Makale

EDİTÖRDEN

Editörden

Dr. Fatih Kurt

İnsan, imtihan vesilesiyle geldiği dünyada yaratılış gayesine uygun bir yürüyüşle mükellef tutulmuştur. Bireyin hayatını beşikten mezara kadar bir bütün olarak düzenleyen ve fıtratına en uygun davranış kalıplarıyla donatan İslam, inancın davranışa yansıması hâlinde asıl anlamını bulacağını vazeder. Müberra kitabımız Kur’an-ı Kerim’de, “İman edip salih amel işleyenler” birbirinden ayrı tutulmamış, aksine kalp ve davranış tutarlılığının, kurtuluşa ermenin yegâne yolu olduğu beyan edilmiştir.
İstikamet kalbe tevhit, davranışlara ise salih amel olarak yansır. Sadece yılın belli bir bölümünde ya da ayın belli günlerinde değil, ömrün tamamında tecelli eder. Nitekim insan fani bir varlık olarak her an ölümle burun buruna yaşar. Büyük muhasebe gününün kendisi için ne zaman başlayacağını bilemez.
Sırat-ı müstakim, şirkten, küfürden, nifaktan ve ikiyüzlülükten sürekli kaçınmak, hakka ve adalete tabi olmak, gelip geçici dünya hayatının cazibesi karşısında sarsılmamak, nefsin tuzaklarından kaçınmak ve süreklilik arz eden bir kulluk şuuru kuşanmak anlamına gelir.
Kur’an, sırat-ı müstakim üzere olmayı, Allah’a layıkıyla kulluk yapmakla temellendirir: “Şüphesiz Allah, benim de Rabb’im, sizin de Rabb’inizdir. Öyleyse ona hakkıyla kulluk edin. İşte bu, dosdoğru yoldur.” (Âl-i İmran, 3/51.)
Öte yandan amelde, itikatta ve ahlakta istikamet sahibi olmak, modern dünyanın göreceli değerlerini tamir ve terbiye etmek, hakikatle aşılamak noktasında toplumsal bir sorumluluğa da tekabül eder. İslam medeniyeti bir imar ve istikamet medeniyetidir. Tarih boyunca fert ve cemiyet planında ortaya konulan birikim, her dönem gönüllerde başlanan imarın, istikamet sayesinde toplumsal refaha ve uzlaşıya dönüşmesine vesile olur.
Bu ay dosyamızın konusu; “İstikamet Üzere Olmak.” Doç. Dr. Şahin Güven, “Bir Kur’an İfadesi Olarak Sırat-ı Müstakim” başlıklı yazısında, istikamet ve sırat-ı müstakim kavramlarının kökenine dikkat çekti. Doç. Dr. Zeki Koçak, “İtikat, Amel ve Ahlakta İstikamet Üzere Olmak” başlığı altında, istikametin itikatta, amelde nasıl tezahür etmesi gerektiğini ele aldı. Dr. Zehra Gözütok Tamdoğan, “Tevhitten Vahdete İstikamet” yazısında istikamet ile vahdetin ortak noktalarına mercek tuttu. Elif Erdem, bizleri “Kalbin Serüveni”ne götürdü ve onun salih amellerle nasıl canlı tutulacağına işaret etti. Hüseyin Arı, “Bir İstikametsizlik Örneği: FETÖ” yazısında, inancı istismar eden terör örgütünün temel sapkınlıklarını hülasa etti. Prof. Dr. Cağfer Karadaş, “Âlim Kimliğinin İstismarı ve Dinî Kavramların Tahrifi” başlıklı yazısında, kendinden menkul dindarlık algılarının meydana getirdiği tahrifatı masaya yatırdı. Dr. Muzaffer Üzümcü, “İstikamet Neresi?” diye sorarak, istikameti koruyabilmenin kullara minnetten kurtulmaktan geçtiğini hatırlattı.
Bu ay söyleşi bölümümüzde 15 Temmuz destanını yâd ederek şehit yakınlarını ve gazileri sayfalarımıza konuk ettik. Tarihimizin en ağır ihanet teşebbüslerinden biri olan 15 Temmuz, aynı zamanda milletin en büyük direniş destanlarından biri olmuştur. Dinî değerleri tahrifi ve istismarı bir yol olarak belirleyen FETÖ, kolektif istikametsizliğin ve dalaletin ibretlik bir numunesi olarak belleklerimizdeki yerini korumaktadır.
İstikamet üzere bir yaşam sürmek ve hayat emanetimizi bize yaraşır şekilde sahibine teslim etmek duasıyla…
Bir sonraki sayımızda görüşmek üzere. İyi okumalar…

Başmakale