Makale

ESMA-İ HÜSNA

ESMA-İ HÜSNA
Prof. Dr. Zekeriya GÜLER | Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

Ebu Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulüllah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Allah’ın 99 ismi vardır, yüzden bir eksik. Kim bunları sayıp benimserse (ihsa) cennete girer."
(Buhari, Tevhid,12; Müslim, Zikir, 5.)
Açıklama
Buhari, hadisin bap başlığında “ihsa” kelimesinin “hıfz” manasına geldiğini açıklar. Nitekim hadisin bazı tarikleri, “hıfz (ezberlerse)” diye başlar ve “O tektir, tek olanı sever.” (Buhari, Deavat, 68.) cümlesi ile nihayet bulur.
Esma-i hüsna tabiri, Allah’ın en güzel isimleri anlamında kullanılır. Hadiste geçen “sayıp benimsemek (ihsa)” veya “ezberlemek (hıfz)” kelimesi, esma-i hüsnayı tanıyıp manalarını anlamak, doğru bir Allah tasavvuru ve uluhiyet inancı gereği “ruhi yetkinlik kaydetmek” diye yorumlanır.
Esma-i hüsna tabiri Kur’an-ı Kerim’de şöyle geçer: "Allah, kendisinden başka ilah olmayandır. En güzel isimler O’na mahsustur." (Taha, 20/8.); “O, takdir ettiği gibi yaratan, örneği olmadan canlıları var eden, biçim ve özellik veren Allah’tır. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanlar O’nun şanını yüceltmektedirler. O galiptir, hikmet sahibidir.” (Haşr, 59/24.) Ayrıca, "En güzel isimler Allah’ındır. O hâlde O’na o güzel isimlerle dua edin!" (A’raf, 7/180.) buyuran Yüce Rabbimiz, Esma-i hüsna ile niyazda bulunulmasını emreder. Tirmizi rivayetinde yer alan esma-i hüsna şöyle sayılır (bkz. Tirmizi, Deavat, 83; Beyhakî, el-Esmâ ve’s-sıfât, s. 4 vd.; Muhammed Acâc el-Hatîb, Fî rıhâb-i esmâillâhi’l-husnâ ve sıfâtihi’l-ulyâ: Adedühâ maânîhâ dilâlâtühâ ve mâ verade fîhâ, s. 12 vd.; Bekir Topaloğlu, “Esmâ-i Hüsnâ”, DİA, XI, 414-415.):
Esma-i hüsna, 99 rakamıyla sınırlı değildir. Nitekim verilen bu isimler içinde Kur’an’da geçmeyenler olduğu gibi, Kur’an’da geçip burada yer almayanlar da vardır.
Allah Teala hakkında yücelik ifade eden esma-i hüsna, kulların gönüllerinde saygı hissi uyandırır, huzur ve sükûn verir, lütuf ve rahmet ümidi telkin eder. Allah için vacip, caiz ve mümteni olan sıfatları içermesi sebebiyle O’nu tanıma hakkında bilgi ve bilinç kazandırır.
Esma-i hüsna, Allah’ın zatını niteleyen zati isimler ile kâinatla ilgisini belirten kevni isimlerden oluşur. Mesela Cebbar (iradesini her durumda yürüten, yaraları sarıp dertlere derman olan, iyileştiren) ismi zati, yani Allah’a has olan isimler için bir örnek teşkil eder. 99 ismin yarısı bu gruba girer. Muhyi (can veren) ise kevni isimler arasındadır. Kevni isimler, Allah’ın bütünüyle kâinat ve özellikle insan üzerindeki etkinliğini (taallukunu) dile getirir. Ayrıca insanla ilgili olan isimler vardır. Halim gibi bu gruba giren isimler, teenni ile hareket edip hilim göstermek suretiyle Müslümanın kişisel ve sosyal hayatına yansımalıdır. Böylelikle esma-i hüsnayı sayıp benimsemek, iman, amel ve ahlak düzeyinde gerçekleşmiş olur.
Bazı hadislerde ism-i azam (Allah’ın en büyük ismi) ile dua edildiğinde, bu duanın mutlaka kabul edileceği bildirilir. (Ebu Davud, Vitr, 23; Tirmizi, Deavat, 64-65, 100; Nesai, Sehv, 58; İbn Mace, Dua, 9.)
İsm-i azamın hangisi olduğu açık olmamakla beraber, farklı hadislerde Allah, Rahman, Rahim, el-Hayyü’l-kayyum, Bediu’s-semavati ve’l-ard, Zü’l-celali ve’l-ikram isimleri, ism-i azam olarak geçer.
Hadisten öğrendiklerimiz
λ Esma-i hüsnayı ezberlemek, onları sayıp tekrarlamak değil, manalarını anlayıp doğru bir Allah tasavvuru ve uluhiyet inancına sahip olmak demektir.
λ Bu anlamda esma-i hüsnayı belleyip öğrenen kul, Allah’ı gereği gibi tanıyıp sağlam iman ve ahlak sahibi olduğundan cennetliktir.
λ Esma-i hüsna zikredilerek yapılan dualar kabule şayandır.
Allah: Varlığı zorunlu olan yaratıcının özel ve en kapsamlı ismi.
Rahman: Acıyan, esirgeyen, sonsuz merhametiyle lütuf ve ihsanda bulunan.
Rahîm: Müminlere rahmetiyle muamele eden.
Melik: Hakimiyetin mutlak sahibi, görünen ve görünmeyen âlemlerin yegâne maliki.
Kuddüs: Her türlü eksiklikten münezzeh, tasavvur ve tasvire sığmayan
Selam: Esenlik veren, selamete çıkaran.
Mümin: Güven veren, vaadine güvenilen, gönlünü açanlara iman veren, korkudan emin kılan.
Müheymin: Görüp gözeten, denetleyen, kâinatın hâkim ve yöneticisi.
Aziz: Üstün, mutlak güç sahibi, izzetin asıl sahibi ve kaynağı.
Cebbar: İradesini her durumda yürüten, yaraları sarıp dertlere derman olan, iyileştiren.
Mütekebbir: büyüklükte eşi olmayan, azametini gösteren, büyüklük ancak kendisine yaraşan.
Hâlık: Takdirine uygun bir şekilde yaratan.
Barî: Bir örnek olmaksızın canlıları yaratan.
Musavvir: Şekil ve özellik veren.
Gaffar(Gâfir): Daima affeden, günahları bağışlayan.
Kahhar: Yenilmeyen, mutlak galip.
Vehhab: Karşılık beklemeden bol bol veren.
Rezzak: Bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp veren.
Fettah: İyilik kapılarını açan, hakemlik yapan.
Alîm: Her şeyi hakkıyla bilen.
Kâbız: Dilediğine rızkı daraltan, ruhları kabzeden.
Basıt: Dilediğine rızkı genişleten.
Hafıd: Alçaltan.
Rafi’: Yücelten.
Muizz: İzzet, şeref ve itibar veren.
Müzill: Alçaltan, zillet veren.
Semi’: İşiten.
Basîr: Gören.
Hakem: Takdirine uygun bir şekilde yaratıp son hükmü veren.
Adl: Mutlak adalet sahibi.
Latif: Yaratılmışların ihtiyaçlarını en iyi bilip karşılayan.
Habir: Her şeyin iç yüzünden haberdar olan.
Halim: Acele ve kızgınlıkla muamele etmeyen.
Azim: Zat ve sıfatlarının mahiyeti anlaşılamayacak kadar yüce olan.
Gafur: Bütün günahları bağışlayan.
Şekûr: Az iyiliğe çok mükâfat veren.
Alî: İzzet, şeref ve hükümranlık bakımından en yüce, aşkın.
Kebîr: Zatının ve sıfatlarının mahiyeti anlaşılamayacak kadar büyük olan.
Hafiz: Koruyup gözeten ve dengede tutan.
Mukit: Maddi manevi azık veren, koruyup himaye eden.
Hasib: Kullarına kifayet eden, onları hesaba çeken.
Celil: Azamet sahibi.
Kerim: Faziletin her türlüsüne sahip olan.
Rakib: Kollayıp gözeten.
Mücib: Dua ve taleplere karşılık veren.
Vâsi’: İlmi ve merhameti her şeyi kuşatan.
Hakim: Bütün emirleri ve işleri yerli yerinde olan.
Vedud: Çok seven, çok sevilen.
Mecid: Şanlı, şerefli.
Bâis: Ölümden sonra dirilten.
Şehid: Her şeyi gözlemiş olarak bilen.
Hak: Fiilen var olan, varlığı ve uluhiyeti gerçek olan.
Vekil: Güvenilip dayanılan.
Kavi: Her şeye gücü yeten.
Metin: Her şeye gücü yeten, kudretli.
Veli: Yardımcı ve dost.
Hamid: Övgüye layık.
Muhsi: Olup biten her şeyi bilen.
Mübdi’: İlk defa yaratan.
Muid: Tekrar dirilten.
Muhyi: Can veren.
Mümit: Öldüren.
Hayy: Ebedî hayat sahibi.
Kayyum: Her şeyin varlığı kendisine bağlı olup kâinatı idare eden.
Vacid: Zengin, dilediği zaman bulan.
Macid: Şanlı, şerefli.
Vahid: Bölünüp parçalara ayrılmaması ve benzerinin bulunmaması anlamında tek.
Samed: Hiçbir şeye muhtaç olmayıp her şeyin kendisine ihtiyaç duyduğu yegâne galip.
Kâdir: Her şeye gücü yeten, kudretli.
Muktedir: Sınırsız güç sahibi, her şeye gücü yeten, kudretli.
Mukaddim: Önce olan, öne alan.
Muahhir: Sonraya bırakan.
Evvel: Varlığının başlangıcı olmayan.
Âhir: Varlığının sonu olmayan.
Zahir: Varlığını ve birliğini belgeleyen birçok delilin bulunması açısından aşikâr.
Batın: Zatının görünmesi ve mahiyetinin bilinmesi açısından gizli.
Vâlî: Kâinata hâkim olup onu yöneten.
Müteali: İzzet, şeref ve hükümranlık bakımından en yüce.
Berr: İyilik eden, vaadini yerine getiren.
Tevvab: Tövbeleri kabul eden, kullarını tövbeye sevk eden.
Müntakim: Suçluları cezalandıran.
Afüvv: Günahları affeden.
Rauf: Şefkatli.
Malikü’l-mülk: Mülkün sahibi.
Zü’l-celali ve’l-ikram: Azamet ve kerem sahibi.
Muksit: Hak ve adaletle hükmeden.
Cami’: Toplayıp düzenleyen, kıyamet günü hesaba çekmek için mahlukatı toplayan.
Gani: Her şeyden müstağni ve her şey kendisine muhtaç olan.
Muğni: Mal mülk veren, zengin kılan.
Mani’: İstediği şeye engel olan.
Darr: Zarar veren şeyleri yaratan.
Nafi’: Fayda veren şeyleri yaratan.
Nur: Nur kaynağı, nurlandıran.
Hadi: Yol gösteren, hidayete erdiren.
Bedi’: Eşi ve örneği olmayan, sanatkârane yaratan.
Baki: Varlığı sürekli olan, ebedî.
Vâris: Her şey yok olduktan sonra var olmaya devam eden.
Raşid: Her işi isabetli olan, doğru yolu gösteren.
Sabur: Çok sabırlı.