Makale

SANAL ÂLEMDE ETİK NASIL VE NE KADAR MÜMKÜN?

SANAL ÂLEMDE ETİK NASIL VE NE KADAR MÜMKÜN?

Doç. Dr. Ali AYTEN | Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi


İnternet ve sanal âlem özellikle 2000’li yıllardan sonra kaçınılmaz olarak gündelik hayatımızın önemli bir parçası hâline gelmiştir. Günümüzde iyi ve kötü yönleriyle, insana kazandırdıkları ve kaybettirdikleriyle, etik problemleriyle en çok tartışılan hususlardan biridir. Facebook’un yeni yeni ülkemizde yayılmaya başladığı günleri hatırlıyorum. Heyecan vericiydi. Yıllarca görüp konuşamadığımız arkadaşlarımızı bulup arkadaş akdimizi sanal âlemden yeniliyorduk. İşlem basitti ekliyordum, kabul ediliyordu. Yıllarca görmediğimiz izini kaybettiğini düşündüğümüz arkadaşların resimlerini bugünkü hâllerini görmek gerçek hayattaki yakınlığımıza bağlı kalarak farklı yorumlar eklemek çok hoştu. Merak duygumuzun giderildiğini hissetmek, gönlümüzün bir köşesinde belli belirsiz hatıraları yeniden canlandırmak vefa duygumuzu güçlendiriyordu. Bunlar sosyal medyanın ilk görünüşte deneyimlediğimiz olumlu yanlarıydı. Ancak bir de zamanla anlaşılan olumsuz tarafları ortaya çıktı. İnsanlar gerçek hayattaki hesaplaşmalarını ve kavgalarını oraya taşıyorlardı. Herhangi bir doğrulama ihtiyacı hissetmeksizin edindikleri her türlü bilgiyi fütursuzca orada paylaşıyorlardı. Herhangi bir hassasiyet gözetmeden başkalarının mahremiyet alanına destursuz girebiliyorlardı. Zorbalığın sanal olanını, insan tabiatının o kötü tarafını bütün teknolojik imkânları da kullanarak orada sergiliyorlardı. Kitleleri oradan manipüle ediyorlardı. Bu olumsuz yönlerini gördükçe sanal âlem ve sosyal medyayla ilgili soru işaretlerimiz zamanla arttı.
Seneler geçtikçe insanlar gerçek hayatta tanımadıkları herhangi bir hukukları olmayan insanlarla sanal arkadaşlıklar kurmaya başladılar. Gerçek arkadaşlarının arkadaşlarıyla sanal arkadaş, sanal kanka oldular. Normalde gerçek hayatta insan ilişkileri sosyal normlarla çevrilmiş, bir anlamda insanların hak ve hukukları bu normlarca bir dereceye kadar korunmuştur. Ancak sanal âlemde böyle bir sosyal normlar örüntüsü henüz bütünüyle geliştirilmemiştir. Belki ilerleyen zamanlarda olumsuz tecrübeler insanları bu tür sanal bir normlar sistemi geliştirmeye itecektir kim bilir. Ancak günümüzde ahlakın şekillendirdiği sosyal normlar insanların bireysel olarak taşıdıkları kadar var. Yani bilgisayarın başında oturan, akıllı telefonu elinde tutanın tanıdığı, bildiği kadar ahlakı ve normları var sanal dünyanın. Bunların da müeyyidesi neredeyse tamamen bireysel bilgi ve eğitim derecesiyle sınırlı. İşte bu özelliklere sahip olan sanal âlem bir taraftan insanların birbirine ulaşmasını kolaylaştırıp hızlandırırken diğer taraftan da normları esnetiyor ve onları sadece bireylerin vicdanıyla sınırlandırıyor. Bir yönüyle iletişim aracı olan internet, kaçınılmaz olarak pek çok iletişim kazalarına sebep olabiliyor.
Burada ayrıca sanal âlemin ya da sosyal medyanın “sosyalliği” sorgulanmaya değer. Çünkü herkesin birey olarak var olduğu ve kendi normalini kendisinin belirlediği bir dünya ne kadar sosyal olabilir. Bu normların esnekliği internetin en büyük kullanıcı kitlesi olan gençlik döneminin kaypaklığıyla birleşince pek çok ilişki biçimi herhangi bir norm olmaksızın kendi seyrinde akıp gidiyor. Sanal âlem, gençliğin kaypaklığını besleyen araçlar sunuyor. Kurallar ve insanların söz ve davranışlarının sonuçlarına katlanmalarını sağlayan bağlayıcılık özelliği sanal âlemde en zayıf noktaya iniyor. Diğer taraftan sanal âlem insanlara sahte bir cesaret duygusu veriyor. İnsanların yüzüne, gözlerinin içine bakarak söyleyemeyeceğiniz çoğu şeyi klavyenin tuşlarıyla tuşlayabiliyorsunuz. Sanki o sözleri sizin zihniniz üretmiyor ve sizin ağzınızdan çıkmıyor gibi. Gerçekten de söz ağzınızdan çıkmıyor hani derler ya “söz ağızdan bir kez çıkar.” Çünkü o çıktı mı bir bağlayıcılığı vardır. Sözümüz sözdür icabında. Ancak sanal âlemde durum hiç de öyle değil. Herhangi bir sosyal norm yok, kişiyi muhatabına ve topluma karşı sorumlu hâle getirecek şahitler yok. ‘Eller ne der, gören olur, el âleme nasıl anlatırız durumu” gibi dertler hiç yok. Peki, ne var? Sadece kendimiz ve sınırlandırılmaya muhtaç isteklerimiz; bir de sınırsız internetimiz. Bütün bunlar bireyciliğin tavan yaptığı, herhangi bir kural ve kaidenin sınırlandırmadığı postmodern bir zihnin vicdanına terk edilmiş bir âlemde nelerin olabileceğinin habercisidir.
“Yüz yüze bakacağız” anlayışı her insanda az ya da çok var olan kötülük yapma güdüsünün kontrolünde yardımcı olabilir. Kişi sahte bir hesap kullanmasa da mekânsal olarak uzak olduğunu düşündüğü ve o an için yüz yüze görmediği, belki de hiçbir zaman karşılaşmayacağını varsaydığı kişiyi rencide edecek, aşağılayacak ifadeler yazmaktan çekinmeyebilir. Bu yönüyle internet insanın kolayca saldırganlık eğiliminin ortaya çıkmasına ciddi bir zemin hazırlayabilir. İnsanları internet üzerinde rencide etmeyi, taciz etmeyi, bir yönüyle trollemeyi, ahlaki anlamda bir problem olarak görmeyen veya dindarlığıyla ilişkilendirmeyen bir nesil mi yetişiyor? Bu gerçekten özellikle genç neslin bozulduğu anlamına mı geliyor? Yoksa bugünkü teknolojik imkânların ve özellikle internet ortamının bir tür ayna görevi gördüğünden zaten var olan toplumsal ve ahlaki problemlerin görünürlüğünü mü artırıyor? Günümüzde tüm bu sorular cevaplarını bulmayı bekliyor.
Sanal âlemdeki iletişim gerçek bir iletişim değil, adı üzerinde sanal ve eksik bir iletişim. İnsanların mesajlarını muhatabına sadece sözle anlatmadığını beden dilinin de iletişimde önemli bir unsur olduğunu düşündüğümüzde sanal âlemde nasıl bir iletişim olduğunu tahmin edebilirsiniz. Ne tür hataların yapılacağını kestirebilirsiniz. Yanlış anlamalardan, fevri yazılan mesajlardan ötürü nice kalplerin kırılacağını nice arkadaşlıkların heba edilebileceğini varın siz hesaplayın.
Aslında bugünün gençliği dünün gençliğinden daha iyi ya da daha kötü değil. Gençlik aynı gençlik. Ancak bugünün gençliğinin daha rahat davranmasını sağlayan şey, kendisini sınırlayan ve sorumluluklar yükleyen sosyal normların biçim değiştirmiş olmasıdır. Teknolojik gelişmeler ve şehirleşme yepyeni bir kültür oluşturmakta, insanlar sorumluluklarını ve ahlaki ilkelerini aynı hızla güncelleyememekte ve yeni oluşan bu alana aynı hızla aktaramamaktadır. Gerçek karşılaşma alanlarının ve sosyal örüntülerin azalması nedeniyle bireyselliğin arttığı ve ötekini anlamanın azaldığı ortamda kalbin kalbi anlaması da zorlaşmaktadır. Artık günümüzde insanoğlu herhangi bir kişi ya da grupla ilişkide bulunurken daha korunmasız durumda. Nesiller arasındaki farklılık çok hızlı değiştiği için ebeveyn ile çocukların dünyaya bakışı ve ilişki kurma biçimleri birbirinden oldukça farklı. Aileler çocuklarının yanlışlarını düzeltmek hatalarını onlar için en az zararlı hâle getirmek için çaba sarf etmekteler. Ancak bazı aileler için sanal âlem henüz bir bilinemezler dünyası.
Sanal âlemin bu her şeyi kolaylaştıran insan üzerindeki sorumluluk ve bağlayıcılığı azaltan veya bazı durumlarda ortadan kaldıran yönü gençlerin duygusal dünyasına da yansımaktadır. Sanal âlem hız konusunda iyi olsa da bir insanı gerçekten tanıma hususunda aynı imkânı sunamaz. İnsanlar başkasının duygularını nasıl anlayabilsin. Henüz duygular internette aktarılamıyor. İnsanlar gerçekte ne kastettiklerinin o anda hangi hâletiruhiye içerisinde olduklarının ne kadarını anlatabiliyor, aktarabiliyorlar. Zaman ilerledikçe sanal âlemde kendi içinde bir tür sanal normlar geliştiriyor ve bunlar iletişimin düzelmesi için uygulanıyor. Aynı konu sanal mahremiyetin gerekliliği konusunda da söylenebilir. İnsanlar farklı mekânlarda bulunduğu için aynı mekânda bulunmanın ve yüz yüze konuşmanın oluşturacağı mahremiyet durumunu yeterince hissedemeyebilirler. Bu da onları her konuda daha cüretkâr kılabilir.
Dinî motiflerin ve mukaddes söylemlerin de sanal âlem ziyaretçileri tarafından kullanılması ve istismarı söz konusudur. Ancak bu söylemler gerçek hayatta olduğundan daha az ya da daha fazla kullanılmıyor. Yukarıda da bahsedildiği üzere farklılık söylemlerde değil söylemin kullanıldığında sanal âlemde bir bağlayıcılığının olup olmamasındadır. İnsanlar gerçek hayatta iletişim esnasında da muhatabı etkilemek için dinî ve manevi söylemleri kullanıyorlar. Ancak sanal âlemin dezavantajı karşıdaki kişinin gerçekten söylediğini ne kadar hissettiğini bilme ya da bu konuda bir fikir edinme ihtimaliniz gerçek hayattakinden çok daha düşüktür. Bir insan dinî argümanları da kullanarak iyi edebi bir metin oluşturabilir. İkna edici cümleler kurabilir. Ancak bunu ne kadar hissettiğini ve hayatına ne kadarını yansıttığını takip etmeniz sanal âlemde daha zordur. Aynı zamanda insanı makineden daha doğrusu bir bilgisayardan ayıran en temel özellik duyguları yani kalbidir. İnsan sadece pek çok bilgiyi öğrenen onları depolayan ve onlara göre tepkiler geliştiren bir varlık değil aynı zamanda hisseden, şefkat ve merhamet gösteren, empati kuran, etkileyen ve etkilenen bir varlıktır. Sanal âlemde bu kapasitelerinden özellikle duygu içerenleri kullanması çok mümkün değildir. İletişim o kadar sınırlı ki, kişiler bazı durumlarda karşıdaki kişiyi kırdığı, incittiğinin farkına bile varamıyorlar.
Bireylerin, özellikle gençlerin herhangi bir hayal kırıklığı kalp kırıklığı yaşamamak için gerçek hayatta tanımadığı bilmediği insanlarla sanal âlemde iletişime geçmemesi yararlı olabilir. Daha çok beğenilme daha çok arkadaşı olma arzusunu bırakarak nitelikli arkadaş edinmeyi tercih etmek yararlı olacaktır. Sanal mahremiyet fikrinin ve sanal âlemde yapılıp edilen her şeyin sorumluluk yükleyeceğine dair bilincin kazandırılması gerekmektedir. Ancak bu bilincin kazanılması zaman alacağından herkesin bireysel olarak kendi özelini koruma hususuna dikkat etmesi faydalı olabilir. Sanal âlemin, gerçek hayatın sınırlarından sıkılan bazı kullanıcılar için bir kaçış alanı, kurallar ve ilkelerin dışına çıkma isteklerini tatmin ettikleri bir mecra olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır. En nihayetinde sanal âlem hukuku ve sanal âlem fıkhının oluşturulması yakın gelecekte gerçekleştirilmesi gereken bir hedef ve zorunluluk gibi gözüküyor. Sosyal medya okuryazarlığı eğitimi verilmesi ve bunun yaygınlaştırılması elzemdir. İnsanların ahlakını bozduğu ve daha kötü varlıklar hâline getirdiği şeklinde suçlanmaktadır. Ancak internetin ve sanal âlemin insanlık için bir ayna olma yönü de unutulmamalıdır.

(Yazarın “Gençliğin Sanal Alemle İmtihanı” (Mutluluğun Peşinde, Çamlıca Yayınları, 2017) başlıklı yazısının gözden geçirilmiş ve eklemeler yapılmış halidir.)