Makale

Engel Tanımayan Sahabiler

DİN DÜŞÜNCE YORUM

Engel Tanımayan Sahabiler

Rıfat ORAL
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

HZ. PEYGAMBER’İN sahabileri gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine bakarsanız ve örnek alırsanız hidayeti bulursunuz. Her türlü zor şartlara ve olumsuzluklara rağmen mücadeleye devam eden bu insanlar geleceğin tarihini yazmışlardı. Engel tanımayan bu insanlar İslam medeniyetinin görkemli mimarlarıdır. Çünkü bedensel engelliler de dâhil hepsi bu başarıya imza atmışlardı.
O günkü İslam toplumunda cahiliye hastalıkları teker teker ortadan kaldırılıyor ve topluma adalet, merhamet, fedakârlık ve paylaşma duyguları hâkim oluyordu. İnsanlar birbirleriyle öyle kaynaşmışlardı ki onları söküp atmak ve yenilgiye uğratmak âdeta imkânsız hâle gelmişti. Bu toplumda öncelikli değer, takva (samimiyet ve mücadele) idi. İslam sürekli onları güçlendiriyor ve zaaflarını törpülüyordu. Toplumdaki fakirlik, sakatlık ve zayıflık gibi problemlerin etkisi sistematik olarak azalıyordu. Hz. Peygamber sahabe-i kiramı öyle yetiştirmişti ki, hiçbirini diğerinden ayırt etmeksizin (liyakatli olması şartıyla) hepsine görev veriyordu. Onların genç ya da bedensel engelli olmaları ikinci plandaydı. İnsanlar da bu uygulamayı hiçbir zaman sorgulamıyor ve dedikodusunu yapmıyorlardı. Mekke’nin fethinden sonra Arabistan’ın en önemli kenti olan Mekke’ye Attab b. Esid isimli 20 yaşlarında bir delikanlıyı vali olarak tayin etti. Kâbe’nin ilk müezzini Ebu Mahzure ise 18 yaşlarında bir gençti. Peygamberimiz insanları iyi yetiştiren idealist bir kişiydi. Mekke’nin fethinden sonra da Medine’de kalmaya devam etti. Mekke’ye (doğduğu ve büyüdüğü topraklara) dönüp yerleşmedi. Muhacirlerin Mekke’de üç günden fazla kalmalarını istemedi, orada ölenlerin de Mekke dışına defnedilmelerini tavsiye etti. Sanki şöyle bir mesaj veriyordu: Biz burayı Allah için terk ettik/hicret ettik ve bir daha geri dönmeyeceğiz. Onun bu idealist tavrı insanları çok etkilemişti. Bedensel engelli olan sahabiler bile savaşta ve barışta hayatın merkezindeydiler. İşte bunlardan dört örnek sahabi: İbn Ümmi Mektum, Muaz b. Cebel, Abdurrahman b. Avf ve Ebu Süfyan..
İbn Ümmi Mektum (15/636): Gözleri doğuştan görmüyordu. Mekke ve Medine’de hep Hz. Peygamber’in yanındaydı. Kur’an’ı ve sünneti öğrenmek için bütün gücünü sarf ediyor, Hz. Peygamber’e sorular soruyor, sürekli bir şeyler öğrenmek istiyordu. Bir keresinde Hz. Peygamber Mekke’nin ileri gelenlerine İslam’ı anlatırken İbn Ümmi Mektum geldi ve söze karıştı. Gözlerinin görmemesi sebebiyle peygamberimizin İslam’ı anlatmak için nasıl ter döktüğünü fark etmiyordu. Onun pervasız hâlini peygamberimiz biraz yadırgadı ve hoş karşılamadı, hatta sözüne cevap vermeyip yüzünü çevirdi. Bunun üzerine Allah Teala olaya müdahale etti ve Abese suresini indirerek peygamberini uyardı:
“Kendisine bir âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve döndü. Ne biliyorsun; belki o (âmâ vahiyle) temizlenecekti/arınacaktı ya da öğüt alacak ve hatırlatma kendisine faydalı olacaktı. Ama o, kendisini üstün gören kişiye gelince; sen onunla ilgileniyorsun (diğer insanları unutuyorsun). O (kibirli)nin temizlenmemesinden/arınmamasından sen sorumlu değilsin. Huşu içinde koşup gelen o (âmâ) kişiye gelince, onunla ilgilenmiyorsun. Kesinlikle, bu Kur’an bir hatırlatmadır. Dileyen (doğruyu) hatırlar (ve öğüt alır)…” (Abese, 80/1-12.)
Bu ayetler nazil olduktan- sonra Hz. Peygamber’in âmâ olan İbn Ümmi Mektum’a ilgisi daha da artmıştı. Her seferinde onu kabul ediyor, vahyi anlatıyor ve iyi yetişmesine gayret ediyordu. Sesi gür ve güzeldi. Medine’ye hicretten sonra insanlara Kur’an öğretmeye ve okutmaya başladı. Bera b. Âiz diyor ki: “Bize ilk hicret eden kimseler Mus‘ab b. Umeyr ile İbn Ümmi Mektum’dur. Bunlar (Medine’de) halka Kur’an öğretiyorlardı.” (Buhari, Menakıbu’l-Ensar, 46.) Medine’de Mescid-i Nebi’de ezanları Bilal-i Habeşi, bazen de İbn Ümmi Mektum okuyordu. Bilhassa sabah ezanlarını İbn Ümmi Mektum okuyordu. Fecr doğunca ona haber veriliyor ve güzel sesi ile müminleri namaza çağırıyordu: “…Hayye ale’s-salâh, Hayye ale’s-salâh…” Hz. Peygamber savaşa giderken de kendi yerine Medine yöneticiliğini İbn Ümmi Mektum’a bırakıyordu. (bk. İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübra, IV/154-156; İbn Hacer, el-İsabe, IV/495-495 (No: 5780).)
Muaz b. Cebel (17/638): Akabe biatlarında Müslüman oldu. Bu tarihten itibaren bütün tebliğ faaliyetlerine katıldı. Bacağından sakat olan ve topallayan bu büyük sahabinin hareketli bir hayatı vardı. Kendisi ensardan olduğu için Medine’ye gelen muhacirlere yardım etti. Abdullah b. Mes’ud ile kardeş oldu. Kur’an’ı en iyi bilen dört sahabiden ve fetva veren altı sahabiden birisiydi. Peygamberimizin kâtipliğini ve haznedarlığını yaptı. Çok çalışkan olması ve İslam’ı iyi bilmesi nedeniyle Allah Rasulü tarafından önemli bir bölge olan Yemen’e Ebu Musa el-Eş’ari ile birlikte gönderildi (9/630). Oradaki görevi: a- Valilik, b- Kur’an eğitimi ve tebliği, c- Fetva vermek, d- Kadılık yapmak e- Zekât toplamak ve dağıtmaktı. Görevini (11/632) yılında tamamlayıp Hz. Peygamber’in vefatından sonra Medine’ye döndü. Hz. Ebu Bekir döneminde Suriye’nin fethi seferlerine katıldı. Hz. Ömer döneminde Suriye orduları komutanı Ebu Ubeyde b. Cerrah veba salgınından ölünce, Muaz b. Cebel ordu komutanı tayin edildi. Bu bölgede İslami eğitim dâhil birçok hizmetlerde bulunan Muaz b. Cebel Ürdün’de yakalandığı bir taun hastalığında vefat etti (17/638). (bk. İbn Sa’d, et-Tabakât, III/437; İbn Hacer, el-İsabe, VI/107; DİA. Muâz b. Cebel.)
Abdurrahman b. Avf (32/652): Hz. Peygamber’e ilk iman eden ve aynı anda cennetle müjdelenen on sahabiden birisidir. Peygamberimizden on yaş küçük olan Abdurrahman b. Avf, Mekke’deki baskı ve işkenceler sebebiyle önce Habeşistan’a, sonra da Medine’ye hicret eden sahabe-i kiram arasındaydı. Hz. Peygamber’le birlikte bütün savaşlara katıldı. Uhut savaşında aldığı çok sayıda yara sebebiyle ayağı sakatlandı ve hayatı boyunca topallayarak yürümek zorunda kaldı. Fakat bu durum onun azminden hiçbir şey eksiltmedi. Ticarette çok başarılıydı. Medine’de ilk defa Müslümanlara ait bir pazar açılamasında ve Yahudilerin ekonomik tekellerinin kırılmasında etkili oldu. Hicretin 6. yılında Allah Rasulü tarafından Dûmetülcendel seriyyesine komutan tayin edildi. Tebük seferinde kıldırdığı bir namaza Hz. Peygamber de iştirak etti. Hz. Ebu Bekir gibi o dönemde Rasulüllah’a namaz kıldıran ender sahabilerdendi. Vefatında Hz. Peygamber’i kabre indiren dört sahabiden birisidir. Hz. Ebu Bekir ve Ömer dönemlerinde bu iki halifeye de müsteşarlık yaptı. Herkes onunla istişare eder ve reyine (görüşüne) önem verirlerdi. Hz. Ömer döneminde hac emirliği ve hazine muhafızlığı yaptı. Hz. Osman döneminde de müsteşarlık ve hac emirliği görevine devam etti. Zaman zaman halifeyi uyarırdı. Abdurrahman b. Avf 75 yaşında Medine’de vefat etti ve vasiyeti üzerine cenaze namazını Hz. Osman kıldırdı. Yaşadığı dönemde fetva veren sahabilerdendi. (Daha geniş bilgi için bk. İbn Sa’d, et-Tabakât II/68, 229; İbn Abdilber, el-İstiâb, II/844-850, No: 1447; DİA. Abdurrahman b. Avf.)
Ebu Süfyan (31/651-652): Mekke’nin fethinden sonra Müslüman oldu. Huneyn seferine, daha sonra Taif savaşına katıldı. Bu savaşta bir gözünü kaybetti. (9/630) Peygamberimiz döneminde Cüreyş şehrine vali tayin edildi. Hz. Ebu Bekir döneminde de Necran amilliğinde bulundu. Yetmiş yaşlarındayken Suriye’nin fethine gönderilen orduya katıldı. Yermük savaşında da diğer gözünü kaybetti. (bk. Belazuri, Fütuhu’l-büldân, 84, 150; Zehebi, Siyeru alâmi’n-Nübelâ, II/106; DİA. Ebû Süfyân.)
İslam tarihinde engelli olduğu hâlde çok başarılı olan birçok yönetici, ilim adamı, irşat ve tebliğ ehli kişiler görürüz. İslam dini bu kişilerde oluşturduğu tevhit inancı, risalet telakkisi ve tebliğ bilinci ile onların hayata tutunmalarını ve toplumla bütünleşmelerini sağlamıştır. İnanan insan her zaman başarılı olur ve galip gelir. “Eğer inanıyorsanız, (insanların) en üstünü siz olursunuz.” (Âl-i İmran, 3/139.)
İslâm toplumunda engelli kişilere karşı yardımcı olmak, onlara engelli olduklarını hissettirmemek en önemli dinî ve ahlâkî görevlerimizden birisidir. Allah Resulü bu konuda bize şu tavsiyelerde bulunmaktadır: “Görme engelliye rehberlik etmen, sağır ve dilsize anlayacağı şekilde anlatman, bir ihtiyacı konusunda senden yol göstermeni isteyene yol göstermen, isteyen kimsenin yardımına koşman, koluna girip güçsüze yardım etmen; bütün bunlar senin yapacağın/yapman gereken sadaka türlerindendir.” (Ahmed, el-Müsned, V/168-169.) Diğer insanlarla olduğu gibi engelli kişilerle de eğlenmek, küçük görmek ve onların gıybetini yapmak kesinlikle yasaklanmıştır. (bk. Hucurat, 49/11-12.) Yardıma muhtaç insanlara karşı biraz daha hassas olunması, sevgi ve merhametle davranılması gerekmektedir.