Makale

Hz. Ebu Bekir (r.a.)’in DEVLET YÖNETİMİ

GEÇMİŞ ZAMANIN İZİNDE

Hz. Ebu Bekir (r.a.)’in DEVLET YÖNETİMİ

Prof. Dr. Mehmet Salih ARI
Yüzüncü Yıl Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi Dekanı

Hz. Ebu Bekir valilerine tam yetki verirdi. Onlarla devamlı diyalog hâlinde idi. Onları ilk olarak tayin ettiğinde gerekli tavsiyelerde bulunurdu. İnsanlara hizmet etmek, onların ırzlarını ve mallarını korumak için valileri görevlendirdiğini, işlerinin sadece vergi toplamak olmadığını hatırlatırdı.

HZ. EBU Bekir’in hilafet dönemi (11-13/632-634) Rasulüllah (s.a.s.) devrinin bir devamı sayılır. Bu dönemde Hz. Ebu Bekir devlet yönetiminde yeni bir yapılanışa gitmedi ve yeni sayılabilecek prensipler de ortaya koymadı. Ancak, henüz gelişme safhasında olan İslam toplumunu koruyucu çok önemli tedbirler aldı ve cesaretle uyguladı. Bilindiği gibi Rasulüllah (s.a.s.) hayatta bulunduğu sürece, devlet başkanlığı ve ordu komutanlığı gibi görevleri şahsında toplamıştı. Aynı zamanda yargının da başı idi. Müslümanlar karşılaştıkları problemlerin çözümü için ona başvuruyor; gerekli cevap ve çözümü de ondan alıyorlardı. Rasulüllah’ın vefatı Müslüman toplumun düşünce dünyasında büyük değişikliğe yol açmadı. Zira Hz. Peygamber’in izlediği yolu devam ettirecek, kutsal öğretiyi tebliğ edecek büyük şahsiyetler vardı. Bunların hemen hepsi Hz. Peygamber’in yanında yetişmiş, onun eğitiminden geçmiş seçkin insanlardı.
Hz. Ebu Bekir halife seçildiği ilk günlerde Medine’ye birkaç kilometre uzaklıkta bulunan denilen yerde hanımı Habibe bint Harice ile birlikte ikamet ederdi. Medine’ye yaya gidip gelirdi. Yatsı namazını kıldırdıktan sonra Sunh’daki evine dönerdi. Namaza gitmediği zamanlar yerine Hz. Ömer namaz kıldırırdı. Halife seçilişinin ertesi günü sabahında sırtına birkaç elbise alarak pazarda satmak üzere yola koyuldu. Yolda Hz. Ömer ve Ebu Ubeyde b. Cerrah ile karşılaştı. Onlar: “Ey Rasulüllah’ın halifesi nereye gidiyorsun?” diye sorduklarında Hz. Ebu Bekir, pazara gidip ailesini geçindirebilmek için alış verişte bulunacağını söyledi. Bunun üzerine onlar Hz. Ebu Bekir’e, Müslümanların yönetim işini üstlendiğinden pazar yerinde alım ve satım işleriyle uğraşmasının uygun olmayacağını belirterek ailesini geçindirebilmesi için kendisine bir maaş belirleyeceklerini söylediler. Daha sonra halifelik öncesi döneminde ailesine harcadığı nafaka esas alınarak geçimini sağlayacak kadar bir maaş kendisine bağladılar. Hz. Ömer yargı işlerine, Ebu Ubeyde ise mali işlere bakmayı üstlenerek Hz. Ebu Bekir’e yardımcı oldular. Bunun yanında Hz. Ebu Bekir’in meşhur fakih ve ilk Müslümanlardan oluşan bir danışma kurulu vardı. Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Abdurrahman b. Avf, Sa’d b. Ebu Vakkas ve Zeyd b. Sabit bu kurulun içinde yer almakta idiler. Devletin önemli işleri bu seçkin heyete sunulurdu. Heyet gerekli müzakerede bulunup görüş birliği sağladığı konuları belli bir karara bağladığında Hz. Ebu Bekir de onaylardı. Üzerinde uzlaşma sağlanamayan konular da ise Hz. Ebu Bekir içtihatta bulunuyordu.
Bunun yanı sıra yönetimle ilgili tüm işlerde genel anlamda Rasulüllah’ın çizmiş olduğu çerçevenin dışına çıkılmadı. Medine yine Müslümanların başkenti olarak kaldı. Kardeşlik müessesesine devam edildi. Kitap ve sünnet, gerek Müslümanların birbirleriyle olan ilişkilerini gerek kitap ehli ile Müslümanlar arasındaki ilişkileri belirleme noktasında yegâne mercii idi. Müslüman olan kabilelere ve şehirlere valiler, zekât memurları, kadılar ve öğretmenler gönderildi. İslam’ı tebliğ etmek ve yaymak üzere gerekli yerlerin halkına ve yöneticilerine İslam davetçileri gönderilmesine devam edildi.
Hz. Ebu Bekir valilerine tam yetki verirdi. Onlarla devamlı diyalog hâlinde idi. Onları ilk olarak tayin ettiğinde gerekli tavsiyelerde bulunurdu. İnsanlara hizmet etmek, onların ırzlarını ve mallarını korumak için valileri görevlendirdiğini, işlerinin sadece vergi toplamak olmadığını hatırlatırdı. İslam’ı yaymak ve ona hizmet etmek, insanlara Kur’an öğretmek, zimmilerin haklarını korumak noktasında da onlara tavsiyelerde bulunurdu. Hac mevsimi halife ile valilerin buluşması için iyi bir fırsattı. Vilayetinde tam bir yetkiye sahip olan vali aynı zamanda askerî, mali ve yargı işlerini yürütürdü. Gerek gördüğünde askeri işleri yürütmek, haraç toplamak ve namaz kıldırmak için farklı emirler seçerdi. Hz. Ebu Bekir ise valilerini gizlice kontrol eder, halktan kimsenin bir şikâyetinin olup olmadığını sorardı. Bir haksızlık görürse kendine özgü bir metot ile mazlumun hakkını alırdı. Zira onun yanında: “Haksızlık yapan güçlü de olsa hak ondan alınıncaya kadar güçsüzdü.” Hz. Ebu Bekir hicretin on ikinci yılında hac ibadetini yerine getirmek üzere Mekke’ye gittiğinde ahalinin, Mekke valisi Attab b. Esid’den memnun olup olmadıklarını bir şikâyetlerinin bulunup bulunmadığını sormuştu. Ne var ki hiçbir şikâyetçi çıkmadığı gibi hepsi de valilerinden övgü ile söz etmişlerdi.
Hz. Ebu Bekir halife seçilir seçilmez önemli ve tehlikeli buhranlar karşısında kaldığı için ordusunun tanzimine önem verdi. Hz. Ebu Bekir döneminde ordunun genel komutanı Halid b. Velid idi. Hz. Ebu Bekir, Rasul-i Ekrem’in kendisine “Allah’ın kılıcı” lakabını verdiği Halid b. Velid’i bütün itirazlara rağmen azletmedi. Öte yandan Üsame b. Zeyd, Ebu Ubeyde b. Cerrah, Muhacir b. Ebu Ümeyye, Yezid b. Ebu Süfyan ve Ala b. el-Hadrami gibi seçkin birçok insanın o dönemde ordu komutanlığı görevinde bulundukları bilinmektedir.
Hz. Ebu Bekir bütün ordu komutanlarına talimat vermeye özen gösterirdi. Onlara yazdığı mektuplarda hangi yolları takip edeceklerini gösterir, komutanlarının durum ve hareketlerini yakından takip eder ve öğrenirdi. O komutanların her birine sıklıkla şöyle talimat verirdi: “...Askerlerin yanına gittiğin zaman onlarla iyi sohbet et. Söze hayırla başla ve onlara hayır vaat et. Onlara öğüt verdiğin zaman sözünü kısa tut, çünkü fazla sözün bir kısmı diğer bir kısmını unutturur. Kendini ıslah et ki başkaları sana iyi davransın. Namazları rükû ve secdelerini tamamlayarak ve huşu ile vakitlerinde kıl. Düşmanın elçileri yanına gelecek olursa, onlara ikramda bulun ve onları karargâhında kısa süre tut; ta ki hiçbir şey bilmeden senin askerlerinin yanından ayrılıp gitsinler. Onlara hiçbir şey göstermemeye çalış; aksi takdirde senin zayıf taraflarını görür ve senin bildiklerini bilirler. Onları askerlerinin zenginleri arasında misafir et, yanında bulunanlardan kimsenin onlarla konuşmasına meydan verme. Onlarla konuşmayı sen üzerine al. Gizli olması gereken şeyleri dışarı vurma ki senin işlerin karışmasın. Fikir sorduğun zaman doğru konuş ki sana samimi olarak fikirlerini söylesinler. Geceleyin arkadaşlarınla sohbet et. Sana çeşitli haberler gelecek, önündeki perdeler kalkacaktır. Gece nöbetçilerin çok olsun ve onları askerlerinin arasına dağıt. Onları gizlice nöbet yerlerinde ansızın sıkça kontrol et. Nöbet tuttuğu yerde gaflete düşmüş bulduğun kimseyi aşırıya kaçmamak şartıyla cezalandır. Geceleyin nöbetleri değiştir. İlk nöbetler sonraki nöbetlerden uzun olsun, çünkü gündüze yakın olduğu için ilk saatlerin nöbetleri daha kolaydır. Hak eden kimseyi cezalandırmaktan çekinme ve tereddüt de etme. Ceza vermek için aceleci de olma, gevşek de davranma. Askerlerinin ailesinden gafil olma, aksi takdirde askerlerin bozulur. Onların gizliliklerini de araştırma, aksi takdirde onları rezil edersin. İnsanların sırlarını açığa çıkarmaya çalışma ve açığa vurduklarıyla yetin. Boş işlerle uğraşanlarla oturup kalkma. Doğru ve vefakâr kimselerle oturup kalk, karşılaştığın zaman samimi ol. Korkma! Çünkü sen korkarsan, başkaları da korkar. Hainlik yapmaktan sakın. Çünkü hainlik fakirliğe yaklaştırır, zaferi uzaklaştırır. Kendilerini manastırlara hapsetmiş kimseler bulacaksınız. Onları hayatlarını adadıkları şeyle baş başa bırakınız.” Bu talimatta geçen birçok husus günümüz ordu komutanları ve emir sahipleri için de önemini korumaktadır.
Hz. Ebu Bekir, halifeliğinin ilk günlerinden itibaren önemli bazı olaylarla mücadele ettiğinden İslâm ekonomi sistemini geliştirmeye zaman ayıramadı. Devlet başkanı olarak seçildiğinde Hz. Ömer yargı işlerine, Ebu Ubeyde ise mali işlere bakmayı üstlenmişti. Bu durum onlara mali işlerde ve yargıda bağımsız olma özelliğini kazandırmamıştı. Zira Rasulüllah’ın döneminde olduğu gibi gerek mali işler gerekse de yargı için bağımsız bir kurumlaşma ortaya çıkmamıştı. Ancak Hz. Ebu Bekir bir binayı Maliye Hazinesi olmak üzere tahsis etmişti. Ne var ki toplanan gelir Müslümanlar arasında paylaştırıldığından bu bina genellikle kapalı kalırdı. Hz. Ebu Bekir’e hazinenin korunması için bir muhafız tayin etmesi söylendiği zaman bir kilidin ona kâfi geleceğini belirtmişti. Vefat edeceği günlerde halifelik görevinden dolayı kazandığı malı tekrar hazineye devretmişti. Hz. Ebu Bekir’in vefatından sonra Hz. Ömer ve yakın arkadaşları Sunh’daki hazineyi açıp baktıklarında içinde yalnız bir dirhem bulmuşlardı. Bundan Hz. Ebu Bekir’in devlet gelirlerini hazinede bekletmeden Müslümanlara dağıttığı anlaşılmaktadır.
Halifeliği döneminde “atâ/maaş” uygulamasına başlayan Hz. Ebu Bekir Beytülmal’den Müslümanlara dağıttığı hisselerde eşitlik ilkesine bağlı kalmıştır. Zira ona göre Müslümanlar babalarına vâris olmuş kardeşler düzeyindeydiler. Onların payları nasıl eşitse, Müslümanların da Beytülmal’den alacakları hisselerin eşit olması kaçınılmazdı. Onların fazilet ve takva bakımından birbirlerinden üstün olmaları bu durumu etkilemez. Çünkü ona göre, “fazilet ve takvanın sevabını vermek Allah’a aittir. Dağıtılan mal ise geçim problemidir; bu konuda eşitlik farklılıktan daha hayırlıdır.”
Hz. Ebu Bekir’e, Rasulüllah’ın Bahreyn’e vali olarak tayin etmiş olduğu Ala b. el-Hadrami tarafından vergi hasılası olarak bir miktar mal gönderildi. Hz. Ebu Bekir, Rasulüllah’ın kendilerine mal vaat etmiş olduklarının paylarını verdikten sonra geriye kalan malı, büyük-küçük, hür-köle, kadın-erkek arasında hiçbir fark gözetmeksizin bütün Müslümanlar arasında eşit bir şekilde bölüştürdü. Böylece bu konuda eşitlik ilkesine bağlı kaldığını fiilen ortaya koydu.
Hz. Ebu Bekir memurlarını en seçkin zevat arasından seçmeye önem verirdi. Daha önce belirtildiği gibi Hz. Ömer kadılık yapar, Hz. Ebu Ubeyde b. Cerrah hazineye bakardı. Osman b. Affan, Zeyd b. Sabit ona kâtiplik yapardı. Attab b. Esid, Muhacir b. Ebu Ümeyye, Ebu Musa el-Eş’ari, Muaz b. Cebel gibi önemli şahsiyetler dönemin valilerinden idiler.
Memurlarını görevlendirip bir yere gönderdiği zaman onlara, görevlerini yerine getirmede rehber edinecekleri ilkeleri, son derece güzel, düzgün ve tesirli bir şekilde anlatır, memurların bu kurallara riayet etmelerine önem verirdi. Akrabalarından hiç kimseyi vali olarak tayin etmediği gibi halifeliği müddetince kabilesinden ve akrabasından kimseye hiçbir görev vermedi.