Makale

EDİTÖRDEN

EDİTÖRDEN

Dr. Yüksel Salman

İslam tarihinde daha ilk zamanlardan itibaren ayrılıkçı bir yapı olarak nifak olgusundan söz edilse de nifak hareketlerinin ortaya çıkışının, Müslümanların organize bir topluluk ve teşkilatlanma sürecine girdiği Medine döneminde kendisini hissettirdiğini söylemek mümkündür. Hz. Peygamber (s.a.s.) Medine’ye hicret edip İslamiyet orada güçlenmeye başladığında, bazı kesimler Rasul-i Ekrem’e inanmamakla birlikte, siyasi, ekonomik veya başka sebeplerle zahiren Müslüman olduklarını söyleyerek kalplerindeki inkarı gizlemek zorunda kalmışlardır.

Asrısaadet döneminde münafıkların faaliyetleri; barış zamanında ensar ve muhacirler içinde kavga çıkartarak İslam toplumunu birbirine düşürmek, Hz. Peygamber’e gelen vahyi küçümseyip yeni Müslüman olanlar arasında tereddüt uyandırmak, onun şahsını ve aile fertlerini cemiyet içinde lekeleyerek yıpratmak şeklinde yoğunlaşırken; savaş zamanında Müslümanların cesaretini kırmak, düşmana avantaj sağlayıcı yollara başvurmak, Rasulüllah’a karşı zararlı fiiller tertiplemek ve İslam ordusunu içten çökertmeye çalışmak şeklinde sıralanabilir. Bu durum karşısında çok ince bir siyaset takip eden Hz. Peygamber, önce münafıkların dış desteklerini keserek onları yalnızlığa itmiş ve ashap arasında kurduğu birlik ve kardeşlik şuuruyla iç huzuru ve güvenliği tesis etmiştir. Böylece münafıklar, Rasul-i Ekrem’in vefatına yakın dönemde etkilerini neredeyse tamamen kaybetmişlerdir.

Müslüman toplumlar Hz. Peygamber döneminden sonra da günümüze kadar çok çeşitli nifak hareketleriyle karşılaşmıştır. Bunların ortak amacı, her dönemde Müslümanlar arasında fitne ve fesat çıkarmak ve İslam toplumunu zayıflatmak olmuştur. Günümüzde de gizli ağlar şeklinde örgütlenen, din görünümlü olmakla birlikte İslam’ın inanç, ibadet ve ahlak esaslarıyla asla bağdaşmayan, Müslümanların asırları aşıp gelen tarihî tecrübe ve geleneğiyle izahı mümkün olmayan yapılarla karşı karşıyayız. Amaca ulaşmak için dinin meşruiyet ölçülerini hiçe sayarak her vasıtayı kullanan, İslam’ın nifak alameti saydığı ikiyüzlülüğü, takiyyeyi bir taktik olarak kullanan FETÖ/PDY örgütü de bunun tipik bir örneği olarak karşımızda durmaktadır.

İmanın temeli sıdk, nifakın özü ise yalan ve ikiyüzlülüktür. Bu yüzden yalanla iman bir arada bulunamaz. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de müminleri sadakatlerinden dolayı mükâfatlandıracağını, münafıkları ise cezalandıracağını haber vermektedir. (Ahzab, 33/24.) Şu bir gerçektir ki, tarihsel süreçte ortaya çıkan bütün nifak hareketleri, Müslümanlara pek çok zarar vermiş olsa da sonunda hep yok olmaya ve yenilmeye mahkûm olmuşlardır.

15 Temmuz sonrasında hazırladığımız özel gündem dosyaları çerçevesinde bu ay, “İslam Tarihinde Nifak Hareketleri” konusunu ele aldık. Geçmişten günümüze “nifak” ve “münafık” olgusunu; zaman içerisindeki değişimleri, zararları, ortaya çıkış ve görünme biçimleri gibi farklı açılardan kapsamlı olarak ele değerlendirdiğimiz bu sayıda, Prof. Dr. Mehmet Dalkılıç, İslam tarihindeki nifak hareketlerini gözler önüne serdi. Prof. Dr. H. Kamil Yılmaz, “Kalbinde Nifak Bulunanlar” başlıklı yazısında, nifakın iman levhasını parçalayan bir ateş olduğuna dikkat çekti. Prof. Dr. Adnan Demircan, “İslam Medeniyetinin Nifakla İmtihanı” yazısında, konuyu ilk dönem İslam tarihi perspektifinden hareketle ele aldı. Prof. Dr. Hilmi Demir, “Ezoterik Radikal Bir Nifak Hareketi Olarak FETÖ” başlığı altında, FETÖ ihanet şebekesinin zihinsel kodlarını irdeledi. Prof. Dr. Ejder Okumuş, temel İslami referanslar çerçevesinde “Münafıklarla Başa Çıkma Yolları”nı bizimle paylaştı. Söyleşi bölümünde Prof. Dr. Mehmet Bahaüddin Varol, nifakın beslendiği kaynaklara ve onunla mücadelenin ancak bilgi temelli bir cepheyle mümkün olacağına dikkatimizi çekti.

Rabbimiz bizleri nifak sözlerinden, işlerinden ve nifak ehlinden uzak eylesin. Bizlere, tüm nifak ve fitne odaklarına karşı feraset, basiret ve teyakkuz hali versin.

Yılın ilk sayısını istifadenize sunarken, 2017 yılının sağlık, afiyet, huzur, barış ve başarı dolu bir yıl olmasını temenni ediyorum.