Makale

Tevhid-i Tedrisat ve Kur'an Kursları

Prof. Dr. M. Şevki Aydın
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı

Tevhid-i Tedrisat ve
Kur’an Kursları

Bir önceki yazımda (Aydın, Mart, 2006) ülkemizde sayıları çok az olmasına rağmen sesleri oldukça gür çıkan kimilerinin, lâik sistem içinde Kur’an Kursunun varlığını uygun görmediklerini, Kur’an Kursu üzerinden lâiklik tartışmaları yapmalarını değerlendirmiştim. Burada da, aynı kişilerin lâiklik adına Kur’an Kursunun varlığına karşı çıkarken ileri sürdükleri gerekçelerden biri üzer inde durmak istiyorum. O da; Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunu’dur.
Nedense ülkemizde her ne zaman din eğitimi söz konusu edilse, buna olumsuz yaklaşanlar hemen olur olmaz biçimde Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nu dile getirmektedirler. Bir bakıma bu kanun, din eğitimine engelmiş gibi bir hava estirmektedirler. Oysa bu kanun, ülkemizde din eğitiminin garantörüdür. Tevhid-i Tedrisat Kanunu var olduğu müddetçe (ki değiştirilmesi teklif edilememektedir), örgün eğitim kurumlarında din eğitimi yasal olarak ortadan kaldırılamaz. Nitekim, bir zamanlar okullardaki din derslerini programlardan çıkaranlar, bunu hiçbir yasal düzenlemeye gitmeksizin yaptıkları gibi, bu dersleri yeniden okul programlarına koyanlar ve kapanan mesleki din eğitimi kurumlarını açanlar da, yaptıkları bu işi Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na dönüş olarak nitelemişlerdir. (Bk.Aydın, 2005,122)
Bu kanunun din eğitimiyle ilişkisini iyi değerlendirebilmek için onu bütün olarak tekrar görmekte yarar var:
Madde 1: Türkiye dahilindeki bütün müessesat-ı ilmiyye ve tedrisiyye Maarif Vekâleti’ne merbuttur.
Madde 2: Şer’iyye ve Evkaf Vekâleti yahut hususî vakıflar tarafından idare olunan bilcümle medrese ve mektepler, Maarif Vekâleti’ne devir ve raptedilmiştir.
Madde 3: Şer’iyye ve Evkaf Vekâleti bütçesinde mekâtip ve medarise tahsis olunan mebaliğ Maarif bütçesine nakledilecektir.
Her şeyden önce Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nu çıkaran irade, Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı olarak Kur’an kursu’nu oluşturup, ona resmen öğretim kadrosu tahsis eden iradedir.
Madde 4: Maarif Vekâleti, yüksek diniyyat mütehassısları yetiştirmek üzere, Darulfü- nun’da bir ilahiyat fakültesi tesis ve imamet hitabet gibi, hi- demat-ı diniyyenin ifası vazifesiyle mükellef memurların yetişmesi için de ayrı mektepler küşad edecektir.
Madde 5: Bu kanunun neşri tarihinden itibaren, terbiye ve tedrisat-ı umumiyye ile müştağil olup, şimdiye kadar Müdafaa-i Milliye’ye merbut askerî, rüşdîve idadilerle Sıhhiye Vekâletine merbut olan daruleytamlar, bütçeleri ve hey’et-i talimiyyeleri ile beraber Maarif Vekâletine raptolunmuştur. Mezkur rüşdî ve idadilerde bulunan hey’et-i talimiyyelerin cihet-i irtibatları, atiyen ait olduğu vekâletler arasında tahvil ve tanzim edilecek ve o zamana kadar orduya mensup olan muallimler, orduya nisbetlerini muhafaza edeceklerdir.
Görüldüğü gibi bu kanun hem ortaöğretim hem de yüksek öğretim düzeyinde, mesleki din eğitim-öğretiminin yürütülmesinin açıkça ve doğrudan dayanağıdır. Nitekim, bu kanun yürürlüğe girer girmez, hemen (1923-24 öğretim yılında) 29 İmam-Hatip Mektebi ve İstanbul Darulfünun’unda llâhiyat Fakültesi açılmıştır.
Tevhid-i Tedrisat Kanunu, sadece mesleki din eğitiminin değil, bu okulların dışındaki ilk ve orta dereceli okullarda din derslerine yer verilmesinin de dolaylı olarak yasal garantörüdür. Çünkü, bu kanun yürürlüğe girdiği zaman, her tür ilk ve orta dereceli okulların, ilköğretime öğretmen yetiştiren kurumların müfredat programlarında Din Bilgisi dersi yer almaktaydı. (Bk.Yücel, 1994, 157 vd.) Bu fiili durumla ilgili hiçbir maddenin Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun muhtevasında yer almaması, kanun koyucunun bu uygulamayı onayladığını, aynen kabullendiğini göstermektedir. Şayet, bu uygulamalar kanun koyucu irade tarafından yanlış görülseydi, Kanun’da mutlaka bu konuyla ilgili bir veya birkaç maddeye de yer verilirdi. O günün şartlarında medreseleri kapatan iradenin, bunu yapmaktan çekinmesi düşünülemez.
Kur’an kursları, Milli Eğitim Bakanlığı’nın gözetim ve denetimi altında açılmakta ve öğretimini sürdürmektedir. Bu kurumların açılması ve faaliyetlerinin yürütülmesi konusunda Diyanet işleri Başkanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığının tam bir iş ve fikir birliği söz konusudur.
Yukarda sözü edilen o az sayıdaki kişiler, Kur’an kursunun varlığının aynı zamanda Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na aykırı olduğunu ileri sürmektedirler. Onlara göre, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yönetiminde Kur’an kursu eğitiminin olması, Cumhuriyet öncesi ikili eğitimi anımsatmaktadır; dolayısıyla Tevhid-i Tedrisat’a aykırıdır.
Kur’an kursunun Tevhid-i Tedrisat’a aykırılığı temellen- dirilmeye çalışılırken çok tuhaf, alâkasız benzetmeler yapılmaktadır. Sözgelimi, Kur’an Kursları, sıbyan mekteplerine, mahalle mekteplerine benzetilerek aralarında paralellikler kurulmakta; Diyanet işleri Başkanlığı da, Şer’iyye ve Evkaf Vekâleti’nin yerine konulmaktadır. Bunun doğal uzantısı olarak da, din eğitimi yapmakla Kur’an Kurslarının Milli Eğitim Bakanlığı’na alternatif olduğu, dolayısıyla eğitimde iki başlılığa yol açtığı iddia edilmektedir. (Bk. Çelenk, 17.12. 2003)
Kısacası, söz konusu iddiayı temellendirmede zorlanılmak- ta; mantıksal tutarlılığı olmayan, gerçeklere dayanmayan, yasal zemini bulunmayan sözler dile getirilmektedir. Alabildiğine siyasallaşmış bir söylemle konuyu ele aldıkları görülen bu kişiler, âdeta konu etrafında spekülasyon yapmaktan öteye geçememektedirler. Bunların asıl maksatlarının, çağdaş bireysel ve toplumsal hayatımızı, dine ilişkin her şeyin tasfiyesi esasına göre yapılandırmak olduğu, satır aralarından açıkça anlaşılmaktadır. Kur’an kursu karşıtlıkları da, bu bağlamda kendini göstermektedir. Nitekim bu kurumların "tümüyle kapatılmasından yana" olduklarını açıkça belirten de oldu. (Bk. Akdağ, 15.12.2003) Kaldı ki bunlar, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde Kur’an kurslarının varlığına eğitimde iki başlılık gerekçesiyle karşı çıkarken, bu kurumların Milli Eğitim Bakan- lığı’na devredilmesi suretiyle, iddia ettikleri iki başlılık sorununun çözülmesini önerme- mektedirler.
Her şeyden önce Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nu çıkaran irade, Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı olarak Kur’an kur- su’nu oluşturup, ona resmen öğretim kadrosu tahsis eden iradedir. Bu demektir ki, Tevhid-i Tedrisat’ın mimarı, Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Kur’an kursunun varlığını, Tevhid-i Tedrisat ruhuna aykırı, onu tehdit eder nitelikte görmemiş, bunu eğitimde iki başlılık olarak algılamamıştır. 1925 yılında yine Tevhid-i Tedrisat Kanunu gerekçe gösterilerek, Kur’an Kurslarının Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmasını öngören teklif, bizzat Atatürk tarafından tasvip görmemiştir. (Bk. Doğan, 1999, 278)
Kaldı ki, Kur’an kursu örgün eğitim kurumu değil, bir yaygın din eğitimi kurumu- dur. Bu yönüyle o, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yasayla üstlenmiş olduğu, "halkı din konusunda aydınlatma" görevini yerine getirmesi bağlamında değerlendirilmektedir. Anayasamızın 24. maddesinde şu ifadeler yer almaktadır: "Din ve Ahlâk eğitim ve öğretimi, devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır." İşte Kur’an kursu, okullardaki zorunlu eğitim dışında isteğe bağlı din eğitimi talebinde bulunanlara imkân hazırlayan, resmi bir yaygın din eğitimi kurumudur. Bu niteliğiyle o, halkın büyük çoğunluğunun ilgisine mazhar olmuştur. Halkın bu talebini laik, demokratik bir yönetim, asla görmezlikten gelemez.
Bu kurumlar, Milli Eğitimin genel amaçları doğrultusunda çok önemli bir rol üstlenmişlerdir. Sağduyu sahibi herkes bunun farkındadır. Meselâ 2003 yılında yapılan Kur’an Kursu Yönetmeliğindeki değişiklik üzerine başlatılan tartışmalara katılan Babahan, terörün önlenmesi ve ekonomimizin güçlenmesi açısından okullarımızdaki genel eğitime ilişkin yapılması gerekenlere ve bu çerçevede genel eğitimin önemine işaret ettikten sonra, "Bu eğitimin diğer ayağı ise temel din eğitimi olarak görünüyor. Çünkü belli ki, Türkiye’de insanlar, çocukları İslâm’ın temel ilkelerini, Kur’an-ı Kerim’i öğrensin istiyor." diyor ve bunun devletin denetiminde olmasını önerdikten sonra ekliyor: "Bu nedenle Diyanet Işleri’nin Kur’an kursları ile ilgili kararının çok yerinde olduğunu düşünüyorum. Çocukların din eğitimi ailelerin bir tercihidir. Bu eğitimin doğru mecrada verilmesi ise çok önemlidir. Çünkü lâiklik aynı zamanda ailelerin inançları ne olursa olsun, çocuklarına dinlerini öğretme hakkını da içerir. Bu yapılırken çocukların sapık ideolojili insanların eline emanet edilmemesi Önemlidir." (Babahan, 08.12.2003)
Meselenin bir başka yönü de şudur. Kur’an kursları, Milli Eğitim Bakanlığı’nın gözetim ve denetimi altında açılmakta ve öğretimini sürdürmektedir. Bu kurumların açılması ve faaliyetlerinin yürütülmesi konusunda Diyanet İşleri Başkanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın tam bir iş ve fikir birliği söz konusudur.
Ne var ki, sözü edilen kimseler, bu iki kurumun Kur’an kursu eğitimindeki işbirliğinin daha ileri noktalara götürülmesine de itiraz etmektedirler. Meselâ, yukarda sözü edilen yönetmelik değişikliği üzerine yapılan itirazlar arasında, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yaz Kur’an kurslarında Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullarından yararlanma talebine karşı çıkışlar da yer almaktadır: "Diyanet’le Milli Eğitim’i iç içe sokmak, öğrenim birliğini bir kez daha bozmak demektir ki, bu bizi yeni bir karmaşa ve kaosa götürür."
Bu konuda dikkati çeken bir nokta da şudur: Milli Eğitim Bakanlığı dışında birçok bakanlığa bağlı örgün eğitim kurumlan açılmıştır. Ne hikmetse kimse bunları gündeme taşıyarak eğitimde iki başlılık şöyle dursun, çok başlılığın olduğundan söz etmemekte, şikâyetçi olmamaktadır.
Eğitim kurumlarının tek elden yönetilmesi, sadece din eğitim-öğretimi söz konusu olunca akla gelmektedir. Demek ki onlara göre, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yönetiminde olmayanlardan sadece din eğitim-öğretimi, Tevhid-i Ted- risat’ın öngördüğü "fikir ve his birliği"ni engellemektedir. Eğer gerçek böyleyse, hepimizin el atması ve çözümü için çalışması gereken çok ciddi bir sorunla karşı karşıyayız demektir. O takdirde Kur’an Kurslarının varlığını değil de, bu kurumlardaki eğitimin niteliğini sorgulamaya başlayıp soruna çözüm bulmalıyız.
Bu noktada, öncelikle şu sorular akla gelmektedir: Gerçek böyle olsaydı, halkın büyük çoğunluğu, böyle bir eğitimi talep eder miydi? Milli Eğitim Bakanlığı’nın yönetiminde gerçekleştirilen eğitimden, özellikle de herkes için zorunlu olan Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi öğretiminden nasibini almış kişiler, böyle bir eğitimi nasıl onaylayabilir? Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullarında yetişmiş öğreticilerin rehberliğinde, Milli Eğitim’in denetiminde böyle bir durum, nasıl varlığını sürdürebilir?
Hemen belirtelim ki, Tevhid-i Tedrisat Kununu’nun öngördüğü, ülkede "fikir ve ruh birliği"ni sağlama hedefini engelleyebilecek bir Kur’an kursu, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde yer alamaz/almamalıdır. Üstelik öylesi bir Kur’an kursu, vatandaşımızın genel tasvibini elde edemez.
Artık, Kur’an kurslarının Tevhid-i Tedrisata aykırılık iddialarını böylesine dayanaktan yoksun olarak sürdürmek yerine, bu kurumların Tevhid-i Tedrisat ruhuna katkılarının daha da artırılması için neler yapılabileceği hususunda hepimiz düşünelim, projeler üretelim, uygulamaya koyalım; bu konuda elbirliği, işbirliği yapalım.

KAYNAKLAR:
AKDAĞ, Emin, "Memleketi Siz mi Kurtaracaksınız..." Aksiyon,
15.12.2003.
AYDIN, M. Şevki, Cumhuriyet Döneminde Din Eğitimi Öğretmeni Yetiştirme ve İstihdamı, 2. baskı, DEM yay., İstanbul, 2005.
"Cumhuriyetimizin Bir Kurumu Olarak Kur’an Kursu", Diyanet Aylık Dergi, Mart, 2006.
BABAHAN, Ergun, "Terör, Ekonomi ve Kur’an Kursları" Sabah Gazetesi, 08.12.2003.
ÇELENK, Süleyman, "Bölünmüş Eğitime Dönüş", Radikal, 17.12.2003.
DOĞAN, Recai, "Cumhuriyetin İlk Yıllarında Tevhid-i Tedrisat Çerçevesinde Din Eğitimi-Öğretimi ve Yapılan Tartışmalar" Cumhuriyetin 75. Yılında Türkiye’de Din Eğitimi ve Öğretimi, Türk Yurdu Yayını, Ankara, 1999.
YÜCEL, H. Ali, Türkiye’de Orta Öğretim, T.C. Kültür Bakanlığı Millî Kütüphane Basımevi, Ankara, 1994.