Makale

Adnan YILDIRIM: "Sanatla meşgul olunca o en büyük Sanatçı’ya imanım arttı."

Adnan YILDIRIM: "Sanatla meşgul olunca o en büyük Sanatçı’ya imanım arttı."

Söyleşi: Mehmet Feyzi KILIÇ

30 yıllık bir İmam-Hatip olarak aynı zamanda resim sanatıyla ilgilisiniz. Resimle tanışmanız nasıl başladı? Yolculuğunuzda sanat anlayışınız nasıl gelişti ve hangi tür resimlere yöneldiniz?
Yeteneğim ilkokulda öğretmenim tarafından keşfedildi. Öğretmenim bizden bir resim yapmamızı istemişti, yaptığımız resimleri kontrol ederken kopya çektiğimi düşündü ve kızdı. Hatta hiç unutmam bir tokat da attı. Yanımdaki arkadaşım, kopya çekmediğimi söyleyince öğretmenim, tokat attığı yanağıma bu defa bir buse kondurdu. Bu belki de sanatla ilgilenmemi otuz yıl erteleyen bir olaydı. Çünkü o olaydan sonra hiç resim çizmedim. Belki yaşamış olduklarımın bir kırgınlığı, belki de içinde yaşadığımız resme bakış açısı ona karşı hep mesafeli durmama neden oldu. Ta ki yıllar sonra bir arkadaşımın beni sanat galerisine götürmesiyle küllenen sanat ve resim sevgim tekrar ortaya çıktı. Uzun yıllar önce kaybettiğim yitiğimi bulmuşum gibi bir duyguya kapıldım. Bu galeriyi gezmek benim için bir dönüm noktası oldu. Seyahat dönüşü resim çizmeye tekrar başladım. O gün bugün fırçayı hiç elimden bırakmadım.
Her bir resim bana yeni yeni kapılar ve başka ufuklar araladı. Resme başladığım ilk zamanlarda fotoğraf kalitesindeki bir tabloyu sanat açısından değerli buluyordum. Lakin zamanla resimle münasebetim ve bilgim arttıkça derin bir heyecan uyandıran ve herkesin yapamayacağı gerçeğe yakın tabloların peşine düştüm. Sonraları içimde oluşan fırtınalar, ruh hâlim, belki yaşadıklarım ya da yaşayamadıklarım, belki anlatamadıklarım ve belki hiç anlatamayacaklarımı tuvale yansıtmaya çalıştım. Hâlihazırdaki sanat anlayışımda doğadaki herhangi bir objeden ziyade iç dünyamdaki fırtınaları anlatmaya çalışıyorum.
Sanatla uğraşmanın hayatınıza ve mesleğinize dönük etkileri nelerdir?
Ben otuz yıllık imamım. Sanatla uğraşmadan önceki tabiata bakışım ile sanat sonrası çok farklı. Tabiatta her gün gördüğümüz sanat eseri olan tabloları göremiyor, sanat harikası o sesleri işitemiyordum. Şimdi tam anlamıyla görebiliyor ya da işitebiliyor muyum? Elbette ki hayır. Ancak o sanata dair her bir renk ya da her bir tınıyı ilahi bir güce hasredebiliyorum. Dolayısıyla ben sanatla ilgilenmeye başlayınca o en büyük Sanatçı’ya imanım arttı, Allah’ı daha bir başka sevdim. Çünkü gerçek sanatkârın varlığına imanım daha da arttı ve O’nun karşısındaki acziyetimi daha iyi anladım. Hani Necip Fazıl Kısakürek bir şiirinde söyler ya “Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış; Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış...” İşte bu dizeleri sanki Necip Fazıl benim için söylemiş, bu dizelerde ben kendimi buluyorum. Lakin bu arayışı kelimelere dökebilmem mümkün değil. Allah’ın bu eşsiz sanatını görünce diyorum ki “O’dur musavvir, yine O’dur her şeyi güzel şekilde tasvir eden.” Ve hemen aklıma Bakara 138’deki şu ayet düşüyor: “Biz Allah’ın boyasıyla boyanmışızdır. Boyası Allah’ınkinden daha güzel olan kimdir? Biz ona ibadet edenleriz (deyin.)”
Resimlerin yanı sıra film festivalleri de gerçekleştiriyorsunuz. Sanat dünyanızdaki hedefiniz nedir?
Biz Müslümanlar birçok sanat dalını maalesef ıskalamışız. Tebliğ açısından çok da önemli bir yere sahip sinema da bunlardan biri. Sinema öyle bir mecra ki sizin vermek istediğiniz mesaja insanlar para vererek geliyorlar ve bundan da hiç şikâyet etmiyorlar. Dolayısıyla bu alanı çok iyi kullanıp mesajlarımızı anlatabilmeliyiz. Sinemanın ne denli önemli olduğunu da vurgulamalıyız. Bu bağlamda birçok sosyal projeye imza attığımız Van’da, festivallerden ödüllerle dönen dünyaca ünlü yönetmenlerin filmlerinin gösterildiği iki tane film festivali düzenledik ve ben bu festivallerin koordinasyonunu sağladım.
Buradaki festivallerle hayatında hiç sinemaya gidip film izlememiş insanlar sinemayla buluştu ve altı bin insan film izledi. Benim amacım sanatı aracı kılarak insanlara ulaşabilmek ve tebliğ görevimizi bir şekilde ifa edebilmek. Müslüman gençlere bu manada bir yol açıcı olabilmek.


Meslektaşlarınıza ve bu mesleğe yeni başlayanlara ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Ben imam hatip lisesinin son sınıfına kadar imam olmayacağım diye düşünüyordum. Oysa 13 yaşımdan beri hutbe okuyan biriydim, babam ve hocalarımın destekleriyle. Gel gör ki kader bizi buralara kadar getirdi. Dünyaya bir kez daha gelsem imam olurum. Sabahın ilk saatlerinde herkes uykudayken kalkıp camiyi açmak, ezan okumak, tüm mahlûkata Allah’ı haykırmak inanılmaz bir duygu benim için. Sadece bu duyguyu yaşamak uğruna bile imam olurum. Dünyaya bir kez daha gelsem imam olmak isterim dedim ama nasıl bir imam? Çok daha iyi eğitim almış, görev yaptığı yerin icabında bir dert babası, bir psikologu olan bir imam olmayı isterdim. Dolayısıyla imam olacak kimselerin de bu minvalde çok iyi eğitilmiş olması gerekir. Çünkü imamlar her yaş grubuna, her meslek grubuna ve toplumun her kesimine hitap edebilecek bilgilere, donanıma sahip olmalı.
Bu meyanda başta kendime, görevdeki arkadaşlarıma ve yeni başlayacak kardeşlerime şunları söylemek isterim: Evvela mesleki anlamda olmak üzere her daim kendimizi geliştirmeliyiz. Bilgi, birikim anlamında öyle olmalıyız ki bize gelen herkes bizden istifadeyle geri dönsün. Mesleğimizi öyle icra etmeliyiz ki insanlar nasıl bir düşünürün filanca yerdeki konuşmasına koşa koşa gidiyorlarsa bizim bulunduğumuz camiye de koşa koşa gelmeliler. İşte o zaman yaptığımız işte daha iyi bir heyecan duyacağız. Kısaca toplum nezdinde bir değer olduğumuzu ortaya koymalı, bunu icra etmeli ve bu çabamızı cemaatimize göstermeliyiz. İşte o zaman cemaatin gönlünde makes bulacağız. Bunun yanı sıra her birimizin ayrı ayrı becerileri vardır. Bunları geliştirip, ortaya koyup bu becerilerimizi de cemaatle iletişimimizde bir aracı haline getirmeliyiz. Bu şekilde daha çok cemaate ulaşabilir ve sesimizi daha iyi duyurabiliriz.