Makale

Bir Damla Çocuk

Bir Damla Çocuk

Müzeyyen Yazıcı

Geçen gün oğlum müjdeli haberlerle döndü eve. Üniversiteyi bitirmiş, oğlum okul daha yeni bitti bir soluklan, dinlen dememize aldırmadan hemen iş için koşturmaya başlamıştı. Son girdiği mülakattan olumlu cevap gelmiş, pazartesi gelin detayları konuşalım, hafta ortası da girişinizi yaparız, demişler. Bizim ki durur mu, dereyi görmeden paçayı sıvadı. Hepimizi yemeğe çıkaracakmış. Yahu dur önce bir maaşını al dedim, kabul etmedi. Ah yavrum, ilk göz ağrım... Babasına da haber verdik, o da işten doğruca lokantaya gelecek. Ben de kızım da hazırlandık, ikimiz iki yandan koluna girdik Samet’imin. Gittik lokantaya.
Biz tatlı tatlı yemeğimizi yerken arka masadan bir çığlık, bir ağlama sesi. Önce çocuktur deyip geçtik. Ama o nasıl bir ağlama. Bir damla çocuk, avazı çıktığı kadar basıyor feryadı. Annesi teskin etmeye çalışıyor ama durmuyor çocuk. Kucakladığı gibi lokantanın mescidine doğru geçti. Süt kuzusu işte, acıktı belki de. Şimdi karnı doyar, pamuk gibi gelir. On dakika geçmedi geri geldiler. Yok, vallahi insanın içi parçalanıyor. O nasıl ağlama, o nasıl feryat. Susturamıyorlar çocuğu. Göz ucuyla baktım. Henüz birkaç aylık sabi. Bir de oğlan var anasının eteğini çekiştiren, o da mızmızlanıp duruyor. Şimdi o da basar yaygarayı. Sessizce yaklaşıp, kızım bir dua filan okuyun, çocuk uğundu ağlamaktan, dedim. Annenin de sinirleri bozulmuş belli, o da ağladı ağlayacak.
Yavrucak da ne yapsın bu sıcakta dışarda. Dayanamadı demek. Baba da ne yapacağını bilemiyor, oğlanı tutmaya çalışıyor kendince anneyi rahat bıraksın diye. Fakat ne yalan söyleyeyim yadırgadım hâllerini. Ah be kızım, senin daha evlatların minicik, ne diye hem kendine hem çocuklarına eziyet edersin. Belli kalabalıktan, sıcaktan bunalmış yavrucak. Koca adam dayanamıyor yaz günü dışarı çıkmaya, el kadar bebe nasıl dayansın. Ne diye evinden, rahat ortamından çıkarırsın şu yavrucağı.
Ben de iki evlat büyüttüm. Koca yaşa getirdim. Her zaman önce çocuklarımın rahatı, huzuru dedim. Yahu sabır, büyüsünler sen de rahat edersin, onlar da. İnsan tabii üzülüyor ama biz de ağız tadıyla ne oturabildik ne de iki çift kelam edebildik. Lokantada her şey durdu sanki başka çıt yok, bir bebeğin ağlaması bir de oğlanın mızıldanmaları. Bütün gözler bu ailede. Kadıncağız da iyice gerildi tabii. Baktılar olacağı yok, yemeklere doğru düzgün el sürmeden çıktılar. Üzüldük ama ne fayda. Yok yok, insan ağız tadıyla evinde oturmalı böyle zamanlarda. Onların da çıkıp dolaşacağı, gezip tozacağı zamanlar gelecek elbet.
Bir Damla Huzur
Oğlumun ardından bir müjde gibi geldi kızımın haberi. Evliliğimizin ilk yılları zor geçti bizim için, tedaviler, ilaçlar…
Çok şükür önce oğlumuzu sağ salim aldık kucağımıza. Sonra bir gün kızımızın olacağını öğrendik sevinçle. Fakat pek bir nazlıydı kızımız. Hamileliğim zorlukla geçti.
Günlerce yataktan çıkamadığım zamanlar oldu. Kimi aylar hastaneye yatmak zorunda kaldım. Bu süreç en çok da oğlum için zordu. Küçücük yaşta soğuk hastane koridorları onu annesinden ayırıyordu.
Benim mahzun evladım, Ahmet’im, biricik oğlum. Benimle oyunlar oynamak istediğinde ne diyeceğimi bilemiyordum. Anneciğin senle maç yapamaz, koşup oynayamaz ki.
Dakikalarca hayır babam değil annem götürsün beni okula, diye ağladığını bilirim. Anne bak çok uslu çocuk oldum, bugün parka çıkalım mı, derdi boynunu bükerek.
Kimi zamanlar kendimi iyi hisseder, elimden geldiğince onunla ilgilenmeye çalışırdım. Ama dedim ya nazlıydı kızım, doğuma kadar çok dikkat etmem gerekiyordu.
Nihayet Sultan kızımız da katılmıştı aramıza. O gün Ahmet anaokulunu bitirmişti. Şimdiki çocuklar bir âlem. Anne ben mezun oldum diye bir sevinişi var. Eşim de tutturdu bunu kutlayalım o zaman hadi yemeğe gidiyoruz diye.
Sultan’la biz gelmeyelim bugün biraz gazı var, siz baba oğul birlikte gidin, dedim ama... Ahmet hemen yüzünü astı, kıyamadım oğluma, ben de hazırlandım. Fakat lokantada kızım iyice rahatsızlandı. Öyle ağladı ki, ne yapsam sakinleştiremedim. Herkesin dikkati bizim üzerimizde toplandı. Mahcubiyetten ne yapacağımı bilemedim.
Biraz sakinleştiririm ümidiyle mescide geçtim ama nafile. Geri döndüğümde daha beter ağlamaya başladı. Bu defa lokantadaki bütün gözler üzerimize dikildi. Sanki herkes el kadar bebekle ne işin var burada, der gibi bakıyordu. Ne yapacağımı şaşırdım.
Ahmet’in hevesi de kursağında kaldı, o da başladı mızıldanmaya. Eşime işaret ettim, yapacak bir şey yok, kalkalım dedim. Apar topar kalktık masadan. Daha yemeklere doğru düzgün el sürememiştik.