Makale

Dr. Fatih ÇOLLAK: "Kur’an önce doğru okunmalı, sonra güzel okunmalı.”

Dr. Fatih ÇOLLAK:
"Kur’an önce doğru okunmalı,
sonra güzel okunmalı.”

Söyleşi: Dr. Lamia LEVENT ABUL-Mustafa BERK


Değerli Hocam, öncelikle sizi tanımak isteriz, Kur’an eğitiminiz nerede ve nasıl başladı?
Öncelikle yeni eğitim-öğretim döneminin herkese hayırlı olmasını Cenab-ı Hakk’tan niyaz ediyorum. Bendeniz, başta anne-babamın özel teşviki, hocalarımın da emekleriyle ilkokul öğrenimim devam ederken bir kısmı mahalle hocamız Efe Hoca’dan diğer kısmı ise amcam Hafız Mustafa Efendi’den tamamlanmak üzere 9 yaşında hafız oldum. Hafızlık akabinde yöremizde meşhur Yusuf Hoca’dan kısa bir dönem de olsa tecvit ve tashih-i huruf eğitimi aldım. İlkokul bittikten sonra İmam-Hatip Lisesi’nde Arapça ve kıraatle ilgili dersler almaya devam edip, tertip edilen birtakım yarışmalara da girip bazı dereceler aldım. Hocalarımın yönlendirmesiyle, bu eğitimin İstanbul’da yapılması gerektiğine kanaat getiren ailem beni daha iyi yetişmem maksadıyla 13-14 yaşlarında iken dönemin Beyazıt Camii imamı Abdurrahman Gürses Hoca’ya teslim etti. Önceleri merhum hocamızın baş asistanı Necati Hocamızdan, sonrasında da 3 yıl gibi bir zamana yayılmış hâliyle usulü gereği Kur’an’ı baştan sona kendisiyle okumak nasip oldu. Bu süreçte İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünü kazanmak nasip oldu, paralelinde Hocamızla eğitimimizin bir üst basamağı olan Aşere-Takrip olarak adlandırdığımız Kur’an’ı farklı kıraatlere göre okuma eğitimine devam ediyordum. Okuldan mezun olup ilk görevim olan Diyanet İşleri Başkanlığı Bolu Eğitim Merkezi’nde Kur’an-ı Kerim hocası olarak göreve devam ederken Hocamızla kıraat eğitimi de nihayete ermiş ve onun riyasetinde Beyazıt Camii’nde düzenlenen törenle icazet sahibi oldum. Bolu’daki görevimden ayrılıp kısa bir süre Erzurum Yüksek İslam Enstitüsünde, akabinde de Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde Kur’an-ı Kerim kürsüsünde uzun yıllar görev yapıp 2007 yılında emekli oldum. Hâlihazırda İstanbul’da hizmetlerimize devam ediyoruz. Malumunuz olduğu üzere hocalıkta emekli olunmaz, rahmetli olunur.
Yıllar boyunca Kur’an’la meşgul olan birisi olarak Kur’an eğitimi için neler söylemek istersiniz? Ne zaman, nasıl başlamalı ve hayatımıza nasıl bir etkisi olmalıdır?
Kur’an eğitim ve öğretiminde esas olan imandır. İman yoksa amelin bir karşılığı olmaz. Kur’an inmeye başladığından itibaren, önce iman etmeyi sonra ibadet etmeyi öğretir. Cenab-ı Hakk’ın kelamı olan Kur’an, Peygamberimize (s.a.s.) önce sözlü olarak gelmiş sonra da Mushaf hâlini almıştır. Rasul-i Ekrem (s.a.s.) vasıtasıyla Rabbimizden gelmiş olan Kur’an’ı anlamak için öncelikle dilini ve sonrasında mesajını öğrenmek zorunda olan müminler, Kur’an-ı Kerim’i okuyarak, ezberleyerek, yazarak ve eğitimini vererek günümüze kadar kusursuz, eksiksiz bir biçimde ulaştırmıştır. Zamanla, Kur’an’ın okunmasına yönelik medreseler, okullar açılmış ve buralardan talebeler, hocalar yetişmiştir. Müminin Kur’an’la münasebeti onu okumakla başlar, dolayısıyla ilk basamağı öğrenmektir. Bir hocadan ders alınıp kısa sürede öğrenilebilir. İlk basamağı tamamladıktan sonra hafızlık, tashih-i huruf, aşere-takrip, tayyibe gibi ileri aşamalarına gelinir. Bununla da yetinmeyip Kur’an ilimlerini (Arapça, tefsir vb.) öğrenirse mümin, Kur’an’ın ve Rabbimizin bizden istediği kıvama gelmiş olur. Kur’an ilimleri sayesinde mümin, okuduğunu anlamaya ve hayatına tatbik etmeye başlar. Rabbinin has kulu, Peygamberimizin (s.a.s.) sevgili ümmeti olur. Kur’an okuyuculuğu ile başlayıp hafız-ı Kur’an ve hadim-i Kur’an şeklinde devam eden bir süreçtir bu. Özellikle mihrap görevi yapan din görevlisi kardeşlerimizin ve sonrasında Müslümanların hayatını bu şekilde idame ettirmesi Rabbimizin bizden kulları olarak istediği bir durumdur. Kur’an öylesine bir mucize ki âcizane 35 yılı aşkın bir zamandır biz de talebelik yapıyoruz, her geçen gün yeni bir şey öğreniyoruz. Kur’an önce doğru, sonra güzel okunmalıdır. Herkes Kur’an’ı doğru okumak bakımından sorumludur ancak güzel okumak bir uzmanlık işidir, daha çok çalışmayı, çabayı gerektiren bir hâldir. Rabbimiz bizlerden hayat rehberi olarak gönderdiği Kur’an’ın emir ve yasaklarına riayet etmemizi, hayatımızı onun çizdiği sınırlara uyarak yaşamamızı istiyor. Bundan dolayı sadece Kur’an okumak yeterli değildir. Okunan Kur’an’ı iman, ibadet ve güzel ahlak ile tamamlayabilmeliyiz. Kur’an’ı hem okuyup hem de yaşamalıyız. Kişinin hayatında Kur’an’dan izler varsa Kur’an eğitiminde varılması gereken hedefe ulaşılmış demektir. İşte hayatı bu şekilde yaşayacak olursak elbette Allah katında bir yer sahibi oluruz ve umarız ki cennetine gireriz.
Ülkemizde Kur’an eğitim-öğretimi için neler söylersiniz?
Kur’an-ı Kerim, bizlere hayat rehberi olarak gönderilmiş Allah kelamıdır. Her bir Müslüman, Kur’an’ı hayatında taşıyan, tatbik eden bir kul olmak için elinden gelen gayreti göstermelidir. Kur’an, ayeti kerimede de (İsra, 17/82.) belirtildiği üzere Rabbimiz tarafından bizlere bir şifa ve rahmet kaynağı olarak indirilmiştir. Kur’an eğitim-öğretimine yönelik çalışmaların varlığını biliyoruz. Ülkemizde Kur’an eğitim-öğretimi konusunda belirli bir seviyeye gelindiğini müşahede ediyoruz. Hafızlık ve icazet merasimleri, yarışmalar, cemiyetler şeklinde karşımıza çıkan bu durum kanaatimce bir ileri seviyeye geçmemizi gerektirecek bir duruma geldi. Bunların varlığı, Kur’an ile olan diyaloğumuz açısından elbette çok güzel bir durum ama yeterli değil. Yani şunu demek istiyorum: hafızlar ve güzel okuyucular yetiştirdiğimiz gibi artık Hamele-i Kur’an insanlar yetiştirebilmeliyiz. Kur’an’ı çok ve güzel okumanın ecrinden hiç şüphemiz yoktur. Peygamberimizin (s.a.s.) Abdullah b. Mesud’dan (r.a.) ve başka sahabelerden Kur’an’ı güzel okuduğunu bildiği için Kur’an dinlediğini biliyoruz. Kur’an kendisine indirilmişken onu bir başkasından dinlemeyi sevdiğini söyleyen Peygamberimizin (s.a.s.) yaşantısına baktığımızda acaba biz Kur’an’ı nasıl okuyoruz diye sorabilmeliyiz kendimize. Rabbimiz ayeti kerimede ‘’İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da düşünmeleri için sana bu Kur’an’ı indirdik.’’ (Nahl, 16/44.) diyerek Peygamberimize (s.a.s.) ve bizlere ne yapmamız gerektiğini açıkça belirtmiştir. Öyleyse hep birlikte bu çok ve güzel okumaları anlamlı hâle getirebilmeliyiz. Her bir müminin, okuduğu ayeti asgari düzeyde de olsa anlayabilecek hale gelmesi gerektiğine inanıyorum. Rabbimizin mesajını okuduktan sonra anlayabilen, akabinde de Kur’an’ın gösterdiği hedef doğrultusunda hayatında uygulayan hülasa kendisinde Kur’an’dan izler bulunan müminler yetiştirebilmeliyiz. Çünkü Kur’an eğitimi, okumak ve anlamanın paralel olmasını gerektirir. Eğer bunu başarabilirsek Rabbimizin mesajına ancak o zaman vakıf olmuş olacağız.
Kur’an’ı güzel okumada musikinin tesirinden de bahseder misiniz?
Mehmet Akif Ersoy İstiklal Marşı’nı yazdığında herkes tarafından oldukça beğenilmiş hatta dönemin meclisi tarafından ödüllendirilmişti. Dönemin şartları dikkate alındığında millî şairin bu mısraları hangi duygularla kaleme aldığını gayet iyi anlıyoruz. Bir şiir olan İstiklal Marşı’nın daha sonra bestelendiğini ve günümüzdeki hâliyle olduğunu biliyoruz. Çok anlamlı bir şiirin, musikinin etkisiyle insanlar üzerindeki tesirinin nasıl bir hâl alabildiğine iyi bir örnektir İstiklal Marşı’mız. Malum olduğu üzere musiki, insan üzerinde güçlü tesiri olan bir olgudur. Nağmeler, insana dalga dalga ruhen ve fiziken etki eder. Bu minvalde düşünecek olursak, musikinin Kur’an okurken kullanılması da insanlara olan etkisinin artmasına vesile olan bir haldir. Güzel bir sesle okunan Kur’an, dinleyicisini alıp götürür başka âlemlere, tefekküre sevk eder. Kulluğunu hatırlatıp kendine gelmesini sağlar. Kur’an’ı, ‘’Seslerinizle güzelleştiriniz.’’ diyen Sevgili Peygamberimizin (s.a.s.) tavsiyesine uyarak en güzel bir biçimde okumak için çaba sarf etmeliyiz. Musikinin etkisinin yanında dikkat edilmesi gereken bir durumu da hatırlatmak isterim. Son zamanlarda maalesef güzel okumaktan kastedilenin yanlış anlaşıldığı örneklere şahit oluyoruz. Musikiyi öne çıkarmak suretiyle Kur’an’ı geride bırakan bir yanlıştan bahsediyorum. Nağme yapayım derken Kur’an’ın aslıyla oynanırsa ortaya bu yanlış çıkar. Dikkat ederseniz Kur’an’ın önce doğru ve sonrasında güzel okunmasına vurgu yapıyoruz. Bundan dolayı unutmamak gerekir ki aslolan Kur’an’ın kendisidir. Lokomotif Kur’an’dır vagonlar ise musikidir.
Ömrünün çoğunu Kur’an’la geçiren bir kişi olarak hayatınızda sizi etkileyen unutamadığınız bir anı ya da hatıranız varsa paylaşır mısınız?
İlkokuldan hemen sonra İstanbul’a gelip Beyazıt Camii’nde Kur’an eğitimine başladığımda yaklaşık iki ay kadar çok merak ettiğim Merhum Abdurrahman Gürses Hocamızı görememiştim. Bu süre zarfında baş asistanı Necati Hoca ile derslerimizi yapıyorduk. Necati Hoca, ‘’Yarın seni Hocamız dinleyecek.’’ dediğinde eteklerim zil çalmıştı. Takdir edersiniz ki Reisü’l-Kurra’dan ders almak herkese nasip olacak bir durum değildi. Ben de bunun iyi değerlendirilmesi gerektiğine inanıp hocamızdan yıllarca ders alıp kendisine layık bir talebe olmaya çalıştım hep. Bugünlerde birçok yerde Kur’an okumaya ve okutmaya devam edebiliyorsam bunda hocamızın payı çok büyüktür. Aslında benim hayatımda unutmadığım bir hatıra tam da Abdurrahman Gürses Hoca’ya talebe olabilmektir diyorum. Önce Kur’an üzere çalışmamız, sonra hocamızın bizim üzerimizdeki emeği ve bizim gayretimiz, bize bu dünyada ummadığımız makamlar hediye etti. Milletimizin iltifatı, sevgisi, muhabbeti bizim için hayatta en büyük kazançlardandır. Rabbim bu sevgiye layık olmayı nasip etsin.
Değerli Hocam son olarak, mihrapta görev yapan kardeşlerimize ve Kur’an’a gönül verenlere tavsiyeleriniz nelerdir?
Her mümin, Kur’an eğitimini kendisinde Kur’an’dan izler taşıyacak şekilde yapmalıdır. Okuduğunu anlayıp, üzerine düşünüp akabinde onu yaşayan her mümin Kur’an ehlidir. Kur’an ehli olan bir kimseden kötülük, yalan, hırsızlık, gıybet vb. günahlar sadır olmaz. Rabbimizin bizi sınamak için bu dünyaya gönderdiğini, iyi ve kötüyü yaratıp tercih hakkını bizlere bıraktığını bilen kişi Kur’an’ın insanı ulaştırmak istediği hedefe emin adımlarla giden kişidir. Bizler, öncelikle sorumlu olduğumuz aile fertlerimizden başlamak suretiyle içinde yaşadığımız toplumdaki herkese ulaşarak Kur’an’dan haberler vermeliyiz. Başta kendimiz o mesajı almalı ve topluma örnek olmalıyız. Sonrasında tüm insanlığa uluştırılmasında gücümüz yettiğince yardımcı olmalıyız. Camideki din görevlisi kardeşimiz sadece namaz kıldırmakla yükümlü olmadığının farkına varıp cemaatinin elinden tutmalı, Kur’an’ın ne söylediğini onlara anlatmalıdır. Mihrap görevinden dolayı Kur’an’ı öncelikle doğru olarak okumalıdır. Önderlik makamında olan bir insanın sorumluluğu çok daha fazla olacağı için örnekliğine dikkati de fazla olmalıdır. Birçok insanın ulaşmak isteyip ulaşamadığı bu makamı, bir hizmet aracı ve kendisini de hizmetkâr olarak gören din gönüllüsü kardeşimizi Rabbimiz mahrum etmeyecektir. Çocukluğundan itibaren evlatlarımıza sevdirerek öğretmeye çalışmalıyız. Evlerimizde eşimiz ve çocuklarımızın katılımıyla, bir düzen içinde yapamıyorsak da mutlaka Kur’an dersleri yapabilmeliyiz. Muhatap kitlenin durumuna göre eğitimi şekillendirmeliyiz. Yaşından kaynaklı noksanlıkları olan bir insana Kur’an’ın detaylı öğretimi (tecvit, talim) yerine yaşının gereği olarak Mevla ondan neler bekliyor onu anlatmalıyız, evde Kur’an ahlakını yaşamaları ve yaşatmaları için gerekli olan bilgiyi vermeliyiz.

Fatih ÇOLLAK 1954’te Erzurum’da doğdu. Erzurum İmam-Hatip Lisesini bitirdikten sonra İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünü kazandı. 1978’de mezuniyetini müteakiben Diyanet İşleri Başkanlığı Bolu Eğitim Merkezinde göreve başladı. Kısa bir süre sonra, önce Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesine oradan da 1983 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesine Öğretim Üyesi olarak geçti. 1987’de yüksek lisansını, 1992’de ise ‘’Kıraat İlminde İmam Şatıbi ve eş-Şatıbiyye’’ adlı eseriyle Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde doktorasını tamamladı. Merhum Reisü’l-Kurra Abdurrahman Gürses Hoca’nın önde gelen talebelerinden olan Çollak, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesindeki görevinden 2007 yılında emekli oldu. Yayımlanmış tebliğleri, ansiklopedi maddeleri, sesli ve görüntülü yayınları bulunan Çollak’ın eserleri arasında Asım Kıraati (2006), İmam Şatıbi ve eş-Şatıbiyye (2002), Kitabü’l-İbane ve Meani’l-Kıraat (2003), Hafız Abdurrahman Gürses Hocaefendi (2002), Muhtasar Kur’an Risalesi (2011), Tecvid Risalesi (2012), Kur’an-ı Kerim’in Faziletleri (2011) bulunmaktadır.