Makale

Günümüz Dünyasında Bir Sığınak: Aile

PENCERE
Günümüz Dünyasında Bir Sığınak: Aile
Dr. Fatma Bayraktar Karahan Diyanet İşleri Uzmanı
Her şey hiç durmamacasına bir değişim içinde. Öyle ki değişmeyen tek şey değişim… Akan, hızla ilerleyen zaman ve takipten aciz kaldığımız yenilikler… Yeni teknolojiler, yeni trendler, yeni terimler; yeni dertler, yeni hastalıklar ve daha nicesi: Zekânın yapayı, telefonun akıllısı, arkadaşın sanalı… Tüm bu karmaşa içerisinde kendisini, onu eşrefi mahlûkat yapan niteliklerini korumaya çalışan insanoğlu ve insanoğlunun biricik sığınağı ailesi…
Günümüzün Batı toplumlarında oldukça fazla sayıda insan, “bireyci insan” anlayışı sebebiyle yalnız yaşamayı tercih etmektedir. Evlilik ve çocuk sahibi olma oranları da bununla bağlantılı olarak azalmaktadır. Boşanma ve evlenmeden birlikte yaşama oranlarında ise artışlar görülmektedir. 1900’lü yıllarda 65 yaşındaki nüfusun % 60’ı çocuklarının yanında yaşamakta iken bu oran 1980’lerde % 15’e inmiştir. Bu değişimler özellikle yüzyılın ikinci yarısında hızlanmıştır. (Yalnız Yaşayan Yaşlılara İlişkin Aile Politikaları, Arzu İçağasıoğlu Çoban, Aile ve Toplum Yıl: 7 Cilt: 2 Sayı: 9 Ocak-Mart 2005)
Aile hâlâ en korunaklı sığınak
Pek çok yenilik ile karşı karşıyayız bugünün dünyasında. Sanayi devriminden sonra ve belki de ondan çok daha büyük etkileri olacak bir küresel değişim habercisi dijital devrim bugün yaşadığımız. Zaman ve mekân, mesafe ve iletişim algımızı bütünüyle etkileyen, ahlak anlayışımızı bile farklılaştıran bir değişim bu. Bizi dönüştürdüğü gibi kültürel ve dinî değerlerimizi de etkisi altına alan bu değişim ve daha nicesini ne görmezden gelmek ne de reddetmek mümkün. Tüm bu yenilikleri değerlerimiz zaviyesinden ve kul olma şuuruyla değerlendirmemiz, onların üzerimizde oluşturacağı etkinin yıkıcı değil yapıcı olması için uğraşmamız gerek. İşte tam da bu sebeple değerleri koruyan ve nesiller boyunca taşıyan aile, bir sığınak görevi görüyor her zamankinden daha fazla. Belki de yine bu yüzden en çok hedefte olan da yine aile oluyor, değişimi kendi isteklerine göre planlayanlar bakımından. “Aile, toplumun en küçük yapıtaşı” olarak tanımlansa da pek çok sözlükte, bugün için hayli basit kalıyor bu tanımlama. Topluma, sahip olduğu özü kazandıran ve bu özü geleceğe taşıyabilmesini sağlayan bir “kök hücre” olarak tanımlanmalı belki de artık aile. Hastalıklar için şifa olabilecek bir öz ve tüm vücudun en küçük prototipi olması bakımından…
Bu sebeple toplumların kültürleri, gelenek ve görenekleri değişse de aile hâlen günümüz insanı ve toplumları için bir ihtiyaç olmaya devam etmektedir. Çünkü insanın doğumundan itibaren varlığı ancak bir aile ile mümkündür. İnsanın varlığını salt dünyaya gelmek olarak anlamadığımızda, onun anne karnından itibaren sevilmeye, itina gösterilmeye ve hatta eğitilmeye ihtiyaç duyduğunu bildiğimizde, meselenin sadece “dünyaya bir çocuk getirmek” olmadığını daha da iyi anlarız. Oysa aile anlayışına zarar veren bu yaklaşımda şimdilerde konuşulmaya ve normalleştirilmeye çalışılan tek ebeveynin çocuk sahibi olabildiği yapılar, daha doğmadan bir çocuğu anne yahut baba sevgisinden rahatlıkla koparabilmektedir. Babayı bir bankadan kolaylıkla edinilebilecek, seçilip satın alınabilecek salt bir hücreye indirgeyen; anneyi hamilelik sürecinde kiralanacak, doğum sonrasında hiçbir duygu hissetmeyen bir taşıyıcı kabul edecek kadar basitleştiren bu anlayışın insan tasavvurunda da sorun olacağı aşikârdır. Varlığını öğrendiği ilk andan itibaren her anını bütün benliği ve hücreleri ile hisseden; doğumundan sonra bebeğinden ayrılamayan, saatlerini, gece ve gündüzlerini onun bakımına, büyümesine gönüllü olarak feda eden, gerektiğinde ömrünü de vermeye hazır olan annenin, bir taşıyıcı; doğumundan itibaren terbiyesinden korunmasına kadar her anında, alın teriyle evladının dağ gibi hep arkasında olan bir babanın, bir hücre olarak görülmesi aileye verilecek en büyük zarardır. Bu sebeple bu anlayışlara karşı anne baba olmayı doğru anlamak ve bu güzel makamların daha da bir dikkatle hakkını vermek icap eder. Dünya süsü evladın Allah’ın emaneti olduğu bilinci ile hareket etmek de... Zira kıyamet gününde evlatlarına borçlu anne babalardan olmamak için çocuğun hakları korunmalı, ona karşı görevler ihmâl edilmemelidir.
Değişen aileler değişen roller
Değişen yaşam koşullarında ailenin sıcaklığının korunabilmesi, sığınak vasfının devam ettirilebilmesi elbette kolay değildir. Zira yaşam koşullarımızı belirlemek sadece bizim elimizde değildir. Uzun çalışma saatleri, kadının çalışma hayatındaki etkin rolü, şehirleşme, tüketim algımız vb. pek çok etken, toplumu ve dolayısıyla aileyi etkilemektedir. Ailede görev dağılımı değişmekte, kadın ve erkekten beklentiler de bundan nasibini almaktadır. Aile; güzel geçinme amacıyla ortak bir yol bulabiliyor, değişimin gerektirdiği ancak kendi içinde değerleri ile uyumlu sabitelerine de sahip çıkabiliyorsa zamanın ruhu karşısında güçlü bir biçimde ayakta kalabilmektedir. Yeni yaşam şartlarına rağmen önceki kuşaklara ait beklenti ve isteklerin devam etmesi ve ortak bir aile çözümünün üretilememesi aileye zarar vermekte, çocuk ve gençlerin bu belirsizlik karşısında aile ve evliliğe ilişkin istek ve inançlarını kaybetmelerine de sebep olabilmektedir.
Ailenin gücünü koruması, toplumsal yapıdaki değişimleri görmezden gelerek yahut bu değişime direnerek değil; kendi özüne, kültürüne ve değerlerine uygun çözüm yolları üretmesi ile söz konusu olabilir. Bunu yaparken aynı büyütülen bir çocuk gibi dikkatle ve özenle hareket edilmelidir. Bu özenle birlikte belli kurallar ve ilkeler sayesinde menfi birtakım toplumsal değişimlere karşı çözümler geliştirilebilecektir.
Aile, belli kuralları olan bir düzen ve ilkelerle güç bulur!
İletişimde bulunurken eşimize doğru yönelmek, gözüne bakarak dinlemek ya da konuşmak, başka bir şeyle ilgilenmemek, karşımızdakinin söylediklerine uygun onay mimiklerinde bulunmak uygulanabilecek birkaç temel yaklaşım biçimidir.
Ailede güzel geçim için İslam dininin üzerinde durduğu, ihmal edilmemesi gereken değerlerden bazıları: Muhabbet, merhamet, mahremiyet, adalet, sorumluluk ve nezakettir.
Aileyi ayakta tutan bu değerler yanında “aile olmak” için güçlü ve sağlıklı bir iletişim de önemlidir. İletişimin esasında; fikrimizi, duygu ve düşüncemizi karşımızdakine aktarabilmek vardır. Bu her zaman söz ile olmaz. Bazen bir bakış, bir mimik karşımızdakine pek çok şey söyleyebilir
İletişimde davranışların, hâl ve mimiklerin etkisi çoğu zaman söylenen sözden daha önemli olmaktadır. Öyle ki en güzel ve olumlu cümleleri söylerken karşımızdaki kişinin yüzüne bakmamak, ilgisiz bir tavır içinde olmak, yüzümüzü buruşturmak sözümüzün tesirini ortadan kaldıracaktır. Bu sebeple beden diline de dikkat edilmelidir. İletişimde bulunurken eşimize doğru yönelmek, gözüne bakarak dinlemek ya da konuşmak, gazete, televizyon, bilgisayar gibi başka bir şeyle ilgilenmemek, karşımızdakinin söylediklerine uygun onay mimiklerinde bulunmak uygulanabilecek birkaç temel yaklaşım biçimidir.
Göz ardı edilmemesi gereken üç esas:
Güzel konuş!
Güzel söz, haktan ve doğrudan yana olan sözdür. (Ahzâb, 33/70.) Güzel söz, olumlu anlamlar içeren sözdür. Güzel söz, etkili olan sözdür. (Nisâ, 4/63.) Söz, etkisini üslupla beraber kazanır. Öyle ki, doğru pek çok söz üslubundan kaybeder. (Nisâ, 4/8.) Eşinin kendisini dinleyemeyeceği, duygusal olarak zor bir anda söylenecek söz tam tersi bir etki oluşturabilir. Güzel söz, yumuşak olmalıdır; sert, kaba ve incitici söz aile huzuruna zarar verir. Yüce Allah, peygamberi Hz. Musa’nın firavuna gitmesini ve ona yumuşak söz söylemesini emreder. “Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır yahut korkar.” (Tâhâ, 20/44.) Firavun gibi kötülük ve zulümle bilinen birine bile yumuşak bir üslupla konuşulması emredilirken aile içi iletişimde bu hususun önemi göz ardı edilemez. Çünkü bizden farklı düşündükleri ve üzücü bir harekette bulundukları zaman bile aile fertlerine kızmadan, yumuşak davranmak (Âl-i İmrân, 3/159.) aile bağlarını kuvvetlendirecektir.Unutulmamalıdır ki Allah’a ancak güzel sözler yükselir. (Fâtır, 35/10.) Yüce Yaradan’ın katına yükselen söz de ancak insan kalbine tesir eder.
İyi dinle, doğru anla!
İyi dinlemek, doğru anlamanın ilk kuralıdır. Aile içi diyaloglarda çoğu zaman muhatabın ne söylediğini anlamaya çalışmak yerine verilecek cevap düşünülmektedir. Doğru dinlemede önemli bir nokta da iyi zan kuralına uymaktır.
İyi zan kuralı, aile içi ilişkilerde suizan ile hareket etmemektir. Aile ilişkilerinde çoğu zaman hüsnüzan kaybedilmekte; yapılan davranış yahut söylenen söz, en olumsuz anlamı ile yorumlanmakta ve anlaşılmaktadır. Oysa sözün ve davranışın olumluya yorulması ferdin her durumda kazançlı olmasını sağlayacaktır. Esas olan eşlerden birinin kazanması ya da haklı olması değil aile huzur ve mutluluğunun devamlılığıdır.
İlkeli davran
Eşler, merhamet, muhabbet, mahremiyet, adalet, sorumluluk, nezaket ve tüm değerlerin ölçüsünü koyanın yüce Allah olduğunu bildiğinde ve buna uygun davrandığında pek çok sorun kendiliğinden çözülecektir. Öyle ki ailede karar alırken ve tüm davranışlarda yüce Allah’ın ne diyeceği sorusu esas olmalıdır. Böylelikle eşin, yakınların, nefsin veya toplumun hoşnutluğu için Allah’ın emirleri ihmal ve ihlal edilmeyecektir. (Tahrîm 66/1.) Davranışların Allah’ın emir ve yasaklarına uygun hâle gelmesi ise ailede güzel geçimi sağlayacaktır.