Makale

Mahtumkulu Firâkî (1733 - 1798)

Mahtumkulu Firâkî
(1733 - 1798)

Doç. Dr. Seyitnazar Arnazarov
Gazi Ü. Konuk Öğretim Üyesi

Mahtumkulu Firâkî, Türkmen klâsik edebiyatının yapılanmasında önderlik eden, doğu edebiyatının yayılıp gelişmesinde katkısı olan, kıymetine ulaşılamayacak güzellikte şiirler yazan, eserler veren ve sonuçta Türkmen yazı dilinin oluşmasının temelini atan, 18. asırda yaşamış söz üstadıdır. O halkının hür hayatı nı ve bağımsızlığını arzu eden, halk arasında sonsuz sevgiye mazhar olan bir şairdir. "Firâkî",
Mahtumkulu’nun şiirlerinde kullandığı mahlası olup "huzura kavuşan, rahatlığı, azatlığı seven, asayiş taraftarı" mânâlarına gelir. Bunun böyle olduğunu şairin: "Mahtumkulu, adın döndü Firaka / Pa rıg olup çek kendini kenara" şeklindeki mısraları tasdik etmektedir.
Mahtumkulu, Türkmenlerin Cöklen boyunun Gerkez aşiretindendir. O, tahminen 1 733 yılında Etrek nehrinin boyunda yerleşen Hacıgovşan denilen köyde doğmuş, hayatının çoğunu Etrek, Gürgen civarlarında geçirmiştir. Bunun hakkında şairin "Âleme belgilidir" adlı şiirinin bir bendinde aşağıdaki mısralar yer almaktadır" Bilmeyen soranlara aydın bu garip adımız /Aslı Gerkez, yurdu - Etrek, adı Mahtumkulu’dur."
Mahtumkulu’nun doğunun ünlü bir şairi olarak yetişmesinde babası Devletmem- met Azadı’nin büyük hizmetleri vardır. Devletmemmet Azadı (1700-1760) da devrinin tanınmış, dünyevî ve dinî bilgilerini, Arap, Fars, Çağatay ve Türk dillerini çok iyi bilen mutasavvıf, âlim ve şairdir. Onun "Vağzı-Azat" (Va’z-ı a zad ) isimli didaktik mesnevisi çok meşhurdur. Mahtumkulu ilk derslerini böyle bir insan olan babasından almıştır. Babasından ve köy okulunda Niyaz Salih adlı molladan ilk dersleri aldıktan sonra, Halaç’taki idris Baba Medresesinde tahsil görmüştür. Daha sonra Buha- ra’daki Kökeldaş Medresesinde tahsilini devam ettirmiştir. Bu Medresede ders veren Nuri Kâzım İbn Bahr adlı bir Türkmen ile dost olmuştur. Mahtumkulu daha sonra Hive’de- ki Şirgazi Han Medresesinde üç yıl tahsil görerek en temel eğitimini almıştır. "Gönül ister gezsem dünya - âlemi / Kanadım yok uçamıyorum neyleyim!" -diyen şair Nuri Kâzım’la ilk olarak Türkmenistan’ın doğusundan batısına, sonra Afganistan’a seyahat etmişler, oradan Hindistan’a geçmişler ve orada altı ay kaldıktan sonra Kâ- bil’in üzerinden Özbekistan’a Margelan, Semerkent şehirlerine seyahat etmişler,
Türkistan şehrinde bulunup Hoca Ahmet Yesevî’nin müderrisleriyle görüşmüşler sonra yine Buhara’ya gelip burada epeyce zaman kaldıktan sonra Hive şehrine gitmişlerdir. Bu tür seyahatler ve
Nizamî, Nesimî, Fizulî ve Neva-Î gibi Doğu üstadlarını sürekli okuması, şairin ufkunu çok genişletmiştir.
Şair, cefakâr, ezilen halkın yanında yer alarak alnının teriyle kazanmayı tercih etmiştir. Geçimini gümüş ustalığı ile sağlamış ve ruhundaki sanatçılık yeteneği olan şiirlerinin yanında yaratıcı gümüş ustalığında da ün kazanmıştır.
Şiir yazmaya genç yaşlarında başlamış ve bu sanatın birçok sırlarını babası Aza- dı’dan öğrenmiş olduğu tahmin edilmektedir. Şairin ilham kaynağı, halk ve onun yaşam zorluğu olmuştur. Bu yüzden Akademik Y. E. Bertels, Mahtumkulu’nun şiirlerini Cemşid’in Câm’ına benzetmiştir. Şairin yaklaşık 700 şiiri ve birkaç poeması (uzun konulu şiir) günümüze ulaşmıştır. Bütün hayatını nazma adamış olan Mahtumkulu’nun eserlerinin bu sınırda olmayacağı aşikârdır. Şairin "Reygan eyledi" adlı şiirinde yazdığı kitaplarını, Etrek çayı taştığında selin götürdüğü ve talancılarının beş yıl emek verdiği el yazmasını yok ettikleri hakkında malumatlar verilmektedir: "Yazdığım kitapları sele aldırıp/Gözlerim arkasında giryan eyledi. " Bunlardan başka da Prof. Dr. Annakurban Aşırov bu olumsuz olayların yanı sıra şairin "Totuguş Dilli" adlı bir destanının el yazmasının da kaybolduğu hakkında doğruluğundan şüphe olmayan kesin bilgiler vermektedir.
Türkmenlerin arasındaki bir rivayete göre 19. yüzyılın başlarında bir gün, şairlerin meclisi toplanmış ve bu mecliste bir şair Kemine’ye " Ey Molla Kemine, şairlik ile aran nasıl, şiirlerini toplayabiliyor musun?" diye sorar. O zaman Kemine, " Mahtum- kulu şairlik meyvelerinin tanelerini topladı, bize sadece posası kaldı" diye cevap verir. Gerçekten de Mahtumkulu’nun şiirleri bir okyanus gibidir ve çok yönlü konuları işleyen bir mevzusu vardır. İlk olarak göze çarpan konular; vatan sevgisi, birlik- beraberlik, Türkmen boylarını birleştirerek bağımsız bir devlet kurmak gibi hayatla ilgili şiirleri ve sosyal dengesizlik konusu, öğüt ve nasihat konusu, aşk konusu ve bunun yanı sıra tasavvufla ilgili Allah sevgisi, Kur’an-ı Kerim’den yön alan çeşitli konular, mertlik, namertlik gibi vasıflarla kahramanlık konusu, insanperverlik ve dostluk gibi konulardır.
Türk toplumunda edep anlayışını "Çağrıldığın yere, otur kalkma / Çağrılmadın ise varma gözükme" diyerek sade bir dille anlatmıştır. Sabır, şükür, tevekkül, mertlik,doğruluk gibi yüce değerleri, azimli, kararlı olarak çalışmanın gerekliliğini tasa ile işin bitirilemeyeceğini "Yetişir bir gün Hakk’ın fermanı / Rûz-ı şeb gaflette yatıcı olma" ve Gökten nem düşmese, yer hasad vermez / Birlikte bin tasa, bir iş bitirmez / Er yiğit gönlüne kaygı getirmez / Namert oğlu gibi kaygıcı olma", "Mert oğlu, iline açar desterhan / Bir doğru söz için verir şirin can / Ömrünü bitirir, söylemez yalan / Söz verip, yalan söz deyici olma" dizeleriyle anlatmaktadır.
Halka, topluluğa etkisi olan ilerleyici fikirli, öğüt-nasihat verici ve mertlik, namertlik, kahramanlıkla ilgili bazı mısraları atasözüne dönüşmüştür. "Koç yiğide düğün, bayramdır / Her ne iş gelse el-halk ile" örneğinde olduğu gibi birçok kişi bunların Mahtumkulu’nun mısraları olduğunu fark etmeden atasözü olarak kullanmaktadır.
Mahtumkulu’nun dili, onun yaşadığı devirdeki halkın kullandığı dildir. Sade ve yalın anlatımıyla verdiği mesajları, onu Yunus Emre gibi zamandan zamana taşımaktadır.