Makale

İKİ GÖZÜM

İKİ GÖZÜM


Abdurrahman Alkan

İki gözüm, yorulmaya başladınız artık biliyorum, feriniz azalıyor. Yaş, kırk... Söylediklerimi, Devlet Hastanesi Göz Polikliniği önünde sıra beklerken bir günah çıkarma olarak görmeyin sakın. Bunu, dostlar arasında bir dertleşme olarak sayın.
İki gözüm, üzerimde emeğiniz çoktur. Bilginin, kültürün, hâsılı her şeyin kulaktan kulağa öğrenildiği bir toplumda ne öğrendiysem sizin vasıtanızla öğrendim. Minnettarım sizlere. Güzel bir serüvendi bizimkisi.
Henüz okula başlamadan babamın öğrettiği harflerle başladı yolculuğumuz. “Şu, davulun ‘D’ si; şu, elmanın ‘E’ si…” Birinci sınıfta fasulyelerle yapmaya başladığımız harfler yoldaşımız oldu. “Ali gel.”, “Okul açıldı.” İplere dizilen fişler ve hemencecik kızaran elmam... Alfabeyi söktün mü bir kere artık dur durak olmuyor. Yandığının resmidir iki gözüm. Hoş geldin kitapların kıyısız deryasına. At kulaçlarını kurtar kendini kurtarabilirsen.
Ömer Seyfettin’le başladı hikâyelerin dünyasına yolculuğumuz. Kaşağı’da Hasan’ın acısını paylaştık. Kimi zaman “Mıstık”ın yiğitliğine bazen de “Pembe İncili Kaftan”ın kahramanına hayran olduk. Bir devirdi, geçti.
Sait Faik’i keşfettik “Son Kuşlar” ile. “Yazmazsam deli olacaktım.” diyen bir yazarın dünyasını tanıdık hikâyeler boyunca.
Hikâyenin hasıyla karşılaştık bir gün: “Hayat Böyledir İşte”, “Oğlumuz”, “Ömer”… Tarık Buğra’nın ölümsüz hikâyeleri başımızı döndürdü.
“Osmancık”ı ve romanların güzeli “Çalıkuşu”nu sevdik sonra. Ve ne çok sevdik “Mai ve Siyah”ı. Tarlabaşı’nda bir çay bahçesinde yıldızlara bakarak hayaller kuran naif çocuk Ahmet Cemil’i de sevdik.
Esendal’dan “Hayatın Ne Tatlı” olduğunu öğrendik.
Fatma Barbarosoğlu’nu tanıdık günün birinde. İki kalpte olan ama konuşulup paylaşılamayan bir sevginin zamanla bir yaraya dönüşebileceğini ama “söz”ün o yaraya kolayca merhem olabileceğini “Karanfilli Kavga”dan öğrendik. Acı Deniz ile başlayan yolculuğumuzu bırakmadık bir daha.
Her eylülde Mustafa Kutlu’nun yeni kitabını bekledik yazlar henüz kışa çevrilmeden. Bir bakmışız hikâyenin sonundayız. Sahi, ne çabuk biterdi ustanın kitapları.
Farklı dünyalara uçtuk beraber: “Aşksız İnsanlar”, “Gülşefdeli Yemeni”, “Geyikler, Annem ve Almanya…” Nasıl unutulur gözbebeğimiz bu hikâyeler? Ve daha sayamadığımız niceleri. Bütün bu lezzetleri sizinle tattık.
“Huzur”un içindeki huzursuzluğu hissettik ama yine de sevdik Mümtaz’ın Nuran’a olan aşkını. “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu”nda tanıdık içli, gururlu bir çocuğun sonu gelmeyen aşkını ve insanın ruhunda gezen düşüncelerin satırlara nasıl döküleceğini. Geçmiş zaman güzelliklerini Hisar’dan okuduk.
Sonra şiirle, aşkın diliyle, tanıştık. 23 Nisan şiirleri ezberledik. Nasıl da heyecanla okuduk bayramlarda: “Bu Vatan Kimin?” Yunus Emre’nin yılların ötesinden duru bir su gibi akan sesini dinledik. “Yalancı Dünyaya Konup Göçenler” şiirini her okuyuşta aramızda olmayanların hüznü içimizi sızlattı. Sonra, nasılsa işte Ümit Yaşar şiirleri okuduk geceleri. Nereden elimize geçtiyse “Annabel Lee” şiirinin alıp götüren sihrine kapıldık. Kavak yelleri esti başımızda.
Ziya Osman Saba’nın munis, sıcak dünyasına karıştık. Bir insan bu kadar mı “İnsan” olur dedik. Cahit Sıtkı’dan yaşama sevincinin ve mutsuzluğun birbirine karıştığı şiirler okuduk. Necatigil’den “Gizli Sevda”ları öğrendik. Necip Fazıl’ı tanıdık nihayet; coşkun bir ırmak gibi. Ve Akif… Şair ve bir adam. İmanıyla, yaşayışıyla, verdiği güvenle dağ gibi bir adam...
Sonra cilt cilt kalın kitaplarla karşılaştık; Mesnevi’nin uçsuz bucaksız ummanından inciler çıkarmaya çalıştık beraber. Hazreti Pîr’in izinden nasibimizi aramaya çıktık. Niyet hayır, akıbet hayır. Kabımızı rahmet deryasına daldırıp kısmeti beklemek ne güzel.
İki gözüm, biliyorum, gördüğüm her kitaba saldırarak oburluk yapmak artık yok. Bunun hüznü içimde saklı duracak. Şu fani dünyada okuyacağım kitabın sayısı artık sınırlı. Sizi yorduğuma değecek kitaplar seçmeli on ikiden vurmalıyım. Beni can evimden vuran soru, “Kimlerden vazgeçmeliyim?”
Evini terk etmek zorunda kalan ve yanında çok az bir yük alabilecek bir adamın eşyalarına son bakışı gibi bir hüzün… Bugüne değin okuduğum, sevdiğim ve yeni kitaplarını beklediğim yazarlar, ömrümün son demine kadar dostumdur; onları bırakamam.
Ey denizden kopup gelen iki damla gibi yüzümü süsleyen ve dünyamı aydınlatan gözlerim. Dedim ya güzel bir serüvendi bizimkisi. Bu macerada bana eşlik ettiğiniz için, yolumu ve dünyamı aydınlattığınız için sizlere minnettarım.
Uzuvlar, dar-ı bekada nasıl bir ömür sürdüklerine dair konuşacaklarmış. Umarım hüsn-ü şahadette bulunursunuz bendenizden. Bu bir veda değil tabii, öyle hemen bulutlanmayın. Biraz uzlet belki...