Makale

GRİYİ SEVMEK

GRİYİ SEVMEK

Dr. Hafsa Fidan Vidinli

Griyi seviyorum, ama gökyüzünde değil. Bana bu yazıyı gökyüzündeki gri yazdırıyor oysa. Gri bana yazdırıyor o hâlde, ama griye değil, beyaza yazıyorum. Gökyüzündeki gri, gökkuşağında yok. “Gök”te olan gri her zaman “yüzünde” değil o hâlde. Bir iddiaya göre renkler aslında yok. Yani renkler var ama aslında değil, yüzeyde. Neyse bu konu, yazının sınırlarını aşacak kadar derinde.
Griyi sevdiğimi biliyorum ama neden sevdiğimi bilmiyorum. İnsan neden renk seçer? İnsan neden renk sever? Teoremler çok. Biraz açıklayıcı ama hep isabetli değil. Biraz genelleyici ama kuşatıcı değil. Renk mevzuu öyle böyle değil! Dalalım o hâlde…
Renklerin insan psikolojisi üzerinde çok etkisi olduğuna dair iddialar var. Bu iddialara göre siyah gibi renkler gücü, azmi temsil eder ama aynı zamanda karanlığa, mateme gönderme yapar. Siyahı tercih eden insanlar tutkululardır, gücü ve asaleti severler. Bu arada siyahın aslında bir renk olmadığını öğrendim. O aslında renksizlikmiş. Doğada siyah renk bulunmazmış mesela. Emin değilim. Belki de bulunuyordur ama şimdilik bulunamamıştır. Doğada olmayan şeyin olmadığına inanıyorum. Öte yandan aslında renklerin olmadığı, bizim “şeyleri” renkli algıladığımız iddialarından da biraz önce bahsetmiştim. Ne çok iddia var! En iyisi varla yok arasında gidip gelmemek. Daha bahsini edecek, gözümün önünde pek çok renk var.
Aslında üç ana renk varmış; sarı, kırmızı ve mavi. Diğer renkler, onların belirli oranlarda karışımından doğarmış. Kırmızı çok sıcak bir renkmiş. Sarı da ona benzermiş. Canlılıkları, dikkat çekicilikleri yüzünden reklamlarda çok tercih edilirlermiş. İnsanlara enerji verirmiş. İştah açıcı ve harekete geçiren özellikleri de bilinirmiş.
Mavi ve yeşil, doğayla en çok bütünleşen renklermiş. Öyle ya dünyamızın yarısından fazlası mavi ve yeşilden müteşekkil. Denizler, nehirler, ağaçlar, çimenler, gökyüzü mavi ve yeşilin harmanı değil mi? Mavi de yeşil de insanlara huzur verirmiş, iç açıcıymış, dinlendiriciymiş. Mavinin koyu tonu lacivert de düzeni, uyumu ve sonsuzluğu simgelermiş.
Saflığın, masumiyetin rengi olan beyaz, insana huzur ve güven verirmiş. Aslında beyaz da bir renk değilmiş ama her nasılsa diğer bütün renkleri içinde barındırırmış. Temizlik ve ferahlık hissi veren beyaz, bir yandan da örneğin Çinlilerde matemin rengiymiş. Şimdi kafam karıştı. Matemin rengi siyah da beyaz da oluyor. Siyah beyazın karışımı gri ediyor. Evet, şimdi sevdiğimi söylediğim renge geldim. Aslında ben bütün renkleri severim. Sadece bazılarını daha çok severim. Ne diyordum? Gri. Onu biraz bekleteyim. Mor renkli kalemlerime ilişti şimdi gözüm.
Mor, duygusal algıları artıran, ilham verici bir renkmiş. Sanatsal yönelimleri olan insanların tercihi olabilirmiş. Gücü, güveni ve asaleti temsil edermiş. Lavanta, leylak gibi tonları insanı rahatlatırken çok koyu tonlarından kaçınmalıymış.
Bir ara Osmanlı’da giyim kuşam konusuna merak sarmıştım. Bu konuya da nereden daldım? Renklerin algoritmasından. Bir konuyu merak etmeye başladığınızda nasıl bir sonuca varacağınızı kestirirsiniz ya az çok. Ben de eski tarihlerde ağırlıkla kullanılan giyim kuşam renklerini kafamda tasarlamıştım. Muhtemelen siyah, gri, lacivert, mavi, yeşil gibi ağır tonlar kullanılıyordur gündelik yaşamda da saraylarda da diye düşünmüştüm. Fazla düşünmemeli, fazla araştırmalıymış meğer. Osmanlı’da giyim hayatının ne kadar renkli olduğunu öğrenince çok şaşırdım. Meğer hem erkek hem kadın kıyafetlerinde, hem gündelik hayatta hem de sarayda hayat çok renkliymiş Osmanlı’da. Erkek kıyafetlerinde neredeyse kullanılmayan renk yoktu tasvirlere bakınca. Sarı kırmızıdan tutun, mora pembeye varıncaya dek. Hele de mor renk, elde edilmesi çok zor olduğu için, özellikle saray kıyafetlerinde, padişah giysilerinde tercih edilirmiş mesela. Mevzuyu tasvirlere bakarak kapatmadım. Osmanlı’da kullanılan kadın-erkek giysilerinin sergilendiği müzelerde de o renk cümbüşünü görmem mümkün oldu. Sarayda giyilen kıyafetler başta olmak üzere lale, karanfil gibi çeşit çeşit çiçek motiflerinin ve daha sembolik desenlerin çok canlı renklerle bezeli olduğunu gördüm. Bir kere de görerek şaşırdım böylece.
Neyse, tarihten günümüze gelelim. Çok renkli bir dünyada yaşıyoruz gibi geliyor bana. Renk seçenekleri uzanıyor önümüzde neredeyse yüzlerce tonda. Daha renk tonlarının pek çoğunun adını bile öğrenemedim. Mesela mavinin kaç tonu var? Çivit, kobalt, safir, parlament, lacivert, camgöbeği, turkuaz, buz mavisi, gök mavisi, gece mavisi… Ya yeşilin tonları; nefti, zümrüt, malakit, çay yeşili, çam yeşili, kuşkonmaz yeşili, akuamarin, asker yeşili, fıstık yeşili, su yeşili…
Ne demiştim, gri. Gri, gözün en rahat algıladığı renkmiş. Oh, rahatladım işte! Alçakgönüllülüğü ifade eden uzlaştırıcı bir renkmiş. Uzlaştırıcı olması çok rahat kavranabilir bir durum bence; siyah ile beyaz gibi iki zıt rengin uzlaşımından oluşuyor ne de olsa. Sahi, siyah ve beyaz aslında renk değiller demiştim. Gri de olmayan renklerin bir tonu mu oldu şimdi? Dedim ya bu mevzu çok derin…