Makale

YİVLİ MİNARE ve CAMİİ

TEDBİL-İ MEKAN

YİVLİ MİNARE ve CAMİİ

F. Hilâl FERŞATOĞLU

İstanbul Kadıköy Vaizi

Anadolu’nun en eski yerleşim yerlerinden biri olan Antalya, adını verdiği körfezin en uç noktasında yer alan tabii limanı, konumu, ılıman iklimi, bereketli toprakları, mamur ve zengin çarşılarıyla seyyahların daima dikkatini çekmiş, İbn Batuta’ya “dünyanın en güzel şehirlerinden biri” ifadesini söyletmiştir.

Doğu Akdeniz’in en mühim ticari limanlarından biri ve Anadolu’nun Akdeniz’e açılan kapısı konumundaki şehir, Selçuklu emiri Süleyman Şah’ın Anadolu fetihleri sırasında Türk toprağı olsa da Bizans ve Selçuklu arasında birkaç kez el değiştirir. 1207 tarihinde Selçuklu Sultanı I. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından fethedildikten sonra iki asra yakın bir süre Selçuklu hakimiyetinde kalan Antalya, Yıldırım Beyazıt zamanında artık bir Osmanlı şehridir. (1390)

Körfezin kuzey-batı ucunda kurulan eski şehir, limanı da içine alacak şekilde Helenistik çağdan, Roma, Bizans ve Türk dönemlerinden izler taşıyan tarihi surlarla hilal şeklinde kuşatılmıştır. Kaleiçi yerleşiminin batı kısmı bugün Yivli Minare ve Külliyesi olarak adlandırılıyor. Selçuklu döneminde yönetim merkezi olduğu düşünülen şehrin bu bölümünün Osmanlı’da da sosyal ve kültürel hayatın kalbi olduğu anlaşılıyor.

Kaleiçi’nde, limana ve Akdeniz’e hâkim konumuyla Antalya’ya bir Müslüman şehri hüviyeti kazandıran Yivli Minare XIII. yüzyılda, Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubat döneminde inşa edilir. (1220-1237) Anadolu coğrafyasında tarzının en güzel örneği olan ve kendisinden sonra gelişecek yivli ve burmalı-yivli minare tipine öncülük eden bu muhteşem eser kesme taştan kare bir kaide üzerine oturtulmuştur. Tuğlalarla yükseltilen kaidenin üst kısmında yapıldığı dönemde her bir yüzünde çini panolarla süslü nişler ve kitabeler bulunan sekizgen bir kasnak bulunuyor. Bugüne sadece batı cephedeki nişte tamamı çiniyle yazılmış bir inşa kitabesi kalmıştır. Minarenin sırlı tuğlalarla örülmüş ve firuze renkli çinilerle bezenmiş sekiz yivli gövdesi cezbedici güzelliktedir. Taş şerefenin altındaki mukarnas dizilerine kadar incelerek devam eden tuğla gövde üzerinde, lacivert ve firuze renkli çinilerle ve kufi hatla yazılmış ancak zaman içinde okunamayacak kadar tahribata uğramış “Allah” ve “Muhammed” isimleri bulunmaktadır.

Yivli Minare’nin hemen batı yanında konumlanan Yivli Minare Camii (Alâeddin Camii) ilk olarak I. Alâeddin Keykubad zamanında inşa edilmiştir. Bugüne ulaşan cami binası, doğu giriş kapısı üzerinde yer alan, yedi satırlık taş kitabeye göre 1373 yılında Emir Mübârizüddin Mehmed Bey tarafından yeniden imar ettirilmiştir. İfadelerden bu kitabenin bir onarım kitabesi olduğu anlaşılmaktadır.

Türklere ait çok kubbeli mescitlerin ilk örneklerinden kabul edilen Yivli Minare Camii, pişmiş tuğladan yapılmış, oldukça sade bir yapıdır. Enine dikdörtgen ferah bir harime sahiptir. Devşirme on iki sütunun taşıdığı sivri kemerleri, altı kubbesi vardır. Evvelden bir kiliseye ait olduğu düşünülen batı duvarı önünde dört bölümlü beşik tonoz örtüsü bulunur. Kuzey ve güney duvarlarındaki pencereler ile kuzey giriş kapısı önündeki aydınlık fenerli kubbe sayesinde ışık alan caminin mihrabı kıble duvarına hafif çapraz biçimde yerleştirilmiştir. Mihrabın üst kısmına Ali İmran suresinin 18. ayeti hakkedilmiştir. Rum ve Yahudi sakinleri de bulunan şehrin Müslüman hâkimlerinin ibadethane mihrabına tevhit, hak ve adalet vurgusu yapan bir ayeti nakşettirmesi anlamlıdır.

Yivli Minare Camii’nde son dönemde yapılan kazı ve restorasyon çalışmaları sırasında erken dönemlere ait temel izleri; 1200’lü yıllara tarihlenen su künkleri bulunmuştur. Külliye içindeki hamamdan cami içine yer altından döşenen, kışın sıcak ve yazın soğuk su taşıyan toprak künkler, kuzey giriş kapısı önünde, cam örtüyle korunarak yerli ve yabancı turistlerin dikkatine sunulmuştur. Cumhuriyet döneminde talihsiz bir şekilde avlusuyla birlikte müze hâline getirilen Yivli Minare Camii, 1974’te yeniden ibadete açılmıştır.

Merkezinde Yivli Minare ile caminin bulunduğu külliyenin diğer unsurları: XIII. yüzyılda Selçuklu sarayı olarak inşa edildiği düşünülen ve bugün çarşı olarak kullanılan Ulucami Medresesi (İmaret Medresesi); karşısında sadece basık kemerli taç kapısı kalan Atabey Armağan Medresesi (1239); caminin kuzey girişinin hemen yanında taraçalı alanda Selçuklu zamanında saray haremi olarak inşa edildiği düşünülen, Osmanlı döneminde mevlevihaneye dönüştürülen ve bugün Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Galerisi olarak hizmet veren yapı; mevlevihanenin arkasında hamam; ön kısmında set üstünde II. Bayezid’in oğlu Şehzade Korkut’un annesi Nigâr Hanım Türbesi (1503); az yukarısında ise Selçuklu kümbetleri tarzında kesme taştan yapılan Zincir Kıran Mehmed Bey Türbesi (1377)’dir.

Yivli Minare, XIII. asırda Selçuklu saray külliyesinin bir unsuru olarak inşa edildiğinde dosta düşmana dünya cenneti bu liman şehrinin artık Müslüman-Türk hakimiyetinde olduğunu ifade etme misyonu yüklenmişti. Cüz’ü bulunduğu camiye ve külliyeye adını veren bu muhteşem minare bugün dahi zengin tarihi ve pek çok bariz vasfı olan güzel Antalya’nın en hususi simgesidir.

Kaleiçi’nin sırtlarında sevimli kubbeleri alaturka kiremitlerle örtülü camisinin yanında bir şehadet parmağı gibi yükselen Yivli Minare, eskiden olduğu gibi bugün de taş duvarlarından begonviller sarkan zarif Osmanlı evleri arasından limana inen dar sokakları kolaçan ediyor, baharlarda açan portakal çiçeklerinin kokusunu içine çekerek körfezin dingin, derin mavisini süzüyor, uzak ufukları bekleyen ihtişamlı Bey Dağları’na selam ediyor. Batan günün şavkıyla kızaran tuğlaları arasında, rengini parlak Akdeniz göğünü yansıtan Akdeniz mavisinden alan ışıltılı çinileriyle İslam’ın zarafetini ve asaletini kuşanmış bir şekilde sekiz asırdır dimdik ayakta durmaya devam ediyor.