Makale

TARİHİ NAKŞEDEN ADAM: MATRAKÇI NASUH

TARİHİ NAKŞEDEN ADAM: MATRAKÇI NASUH

Meryem BALTACI

Bir adam hayal edin… Tarihi yazan, çizgileriyle yazdıklarına ahenk katan, silah kullanmaktaki maharetinden dolayı “Matrakçı” diye isimlendirilen, seferlere katılan ve menzilleri kâğıda nakşeden, tasvir ettiği mekânları eserlerinde yaşatan bir adam. Nakkaş, tarihçi, matematikçi, hattat, silahşor… Matrakçı Nasuh’tan söz ediyoruz. Dünyaya iz bırakmış; Osmanlı tarihi ve sanatına adını altın yaldızlı harflerle yazdırmış; buna rağmen tamahkâr değil, aksine eserlerinde de söylediği gibi bu dünyanın faniliğinin idrakinde. Nice hükümdarın gelip geçtiğinin; tahtların, sarayların kimseye mülk olmadığının bilincinde. Ona göre aslolan, gelecek nesillere ders niteliğinde, yeni kuşakların ibret alacağı bir eser kaleme almak ve böylece faniliğin karşısında kalıcı bir iz bırakabilmek. (Hüseyin G. Yurdaydın, Matrakçı Nasuh, s. XII.)

Doğum tarihi tam olarak tespit edilemeyen Matrakçı Nasuh’un, devşirme bir aileden geldiği yahut devşirme olduğu; II. Bayezid devrinde Enderun’da bulunduğu bilinmektedir. Cemâl el-Küttâb ve Kemâl el-Hüssâb ve Umde el-Hisâb adlı matematik üzerine yazmış olduğu eserlerinde kendisi ismini Nasûh b. Karagöz el-Priştevî diğer şekliyle Nasûh b. Abdullah el-Priştevî olarak not düşmüştür. Abdullah ve Karagöz isimleri, babasının adı ve lakabıdır. Bazı kaynaklarda Bosnalı olduğu söylense de Priştineli olduğu tahmin edilmektedir. O dönemlerde sıkça görüldüğü üzere, Matrakçı Nasuh da birden fazla alanda çalışmış, kendini geliştirmiş, onlarca eser vermiştir. Eserlerinde işlediği topoğrafik unsurlar ve ortaya koyduğu çalışmaların resmettiği bölgeyi yansıtmasından ötürü coğrafyacı, matematik alanında verdiği eserlerden dolayı matematikçi, kendi icadı olduğu düşünülen matrak oyunundaki ustalığı sebebiyle matrakçı, çalışmalarıyla tarihçi, çizimleriyle nakkaş ve Müstakimzâde’nin ifadelerinden anladığımız üzere yazı stilinde kendine has bir üslup yakalamış bir hattattır.

Çok yönlü bir sanatkâr ve bilgin olan Matrakçı Nasuh, Kanuni’nin oğullarının 1529 yılında yapılan sünnet töreni için tekerleklerin üzerine yerleştirip hareket etmesini sağladığı, resimlerle süslü ve savaş aletleri yerleştirilmiş olan iki hisar hazırlamıştır. Arkadaşları ile törenin yapılacağı meydana gelmiş ve burada bir savaş sahnesi canlandırmışlardır. Matrakçı Nasuh, Tuhfetu’l-guzât adlı eserinde bu olaydan bahsetmiş ve hazırlamış olduğu hisarları burada resmetmiştir. Gerçekleştirilen gösteriyi beğenen Kanuni Sultan Süleyman, Nasuh’a silahşorluktaki maharetini öven, onu “üstat” ve “reis” olarak niteleyen bir berat ihsan etmiştir. Fakat bu, onun için bir ilk değildir. Matrakçı Nasuh, Hayır Bey zamanında Mısır’a gitmiş, çeşitli silah yarışmalarına ve oyunlara katılmış; rakiplerini yenerek Hayır Bey’den maharetini belgeleyen Arapça bir temessük almıştır. (İslam Ansiklopedisi, 28. cilt, s. 143-145.) Silahşorluk maharetinin yanında bu alanda kaleme aldığı Tuhfetu’l-guzât adlı eserinde, çeşitli silah aletlerinden bahsetmiş, matrak oyununu tanıtmış ve askerlere faydalı olmasını dilediğini söylemiştir. Silahşorluktaki maharetinin ve yazmış olduğu eserin yanında o, matrak oyununun mucidi olarak bilinmektedir. Bir not düşmek gerekirse, askeri talimler sırasında oynanan matrak oyununun çeşitli şekilleri vardır ve Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde IV. Murad’ın çok hünerli bir matrak oyuncusu olduğunu söylemiştir.

1520 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın emri ile Taberi Tarihi’ni Mecmua-i Tevârîh adıyla tercüme etmeye başlayan Matrakçı Nasuh, tercüme etmekle kalmaz, yer yer eklemeler yapar ve Taberi’nin kaldığı yerden tarih anlatıcılığına devam eder. Süleymannâme adlı eseri, bu tercümeye ekleme olan IV. cildinin Kanuni dönemini ele alan bölümlerindendir. Fetihnâme-i Karaboğdan, Tarih-i Feth-i Şikloş Estergon, İstol ve Belgrad, Beyân-ı Menâzil-i Sefer-i Irâkeyn gibi müstakil olarak ele alınan eserleri de Süleymannâme’nin bölümleri olarak kabul edilmektedir.

Mecmua-i Menâzil, Kanuni’nin ilk İran seferini konu alır. Bu eser, Mecmua-i Tevârîh’in müstakil olarak yazılmış ve çizilmiş bölümlerinden biridir. Nasuh’un katıldığı düşünülen sefer sırasında tarihçi-ressam, İstanbul’dan Bağdat’a uzanan yolculukta gördüğü çevreyi resmetmiştir. Eser içerisinde 107 minyatür ve 25 resimli metin bulunmaktadır. Matrakçı Nasuh, tarihi yazmakla kalmaz, aynı zamanda resmeder. Bir hattat olmanın yanında bir nakkaştır. Gerçekten de minyatürüne konu ettiği mekânı ve çevreyi, nakış işler gibi titizlikle resmeder. Yüzlerce evi resmettiği Galata tasvirinde, evlerin bacaları, ağaç dalları ve yapraklar, sayısız küçük ayrıntı olarak yer alır. Minyatürleri karakteristik özellikler taşımakla birlikte tek tip olmaktan uzak olan Matrakçı Nasuh’un, kuş bakışı kenti izlerken objelerin yandan görünüşünü tasvir ettiği eserleri ve yandan bakarak, yine yan profilden nesneleri resmettiği eserleri bulunmaktadır. Minyatürler ile âdeta hikâyesini anlatan, çizimleri ile konuşan Matrakçı Nasuh, mekânları ve çevreyi aynen vermek yerine anlatımına denk düşecek şekilde bazı unsurları geri planda tutup bazılarının altını çizerek tasvir eder. Eserlerine konu ettiği şehirleri ve limanları, kendine has bir bakış açısıyla ele alan Matrakçı, coğrafi özellikleri ve mimari unsurları bir belge niteliği taşıyacak şekilde doğru yerde konumlandırmıştır.

“Topoğrafik resim” diye adlandırılan kent tasvirleri konusunda son derece başarılı olan Matrakçı Nasuh, Osmanlı minyatüründe ve kent tasvirlerinin gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Bunun dışında o, zamanının ötesine etkileyici bir ruhla uzanmıştır. Galata ve Pera isimli eserlerinde İlhan Berk, Osmanlı minyatüründe “topoğrafik ressamlık” adı verilen yeni bir tasvir türünün yaratıcısı sayılan Matrakçı Nasuh’tan aldığı ilhamla kurar şiirini. (Banu Mahir, Osmanlı Minyatür Sanatı, s. 163-164.) İlhan Berk “Matrakçı Nasuh’un minyatürü olmasaydı ben belki de ‘Galata’yı yazma işine girişmezdim,’ diyorum.” (İlhan Berk, Kült Kitap, İstanbul, Yapı Kredi, 2009.) ifadesi ile Matrakçı Nasuh’un ve onun Galata tasvirlerinin kendisi üzerindeki tesirini ortaya koyar.