Makale

GÖNÜLLERİ DAĞLAYAN BİR YARADIR KERBELA

GÖNÜLLERİ DAĞLAYAN BİR YARADIR KERBELA
Betül ERBAŞ | Ankara Yenimahalle Kur’an Kursu Öğreticisi

“Cebrail, var haber ver Sultan-ı Enbiya’ya
Düştü Hüseyin atından, Sahra-yı Kerbela’ya”
Kazım Paşa

Tarih, destanlar kadar gönüllere düşen ağıtları da yazar. Bu yüzden kalemin de zorlandığı zamanlar olur. Acının, hüznün, gözyaşının tarifini yüklenemez bazen kelimeler. Hele ki, akla zarar, kalbe ziyan bir vahşetse ömrünüze ulaşan… Hele ki, Ehlibeyt’in masum, tertemiz isimleriyse bahsedeceğiniz…
Gönle ulaşmış ortak bir ağıtı satırlara sermek kolay mı sanırsınız? “Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin’denim. Allah’ı seven Hüseyin’i sever.” diyen Rasulün, o masum kuzusuna reva görülen vahşeti anlatmak hiç de kolay değil. Hem sarf edilmiş hangi cümle Ehlibeyt’in nazlı çiçeğine reva görülen bu zulmü anlatabilir? Hangi söz, “Hasan ve Hüseyin benim dünyada kokladığım iki reyhanımdır.” diyen rahmet elçisi bir dedenin torununa saplanan 33 ok, 34 kılıç darbesini izah edebilir? Hangi vicdan, peygamber tarafından öpüp koklanan bir başı gövdesinden ayırabilir?
Evet, Muharrem’in 10’unda, hicretin 61. yılında meydana gelen bu elim olay üzerinden tam 1337 yıl geçti. Onca zamana rağmen, gönülleri dağlayan bir yaradır Kerbela.
Fitnenin, fesadın, iktidar hırsının, cehaletin, basiretleri nasıl bağladığının, vicdanları nasıl kör ettiğinin, vahşete nasıl kapı araladığının resmidir. Kerbela, iyiyle kötünün, zalimle mazlumun mücadelesidir. Zihinlerden silinmeyen bir yaranın, tertemiz gönüllerin ziyana uğradığı yerin adıdır.
Kerbela Müslümanca duruşun sembolüdür. Masum bir kalbin, zulme boyun eğmeyişidir. Hükümranlıklarına halel gelmesini istemeyenlerle, adalet için kıyama duranların mücadelesidir.
Hz. Hüseyin, masumiyetin, şefkatin, adaletin, birliğin yani vahdetin adıdır.
Yezit, zalimliğin, hırsın, kabileciliğin, mezhepçiliğin, meşrepçiliğin adıdır.
Elbette vicdandan yoksun, vahşete yaslanmış bu elim olay, kalbimize düşen ağıtlar kadar ömrümüze de bir ders niteliğindedir. Hırsın, nasıl zihinleri fesada uğrattığının, nasıl kalbî duyguları çevrimdışı bıraktığının, kinin öfkenin, Ehlibeyt’e saldıracak kadar sapkınlığa ulaşabildiğinin göstergesidir. Kerbela, kardeşliğin, birliğin tesis edilemediğinde nasıl sonuçlanabileceğinin de resmidir.
“Ya Rab, eğer sırtım toprağa düşecekse, düşüşümü ümmetin silkinip kalkmasına vesile kıl.” diyen bir yiğidin düştüğü yerdir Kerbela. Ve biz dünyada akan her mazlum kanında Kerbela’yı yeniden yaşıyoruz. Suriye’de, Yemen’de, Irak’ta aç susuz bırakılmış her canın, avazı arşa ulaşmış her annenin feryadında yeniden kanıyor Fırat. Sırtında yavrusu, yalın ayak çaresizce kendine vatan arayan annenin bakışlarında yitirip gidiyor vicdanını insanlık. Vahşice katledilen her bebeğin ardından çatlıyor gök öfkesinden, sessizliğine insanlığın. Bugün yaşanan her vahşette, Rasulün ruhu yeniden incitiliyor. Kerbela’nın ağıtı yükseliyor yeniden.
Kerbela’da hak, adalet için mücadele eden yiğitlerin davasını anlamazsak eğer, kardeşi kardeşe düşüren sebeplerin farkına varamazsak daha çok kanayacak Fırat, Kerbela’ya dönecek her yer. “Müminler ancak kardeştirler.” ilahî hitabının muhatabı görmezsek kendimizi, hâlâ mezhebimizin, meşrebimizin, etnik kökenimizin, cemaatimizin, tarikatımızın üstünlüğü üzerinden savunursak davamızı işte o zaman kaybederiz. Ne zaman ki, farklılıklarımızı zenginliğimiz kabul eder, ne zaman ki kendimiz gibi düşünmeyeni suçlama, yaftalama çabasından vazgeçeriz işte o zaman dirilişimiz için zemin oluşturur da Allah, belki kurtuluşa ereriz. Kendi içimizde birbirimizi karalama, birbirimizi alaşağı etme mücadelesinden vazgeçersek eğer, belki o zaman zalimlere karşı tek bilek, tek yürek, tek ümmet olabiliriz. Ve işte o zaman cesaret edemezler Arakan’da, Filistin’de, Doğu Türkistan’da bebekleri katletmeye. Böylece ağıtları yürekleri dağlayan annelerin gönüllerine inşirah değer de kurtulmuş oluruz.
Bugün, kardeşi kardeşe düşüren Kerbela gibi bir vahşeti yaşamış olan ümmetin, içi boşaltılmış sadece slogan hâline gelmiş, birlik ve beraberliğe değil, her türlü ötekileştirici, ayrıştırıcı söylem ve bakıştan uzak, kendini üstün ve haklı görme hastalığından sıyrılmış bir gönülle birbirine sıkı sıkı kenetlenmeye ihtiyacı vardır. Her türlü mensubiyetliği, asabiyeti arkasına alıp kardeşliği öncelemek, fitne tohumlarının ırk ve mezhep kılıfıyla sunulduğu bir çağda önemli bir kalkan görevi görecektir.
Bu yaşanan ortak acı tecrübe, duyarlılığımızın artmasına, basiretlerimizin açılmasına, her türlü ayrıştırıcı, ötekileştirici ifadelerin yaydığı fitne ateşine karşı kardeşliğimizin güçlenmesine, yarınlara birlik içinde girebilmemize vesile olsun. Davaları uğruna serden geçen yiğitlerin, başlarını feda ettiği bu onurlu mücadele ümmetin silkinip dirilmesi için ders olsun.
Selam olsun Hüseyin’e…
Selam olsun Ehlibeyt’e…
Selam olsun her türlü mensubiyetliği bir tarafa itip kardeşliği önceleyenlere…
Yeniden başımız sağ olsun…