Makale

Bilgiden Hikmete...

Abdurrahaman Akbaş
Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

Bilgide yitirdiğimiz hikmet nerede?
Malumatta yitirdiğimiz bilai nerede?
T. 5. Eliot

Bilgiden
Hikmete...

Bilgi
Bilgi, "varlık"ın sır ve hikmetini, esrarını araştırma ve sorgulama çabasıdır. Bilgi, duyular âleminden ötelere kapılar açan bir anahtardır. Bilgi, hikmet yoludur. Yaratılanlardan öğüt almaktır. Bilmeyenlerden farklı bir konumda olmadır. (Zümer, 9) Zulmetten nura çıkma, diri olmaktır. (Fâtır, 19-22)
Bilgi, Yüce Allah’ı tanıma (marifet) ve bilmedir. Yüce Allah, her bilenin üstünde Bilgin (Alim) olandır. Onun üstünde bir bilge yoktur. Bilgi, O’nun bilgeliğini keşfetme, lafzî ve kevnî ayetlerini yorumlama ve açıklamadır. İç içe sistemlerden oluşan belirli bir düzen ve plân çerçevesinde yaratılan kâinat, O’nun bilgisinin yüceliğine işaret etmektedir. Yüce Allah’ın söylediği ve yarattığı her şey bilginin konusudur. Zira insan, fizik âlem, O’nun varlığının delili, ayetleridir. Bu açıdan kâinatı okumak ve incelemek, O’nun ayetlerini okumak ve öğrenmektir. Bu mânâda da pozitif ve manevî ilimler arasında bir ayrım söz konusu değildir.
Bilgi, sadece zihinlere yığılan, satırlara yazılan birikim değildir. Bilgi, insanı eşyanın "nasırından "niçin"ine; marifet ve hikmetine ulaştıran bir vasıtadır. Bilim adamı ise, hikmet yolunda yürüyen bir bilgedir.
Kâinatı tefekküre götürmeyen sadece olgular üzerinde duran ve duyular âleminin ötesine uzanmayan, sonuçta hikmete dönüşmeyen bilgi, insanlık için bir tehlikedir. Bundan dolayı bilginin Yüce Allah’tan bağımsız olması düşünülemez. Hayatın ölçüsünü en güzel şekilde ortaya koyan Yüce Allah, bilim ve bilim adamı için ilkeler ve sınırlar koymuştur. Bilim adamının objektif olması (Âl-i Imran, 18) Yüce Allah’tan haşyet duyması, tevazu sahibi olması, (Âl-i Imran, 4) hayırlı ilim için ondan yardım istemesi (Ta-ha, 114) uyulması gereken bazı temel İlâhî ilkelerdir.
Onun ilimle ilgili olarak ortaya koyduğu bu ölçülere uyulmadığı takdirde, bugün olduğu gibi insanlık, ürettiği bilgiden yarar yerine çoğu zaman zarar görmeye devam edecektir.
Müslüman ve bilgi
Bilgi, Müslüman için vazgeçilmez temel ihtiyaçlardandır. Mümin, Allah’a kavuşuncaya değin bilgiye doymaz. Birey ve toplum hayatında bilgi ve hikmetle donanması ve bu hikmet nerede olursa olsun, onu alması üzerine bir yükümlülüktür. Müminin dindarlığı, bilgiye ve hikmete dayalı dindarlıktır. O, dindarlığını bilgi ve hikmet üzerine inşa etmiştir. Bu tarz dindarlık, hepimizin ideali olmalıdır. Zira bu şekil dindarlık kişiye mutluluk verir, topluma huzur getirir, İlâhî rızaya ulaşmamızı sağlar.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) de, "Bilgi, hikmet müminin yitik malıdır. Onu nerede bulursa alır. Bilgiye en layık olan kimse de mümindir." (Tirmizi, İlim, 19) sözüyle, bilginin nerede olursa olsun alınması ve müminin bilgili olması gerektiğini vurgulamıştır. Ayrıca Müslümanın bilgiyi istemesi, bilgi ve hikmet peşinde gayret sarf etmesi, dinimizce ibadet ve sadaka ve ölüm ötesinde de amel defterinin kapanmamasına vesile sayılmıştır. İlâhî rızayı gözeterek bilgi ve hikmet kervanına katılan mümin, aynı zamanda cennet yoluna girmiştir. Çünkü Islâm’ın anlaşılması, Yüce Allah’ın marifeti, ibadet hayatı hep bilgiye dayanmaktadır. Bilgi olmadan Allah yolunda emin adımlarla yürümek mümkün değildir.
Bilim adamı
Bilim adamı, lafzî veya kevnî ayetleri okuyup araştıran ve bunlardaki İlâhî sır ve hikmeti keşfe çıkan bir hakikat avcısıdır. Yine bilim adamı, ahlâkî sorumluluğu olan, kendini aydınlatmış, başkalarını aydınlatan model insandır. O, sadece bilgiyi değil; aynı zamanda topluma erdem ve vakarı da aktaran manevî önderdir. Zira onlar, peygamberlerin kutlu mirası olan ilme varis olmuşlardır. Nitekim Sevgili Peygamberimiz bu hususu şöyle ifade etmiştir: "Peygamberler dinar ve dirhem bırakmazlar. Onlar ilmi ve hikmeti miras bıraktılar. Onların bıraktığı bu mirasa sahip çıkanlar, büyük bir kazanç elde etmiş olur." (Ebû Dâvûd, İlim, 1; Tirmizî, İlim, 19)
Bilgin, bilgisi arttıkça vakarı ve haşyeti artan insandır. Ancak bilginlerdir Allah’tan (gereğince) korkanlar. (Fatır, 27-28)
Bilim adamı olmak demek, aynı zamanda insanlık adına fedakârlıkta bulunmak demektir. Bilim adamı, ürettiği bilgiyi sadece kendisine bir kazanç getirsin diye yapmayan, şöhret ve güce kanmayan, boyun bükmeyen vakarlı insandır. Elbette İlmî çabaların bir maddî getirisi de olacaktır. Bilim adamına mevki ve makamlar teklif edilecektir. Ancak bütün bunlar onun nazarında ikincil bir konumdadır. Çünkü bilim adamı, İlâhî rıza dışında bir amaç için bilgi edinmenin, cennetten uzaklaşmaya sebep olacağının bilincinde ve sorumluluğundadır. (Ebu Davud, İlim, 12) Bu sebeple de Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) dualarında, sık sık faydasız bilgiden Yüce Allah’a sığınmıştır. (Müslim, Zikir, 73)
Bilim adamı aynı zamanda bilgisini hikmete dönüştüren bir "Hakim" (hikmet sahibi) dir. Bilgiyi sadrında ve sırtında taşıyan değil, özüne sindirendir. O, doğru veriyi doğru hükümle hayata geçiren, bilgiyi insanlık hayrına yönlendiren, yani ilim ve hikmeti birleştiren insandır. Yüce Allah’ın bir ismi de "Hakîm"dir. Bu nedenle insanlık için doğruyu ve güzeli aktaran bilim adamına "hakîm" denir. Hikmet, bilginin, insanlığın hayrına yönlendirilmesidir. Hikmet, hem ilim, hem ameldir. Hikmet güzelliktir. Hikmete sahip olmak bir ayrıcalıktır. Nitekim Yüce Allah hikmet verilen kimse hakkında; "Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çokça hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar." (Bakara, 269) buyurmaktadır.
Bilgi ve hikmet
Bilgi, kişilerde bir davranış mo- duna, bir ahlâk telâkkisine ve hikmete dönüşmelidir. Hikmet boyutu eksik olan bilim anlayışı ile hayata bakış vahim sonuçlar üretmektedir. İlimle hikmetin kucaklaştığı bilgiden, insanlık ancak güzellik ve hayır görür.
Nitekim günümüzde üzerinde en çok durulması gereken nokta; bilim elde etmenin önemi değil, bilimin ortaya koyduğu sonuçlardır. Ya da bilimin insanlığın huzur ve saadetine hizmet edip etmediği; kısacası hikmete dönüşüp dönüşmediğinin sorgulanmasıdır. Çünkü üretilen bilgi sayesinde dünyada aşırı zenginlik ve refah ile aşırı açlık ve sefâletyan yana yaşamakta, insanın tatmin olmayan hırsı ve egosu dünyanın ekolojik dengesini bozmakta, gün geçtikçe öldürücü nükleer silâhlar artmakta, her türden tabiî kaynakların kökü kurutulmakta; tabiî güzellikler harap edilmekte; sanayi fabrikaları, makineleri ve onların ürün ve atıkları vasıtasıyla denizler ve çevre kirletilmekte; nadide bitki ve hayvan soyları tüketilmektedir.
Bilim, buluşlardan buluşlara atılırken, ahlâkî değerlerde bu atılıma ayak uyduramamaktadır. Zira insanların bilgilerinin artması ile ahlâkî değerler doğru orantılı olarak ilerlememektedir. Hatta insanın zararını, hatta binlercesinin ölümüne ve tabiatın yok olmasına aldırmaksızın sadece şahsi ikbalinin peşinde giden bilim adamı tipi gün geçtikçe artmaktadır. Böylece bilimin kendisi, düzen ve âhenk ve uyuma katkı sunma konumundan çıkarak, yozlaşmanın bir sebebi olabilmektedir. Bütün bu olumsuz hususlar bize bilgiyi, hikmet ve ahlâkî değerler çerçevesinde yeniden sorgulamamız gerektiğini hatırlatmaktadır.
Bunun için Yüce Allah Peygamberlere indirdiği kitap (ilim) ile birlikte "hikmeti" yani bu bilgiyi nasıl kullanmaları gerektiğini de öğretiyor ve elçilerinden kendilerine tabi olanlara hikmeti de öğretmelerini istiyor.
İnsanlık, bugün ilim ve hikmete sahip bilim adamlarına ekmek, su, hava kadar muhtaçtır. Onların aktardığı hikmetle örtüşen bilgi, bizim can suyumuzdur.
Lokman Hekim’in bu konuda oğluna şöyle bir nasihatte bulunduğu rivayet edilir: "Oğlum bilginlerin meclislerinde bulun. Hikmet ehlinin sözlerini dinle! Yüce Allah’ın ölü toprağı yağmurla dirilttiği gibi, hikmet ehli de hikmet nuru ile gönülleri diriltirler. (Cem’ul Fevaid (Büyük Hadis Külliyatı), İz yayıncılık, st, 2003, I, 56)
Hakîm olan bilim adamlarının rehberliğinde bizler, yaratılış amacımızı kavrar, Yaratanımızı ve Peygamberimizi (s.a.s.) tanır; hayatımızı anlamlandırırız. Onlar bize Yüce Allah’ın fizik âleme ve Kur’an-ı Kerim’e derç ettiği sünnetullahı (ezeli kanunlar) açıklarlar. Yine onların anlattığı mutlak değerlerle hakikate ulaşırız. Onların aktardığı doğru bilgi ve değerlerle bilgi ve hikmet toplumu olur, iyilik ve güzellikle bezenmiş erdemler dünyasını inşa eder, iki dünya huzur ve mutluluğunu yakalarız.