Makale

İSLAMİ TÜRK EDEBİYATINI DOKUYAN ZARİF HANIMELİ: NECLÂ PEKOLCAY

İSLAMİ TÜRK EDEBİYATINI DOKUYAN ZARİF HANIMELİ:
NECLÂ PEKOLCAY

F. Hilâl Ferşatoğlu
İstanbul Kadıköy Vaizi


Fatih’te bir konak
Eğitimli ve muhafazakâr bir ailenin kızı olarak Osmanlı kültürü ve terbiyesiyle yetiştirilen Neclâ Pekolcay, 1925 yılında Fatih’te doğar. Osmanlı devletinin son döneminde popüler olan alafranga Pera’nın aksine cami merkezli mahalleleri, ahşap evleri, çeşmeleri, abidevi eserleri ve insanlarının yaşayışları ile muhafazakâr Doğu’yu temsil eden bir merkezdir burası.
Annesi Hacı Seyyidzadelerden Emine Saibe Hanım, babası Ali Rıza Bey’dir. Her iki taraftan aile büyükleri 93 Harbi sırasında -anne tarafı Bulgaristan’dan, baba tarafı Kafkasya’dan- göç ederek İstanbul’a gelmişler, anne ve babası İstanbul’da doğmuş. Eyüp’te bir attar olan Rüstem Bey ile Zehra Hanım’ın tek çocukları olan Ali Rıza Bey Askeri Tıbbiye’de okumuş; saray vekilharçlarından Hacı Emin Efendi ile Ayşe Enise Hanım’ın kızı Emine Saibe Hanım ile evlenmiştir.
İki çocuklu ailenin ikinci kızı olarak dünyaya gelen Neclâ, Fatih’te bir konak yavrusunda, dönemin geleneksel yaşayış tarzına uygun olarak anneanne ve babaannesiyle büyür. Yüksek oymalı tavanları olan, cumbalı, hamamlı, sarnıçlı, dört katlı bu ahşap ev, eski zaman evlerinin tüm hususiyetlerini taşımaktadır.
Annesi evde çalışanlara karşı şefkatli fakat disiplinli; evdeki büyüklere olan saygısıyla örnek bir hanımefendidir. Hacı Cemal Öğüt’ün cami vaazlarını sürekli takip eder, Kur’an-ı Kerim’in yanı sıra her gün Delâil-i Hayrât’ı da “dersim” der, okurmuş. Hem Dâhiliye hem KBB mütehassısı olan, haftada bir gün muayenehanesinde ücretsiz hasta bakan babası, millî ve dinî hisleri kuvvetli, fakir fukarayı gözeten, evlatlarının eğitim ve terbiyesiyle yakından ilgilenen bir aile reisidir.
Dindar bir çevrede büyüyen Neclâ Hanım, yetişme çağında mekteplerde din dersi olmadığından ilk dinî eğitimini ailesinden aldı. Namaz surelerini büyükannelerinden öğrendiğini söyler ve ilave ederdi: “Kur’an-ı Kerim okumayı ablam küçükken tabiatıyla öğrendiği hâlde, ben zamanın şartları gereği öğrenememiştim.”
Taş Mektep’ten Edebiyat
Fakültesine
İlk eğitimini Fatih’teki meşhur Taş Mektep’te aldıktan sonra Sultanahmet’te bulunan İstanbul Kız Lisesinin Fransızca şubesine kaydolur Neclâ Pekolcay. Çalışkan bir öğrencidir. Yazdığı kompozisyonlara babasının onayı ve takdiri onu hayatı boyunca yazmaya sevk eden bir saik olmuştur. Ortaokuldan sonra Güzel Sanatlar Akademisine gidip ressam olmak ister ancak çıplak modeller karşısında çalışmasını istemediği için babası izin vermez, o da makul bulur.
1942 senesinde olgunluk imtihanını başarıyla vererek İstanbul Kız Lisesinden mezun olur. Lisede Şükufe Nihal Hanım, Süleyman Şevket Bey gibi edebiyatçılardan ders alan, şiir okumayı seven ve aruzla okuduğu şiirlerle takdir toplayan Neclâ Pekolcay, hocası Süleyman Şevket Bey’in de teşvikiyle Edebiyat Fakültesine kaydolur. Reşit Rahmeti Arat, Ali Nihat Tarlan, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mehmet Kaplan, Zeki Velidi Togan, Sabri Esat Siyavuşgil, İsmail Hikmet Ertaylan, Fahir İz, Mecdut Mansuroğlu, Abdülvahap Tarzî gibi kıymetli hocaların tedrisinden geçer.
Neclâ Pekolcay, fakültede Hâfız Divânı’nı okuyup tahlil edecek derecede Farsça öğrendiği gibi hat dersi de almıştır. Okul ortamının kendiliğinden sağladığı imkânlar ile İslam kültürüne dair okumalar ve çalışmalar yapabilecek serbestiyete sahip olmasını Allah’ın bir lütfu olarak zikrederdi.
İlk Türk kadın filolog
Reşit Rahmeti Arat, kıymetli talebesine bitirme tezini kendisinden almasını ve asistanı olarak akademik çalışmalara devam etmesini teklif eder ve öyle de olur. Yine hocasının desteğiyle Fakülteyi bitirdikten sonra MEB’in neşretmekte olduğu İslam Ansiklopedisi’nde çalışmaya başlar. Fiş ve tashih memuru olarak girdiği bu kurumda redaktör, tercüman ve muharrir olarak uzun yıllar vazife görür. Burada edindiği tecrübe ile seneler sonra TDV İslam Ansiklopedisi’nin de kuruluşunda yer alacak, madde yazarlığı yapacaktır.
Ansiklopedi’deki mesaisiyle eş zamanlı olarak doktora çalışmasına başlar Neclâ Pekolcay. Doktora tezi için “mevlitler” konusuna yönelmesi de ilgi çekici bir saik ile olmuştur. Dinî bir metni çalıştığı mezuniyet tezini yeni bitirdiği sırada Peygamber Efendimiz’i siyah sakalı ve bembeyaz yüzü ile rüyasında görür. Bu kutlu düşün üzerinde kalan tesirini yıllar sonra “Siyah ve beyaz tezadını ilk defa bu kadar güzel müşahede etmiştim.” diyerek ifade edecektir. Doktora tezi için yine dinî muhtevalı bir çalışma yapmayı düşünürken Reşit Rahmeti Hoca, Türkçe mevlit metinleri üzerinde çalışmayı teklif edince hayret içinde kalır; gördüğü rüyadan sonra bu teklif sanki ikinci bir işarettir. Besmeleyi çeker. Beş senelik mesai sonunda 1950 senesinde hitama erdirdiği teziyle, İ.Ü. Türkoloji Bölümünden “ilk Türk kadın filolog doktor” olarak mezun olur.
Sainte Pulcherie’den İlahiyat Fakültesine meslek hayatı
Neclâ Pekolcay, Ansiklopedi’de çalıştığı yıllarda Fatih Cumhuriyet Kız Lisesi, Sahakyan Nunyan Ermeni Ortaokulu ve Saint Benoit Erkek Lisesinde vekâleten; Sainte Pulcherie Fransız Kız Ortaokulunda ise asaleten ve daha uzun süreli olarak hocalık yapar.
Görev yaptığı yabancı mekteplerde Türk maarifini en güzel şekilde temsil eder. Bir papaz okulu olan Saint Pulcherie’nin yönetimi “Dinsiz adamdan her türlü şey beklenir. Başka din mensubu olsun, zararı yok, kendi dininin gereklerini yerine getirsin.” anlayışındadır. Okul yönetimine, lisan öğrenmeleri için oraya gönderilen Müslüman-Türk çocuklarının din derslerine girmek üzere İslam Enstitüsünden mezun talebelerinden Selçuk Eraydın ve İsmail Kara gibi kıymetli isimleri tavsiye etmesi bu sebepledir. Onların bu okulda uzun yıllar devam eden hocalıkları oradaki çocuklar için büyük bir kazanım olmuştur.
Neclâ Pekolcay’ın 1964 senesinde Ansiklopedi’den ayrıldıktan sonra emekliliğine kadar sürecek devamlı ve verimli hocalığı İstanbul Yüksek İslam Enstitüsündedir. YÖK’ün teşekkülünden sonra (1982) Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi olarak ismi değişen Enstitü’de uzun yıllar İslami Türk Edebiyatı, hitabet ve irşat hocalığı yapar. Enstitü’nün o yıllarda hem klasik eğitimden geçmiş kıdemli hocalardan hem fakülteden gelenlerden oluşan sağlam bir kadrosu vardır. Ahmed Davudoğlu, Ömer Çam, Mahir İz, Nihat Sami Banarlı, Kemal Edip Kürkçüoğlu, Abdülkadir Karahan, Halil Can bu kıymetli hocalar arasındadır. Neclâ Pekolcay, İslam Enstitüsünün ortamına -tek kadın hoca olmasına rağmen- çabuk alışır. Seneler sonra bu kurumun kendisine katkısını ve memnuniyetini “Burada hoca olmam benim şansımdır.” diyerek izhar edecektir.
Neclâ Hoca, metot öğreten ve her yönüyle örneklik eden bir hoca olmayı şiar edinmiştir. Öğrencilerine hem mesafeli hem yakındır. Yıllar sonra “Hocam falanca vakitte hastalığım/sıkıntım sırasında benimle şöyle şöyle meşgul olmuştunuz.” diyerek fakültedeki odasının kapısını çalan nice talebeleri olmuştur.
Zaman içinde böğür boşluğunda tespit edilen bir kitle sebebiyle ameliyat olması gerekir. Doktorunun yıllardır devam eden bel fıtığının yorgun kalbini zorladığı ve ihtiyatlı olmasını hatta evlilik düşünmemesini söylemesi üzerine bu tavsiyeye uymaya karar verir.
Rahatsızlık sonrası kendi ifadesiyle Allah’a dayanıp sa’ye sarılır, kendini tümüyle işine ve öğrencilerine verir. Nitekim öğrencilerinden birinin bir cenaze sırasında anayasaya aykırı sözler ettiği gerekçesiyle tutuklanması sonrasında bazı gazetelerde İslam Enstitüsünün suçlanması, imam hatiplerden gelen enstitü öğrencilerinin müspet ilimlerden habersiz olmakla ve cahillikle itham edilmesi üzerine, İmam Hatip okullarında okutulan derslerin dökümünü yaptığı bir makale hazırlar. Makale İslam Medeniyeti mecmuasında yayımlanır ve daha sonra ayrı basım ile bütün milletvekillerine gönderilir. Pekolcay, fikrî yazılarında mensubu olduğu camianın uğradığı haksızlıklara karşı daima usulünce müdafaa yolunu tercih etmesiyle dikkat çeken bir kimliğe sahiptir.
1989’da doçent olan Neclâ Hoca, profesör olabilmesi için gereken beş yıllık süre dolmadan ana bilim dalı başkanıyken, yaş haddinden emekli olur. (1992) İki günü müsavi olan ziyandadır anlayışıyla çalışmaya, eser üretmeye devam eder. Kısa zaman sonra İlahiyat Fakültesinde sözleşmeli öğretim görevlisi olarak yeniden lisans, yüksek lisans ve doktora derslerine girmeye başlar.
İstifa etmesine götüren süreç
Neclâ Hoca 28 Şubat sürecinde fakülte tarihinde bir yara olan “başörtü krizi” meselesinde, ilahiyat eğitimi alan kızların başörtüsüne karışılmaması gerekliliğine inanmış, “Biz Kenan Evren zamanında bile ilahiyat eğitimi alan kız talebe için izin çıkarttık.” demiştir. Ona göre başörtüsü yasağının eski talebeye uygulanması da çok büyük yanlış ve haksızlıktı. Onlara müsamaha gösterilmeliydi çünkü kazanılmış eğitim haklarını kaybetmelerine sebep oluyordu. Yeni kayıt yaptıracaklar durumu değerlendirir ona göre bir karar verebilirlerdi.
İslami Türk Edebiyatı
sahasındaki yeri ve eserleri
Neclâ Pekolcay’ın İslami Edebiyat sahasına ilk yönelişi Edebiyat Fakültesinde öğrenciyken Mehmet Kaplan’ın kendisine verdiği bir ödev sayesinde olur. Ziya Paşa’nın Terkib-i Bend ve Terci-i Bend eserlerini incelerken bu alana alaka duymuştur. Mezuniyet tezinde Nuruosmaniye Kütüphanesine kayıtlı bir Tezkiretü’l-Evliya’nın Ebu Hanife ve İmam Şafii bölümlerini dil yönünden tetkik etmiştir.
Mezuniyet tezinde olduğu gibi doktora tezinde de kendisini yönlendiren Reşit Rahmeti Hoca’nın teklifiyle alanın içine iyiden iyiye giren Hoca, bir yıllık bir kütüphane tarama çalışmasıyla Türkçe Mevlit Metinleri konulu doktora tezinde Süleyman Çelebi mevlidinin çeşitli nüshalarını karşılaştırarak tam metnini ortaya çıkarır. (1950) Mevlit yıllar sonra kitaplaşacaktır. (1980)
Neclâ Pekolcay tez çalışmaları sırasında Türklerin İslam’ı kabulünden sonra, bu tesirle oluşan edebiyatın genel edebiyat içinde ihmal edildiğini fark etmiştir. 1964 senesinde İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünde İslami Türk Edebiyatı hocası olarak göreve başladıktan sonra İslamiyet’in tesiri ile oluşan edebî mahsulleri ve müelliflerini tarihî seyir içinde ele aldığı derli toplu bir çalışma yapmayı vazife addeder. 1967’de ilk kitabı İslami Türk Edebiyatı’nı neşreder. İslami Türk Edebiyatı alanında bir ilk olan bu eser 1981 yılında Türkiye Milli Kültür Vakfı tarafından Jüri Özel Ödülü’ne layık görülür ve Hoca bu alanın ilk müessislerinden kabul edilir.
Yıllar içinde İslami Türk Edebiyatında Şekil ve Nevilere Giriş (1981), İslami Türk Edebiyatı Metinlerini Tetkik Metotları (1986), İslami Türk Edebiyatı Tetkik Metotlarının Genel Esasları ve Mazmun Anahtarları (1999) isimleriyle yayımladığı ders kitapları, sahasında kaynak kitaplar olarak değer görür. Hocamız, ders kitaplarının telif ve satış gelirlerini ilk günden itibaren talebelere burs olarak verilmek üzere Fakülte vakfına hibe etmiştir.
Diğer bazı eserlerinin yanı sıra, muhtelif dergilerde üç yüzün üzerinde ilmî makalesi ve tebliğ metni yayımlanan Neclâ Pekolcay, 1976-1982 yılları arasında çeşitli gazetelerde sosyal meseleleri muhtevi seri yazılar da yazmıştır.
2008 Mayıs’ında evinde düşmesi sonrasında yaklaşık iki ay süren zorlu hastane günleri başladı. Zayıf bünyesine hayat veren kalbi daha fazla mukavemet edemeyerek son vuruşunu yaptığında İstanbul camilerinde Regaip gecesinin kandilleri yanıyordu. O gece okunan mevlitler, üzerinde en kapsamlı dil çalışmasını yapan Neclâ Pekolcay Hoca Hanım’ın talebelerine bir başka tesir ediyordu.
İslami ihtisas eğitimi veren kıymetli bir kurumun ilk hoca kadrosu içinde yer alıp orada kırk sene emek veren bu İstanbul hanımefendisi, M.Ü. İlahiyat Fakültesi Camii’nde Bekir Topaloğlu Hoca tarafından kıldırılan cenaze namazının ardından Eyüp’teki aile mezarlığına sırlandı. Hassas kalbi, kırılgan kemik dokusuyla örgülenmiş narin fiziki yapısının aksine; güçlü ruhu, sağlam karakteri, nezahet ve zarafetiyle hatırası akıllarda yer tutmaya devam ediyor.