Makale

doğru bilgi doğru insanda temayüz eder

Ali K. Metin

doğru bilgi
doğru insanda temayüz eder

Bilginin önemsenmediği bir devirden veya toplumdan bahsetmenin imkânı yoktur sanıyorum. İnsanlar bilgiye her zaman ihtiyaç duymuşlar, bilgiyi koruma ve artırma konusunda belli bir hassasiyeti daima taşımışlardır. Bunun temelinde her şeyden önce, bilginin gündelik hayatı kolaylaştırıcı özelliği vardır. Gündelik hayatları içindeki tecrübelerini bilgiye dönüştürmekte olan insanlar, akabinde bu bilgilerle hayatı kolaylaştıracak araçları ve teknikleri geliştirmektedirler. İnsanoğlu, bilgi edinme ve bilgiyi artırma kabiliyeti ile diğer canlılardan farklı bir dünyaya sahip olabilmiştir. Teknoloji, kültür, devlet, medeniyet gibi oluşumla- her biri, beşeri tecrübeyle kazanılan bilgi birikiminin ürünleri ve göstergeleridir.
Bilgi bir yandan insan hayatının kolaylaşmasını sağlamakta ve ’ilerleme’ denilen tarihî sürecin motor gücünü meydana getirmekte iken, diğer yandan başlı başına bir ’güç’ faktörü olarak ortaya çıkmıştır. Bilgisi ile insanlar birbirine fark atmakta, hayat mücadelesinde bir güç kaynağı olarak bilgiyi kullanmaktadırlar. Bilgi bir güç kaynağı olduğundan dolayı, gerek bireysel gerekse sosyal-siyasal bazı hakimiyet ilişkileri içerisinde, tedirgin edici bir unsur olarak da algılanabilmektedir. Bu itibarla bilginin, her devirde, dünyayı ve hayatı etkileme gücüyle paralel bir güç alanı oluşturduğunu söyleyebiliriz. Bu güç alanını elinde veya kontrolünde tutan kimseler, başkaları üzerinde söz sahibi olma yahut hakimiyet sağlama imkânını ele geçirmektedirler. Topluma hakim olmak isteyen güçler, bilgiyi kendi tekellerinde tutmaya her hâlükârda özen göstermişlerdir. Dolayısıyla hakimiyet ilişkilerinin tesis edilmesinde, bilginin etkin bir işlevi söz konusu olmaktadır. Bilgiyi koruyan ve üreten insanların (bilginler, teologlar vs.) ayrıcalıklı bir kesim hâline gelmesinde, bu işlevin etkili olduğu muhakkaktır.
Bu çerçeve içersinde bilginin, hem üretici hem de denetleyici, yönlendirici nitelikteki iki ayrı işlevinden söz etmekteyiz. Teknolojinin, kültürün, devletin ve elbet medeniyetin üretilmesi/geliştirilmesi sürecindeki belirleyici vasfıyla bilgi, insanlığın ortak birikimi ve değeri hâline geliyor. Ancak öbür yandan, denetleyici, yönlendirici işleviyle bazı güç odaklarının bir ideolojik tahakküm vasıtasına da dönüşebiliyor. Bilhassa modern dünyada, bilginin ideolojik tahakküm yönünde ciddi bir işlev kazandığı görülmekte. Eskiye kıyasla modern dünyada toplum ve devlet çok daha iç içe geçmiş, dahası toplum devletin gözetimi ve kontrolü altına sokulmuştur. Hatta devlete toplumu dönüştürme ve yönlendirme gibi bir mükellefiyet verilerek, söz konusu ideolojik tahakküm meşru bir zemine oturtulmuştur.
Modern devlet, sadece siyasal ve hukukî mekanizmayı değil, aynı zamanda toplumsal, kültürel hayatın belli bir organizasyonunu gerçekleştirmek, onu homojen bir duruma getirmek üzere yapılanmıştır. Modern dünyada bilgi de bu amaçla organize edilmekte ve kullanılmaktadır. Bir yandan teknolojik-endüstriyel ihtiyaçlar doğrultusunda bilginin üretimi yapılır ve uygulayıcılar yetiştirilirken, başka bir yandan toplumu hakim güçlerin çıkarları doğrultusunda motive edecek bir bilgi akışı meydana getirilir. Modern dünyada kültür, söz konusu bilgi akışıyla kuşatılmış, kontrol altına alınmıştır. Bu bağlamda ’bilgi/kültür endüstrisi’ olarak tanımlanan bir mekanizma ortaya çıkmıştır. Bu, yalnızca eğitim kurumlarının, akademi ve medya dünyasının taşıyıcılığını yaptığı bir mekanizma olmayıp, toplumsal-kültürel hayat tarzı üzerinden gündelik hayatın her alanına nüfuz eden bir bilgi-kültür ağıdır. Dolayısıyla modern dünyada bilgi, gündelik hayatın ideolojisini üretecek bir dolaşım ağı içersine sokulmakta, belli güçlerin hakimiyet arzularıyla yoğrulmaktadır.
Bilginin üretici işleviyle denetleyici, yönlendirici işlevinin bir araya getirilmesini, modern dünyanın belki de en önemli başarılarından birisi kabul edebiliriz.
Buraya kadar söylediklerimizden şunun anlaşılmış olması gerekiyor: Bilgi dediğimiz şey, insanların niyet ve arzularıyla anlam kazanmaktadır. İnsanlar dünyada neyi arıyorsa, bilgileri de o yönde yoğunlaşmakta, istikamet kazanmaktadır. Bilgi bizim niyetlerimizi gerçekleştirme yolunda ihtiyaç duyduğumuz bir birikimdir. Kendimizi ve varlık âlemini tanıma çabasıyla elde ettiğimiz bilgi, daha ziyade eşyanın mahiyetine ilişkin bir bilgi olacaktır. Şayet doğayı hükümranlığımız altına alma niyetiyle yola çıkıyorsak, edineceğimiz bilgi eşya üzerinde tasarrufta bulunmaya dönük, teknik bir bilgi olacaktır. Elbette insanın bilgiyi edinmekte veya kullanmaktaki muradı neyse, bilginin sağlayacağı fayda da onunla sınırlanmış olacaktır.
Bundan başka, bilginin ifade ettiği anlam bizim bakışımız yani niyetimizle çerçevelenmiştir. Baktığımız yere göre bilginin anlamı değişir. Bu sebepten bilgiye, onu edinen insandan bağımsız olarak bir öz atfetmek doğru değildir. Bilgi ile bağını sağlam ve sahici esaslar üzerine kurmamış kişiler üzerinde bilginin iğreti, hatta marazi bir görünüm kazanması da bundandır. Niyetimiz, bizim bilgiyi nerede, nasıl kullanacağımızı tayin eder. Fakat bundan da öte, niyetimizde doğruluk yoksa bilginin içeriğine nüfuz etme imkânımız zayıflar. Bilginin hayatımızda bir karşılığı olmak zorundadır. Tıpkı ibadetlerimizin bir karşılığı olması gibi. İbadetler bizim iyiliğe yönelmemiz, kötülükten uzak durmamız için birer vasıtadır. Aynı zamanda Allah’a yakınlaşmamıza vesiledirler. İbadetler, bu bağlamda insanı kemale erdirecek amellerdir. Bilgi edinmek veya bilginin kullanılması da kişinin bir amelidir.
Ancak "ameller niyetlere göre" değer taşıdığından, bilginin hayatımızdaki yeri de niyetimizle bağlantılı olarak ortaya çıkacaktır.
Zira, niyeti doğru olmayan birisinin elinde bilgi, insanlığın hayrına değil, kendisinin veya birtakım güç odaklarının çıkarları için kullanılabilecektir. Bilgiyi bir ayrıcalık veya statü edinmek için talep edenler ise, talep ettikleri bilgiye zaten gerçek anlamda vâkıf olamayan kimselerdir. Bilgi böylelerinin üzerinde bir yük teşkil eder, belki de "malumatfuruş" bir züğürt tesellisi bulmalarını sağlar.
Kur’an-ı Kerim’de bahsedilen, "kitap yüklü eşekler"in durumu da biraz buna benzer. Onlar bilgiyi bilgi için edinen akılsız kimselerdir. Halbuki, bilginin gerek kendi hayatımızda gerekse başka insanların hayatlarında bir karşılık bulmasına çalışmadan, ’bilgi’yi sahici ve sağlam bir zemine çekebilmenin imkânı yoktur.
Bilginin değeri, insanın onu edinmedeki niyetine ve kullanabilme maharetine sıkı sıkıya bağlıdır. Niyetler ne kadar halis ise, bilginin vereceği heyecan da, onu kullanabilme kabiliyeti de o kadar artacaktır. Kişinin egoist arzularını doyurmaya yönelik bir bilgi, onun kişiliğini değil, fakat daha çok egosunu geliştirmeye yarayacak, bilginin içerdiği/işaret ettiği hakikatlerden gerçek anlamda nasiplenmek mümkün olmayacaktır. Bu da, insanın akılla kalbi arasındaki kopukluktan kaynaklanmaktadır. Sadece aklıyla düşünen/bilen insan, hakikatin değil çıkarlarının, yani dünyevî tatminlerin peşindedir. Oysa kalbini hakikate yöneltmiş insan, hakikate teslim olacak bir olgunlaşmayı da içten içe yaşıyor demektir. Bilgi böylelikle, insanın hayatını ve dünyayı anlamlandırma etkinliğinin bir parçası hâline gelmektedir.
Akılla kalp arasındaki kopukluk, başka bir ifadeyle bilginin hakikatten ve değerler dünyasından kopması, temel bir ahlâk sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Kişinin egoist dünyasıyla, ahlâkî değerlere kaynaklık eden manevî ve sosyal dünya arasındaki çatışma, bilgiyi de şekillendirmekte. Böylelikle bilgi, insanın kişiliğiyle bütünleşecek bir mahiyet kazanmaktadır. Ahlâkî değerlere aykırı, egoist dürtülerin oyuncağı durumundaki bilginin, insanlara şifa verebilmesi beklenmemeli. En doğru sözlerin bile çirkin, bir ahlâk veya kişilik yapısı içinde nasıl itici, anlaşılmaz hâle geldiğini söylemeye gerek yok. Bunun örneklerini günümüzde fazlasıyla görebiliyoruz. Her fırsatta din, siyaset, kültür konularında ahkâm kesmeyi iş edinen bazı tiplerin, toplumun önemli bir ekseriyeti tarafından marazî kişilikler olarak algılandığı ayan beyan biliniyor. Bu da bilginin güzel ahlâkla değer kazandığını açıkça ortaya koyan bir durumdur.
Bilgiyi malumatla (veri, enformasyon) karıştırmamak gerekir. Gerçek anlamda bilgi, bir şeyin farkında veya bilincinde olmamızı sağlayan göstergelerdir. Malumat bilgi için gerekli, ancak yeterli değildir. Malumatfuruş insanlar bu yüzden eşyanın veya hayatın anlamını ıskalarlar. Gerekli gereksiz ayrımı yapmadan edinilen malumatlar, bir süre sonra insan zihninin dumura uğramasına sebep olur. Birtakım insanlara karşı gösteriş yapmaktan fazla bir işe de yaramaz. Bilgiyi şarlatanlık yapmak için kullanan insanların durumu da tam anlamıyla böyledir. Onlar ne hakikati anlama kaygısı taşımakta, ne de insanlığın bilgi ve kültür birikimine katkıda bulunma niyetindedirler. Yapmak istedikleri, toplumun dikkatini kendi üzerlerine çekecek bir gürültü kopararak, şöhret arzularını doyurmaktır.
Bilgi, insanda hem dünyanın belli bir bilincine dönüşmeli hem de bir kişilik hâline gelmelidir. Bilginin, zihnimizi aydınlatacak ve kişiliğimizi yoğuracak bir güç hâline gelmesi ancak sağlam, güzel bir ahlâk zemininde mümkün olur. Ahlâk, her iyiliğin olduğu gibi bilgiyi doğru kullanmanın da şartıdır. Doğru kullanmak ise, onu doğru yaşamak demektir. Bilgiyle kurduğumuz bağlar, iyilik ve kötülük arasında ortaya koyduğumuz bir iradenin ifadesi olacaktır.