Makale

TEFSİR İLMİNİN ETE KEMİĞE BÜRÜNMÜŞ HÂLİ: KONYALI HÜSEYİN KÜÇÜKKALAY HOCA

TEFSİR İLMİNİN ETE KEMİĞE BÜRÜNMÜŞ HÂLİ: KONYALI HÜSEYİN KÜÇÜKKALAY HOCA
Rıfat ORAL | DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

Geçtiğimiz yüz yılda ilmî çalışmaları ve birikimiyle zirveye ulaşmış âlimlerden birisi de hiç şüphesiz Hüseyin Küçükkalay Hoca’dır. Tefsir ilmi yanında Arap Dili ve Edebiyatında da bir deha idi. O kadar birikimli bir insandı ki, cahiliye döneminden başlar Rasulüllah dönemi, Emeviler ve Abbasiler dönemine kadar gelen tarihî süreçteki şiirler, tartışmalar ve önemli bilgileri hafızasından nakleder, harika analizler yapar ve konuları güncellerdi. O sanki yürüyen bir kütüphane ve arşivdi. Suriye ve Irak’ta lise ve üniversite eğitimi aldığı için Arapçayı fasih ve avamca olarak ana dili gibi konuşurdu. Karşısındakinin de fasih ve beliğ konuşmasını isterdi. Ondaki ilim hırsını ve aşkını her ilim talibi okumalı ve başkalarına da aktarmalı ki ilim meşalesi yanmaya devam etsin.
Hüseyin Küçükkalay 1932 yılında Konya’da doğdu. İlkokulu 1944 yılında bitirdikten sonra babasının zoru ile 3 yıl bisiklet tamirciliğinde çalıştı. Ancak içindeki ilim aşkına bir türlü hâkim olamıyordu. 1947 yılında okumaya ve İslami ilimleri tahsil etmeye karar verdi. Her gün işe gitmeden önce sabah namazından 1-2 saat önce kalkarak o dönemin büyük âlimi Hacı Veyiszade Mustafa Hoca’dan, Cemil Efendi’den sarf ve nahiv dersleri aldı. İlk dersi ile ilgili şu hatıra onun içindeki ilim aşkını göstermeye yeterdir:
Hüseyin Küçükkalay ilim öğrenmek için devrin büyük âlimi Hacı Veyiszade Mustafa Hoca’ya gider. O da yaşça büyük talebelerinden Ali Rıza Işın’ı kendisine yardımcı olması için yönlendirir. Bundan sonra yaşananları Ali Rıza Hoca bir sohbette şöyle anlatmıştı:
"Hacı Veyiszade bazen yeni gelen öğrencilerin eğitimi için eski talebelerini görevlendirirdi. Bir gün 15-16 yaşlarında Hüseyin isimli bir çocukla benim ilgilenmemi ister. Benim ise yapmam gereken dersler olduğu için ilk anda şaşırırım. Bu çocuğun ilme olan tutkusunu denemek için ertesi günü sabah namazından bir saat önce Aslanlı Kışla’nın oradaki camiye gelmesini söyledim. Bu saatte geleceğini zannetmiyordum, ama gittim. Baktım ki bir çocuk soğukta abdest almaya çalışıyor. Yaklaştığımda bunun dün gelen Hüseyin isimli çocuk olduğunu gördüm. Onun azmi beni çok etkilemişti ve derse başladık."
Hüseyin Küçükkalay her sabah namazından önce ilim okumaya, sonra da çalışmaya gidiyordu. Onun azmi annesini bile şaşırtmıştı. Bir keresinde annesi ona kıyamayıp sabahleyin kaldırmamıştı. Uyanınca ona sitem etti ve kızdı. Annesi Fatıma Hanım’ın anlattığına göre bundan sonra uyumadan önce sağ elini bileğinden tavana bağlardı ki rahat uyumasın ve sabah namazından önce çabucak uyansın. Annesinin bütün ısrarlarına rağmen 2-3 ay buna devam etti. Bu bir yıl içinde sırasıyla Ali Rıza Işın, Hacı Veyiszade Mustafa Hoca, Cemil Efendi ve Mustafa Parlayan’ (Akdedeoğulların)dan ders okudu.
Yurt dışı eğitimi
a- Halep ve Şam: Onun hayali bir Arap ülkesinde okumaktı. Uzun çabalar sonunda babasını ikna edip onun rızasını alınca eski Beyşehir Müftüsü Ömer Tekin Efendi’nin oğlu Cemal Tekin Hoca ile beraber büyük sıkıntılar çekerek Halep’e gittiler. Burada çok zor hayat şartları altında okumaya başladılar. Hem çalıştılar, hem de okudular. Daha sonra buraya gelen başka Türk öğrencilerle bir grup oluşturdular. Mehmet Ulucan, Osman Zeki ve Mehmet Savaş hocalar bunlardan bazılarıydı. Hüseyin Hoca, Şam öğreniminde İslam âleminin en meşhur hocalarından ders aldı: Albülvehap Hafız’dan Fıkıh, Abdurrahman ez-Zubi’den Tefsir, Şeyh Halit’ten Arap Dili ve Edebiyatı, Şeyh Nayif el-Abbas’tan Fıkıh Usulü dersleri okudu. Ayrıca Şeyh Abdurrahman Ebu Tok ve Şeyh Abdülğani ed-Dakr gibi meşhur ilim adamlarından da ders okudu. Onun zekâsını ve azmini bütün hocaları takdir ediyordu.
b- Bağdat: Hüseyin Küçükkalay Hoca el-Ğarra’daki eğitiminden sonra Bağdat Şeriat Fakültesine gitti. 1956 yılında Hoca, okul yöneticilerinin bütün engellemelerine rağmen Şam’daki hocalarından aldığı referans mektupları sayesinde buraya kaydını yaptırabildi. Kaydını zor yaptıran Hüseyin Küçükkalay Hoca keskin zekâsı ve azmi ile fakülteyi birinci olarak bitirdi. Bir Türk öğrencisinin ana dili Arapça olan öğrencileri geçerek birinci olması hocaları da şaşırtmıştı. Hüseyin Hoca Bağdat’ta da et-Tefsir ve’l-Müfessirun sahibi Muhammed Hüseyin ez-Zehebi’den Tefsir, Bedir el-Mütevelli’den Fıkıh ve Usul, Abdülkadir el-Cümeyni’den Belağat ve Aruz, Ömer Bavezi’den Arap Dili ve Edebiyatı dersleri aldı.
Tedris hayatı
Başta Konya Yüksek İslam Enstitüsü, Selçuk İhtisas Eğitim Merkezi ve ilahiyatlar olmak üzere birçok yerde Arap Dili ve Edebiyatı, Tefsir ve Tefsir Usulü dersleri verdi. Konya’ya döndükten sonra 1961 yılında askerliğini yedek subay olarak tamamlayıp Konya Yüksek İslam Enstitüsüne Arap Dili ve Edebiyatı öğretim görevlisi olma hakkını kazandı. Burada şu andaki öğretim üyelerinin bir kısmı onun talebesidir. Hüseyin Hoca burada 22 yıl (1970-1982 arasında) görev yaptı. 1982 yılında kendi isteği ile emekli oldu.
Hüseyin Küçükkalay Konya Yüksek İslam Enstitüsü’nden 1982 yılında emekli olduktan sonra Suudi Arabistan’daki Kral Suud Üniversitesinden gelen bir teklif üzerine yurt dışına hoca olarak gitti. Kral Suud Üniversitesinde başladığı Arap Edebiyatı ve Tefsir derslerindeki hocalığı 6 yıl sürdü. Orada ana dili Arapça olan Üniversite öğrencilerine hocalık yaptı, tezler yönetti ve ilmî tartışmalara katıldı.
Riyat’taki 6 yıllık üniversite hocalığından sonra Hüseyin Küçükkalay Türkiye’ye geri döndü. Ama ilim aşkı onu ilerlemiş yaşına rağmen rahat bırakmıyordu. O yıllarda Konya’da yeni açılan DİB Selçuk İhtisas Eğitim Merkezinde Arapça ve Tefsir dersleri hocalığına davet edilince hiç tereddüt etmeden kabul etmişti. O dönemde Konya İhtisas Merkezi’nde sadece Hüseyin Hoca değil, aynı zamanda hadiste Dr. Nurettin Boyacılar, fıkıhta Mehmet Savaş Hoca ile birlikte İstanbul Haseki Eğitim Merkezinin fıkıh hocaları da sırayla gelmiş ve dersler vermişlerdi.
Kişiliği ve karakteri
Hüseyin Küçükkalay Hoca, Cumhuriyet döneminde yetişmiş olup Osmanlı tarzı medreselerinin belki de son temsilcilerindendi. Onda Osmanlı müderrislerinin ilmî alt yapısı ve yeterliliğini görmek mümkündü. Bütün bu ilmi enginliğine ve tefsirdeki birikimine rağmen kendisinde eşine az rastlanır bir tevazuu vardı. Bir gün hasta yatağındayken dostlarının kendisine; "Hocam, bu kadar ilminize rağmen medyatik olmadığınız için az tanınıyorsunuz. Size yeterince değer verilmediği için bizler üzülüyoruz." sözlerine şöyle cevap vermişti: "Biz basit kullarız. İmam-ı Azam gibi âlimlerin yanında bizim adımızın bile anılması büyük şans. Bunu dert etmenin anlamı yok. Allah günahlarımızı affetsin."
Çok hoş sohbet olan Hüseyin Küçükkalay’ın konuşmaları saatlerce dinlenirdi. İlmî konuşmalarını ve tefsir derslerini tarihî olaylar ve şiirlerle süsleyen hoca etkili ve ikna edici idi. Kendisini ziyarete gelenler bu sohbet ortamında onu dikkatlice ve hayranlıkla dinler, yanından ayrılmak istemezlerdi. Hüseyin hoca sabırlı bir insandı, sertlikten hoşlanmazdı. İnsanlarla konuşurken sesini yükseltmez ve her işini güzellikle halletmeye çalışırdı.
Vefatı
1998 yılında hastalığı artınca Hüseyin Küçükkalay evine çekildi. Hasta olmasına rağmen yatağının başında kitapları dizili durur ve her fırsatta onları okumaya gayret ederdi. 1998 yılı Aralık ayında hastalığı iyice ağırlaştı ve Ramazan ayının 28. günü (17 Ocak 1999 tarihinde) öğle vakti, saat 12.30’da Hakk’ın rahmetine kavuştu. Konya’daki çok sevdiği üstadı Hacı Veyiszade Mustafa Hoca Efendi’nin kabrinin yakınlarına defnedildi. Her nefis ölümü tadacaktır, hükmü onun için de gerçekleşmişti. Daha sonra bir kitabın girişine yazdığı (Arap şiirinden tercüme) şu mısralar onun kabir taşına yazılmıştı:
Başı zora geldiğinde arayacak insanım benim / Tıpkı karanlık gecede dolunayı aradığı gibi.
Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.