Makale

SELÇUKLULAR DEVRİNDE BİR FESAT VE TERÖR ÖRGÜTÜ: HAŞHAŞİLER

SELÇUKLULAR DEVRİNDE BİR FESAT VE TERÖR ÖRGÜTÜ: HAŞHAŞİLER

İlhan ASLAN


Bâtınilik hareketi, Büyük Selçuklu Devleti zamanında zuhur eden ve devletin başına âdeta bela olan bir terör örgütüdür. Selçuklu Devleti’nin merkezi otoritesini zaafa uğratmak ve zihinleri bulandırmak suretiyle sinsice ve bir fesat örgütü olarak çalışan bu mezhebe intisap edenleri, kendilerine mahsus yollarla cinayet işleyen bir şebeke olarak tanımlamak mümkündür. Zikrettiğimiz bu örgüt, özellikle 1092-1104 yılları arasındaki fetret devrinde Büyük Selçuklu Devleti’ndeki merkezi idarenin zayıflamasıyla etrafa dehşet saçan cinayetlerine hız vererek teşkilatlanma konusunda epey mesafe kat etmiştir.
Bâtınilik, her zahirin bir bâtını olduğunu ve Kur’an-ı Kerim ile hadis-i şeriflerin sadece tevil yoluyla anlaşılabileceğini iddia eden fırkalara verilen genel bir isimdir. Bu fırkalar, Cafer el-Sadık’ın oğlu İsmail’in imametini savunduklarından dolayı “İsmailiyye”, yedi imam kabul etmeleri ya da dünyayı yedi gezegenin idare ettiğine inanmaları hasebiyle “Sebiyye”, dailerden (propagandacı) Hamdan Kamrat’a nispetle “Karmatiyye”, gerçeğin sadece masum imamın öğretmesiyle öğrenileceğini iddia ettiklerinden dolayı “Talimiyye” vb. isimler almışlardır. Dailer önemli bir iş yapmakla görevlendirildikleri vakit, kendilerini yapacakları işlere daha iyi adapte etmek maksadıyla “haşiş” (esrar) çektiklerinden dolayı “Haşhaşiyyun” olarak addolunmuşlardır.
Bâtınilikte masum imam çok önemli bir mevkiye sahiptir. O, dünyada meydana gelen ve gelecek olan her hadiseyi bilmektedir. Ayet ve hadisleri dilediği gibi yorumlayabilir ve onun öğretilerine intisap edenler Oruç ve Namaz gibi mükellefiyetlerden muaf tutulabilirdi. Onlar ayet ve hadislerin zahiri manalarını kabul etmezlerdi. Her harfin ve noktanın dahi bir sırrı olduğuna inanırlardı. Sırları çözme işini “tevil” tesmiye ederler ve asıl hakikatin bu olduğuna inanırlardı. Söz konusu örgüt, kendi mezheplerine çekmek istedikleri kişileri tedricen bir telkine tabi tutarak bazı prensipleri öğretmekteydi. Lakin bu husus gizli bir davet üzerine kurulmakta ve bu davetler rastgele değil, yere ve zamana göre tebliğ edilmekteydi. Bu örgütün başına Hasan Sabbah’ın gelmesiyle birlikte Kazvin bölgesinde bulunan Alamut Kalesi’nde hâkimiyet tesis etmiş olan Bâtıniler, gizlilik esasını neredeyse terk etmiş ve yeni bir kimlik kazanmışlardır. Bu suretle artık gizli davet ile meşgul olan dailerin yerine elleri hançerli katiller ön plana çıkmış ve içlerinde ünlü vezir Nizamü’l-Mülk’ün de bulunduğu birçok devlet adamını suikast yoluyla öldürmüşlerdir. Nitekim ünlü Selçuklu veziri Nizamü’l-Mülk, meşhur Siyasetname adlı eserine söz konusu örgütün faaliyetleri hakkında son derece ehemmiyet arz eden şu bilgileri kaydetmiştir: “Selçuk devletine ve hususiyle cihanın efendisine (Melikşah’a) yaptığım hizmetler malumdur. Her devirde ve ülkede hükümdarlara karşı asiler çıkmıştır. Lakin hiçbiri Rafızi mezhebi Bâtıniler kadar meşum olamaz. Zira onların gayesi İslamiyet’i ve bu devleti fesada vermektir; kulaklarını ve gözlerini bir sesin çıkmasına ve bir hadisenin zuhuruna dikmişlerdir. İlk fırsatta ve felakette kulübelerinden fırlayacak olan bu köpekler Rafızi mezheplerini yayacaklar ve her şeyi yıkacaklardır. Bu sahtekârlar Müslümanlık iddiasında görünürler; lakin hiçbir düşman Muhammed’in dinî ve sultanın devleti için onlar kadar tehlikeli ve korkunç değildi…”
Bâtınilerin ilk suikastları Save bölgesindeki bir müezzini öldürmekle başlamıştır. Ünlü Arap tarihçi Sıbt İbnü’l-Cevzi, cinayetin işlenmesinin akabinde fedainin yakalandığını ve sonrasında Sultan Melikşah’ın Bâtınilerin reisi olan Hasan Sabbah’a (Şeyhu’l-Cebel) bir mektup yollayarak tekrar İslam’a dönmesini, aksi takdirde kalenin yerle bir edileceğine dair ihtarda bulunduğunu belirtmektedir. Hasan Sabbah ise sultanın mektubuna cevaben, Abbasi halifeliğinin fenalıklarından bahsetmiş ve halifeliğin gerçek sahiplerinin Fatimiler olduğunu beyan etmiştir.
Yine Sıbt İbnü’l-Cevzi’ye göre Sultan Melikşah bir gün elçisini Hasan Sabbah’a gönderir. Hasan Sabbah, Selçuklu elçisinin yanında fedailerine haşhaş içirip bıçakla veyahut kaleden kendilerini atarak intihar etmelerini söyleyip, emrinde bu fedailerden 20.000 kişi daha bulunduğunu ifade ederek Selçukluları tehdit eder. Bu haberi duyan Melikşah dehşete kapılır ve Emir Arslantaş komutasında bir orduyu onların üzerine gönderir. Fakat bu sefer neticesinde bir başarı sağlanamaz. Bilahare Sultan Melikşah’ın ve vezir Nizamü’l-Mülk’ün ölmesi ve Haçlı seferlerinin başlamasıyla birlikte bu ortamdan yararlanan Bâtıniler, muazzam derecede bir güç elde ederler. Böylece devletin sarayına, medreselere ve hatta evlere kadar sızarak son derece büyük şüpheye ve korkuya neden olurlar. Aynı zamanda Melikşah tarafından inşa ettirilen Şah-diz Kalesi’ni 1099 yılında ele geçirip, Horasan ve İsfahan şehirlerindeki ticaret ve hac kervanlarına dahi açıktan baskın yaparlar.
Bâtınilerin bu faaliyetleri karşısında endişeye kapılan Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar, Bâtınileri ortadan kaldırmak adına 1107 yılında Şahdiz Kalesi üzerine yürüyerek birçok Bâtıni’yi telef etmiştir. Sultan Muhammed Tapar’ın bu zaferi İslam dünyasında büyük bir sevinç yaratmış, Muhammed Tapar’ın adını taşıyan bir fetihname şehrin her tarafına gönderilerek okutulmuş ve bu savaşta öldürülen kalenin reisi Abdülmelik Attaş’ın başı kesilerek Bağdat’a gönderilmiştir. Bu zaferle yetinmeyen Sultan, Emir Çavlı ve Nizamü’l-Mülk’ün oğlu olan Ahmed’i 1109 yılında Alamut Kalesi’nde bulunan Hasan Sabbah’ın üzerine sevk etmiştir. Çok sayıda Bâtıni’yi öldüren kuvvetler ağır kış şartlarının başlamasıyla geriye çekilmiştir. Lakin intikam almak isteyen Bâtıniler, bu esnada Bağdat’a gelen sultan ile vezirini hançerlemişlerdir. Selçuklu Atabeği olan Şirgir’in Karaca, Gün-doğdu, İl-kavşut ve Bozan gibi ünlü Selçuklu komutanlarının ordularından müteşekkil kuvvetleri bu olayın intikamını almak ve Bâtınileri ortadan kaldırmak suretiyle Alamut’a göndermesi, 1118 yılında Sultan’ın ölüm haberinin alınmasıyla birlikte seferin başarılı olamamasına sebebiyet vermiştir. Böylece Hasan Sabbah ve fedaileri, canlarını kurtararak Moğol hakanı Hülagü’nün Bâtınileri ortadan kaldırmasına kadar cinayetlerine devam etmişlerdir.
Sonuç olarak bu fesat ve terör örgütü açıkladığımız hadiselerden de anlaşılacağı üzere Selçuklu devletinin inkırazında da son derce büyük rol oynamıştır. Bu örgütün uyandırdığı korku sadece Selçuklu beldeleriyle sınırlı kalmayıp tüm dünyada tesirini göstermiştir. Haçlı seferleri ile birlikte Avrupa’ya taşınan bu örgütün namının ne derece etkili olduğunu görmek mümkündür. Nitekim Bâtiniler için kullanılan “Haşhaşiyyun” nisbesi, Avrupa dillerine anlamı kanlı katil manasına gelen “Assassin” olarak geçmesi bu anlamda kayda şayandır.