Makale

Kara Kıtanın Kara Talihine Uzanan İyiliksever Bir El SEVDE SEVAN USAK

Kara Kıtanın Kara Talihine Uzanan
İyiliksever Bir El
SEVDE SEVAN USAK

Sema Bayar

Sizi sosyal sorumluluk projelerine yönlendiren ilk etkiyi anımsıyor musunuz? Afrika’da yürüttüğünüz faaliyetlerin nasıl başladığını sizden dinleyelim?
6 yıl kadar önce İHH’dan gelen bir taleple ilk kez gönüllü fotoğrafçı olarak Açeh Yetimhanesine gittim. Aslında bu gönüllülük süreci o şekilde başladı. Yine farklı bölgelere, farklı yardımları fotoğraflamak için İHH ile ve daha sonraları diğer sivil toplum kuruluşları ile yolculuk yaptım: Diyanet Vakfı, Yeryüzü Doktorları, İBS, Tanzanya Rehema Vakfı gibi... İlginç olansa aynı süreçte gezi yazısı yazmak üzere Tanzanya’ya safariye gittiğimde eşimle tanışmam oldu. Gönüllü hareketlerine fotoğrafçı olarak katıldığım dönemde eşim ile tanıştım ve büyük Afrika maceramız başladı. Böylelikle de şu an bölgede yaptığımız faaliyetlerin tohumlarını atmış olduk. Son altı yıldır Afrika kıtasına gidip geliyorum. Ağırlıklı olarak kuzey ve doğu Afrika… Dört yıl kadar önce de Tanzanya’da evlendim. Eşim Tanzanyalı bir Maasai, o zamandan beri Maasai Mara bölgesinin (Maasaliland) içerisinde yer alan bir Maasai köyünde kalıyorum. Köyün adı Elerai. Daha doğrusu birkaç ay köyde kalıyorum, sonra birkaç ay Türkiye’de. Sürekli olarak gidip geliyorum.
Afrika’da olmak, dünyanın taşrasında insanlara ve insanların yoksunluklarına temas etmek sizin yaşamınızı ve düşünce dünyanızı nasıl bir forma sokuyor?
Onlarla beraber olmak aslında öncelikle kendi hayatınızı sorgulamanıza sebep oluyor. İhtiyaç olarak dayatılan bir kısım şeylerin aslında keyfî olduğunu anlıyorsunuz. İhtiyaçlarınızın sınırlı ama isteklerinizin sınırsız olduğunu görüyorsunuz. Bu farkındalığın muhasebe açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ayrıca tevekkül ve şükür ile ilgili de kendi koşullarımızı ve durumumuzu sorgulatıyor bu tür buluşmalar. Neredeyse günde bir öğün yiyecek yemeği olan insanların şükredip her şeye sahip olanların sürekli şikâyet etme çelişkisini de ancak o bölgelere gidince fark ediyorsunuz. Dolayısıyla bu buluşmaların karşılıklı hayır getirdiğine inanıyorum ben. Siz, bölge halkının temel ihtiyaçlarının karşılanmasına yardımcı olurken onlar da sizin ruhsal ihtiyaçlarınızla yüzleşmenize katkıda bulunuyorlar aslında... Ben yardım faaliyetlerine gidenlerin bir de bu açıdan olayı değerlendirmeleri gerektiği kanaatindeyim. Kısaca iyilik önce yapana iyi geliyor.
Afrika’da ne tür etkinlikler yapıyorsunuz? Yaşadığınız bölgenin şartlarından ve şu anki durumundan bize bahseder misiniz?
Yaşadığım Maasai bölgesinde elektrik de su da yoktu. Bölgede kuyu bulunmuyordu. Yemek ve içmek için gereken suyu, yağan yağmuru biriktirerek karşılıyorduk. Bölge halkı da çukurlarda biriken çamurlu suyu birçok şey için kullanıyordu. İki yıl önce bölgede çok ciddi bir kuraklık oldu, tüm büyükbaş hayvanlar susuzluk ve yiyecek bulamadıkları için ölmeye başladı. Bölgede göç etmeye başlayan aileler de oldu. Yağmur sezonunda yeterince yağış olmadı. Neredeyse iki yıl boyunca bölgeye bir damla yağmur düşmedi. Bölge halkı Maasailer, hayvancılık yaptıkları için bundan çok etkilendiler; zaten hayvanlarının neredeyse tamamını bu kuraklıkta kaybettiler. Ben de bu dönemde Türkiye’deki STK’larla görüşüp bölgeye su kuyuları yapılabilmesi için harekete geçtim. Bölge, şehirlere uzak ve kırsalda kaldığı için kuyu açmak çok zor oldu. Ancak uzun uğraş ve gayretler sonucu dört adet su kuyusu açılmasına yardımcı oldum. Türkiye, birçok Afrika ülkesinde su kuyusu açıyor ancak şehir merkezleri civarında oluyor bunlar, merkeze bu kadar uzak bir köyde ilk kez kuyu açılıyordu.
Suyla birlikte hayvan ölümlerini azaltmaya yönelik hayvan tarımcılığı için de bir adım atıp Türkiye’den denemek üzere sorgum, fiğ ve arpa tohumları getirdim. Tohumların bölgeye uyumlu olup olmadığını anlamak ve yoğun üretime geçip hayvancılığa katkı sağlamak için ekime başladık. Özellikle arpa ve sorgumdan ciddi verim aldık, bölgeyle gayet uyumlu oldu tohumlar. Denemek için getirdiğim tohumları bireysel olarak kendim götürdüm. Eşimle beraber ekip denedik. Bunlarla birlikte bölgedeki açlığa bir çözüm olması açısından yine sebze tohumları getirdim. Ve bunları da eşimle birlikte kuyulardan birinin yakın olduğu araziye ektik. Burada da çok verimli sonuçlar aldık…
Sadece gönüller arası değil kültürler arası da bir köprü döşemektesiniz. Türk kültüründen kara kıtaya taşıdıklarınız, minik yürekleri yoğurtla buluşturma hikâyeniz… Oradan edindiğiniz tecrübe ve bilgiyi sosyal medyanın da aracılığıyla Türkiye’ye taşımanız... Bu bağları güçlendiren zenginliklerden bahseder misiniz?
Aslında ben, bulunduğum bölgede Tanzanya’da, insanların hayatlarını sosyal medyada paylaşırken hayata bakışlarını da paylaşmış oluyorum. Bizim bu bakışı görmeye ihtiyacımız var. Afrika’da sosyal adaletsizlik sebebiyle nice iyi ve güzel şeyin halkın ellerinden alındığını gördüğümüz gibi hâlâ sahip oldukları güzellikleri görmeye de ihtiyacımız var. Ben bu kıtada sadece birkaç hafta kalan biri değilim. Onlarla birlikte aynı köyde, aynı hayatı yaşıyorum. Yılın büyük bir kısmını kara kıtada geçiriyorum. Dolayısıyla oradaki insanların, komşularımın hayatına sürdürülebilir güzellikler ve katkılar sağlarken, sağlamaya çalışırken onların sahip oldukları güzellikleri de ülkeme aktarıyorum. Bu sebeple sosyal medya aracılığıyla sürekli olumlu mesajlar ulaşıyor bana.
Kültürel köprü dediğinizde de şunu söyleyebilirim: Ellerinde olan ama farklı yollarla değerlendirebilecekleri şeyler için yenilikler sunuyorum köydekilere. Mesela bizim oralarda yani Afrika’daki köyümüzde hayvancılık yapılıyor. Süt tüketimi yaygın ancak kimse yoğurt ya da peynir yapmayı bilmiyor. Beraberce yoğurt yapıp çocukların sofralarına (ki birkaç parça şey var zaten yiyebildikleri) yeni bir şey koymuş oluyoruz. Mesela bölgede fasulye yetişiyor ancak herkes kuru olarak tüketiyor, yeşil hâlini de toplayıp yemek yapıyoruz ki yeni bir seçenekle tanışsınlar. Ya da bal kabağından tatlı yapıp çocuklara yediyorum böylece değerli bir sebze daha giriyor hayatlarına... Eldeki imkânları alabildiğince zenginleştirmeye çalışıyorum. Zaten topraklar da çok bereketli, bir süre sonra da kendileri yetiştirip kendileri pişirmeye başlarlar inşallah.
Bütün bu faaliyetleriniz boyunca unutamadığınız pek çok anı da olmuştur muhakkak, birini bizimle paylaşmanızı istesek…
Aslında sürekli tekrarlanan ve her seferinde beni gülümseten şey, beni ilk defa gören dolayısıyla ilk kez beyaz birini gören çocukların ağlayarak annelerinin kucağına koşması... Bulunduğum yer turistik olmadığı için beyaz insana hemen hemen hiç rastlamamış oluyorlar. Çoğu televizyon yahut başka iletişim araçlarından dahi beyaz bir insanı görmüş olmuyor. Çünkü köyde bu tür imkânlara sahip değiller. Çocuklar hayatlarında ilk defa anne babalarına ya da çevrede gördükleri herhangi birine hiç de benzemeyen bir insanla karşılaşıyorlar. Hayretleri yüzlerinden okunuyor. Daha küçük olanları ise başta dediğim gibi ağlayarak tepki veriyorlar. Evet, kulağa tuhaf geliyor ama benden korkuyorlar. Ben ilk geldiğimde köydeki bebeklerin ağlamaları günlerce sürmüştü. Şimdi o çocuklar büyüdü ve bana alıştılar ancak yardım faaliyetleri için ne zaman yeni bir yere gitsek aynı manzara ile karşılaşıyoruz. Tanımadıklarından ve ilk kez farklı bir insan gördüklerinden çok korkuyor çocuklar... Bir süre sonra arkadaş oluyoruz tabii.
İnsanların hayatlarını hayırla bezemeleri için nedir olmazsa olan? Para mı, mevki mi yahut illa bir kuruluşa eklemlenmek mi? Bireysel çabaları kolektif faaliyetlerin yanında nereye koyuyorsunuz? Bu bağlamda “Ben ne yapabilirim?” diyen insanlara önerileriniz nelerdir? Ayrıca ileriye dönük faaliyetlerinizi de dinlemek isteriz.
Ben bireysel çabanın çok önemli olduğunu düşünen biriyim ki yaptıklarım da bunun örneği zaten. Ne kadar küçük de olsa elindeki ile başlamak en önemlisi. Bir süre sonra azlar çok oluyor... Önünüzde yeni kapılar açılıyor. En yakından başlayıp, neye ihtiyaç var diye sorup adım atmak gerekiyor. Kapılar da açılıyor zaten siz adım attığınızda... Bu bireysel çabalar daha sonra kurumsal çalışmalarla birleşebiliyor ya da ona dönüşebiliyor. Ancak “Ben tek başıma ne yapabilirim ki!” dememek lazım, birçok şey yapılıyor, örnekleri çokça benim etrafımda...
Örnek vermem gerekirse Afrika’daki tarım faaliyetimiz başta sadece benim ve eşimin bireysel çabalarından oluşan bir faaliyetti. Ben on, on beş sebze meyve tohumunu Türkiye’den getirdim. Eşim de oradaki 3-4 dönümlük araziyi temizledi, ekilebilir hâle getirdi. Domates, biber, salatalık, acur, ayşekadın fasulye, bezelye, patlıcan, kabak, balkabağı, patates, kavun ve karpuz tohumları ektik. Kimilerini fideleyip kimilerini direk tohumdan tarlaya… Toprak çok bereketli olduğu için Afrika’da, sulanıp bakılınca hepsinden ürün aldık. Ramazan ayı boyunca tüm bölge halkına iftarlık olarak dağıttık mahsulleri… Halkın çoğu kimi sebzeleri ilk kez gördü. Bu bireysel bir çabanın ürünüydü ama etkisi muazzam oldu. Şimdi ise okullara meyve fidanları dağıtıyoruz. Hedefimiz bölgeye bir milyon meyve ağacı dikmek. Yavaş yavaş tüm Maasai bölgesini ağaçlandırmayı planlıyoruz.
İleriye dönük projelerimin başında bölgede geniş tarım arazileri oluşturup bölge halkının tamamının tarımla uğraşmasını sağlamak var. Hem ihtiyaçlarını karşılayabilirler hem de bu yolla bir geçim kaynağına kavuşmuş olurlar. Köyde bir kooperatif kurabiliriz diye düşünüyorum. Fakat bunun için biraz zaman gerekiyor. Ayrıca çeşitli zanaat dallarında eğitim veren kursların bölgede açılmasını önemsiyorum. Bunların bir kısmı öğrencilerin eğitim kalitesini arttırmaya yönelik olacak, bir kısmı da bölgedeki okumayan gençlerin marangozluk, motosiklet tamiri, tavukçuluk, arıcılık gibi alanlarda yetişmelerinin ve kendilerine geçim imkânı sağlamalarının önünü açacak projeler.

1
969 İsviçre doğumlu. İlköğretim çağına kadar İsviçre’de yaşadı. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu. Uzun yıllar ulusal yayın yapan radyolarda radyoculuk yaptı. Sekiz yıldır çocuk yayıncılığı yapan bir ajansı var, devlet kurumları ile belediyelere sosyal sorumluluk projeleri hazırlıyor. Son beş yıldır gazete ve dergilere gezi yazıları yazıp fotoğraflar veriyor. Yine bu süreçte, STK, dernek ve vakıflara gönüllü fotoğrafçılık yapıp projelerini fotoğraflamak için onlarla da pek çok ülkeye gitti. Tanzanya’da tanıştığı eşi ile bundan dört yıl önce evlenerek Tanzanya’yı da memleketi yaptı. Tanzanya’da eşinin köyü olan Elerai’de bölge halkının hayatlarına dokunan projeler yapıyor. Gönüllü olarak yılın yarısını Türkiye’de, yarısını Tanzanya’da geçiriyor. Arada da dünyanın bir yerlerine gitmeye devam ediyor... Sevde Sevan Usak, Afrika’da yürüttüğü faaliyetlerle bu yıl dördüncüsü düzenlenen Türkiye Diyanet Vakfı İyilik Ödülleri kapsamında da “iyilik ödülü”ne layık görüldü.