Makale

ASIM GÜLTEKİN: "Dergiciliğin zayıfladığı bir ortamda, hür tefekkürden bahsetmek güçleşir.”

ASIM GÜLTEKİN: "Dergiciliğin zayıfladığı bir ortamda, hür tefekkürden bahsetmek güçleşir.”
Söyleşi: Ali AYGÜN

Uluslararası Dergi Fuarı, her sene artan sayı ve çeşitlilikte farklı ülkeden dergiciyi bir araya getiriyor. Bu sayede ülke ve lisanlar arasındaki sınırlar aşılarak çok boyutlu ve derinlikli bir dayanışmanın zeminini oluşturan temaslar gerçekleşiyor. Dünyanın ve Türkiye’nin dört bir yanından onlarca dergici, Sirkeci Garı’nda hummalı bir gayretle dergilerini anlatmak ve başka dergileri daha yakından tanımak için koşturdu. Dergi severler için de tam bir şölen havasında geçen 8. Uluslararası Dergi Fuarı, bu sene de çok sayıda etkinliğe sahne oldu. Biz de bu vesileyle dergici dostlarımızla küçük bir söyleşi gerçekleştirdik. Kendilerine dergiciliği, dergi fuarını ve Başkanlığımızın süreli yayınlarını sorduk.


Cemil Meriç: "Dergiler, hür tefekkürün kalesidir." diyor. Bugün dergiler sizce bu özelliğini koruyor mu?

Asım GÜLTEKİN
TÜRDEB Başkanı

Dergiler hür tefekkürün kalesi olma özelliğini elbette sürdürüyor. Neden sürdürüyor? Zira dergi dediğimiz nesnenin formatı bir veya birçok meseleyi farklı açılardan ele almaya yönlendiren bir format. İster aynı fikri dile getiriyor olsun ister farklı fikirleri dile getiriyor olsun, dergi dediğimiz nesne bunları farklı üsluplarla, tarzlarla dile getirmeye dergiciyi itiyor. Çok az dergici aynı şeyleri sürekli tekrar eden bir yayıncılık yapabilir. Kimse bu duruma düşmek istemez. Ama tabii kabiliyeti, imkânları, zekâsı, ekibi bunu başarabilmesini mümkün kılar kılamaz, o ayrı bir husus.
Hür tefekkürün kalesi olmasını bir dergiden beklerseniz çoğu kere umduğunuzu bulamayabilirsiniz. Lakin dergilere, dergiler ortamına bu gözle baktığınızda içinde şüphe barındırmayan bir eminlikle diyorum ki dergiler hür tefekkürün kalesidir. Gazetelere veya televizyonlara, internet haber sitelerine nazaran dergiler hür tefekkürün kalesidir.
Dergiciliğin çok zayıfladığı bir ortamda hür tefekkürden bahsetmek güçleşir. Türk dergiciliğinin zayıfladığı veya güçlendiği dönemler olmuştur ama önemli olan dergi çeşitliliğinin zenginliğidir. Eğer ortada bir dergi çeşitliliği varsa orada hür tefekkürün imkânından söz edilebilir.
80’li yılların dergiciliği 90’ların dergiciliği ve son on yılda dergicilikte neler oluyor bitiyor diye baktıktan sonra bir değerlendirme yapacak olursak günümüz dergiciliğinin kale olma özelliğini sürdürme potansiyeline sahip bulunduğunu iddia edebilirim. Lakin kimi dergiciler işin kolayına kaçarak dergiciliklerini icra ederlerse kalenin kimi yerlerinin tahrip olması, düşmesi çok mümkündür.
Ama kim ne kadar niteliği düşürürse düşürsün iyi dergicilik yapanlar gönderde hür tefekkür bayrağını dalgalandırmaya devam edecektir.
İslami dergiciliğin sosyokültürel ve dinî hayata katkısı nedir, anlatır mısınız?

Ziya GÜNDÜZ
Vuslat Dergisi Editörü

İslam’a gönül vermiş dergilerin gayelerinden birisi de toplumda huzur ve birlikteliği sağlamaktır. Dergiler, toplama İslami kavramlardan yola çıkarak, toplumda tevhidi bir bilinci inşa etmek adına, karınca misali adımlar attığını görüyor ve bu adımları önemsiyorum. Günümüzde İslami dergilerin hizmeti Türkiye’nin yakın tarihine damga vurmuştur. İslami fikirlerin, düşüncelerin, sanatın kültürün, İslami dergilerin vesilesiyle toplumda bir İslami şuurun oluşmasına katkı sağlamıştır. Günümüzde İslami dergilerin sosyokültürel açıdan halen toplum üzerinde derin etkiler bıraktığını söylemek mümkündür. Hâlen topluma direk etki yapan, eli kalem tutanların düşüncelerini dergiler aracılığıyla dile getirdiklerini görüyoruz. Ayrıca bu etkiyi dergi fuarına gelen okurlarda çok net görüyoruz. Dergi okurları, tek bir boyuttan olaylara bakmıyor, tam aksine diğer boyutları da görmeye çalışıyorlar. Bunun sebebi ise dergi bilincinden gelmektedir. Çünkü dergilerin sayfalarında, bir konuyu birçok açından okuma imkânı bulmaktadırlar. Dergi okurları, bu şekilde diğer farklı insanlarla daha iyi iletişim kurduklarını düşünüyorum. Dergi demek, birlikte iş yapmak demektir. Dergi demek, birlikte düşünmek demektir. Birlikten ise rahmet doğar.
İslami dergiciliğin dinî hayata katkısının çok olduğunu söyleyebilirim. Çünkü İslami dergilerin genel içeriğinde, İslami ilimleri görmek mümkündür. İslami dergiciliğin sayfalarında; fıkıh, kelam, tefsir, hadis, siyer, tarih gibi İslami hayatın teşekkülünü oluşturan bölümler, yani ana konular mevcuttur. Dinî bir hayat bu temel maddeler üzerinden inşa edilir. Bugün herhangi bir İslami derginin okuru, kendini İslami kavramlarla çok güzel bir şekilde ifade edebiliyor. Bugün herhangi bir dergiye abone olan aile bireylerinin hayatına baktığımızda İslami bilinci görebiliyoruz. Dergiciliğin dinî hayata katmış olduğu en büyük özellik, “nerede olursan ol, Allah bilinci ile hareket et” düsturudur. Dergi okumak, bütün boyutları ile dinî hayatın farkında olmaktır. İslami dergiler var oldukça, dinî hayata katkı sağlamaya devam edecektir. Ben de bu arada aynı zamanda bir Diyanet dergisi okuruyum.
İslami dergiciliğin gelişmesinde fuarların nasıl bir rolü var?

Murat AYAR
TÜRDEB Başkan Yardımcısı
Haksöz Dergisi Editörü

İslamcı ya da İslami dergilerin gelişiminde fuarların etkisinden bahsetmeden evvel İslami dergilerin sürecine kısmen de olsa değinmemiz gerekiyor. “İslamcı dergi” dediğimizde iki şeyi gündeme getirmiş oluyoruz. Birincisi İslamcılığı ikincisi ise bu düşünce ve aksiyon hareketinin tartışıldığı, üretildiği, yazıldığı ve yayıldığı zemin olan dergiyi gündeme getirmiş oluyoruz. İslamcılık düşüncesi başından beri çok çeşitli zeminlerde ve çok farklı kişiler ve ekoller tarafından farklı yönleriyle tartışılmıştır. Ancak bu tartışmaların zemini olan dergiler yeterince analiz edilmiş değildir. İslamcı dergiler ister klasik anlamda ilmî dergiler olsun, ister düşünsel ve usuli dergiler olsun isterse edebî ve estetik dergiler olsun İslamcılığın üretildiği düşünsel menfezleri oluşturur. Aslında Batı’da çıkmış olan derginin Müslümanlar arasında ilk örneğini Urvetü’l-Vüska oluşturur. Tunus ve Libya’da Zeytuniyye, Mısır’da Menar dergisi, Hint Alt Kıtası Pakistan bölgesinde Tercümanü’l-Kur’an ve Türkiye’de Sebilürreşad, Sırat-ı Müstakim da bu çalışmaların/çabaların bir yansımasıdır.
Türkiye’de Sebilürreşad, Sırat-ı Müstakim ile başlayan “İslami Dergicilik” Cumhuriyetin ilk yıllarında kesintiye uğramış olsa da bu çizgi Hilal, Büyük Doğu ve Düşünce dergileriyle 60’lı yıllardan itibaren yeniden kendisini inşa etti. 90’lara geldiğimizde aralarından Haksöz dergisinin de olduğu birçok dergiden söz edebiliriz. Ama 28 Şubat sürecinin ardından 90’lardan 2000’lere geldiğimizde birçok dergi yayınına son vermek durumunda kaldı. 90’larda yayınlamaya başlayan Umran ve Haksöz, 2000’lerde de yayına devam eden ender dergilerimiz arasında yer alır. Bu süreçte dergilerimiz bir okul olarak yüzlerce yazarın, şairin yetişmesine ciddi bir katkı sağlamışlardır.
2010 yılında TÜRDEB’in başlatmış olduğu dergi fuarları dergilerimizin yeniden görünür olmasında öncü bir rol oynamıştır. 30-40 dergi ile başlayan bu süreçte son fuarda 500’ün üzerinde derginin katılmış olması bu iddiamızı destekler niteliktedir. Ticari olmayan bu fuarın her geçen yıl artan ilgiyle büyümesi dergilerin geleceği anlamında da bize umut vermektedir. Dergi fuarı yurt içi ve dışından gelen yüzlerce derginin birbirleriyle etkileşimi anlamında da büyük bir katkı sağlamaktadır. Şöyle ki belki de Türkiye’de ilk defa farklı ekollerden gelen dergilerimiz fuar vesilesiyle diyalog imkânı yakalamışlardır.
İslami dergiler hiçbir zaman salt entelektüel bir çabanın ürünü olma gibi bir sınırlamanın içerisinde olmamışlardır. Bu dergiler bir hareketin, aksiyonun, çabanın görünür yüzü ve okulu olmuşlardır. Urvetü’l-Vüska’dan günümüze devam eden bir nehir olan bu çaba, son 8 yıldır düzenlenen fuarla daha gürleşmiştir.
Bir dergici olarak Diyanet İşleri Başkanlığının süreli yayınlarını nasıl buluyorsunuz?
Fatma TOKSOY
Seyyide Dergisi Kültür
Sanat Editörü

Bir dergici olarak Diyanet İşleri Başkanlığının süreli yayınlarını gayet başarılı bulmaktayım. Her bir sayısı ayrı bir emek ve çaba ürünü olan bu yayınlar halkımız ve nesillerimiz için başvuru kaynağı niteliğindedir. Alanında uzman akademisyenlerin ve yazarların hazırladığı yazı ve konular, röportajlardaki birbirinden aydınlatıcı ilgi çekici sorular ve cevaplarla doyurucudur.
Zaten Diyanet İşleri Başkanlığı dergicilik alanında 1950’lere uzanan bir tecrübeye sahiptir. Süreli yayınların toplumu din konusunda aydınlatmadaki fonksiyonunu göz önünde bulunduran Başkanlık, 1956’da ilk kez Diyanet İlmi Dergi’yi yayınlayarak başlamış ki bu derin bir tecrübeye sahip olunduğunu da göstermektedir. Bu dergi Yüksek Öğretim Kurulunun "hakemli dergi" tanımına uygun olarak yıllardır yayınlanmaktadır. Zaman zaman bu yayınlardaki makalelerden ben de müstefit olmaktayım. Geneli PDF olarak İSAM Kütüphanesi’nde de bulunduğu için bunlara ulaşmak da kolaylaşmaktadır. Süreli yayınlara ait diyanetdergi.com adresinden dergilerin hepsi ücretsiz olarak takip edilebilmektedir. Ayrıca tüm mobil platformlarda yer alan “Diyanet Dergilik” isimli uygulama ile de dergiler cep telefonu ve tablet gibi her türlü mobil ortamda interaktif ve etkileşimli bir biçimde okunabilmektedir. Ayrıca http://arsiv.ulakbim.gov.trde de bu makalelere ilmî yayınlara kolaylıkla ulaşılabilmektedir ve bu yönüyle de Diyanet’in halkımıza ve öğrencilere araştırmacılara güzel bir hizmetidir diye düşünmekteyim. 1978’de Diyanet Çocuk Dergisi ve ardından 1991’de Diyanet Aylık Dergi ve 1999’da yayın hayatına başlayan Diyanet Avrupa Dergisi ve bir de 2013 yılında iki ayda bir, 2014 yılından itibaren de her ay düzenli olarak neşredilmeye başlayan Aile dergisinin süreli yayınların arasına katılması ile bu hizmet katlanarak devam etmektedir. Özel sayı uygulaması ile de Diyanet süreli yayınları oldukça başarılıdır. Bir başvuru kaynağı daha oluşturmaktadır özel sayıları kütüphanelerimizde. Farabi, Kur’an, Mehmet Akif, Elmalılı ve Yesevi gibi verdikleri özel sayıları dolu doludur. Allah razı olsun bu süreli yayınları düşünüp vesile olanlardan, bu dergileri çıkaranlardan, bu dergiye yazanlardan, emeği geçen herkesten… Ben makalelerinden faydalandığım yazarlarımıza her daim dua etmekteyim. Sanırım faydalanan herkes de Allah razı olsun diyordur. Üstelik aile ekinin parasız olması da güzel bir uygulama. Gerek tasarımıyla gerek yazı ve röportajları ve yazarları ile beğendiğim dergilerden biridir Diyanet İşleri Başkanlığının süreli yayınları. Duacıyımdır emek verenlerine.
Diyanet İşleri Başkanlığının süreli yayınları TÜRDEB 8. Uluslararası Dergi Fuarı’na da katılarak halka tanıtımını da başarıyla yapmıştır. Diyanet süreli yayınlarını stantlarında duran görevli kardeşlerimiz halka anlatıp onlara ulaşmasında başarılı olmuşlardır. Bu fuarda Diyanet Çocuk Dergisi de hak ettiği ödülü almıştır. İçerik olarak çocuklara vermek istediği bilgi ve mesajları verdiği kanaatindeyim. Çocukların din eğitimine katkı sağlamak ve onların dünyaya bakış açısını geliştirmeyi gaye edindiğini düşündüğüm Diyanet Çocuk Dergisi bir gökkuşağı gibi nesilleri birbirleriyle buluşturan bir değerdir. Diyanet Çocuk Dergisi okuyarak büyüyen anne babalar bugün çocuklarına Diyanet Çocuk Dergisi okutmaktadır eminim. Derginin içeriğinde yer alan karikatür, hikâye, bulmaca ve görsellerle sadece çocukların hayal dünyasını geliştirmek ve onların zihin dünyasını inşa etmek gibi mühim bir görevi icra etmekle yetinmeyen Diyanet Çocuk Dergisi ahlaktan, tarihe kadar geniş bir yelpazede belirlediği gündem konularıyla ülkemizin geleceğini aydınlatan bir kandil gibidir, yol göstermekte, aydınlatmaktadır tazecik zihinleri.
Kutluyorum Diyanet İşleri Başkanlığının süreli yayınlarından olan bu dergilere emek verenleri de, Diyanet İşleri Başkanlığımızı da… İyi ki varsınız. Müstefit olanlarınız çoğalsın, sa’yiniz meşkûr olsun inşallah… ı bir gayretle dergilerini anlatmak ve başka dergileri daha yakından tanımak için koşturdu. Dergi severler için de tam bir şölen havasında geçen 8. Uluslararası Dergi Fuarı, bu sene de çok sayıda etkinliğe sahne oldu. Biz de bu vesileyle dergici dostlarımızla küçük bir söyleşi gerçekleştirdik. Kendilerine dergiciliği, dergi fuarını ve Başkanlığımızın süreli yayınlarını sorduk.