Makale

Mağrur Olma İnsanoğlu

Mağrur Olma İnsanoğlu

Gülşen Ünüvar
Pedagog

Cahile sormuşlar; meziyetin nedir senin? Demiş; sözüm altın, marifetim kuru laftır benim. Üstelik bilmediğim hâlde bilir geçinirim. Kendini övmek deyince herkesten önde giderim. Benden sorulur faydasız sohbetin konusu. Kıymetimi pek anlamaz, insanın durusu. Nerede akşam orada sabah, eğlenceme bakarım. Kimsenin lafına kanmam, kendi bildiğimi yaparım. Ahkâm kesmekte yoktur üstüme. İş bilmem ama öğretmeye kalkarım herkese. Bir emrime bakar, sererler önüme dünyayı. Bilgiye ne hacet, böyleyken de aşındırırlar nasılsa kapımı. Dedim ya, ben her hâlükârda dört ayak üstüne düşerim. Eşek başımla, deveyi yedeklerim. Kim karışabilir ki benim bu hâlime? Kim çıkıp da döndürsün gerisin geriye? Rüzgârımı almış, yürüyorum cehalet yolunda. İşime ne karışır, âlim, bilgin, ulema? Ben, her şeyi, herkesten çok daha iyi bilirim. Nice değerli ustaları, kapımda çırak eylerim…
Cahil işte, ne dediğini bilmiyor. Fırsat verdik diye ulu orta konuşuyor. Gel gelelim çok sürmez bu şatafat. Elbet biri çıkar da haddini bildirir ona, katbekat. Kolay mı sanırsın, cahile cahilliğini anlatmak. İnan daha zahmetsizdir, deveye hendeği atlatmak. Ama oluruna da bırakılamaz ki böyle bir hadsizlik. Meydanı boş bulur, alır başını gider densizlik. Sözün özü şu ki; herkes kendi türküsünü kendisi söylesin. Kimse haddini aşıp bilmediği konularda ahkâm kesmesin!
Bir fidan, ağaca bakarak büyür. Baktığı ulu çınarlarda, kendi geleceğini görür. Küçük bir çocuğu düşün mesela. Anne babasının ardından nasıl da gider güle oynaya. İyiliğe varıyorsa gittikleri yollar, iyiliği öğrenir tüm çocuklar. Yok, şerre çıkıyorsa girdikleri yaşam kavgası, şerri beller de çocuk, iflah olmaz sonrası… Vicdan muhasebesi yapmayı öğrenmeli evvela insan. Gelecek nesillere, nasıl olmalarını istiyorsan öyle davran. Evlat, aynadır her ailede. Hangi harekete meylettiysen, onu yansıtır herkese. Ayın izine ay basar, atın izine tay basar. Nesiller, atalarının gölgesinde yaşar. Büyükleri yapıyorsa, doğru gelir çocuğa. Yanlışı neden yapsın ki anne baba? Sevgi gösterirsen sen çiçeğe böceğe, dağda yetişen meşeye. Merhamet duymayı öğrenir çocuk, her ağaca, her taşa, gördüğü her serçeye. Ömrünü zarifçe geçiren kelebeğe saygı besler mesela. Zarar vermekten çekinir, yolunda zorlukla giden karıncaya. Emeği bilir, çalışkanlığı bilir, hürmeti bilir. Eğer sen istersen nesil, adım adım ardından gelir. Harfi harfine izler seni. Gölgen gibi düşer de peşine, zihnine yazar her heceyi. Velev ki şaşırdı izini, döndü yanlış sapağa. Uzun yollar yürüdü, veda etti otağa. Eyvah ki eyvah, yolunu kaybetti! İşte o zaman yanar için; nerede, nasıl, kimin peşinden gitti? Sağlamca atalım adımlarımızı. Zora sokmadan, usulünce yetiştirelim çocuklarımızı. Doğruyu yanlışı bizden öğrensinler. Atalarının izinden layıkıyla gitsinler.
Nasıl örnek olursak, öyle büyüyordu nesiller. Makul bir sırat bırakırsak şayet, peşimiz sıra gelirler. Alçak gönüllü olmak diyorum mesela. En önemli vasıflardandır şu fani dünyada. Kimseyi hakir bellememek, elinde olanı paylaşırken düşkünü hor görmemek. Mağrur olmak bil ki ancak sana kaybettirir. Gün gelir zengin, fakirin arabasını ittirir. Bir de bakmışsın ki gümüş kapılının işi ağaç kapılıya düşer. Muhakkak ki idrak etmelidir insanoğlu şu önemli noktayı; bu devran böyle sürüp gitmez, bugününden eminsin ama bilemezsin yarını. Zaman gelir, belki acınacak hâle düşersin. Veren konumundayken sen başkalarından istersin. Ne getireceği hiç belli değil ki hayatın. Bir eli daima tedbirde olmalı insanın. Bana bir şey olmaz deme. Her şey gelebilir beşerin başına. Gün döner, koyacak katık bulamaz tenceredeki aşına. Güzel iken çirkin olur, zengin iken fakir, genç iken düşkün. Sanma ki tüm bu ibreti yaşayanlar şu an hayata küskün. Garantisi yok sahip olduğun hiçbir varlığın. Tevekkülün tam ise eğer, önemi yok seni zora sokan darlığın… Alçak gönüllülük demiştik ya en başta. Gel sen tevazuu elden bırakma. Yazıyorsam var elbet bir sebebi. Tecrübeyle sabit, ataların değerli sözleri. Yaşanmış ki defalarca, böyle bu kadar ısrar ediliyor. Ne mutlu ki sana bir cümle ile hayat dersi veriliyor.
Cümleler çıktı karşımıza, elimizden geldiğince yazdık. Söylenen her güzel sözde, nice bereketli sonlara vardık. Ara ara yokladık kendimizi. Layıkıyla ifade edebildik mi acaba derdimizi? Ettiysek şayet, uyku girer o vakit gözümüze. Gönlümüz rahat, aydınlık iner yüzümüze… Amaç, hayatı kolaylaştırmak. Bilmediğimiz konularda, ilmimizi artırmak. Aynı kefeye konulur mu hiç öğrenenle öğrenmeyen? Bir adım öndedir daima, ben bunu duymuştum diyen. Belki bir ihtiyaç hâlinde, bir sual sorulur. Bilmeyen bin belaya tutulur, bilen bin beladan kurtulur. Tecrübe edenler der ki; öğren de karnında dursun. Ne haklı bir cümle, herkes alsın bunu başının üzerine koysun.