, ırmaklar gibi başka kültürlere karışır ve hayatiyetini sürdürürler. Dindarın hayatına coşku katmak biraz da o dinin kültürel boyutlarının ön plâna çıkmasıyla ilişkilidir. Bu gerçeklikten hareketle söylemek gerekirse, dinî hayat, belli bir tarihî süreçten sonra toplumların kültürel yaşam tarzlarıyla örtüşür. Çünkü siyasi, sosyal, iktisadi, coğrafi, bedevi ve hadari şartlar dindarlıkların şekillenmesinde pay sahibidir. Tarih boyunca bu faktörlerden her birisi kendine özgü dindarlık tipolojilerinin oluşumunda etkili olmuştur. Müslüman toplumlarda sûfi, ahlaki, siyasi, özgürlükçü, kuralcı eksenli dindarlıkların ortaya çıkması buna örnek verilebilir. Bir İslam âlimi olan Mevlâna Celaleddin Rumi, bilgeliğinin yanında bir toplumbilimci olarak da iyi bir gözlemcidir. Bu sebeple, yaşadığı çağın “dindarlık tipolojileri” onun gözünden kaçmamıştır. Biz bu makalemizde Mevlâna’nın ele aldığı dindarlık tipolojilerini; samimi ve gayrisamimi dindarlık şeklinde tasnif edebiliriz.

Samimi dindarlık tipolojileri

Samimi dindarlıktan maksat, bireyin, gönül ve tefekkürle sentezlediği inancını deruni anlamda içselleştirmesi, bunu tutum ve davranışlarına yansıtmak suretiyle kendisi ve çevresiyle uyumlu bir yaşam biçimi kurmuş olmasıdır. Böyle bir kimse için din Allah’a ulaşmada amaç hâline gelmiştir. Mevlâna, inanç ve davranış bütünlüğüne sahip bir Müslümandır. Bu manada İslam’a bağlılığını daima dile getirir. O, salt inancı sloganlaştırmaz. İnancın kanıtlarının müminin hayatında tutum ve davranış olarak yansıtılmasını ister. Dışta olan ibadetlerin ancak içteki imana tanıklık edebileceğini dile getirir. “Namaz, oruç ve cihat, itikadın şahitleridir.” diyen Mevlâna’ya göre ihsanda bulunmak, açları doyurmak ve misafir davet etmek, samimi bir şekilde Allah’ı sevmenin birer delilidir. (Mesnevi, (çev. Veled İzbudak), İstanbul, 2004, V, 47 (185–190).) Görüldüğü gibi o, hem ibadet hem de ahlaki ilkelere uygun hareket etmeyi inancın gerekleri olarak değerlendiriyor.

Dindarın hayatında şekil ve öz, iman ve amel birlikte bulunduğu zaman bir anlam ifade eder. Mevlâna “tohum” örneğiyle şunu demek istemektedir. Her dindar, zahirin önemini bilmekle birlikte şekilden öze, satıhtan derinliğe geçmenin daha önemli olduğunu bilmelidir ve ona göre hayatında dini anlamlandırmalıdır.

İslam’da ibadet Allah rızası için yapılmalıdır. İslam anlayışını bu perspektife oturtan Mevlâna’nın düşüncesinde esas olan temel şart, başkalarına sadece “iyilik yapmak değil, bu iyiliği Allah’a götürecek” (Mevlâna, Mesnevi, II, 76 (944).) samimi inanç ve davranış içinde bulunmaktır. O hâlde samimi dindarlıkta ölçü; iman ve davranış, fikir ve fiil, fikir ve suret, şekil ve mana, zahir ve bâtın işbirliğine dayanır. Nitekim Kur’an’da ibadetlerde bulunması gereken ihlas ve samimiyet hakkında şöyle buyrulur: “Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat ona sizin takvanız (Allah’a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır.” (Hac, 22/37.) Şekilden ibaret olan davranışlar, ancak ihlas ve samimiyetle bütünleştiği takdirde kabul görür.

Gayrisamimi dindarlık tipolojileri

Gayrisamimi dindarlıktan maksat, kişinin dindarlığı; bilgi ve izana dayalı bir kabullenmeden ziyade, hayatın bütün alanlarıyla ilgili hedeflere kavuşmak noktasında “yarar” düşüncesinden hareketle bir araç olarak görmesidir. Mevlâna eserlerinde bu tip dindarlığı, dinî dünyevi çıkarlar için araç olarak kullanmak şeklinde yorumlar. Dinde bunun adı gösterişçi dindarlıktır. Gayrisamimi dindarlık örneği olan gösterişçi dindarlık, herhangi bir kimsenin ahiret ameliyle dünya menfaati gözetmesine; iman, ibadet ve İslami ilkeleri dünyevi yararlara alet etmesine dayanır. Kur’an’da, gösterişçi dindarlık, iki yüzlü münafıkların davranışları olarak gösterilir. (Nisa, 4/142; Münafikun, 63/1–11; Maun, 107/6.) Mevlâna, ibadetlerinde ihlas ve samimiyetten uzak, salt gösteriş yapmayı amaçlayan iki yüzlü, iki dilli kimselerin davranışlarını “misk” metaforuyla açıklar. Diliyle Müslüman olduğunu ifade eden gönlüyle de inkâr eden kimseyi tenine güzel koku süren, ama ruhu mecazi anlamda pis kokularla dolu kimseye benzetir. Ona göre gösterişçi bir dindarın ibadeti, çöplükteki yeşillik ve gübrelikteki gülün durumu ne ise onun gibidir. Nasıl ki hiç kimse, gübrelikteki güle ilgi duymazsa, Allah da gösterişçi kimsenin dindarlığına hiç değer vermez. (Mevlâna, a.g.e., II, 31 (268-270).)

Dinimizin bildirdiği ahlak esaslarını önce bilgi düzeyinde öğrenmeli, sonra öğrendiklerimizi bizzat bireysel ve toplumsal ilişkilerde davranış tarzı hâline getirmeli, sonra da çevremize iyi örnek olmalıyız. Mevlâna’nın ortaya koyduğu dengeli ve ölçülü dindarlık tipolojisi, yaşadığımız modern zamanlarda temsil imkânı bulursa, İslam bir câzibe merkezi oluşturabilir. Burada bütün bir dünyada dinlerin yükseliş trendi artarken, dindarlıklarımızın kalite bakımından ne oranda artış gösterdiği ya da göstermediği büyük anlam ifade etmektedir. Önemli olan dindar olmakla övünmek değil, dindarlığımızı bilgi, bilinç ve davranış boyutlarında ne ölçüde geliştirdiğimiz ve gerçekleştirdiğimizdir.