Makale

BAŞKA SERKANLAR ÖLMESIN DIYE

BAŞKA SERKANLAR ÖLMESIN DIYE
Meryem DALĞIÇ | Tekirdağ Malkara

ürüyorum cadde boyunca. Aklımda on altı yaşında uyuşturucu bağımlısı Serkan… Belediye Başkan Yardımcısı Nermin Hanım’ı ziyarete gittiğimde tanımıştım Serkan’ı. Endişeyle, korkuyla oturduğu koltuğa güvenli bir limana sığınırcasına iyice gömülmüştü. Nermin Hanım’ın beni tanıtmasıyla birlikte gömüldüğü koltuktan imdat istercesine doğruldu. Jiletlenmiş kollarını göstererek “Hocam Allah beni affeder mi?” diye sordu. Bir ok gibi saplandı sorusu kalbime. “Seni affeder de sana ulaşamadığımız için bizi affeder mi?” dedi iç sesim. Zira insan, insanın miracıydı. Vazifemizi yerine getirememiştik ki pırıl pırıl gençlerimiz bu bataklığa çekilmişti. Allah’ın hiçbir kulundan vazgeçmeyeceğini, O’na sığınıp, yardım dilediğimiz sürece merhametiyle muamele edeceğini söyleyerek istediği zaman müftülüğe gelmesini ve konuşabileceğimizi söyledim. Gözleri parladı, sevinçle “Tamam hocam gelirim” dedi. Canı sıkıldıkça aile büromuza geliyor, içini döküyor, düştüğü bataklıktan kurtulmaya çabalıyordu. Bu süreçte kendisine manevi destek vererek tedavi olduğu takdirde güzel günlerin onu beklediğini telkin ediyordum. Nermin Hanım, İstanbul AMATEM’i arayarak Serkan için randevu almış ve tedavisi için gerekli tüm hazırlıklar yapılmıştı. Babasıyla birlikte İstanbul’a uğurlamıştık Serkan’ı. Heyecanla, ümitle bekliyorduk neticeyi. Ertesi gün Nermin Hanım, beni arayarak babasının bankta uyuduğu sırada AMATEM’in etrafında bulunan satıcıların Serkan’a ulaşıp tekrar zehirlediğini söylediğinde yıkılmıştım. İlerleyen günlerde mahcubiyetinden olsa gerek izini kaybettirdi ve haber alamadık Serkan’dan. En son birini bıçakladığı haberini duyduğumda beni kurtarın bakışları gözümün önüne geldi. Kurtaramamıştık. Yüreğimde bu hadisenin ezikliğiyle yürüyorum cadde boyunca. Aylardan temmuz. Normalde sakin olan ilçe oldukça hareketli. Cadde kenarındaki cafelerde, çay bahçelerinde bulunan gençler dikkatimi çekiyor. Başka Serkanlar ölmemeli ve bir şeyler yapmalıyım diyorum. “Nasıl ulaşırım onların dünyasına, neler yapabilirim?” sorularıyla evime dönüyorum.
Bir ev ziyaretinde tanışmış olduğum lise öğrencisi Kübra geliyor aklıma. Meraklı, neşeli tavırlarıyla dikkatimi çekmiş uzunca sohbet etmiştik kendisiyle. Ertesi gün Kübra’ya ulaşarak gençlere yönelik bir çalışma başlatacağımı ve arkadaşlarını davet etmesini söylüyorum.
İstişare yapmak üzere Kübra’yı müftülüğe davet ediyorum. Bir genç olarak beklentileri nelerdir, başlangıç noktamız ne olmalı gibi sorular yönelterek “Gençlerle Baş Başa” projesini oluşturup, yol haritamızı çiziyoruz.
Mekân olarak gençlerin en çok vakit geçirdiği cafelerden birini seçiyoruz. Programın gerçekleşeceği akşam heyecanla kararlaştırmış olduğumuz cafeye gidiyorum. Karşımda kızlı erkekli on beş kişilik bir grup var. Hepsiyle tek tek tanışıyoruz. Onlar da meraklı. Çoğu müftülüğü, kurumu tanımıyor. Kısaca kendimden ve kurumdan bahsederek mümkün mertebe onları konuşturup ilgilerini, meraklarını keşfetmeye çalışıyorum. Adaletin, iyiliğin, güzelliğin hâkim olduğu, savaşın olmadığı yaşanılır bir dünya istiyorlar. Aslında aynı şeyi istiyoruz ve sizlerle buluşma gayemiz de bu diyerek ilgileri üzerinden sohbeti devam ettiriyorum.
Tanışıyoruz, kaynaşıyoruz ve şükür ki ortak bir dili yakalıyoruz. “İyiliği güzelliği yaymak adına her hafta burada buluşmaya var mısınız?” dediğimde “evet hocam” diyorlar.
Her hafta bir hadis-i şerif belirleyerek bu çerçevede günlük hayat bağlamında sohbetler yapıyoruz. Artık müftülüğün yerini bilmeyen öğrenciler için öğle araları ya da sıkıntıları olduğunda başvuracakları ilk kapı oluyoruz. Karşınızda ekilmeye hazır bir toprak var. Tohumları doğru zamanda doğru yerde ektiğinizde ve özenle bakım yaptığınızda meyve vermeye başladığını görüyorsunuz. İçlerinde bölümüne ters olmasına rağmen ilahiyat okuyup vaiz olmak isteyenler çıkıyor. “Hocam bizi de vaazlarınıza götürün” diyenler size yol arkadaşlığı yapıyor. Vaaz esnasında anlattıklarınızı not alma telaşına düştüklerinde, teyzelerin şaşkınlıkla “Bu kızan ders mi çalışıyor?” sorularına muhatap kalıyorsunuz.
Bazen bir şiir gecesi, bazen bir film izleyerek, bazen bir kitap kritiği çerçevesinde 2012 yılında başlamış olduğumuz projemiz, gençlerin üniversiteyi kazanmalarıyla birlikte başka mecralara akıyor. Kutlu Doğum vesilesiyle ilçedeki tüm ortaokul, lise, meslek yüksek okulu ve KYK’daki gençlere ulaşarak programlara devam ediyoruz.
Bu zaman zarfında irtibatımız hiç kopmuyor gençlerle. Güzel haberlerini duydukça “hamdolsun” diyorum. İçlerinde Allah’ın bir ayetini başında taşıma kararı alanların müjdeli haberini aldığımda ilk tebrik eden oluyorum. Tatillerde evlerine döndüklerinde ilk uğradıkları mekânlardan biri müftülük oluyor. Bu yaz tatilinde de arayarak “Hocam, bir ayımız var, sık sık bir araya gelelim.” diyorlar. Akşam çay bahçesinde toplanıyoruz. Hepsine tek tek soruyorum; “Şimdi ne yapıyorsun, ne haldesin? diye. Kimi üniversiteyi bitirmiş işe atılma derdinde, kimi eğitim hayatına devam ediyor. Kimi evliliğe ilk adımını atmak üzere. Hepsinin durumuyla ilgili kendi hayatımdan kesitlerle anlatımlarda bulunuyorum.
Merak ediyorum aradan beş yıl geçmesine rağmen bizi buluşturan şey neydi? Bu sorumu hepsine tek tek soruyorum.
Simay, ”Hocam siz bizi hiçbir zaman yargılamadınız. O günah, bu günah demeden sadece anlattınız.”
Büşra, “Hocam ben meal okuyordum ve fikirlerimi bazı hocalar ters karşılıyordu. Sizde böyle bir şey görmedim. İlgiyle beni dinleyip desteklediniz.”
Güner, “Siz konuşmaktan ziyade bizi dinlediniz. Hep ne yaptığımızla ilgilendiniz. Bizi merak ettiğinizi, önemsediğinizi hissettirdiniz. Mesela şimdi Büşra’ya iş bulmak için çabalıyorsunuz.”
Büşra, “Gündeme dair yaptığımız sohbetler çok ilgimi çekiyor. Filistin, Gazze meselesini anlattığınızda çok etkilenmiştim.”
Şeyma, “Hayata dair yaptığımız konuşmalar bizi motive ediyor. Yaratılış gayemizi, varoluş sebebimizi, sorumluluklarımızı hatırlatıyor.”
Anlıyorum ki gençlerin dünyasına girmek çok zor değilmiş. Sevgi, samimiyet, değer gördüklerinde dünyalarını bizlere açıyorlar. Belki de işin sırrı onları dinlemekten geçiyor.
Sevgiydi insanı yaşatan ve sevgisizlikti insanı öldüren. Başka Serkanlar ölmesin, diye çıktığımız yolda bizi bekleyen gençler çıkmıştı yolumuza. Yol uzun ve hâlâ bizi bekleyen yolcular var.” Allah’ım! Yol boyunca bırakma elimi, düşerim sonra.”