Makale

EMANET

EMANET

Selva ÖZELBAŞ | Üsküdar Vaizi

Emanet, birine geçici olarak bırakılan ve teslim alınan kişice korunması gereken eşya, kimse, vedia ve benzeri anlamlara geliyor.
Emanet maddi olabileceği gibi; dilimizde can ve ruh gibi manevi değeri bulunan şeyler de “Allah’ın emaneti” olarak isimlendirilmektedir.
Tarife göre emanetin en önemli iki hususiyetini söyleyebiliriz: Bunlardan biri, emanetin geçici olarak birine bırakılmış olması; diğeri de teslim edilen kişice korunmasının gerekliliğidir.
İslam hukukunda da “vedia akdi” olarak ifade edilen emanet akdi vardır ve önemli bir konudur. "Emanet", "vedia"dan daha geniştir, denilir. Çoğunlukla tefsirciler bunu "yükümlülükler" ve "farzlar" diye tefsir etmişlerdir. (Hamdi Yazır)
Emanetin genel anlamda insanın yüklendiği sorumluluk potansiyeli olduğunu kabul edersek insanoğlu Kur’an-ı Kerim’de bildirildiği gibi belki de sorumluluğu, elest bezminden (kalû belâda), “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.” diyerek almış olabilir. (Araf, 7/172.)
Yine Kur’an-ı Kerim’den, “Sonra sizin için bir karar yeri, bir de emanet yeri vardır.” (En’am, 6/98.) ayetiyle dünyanın insan için geçici bir emanet yeri olduğunu, insanın indiği yeri indiğinden itibaren emanet olarak almış olduğunu anlayabiliriz.
Ahzap suresinde ise gökler, yer ve dağların kendilerine arz edilen emaneti yüklenmedikleri fakat insanın onu üstlendiği açıkça ifade edilmektedir: “Biz o emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik, onlar, onu yüklenmeye yanaşmadılar, ondan korktular da onu insan yüklendi. O, gerçekten çok zalim ve çok cahildir.” (Ahzap, 33/72.) buyurur. “Yani: Onlar ya Cenab-ı Hakk’ın verdiği bir kabiliyetle böyle bir teklifle karşı karşıya kalmışlar, böyle bir mazerette bulunmuşlardı. Yahut onların mahiyetleri bakımından böyle bir teklife karşı lisanı halleriyle bu şekilde acizlik gösterecekleri temsil yoluyla beyan buyurulmaktadır.” (Ömer N. Bilmen, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri)
Yüce Rabbimiz burada bize, emanetin ehemmiyetini, emanete riayetin ne kadar zahmetli olduğunu temsili bir şekilde anlatıyor âdeta. Çünkü yer, gök ve dağlar insana oranla son derece azametli varlıklardır fakat ne kadar azametli olurlarsa olsunlar görevlerini akıl etmeden ve iradeye dayalı olmadan ancak yaratılışları doğrultusunda yerine getirebilirler.
İnsana gelince, emaneti üstlenmek insanın yaratılış sebebi ve kabiliyeti ile özdeştir; “Biz âdemoğullarını üstün bir izzet ve şerefe mazhar kıldık” (İsra, 17/70.) “Sizi dünyada halifeler yapmış olan O’dur.” (Enam, 6/165.) kavlince Allah (c.c.), insanı emaneti yüklenecek kabiliyette yaratmıştır. Öyle ki, insan bu donanımıyla ayette kendilerine teklifte bulunulan koskoca dağlar, gökler ve yerleri kullanıp şekillendirebilecek, imar edebilecek akıl, irade ve kavrama gücündedir. Pek çok ayette de ifade edildiği gibi insan düşünebilir, aklını kullanabilir, akıl erdirebilir, dolayısıyla akıl sahibidir.
Ömrü kısa, güçsüz ve muhteris olan insan bu sorumluluk emanetini böylece yüklenmiş olmaktadır. Hâlbuki yüklendiği bu sorumluluk emaneti çok ağırdır. İnsan eğer üstün özelliklerini iyi bir şekilde kullanır, aldığı emaneti gerektiği şekilde korursa görevini yerine getirmiş olur. Ama aksi olursa emanete ihanet etmiş görevini yerine getirememiş olacaktır ki, bu ihtimalle ve emanetin önemi dolayısıyla insan ayette ifade edildiği gibi gerçekten çok cahildir ve zulüm edebilmektedir.
Emanet, bir şeyi bir süreliğine korumak ve kollamak amacı ile elde tutmaktır. Kur’an’da ifade edilen, “insanın emaneti yüklenmesi” ise daha kapsamlıdır. Çünkü insanın yüklendiği bu emanet hem bir süre korunması hem de yerli yerinde sarf edilmesi gereken bir emanettir. O, kendisine verilen emaneti korumakla ve yerli yerinde kullanmakla yükümlüdür. Mesela, akıl ve beden insana verilen emanetlerdendir. İnsanın onları koruma konusunda tedbirli olması ve akıl ederek, çalışarak insanlığın yararına kullanması gerekir. Evlatlar emanettir; korunmaya, ihtiyaçlarını temin ederek iyi yetiştirilmeye ihtiyaçları vardır. Vatan kutsal bir nimet ve emanettir, pek çok emanet vatanında özgür yaşamakla korunabilir.
Tekrar edilecek olursa emanet genel anlamda insanın yüklendiği sorumluluk, yeryüzüne halife olma kabiliyeti; özel anlamda da, sorumluluğunu yüklendiği, Allah’ın kendisine tevdi ettiği her şey ve insana ihsan edilen her nimettir. Kısaca; insana bahşedilen akıl ve irade; nesil ve evlatlar; can (nefs), beden ve uzuvlar; din, dinin emirleri farzları ve bütün mukaddes değerler; maddi varlıklar, mal, dünya, özellikle vatan ve milletimizle ona bağlı kutsal değerler, makam-mevki, verilen sözler, ahitler ve kabiliyetler tek tek her biri insana verilen emanetler cümlesindendir. Bir de ‘zaman’ var ki, o da hem emanet hem de emanetlerin sürecidir diyebiliriz.
Diğer taraftan da emanet sadakate muhtaçtır. Emanete sadık olmamak ihanet ve nankörlük etmek, emanet edenin istediği gibi değil de kendi istediği gibi tasarrufta bulunmaktır. Emanet edilen şeylere ihanet, Allah’a ve Rasul’e ihanettir. (Enfal, 8/27.) Emanetin insanın ehil elinde korunup kollanması istenmektedir. (Nisa, 4/58.) Dolayısıyla Kur’an’da müminlerin vasıfları anlatılırken, “O müminler ki, emanetlerine ve ahitlerine riayet ederler.” (Mü’minun, 23/8.) buyurularak emanete ve ahitlere -verilen sözlere- riayetin imanın gereği olduğu ifade edilir. Başka bir ayette de Rabbimiz, “Onlar emanetlerini ve ahitlerini gözetirler.” (Mearic, 70/32.) buyurur.
Yine Rabbimiz Kur’an’da, “Ey iman edenler, Allah’a ve Rasulü’ne hainlik etmeyiniz ki, bile bile kendi emanetlerinize hıyanet etmiş olmayasınız.” (Enfal, 8/27.) buyurur ve emanete ihanet edenlerin kıyamet günü ihanet ettiğiyle geleceğini, her nefsin bunun hesabını vereceğini ifade ederek emanetin hem önemine hem de emanete riayet etmemenin Allah katındaki hesabına vurgu yapmaktadır. (Âl-i İmran, 3/161.) Emanete ihanet peygamberimizin de ifadelerinde yerini bularak; iyi bir ahlak olmadığı için sakındırılan “münafıklık alameti” olarak kabul edilmiştir.
Neredeyse elest bezminden itibaren emaneti yüklenen ve İslam’a teslim olarak bu ahdini yenileyen insanın rabbine verdiği sözlerde durmaması emanete ihanettir. Emanete ihanet en başta kişinin Allah’a isyanı ve kendisine zulmü sonra da yaşadığı dünyada oluşan kargaşanın en büyük nedenidir. Kur’an’da da ifade edildiği gibi insanın yeryüzünde fesat çıkarıp bozgunculuk yapması ve kan dökmesi emanete riayet etmemesi anlamına gelmektedir. Hâlbuki insan kendisine yüklenen kabiliyetin ve emanetlerin farkında, “emin” bir insan olarak hayatını idame etmelidir. Aksi takdirde cahilce hareket eden bir zalim olur.
Peygamberler ise “emanet” sıfatına haizdirler. Hz. Muhammed (s.a.s.) ise bizatihi emanet ahlakının zirvesinde “el-Emin” adı ve şanı ile maruf en güzel ve örnek şahsiyettir. Rabbim bizleri onun o güzel ahlakı ile ahlaklananlardan eylesin!