Makale

Nefis Muhasebesi

DİN VE HAYAT

Nefis Muhasebesi

Dr. Ahmet ÖZVARINLI

Kayseri Yeşilhisar İlçe Müftüsü

NEFİS muhasebesi kişinin kendisiyle yüzleşmesi, kendini kontrol etmesidir. Buna günümüzde otokontrol denmektedir. Nefis muhasebesi yapmak, diğer yaratılanlardan farklı olarak, insana verilmiş olan akıl ve iradenin bir gereğidir.

İnsanların kendilerini muhasebe etmesi Allah’a kulluk görevini hakkıyla yerine getirebilmesi; dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşabilmesi için kaçınılmazdır. Zira insanoğlu yaratılış itibarıyla nefsin arzularına düşkün olup; nefis, insanın yaptığı kötülüklerin ilk kaynağıdır.

İnsan sadece kendisi için değil, başkaları için de yaşamalıdır. Peygamberimiz, “Sizden biriniz kendi nefsi için istediği şeyi kardeşi için de istemedikçe (kâmil bir) mümin olamaz.” buyurarak bizi benmerkezci yaşamdan uzaklaşmaya çağırmıştır. İnsanlardan ve toplumdan bağımsız bir dindarlık inşa edilemez. Bunun için insanlara teşekkür etmeyenin Allah’a da şükretmeyeceği bildirilmiştir. Kullara merhamet etmeyene merhamet edilmeyeceği, hakkında üç komşusunun olumlu tanıklıkta bulunduğu kişiyi Allah’ın (c.c.) affedeceği şeklindeki ölçüler de dinin ve dindarlığın toplumla ne denli içli dışlı olduğu, olması gerektiğini ortaya koyması bakımından manidardır. Necip Fazıl Kısakürek, İslam’ın bu toplumsal yanına vurgu yapan nasları esas alarak kaleme aldığı beytinde, “Komşuları açken, nefsinden emin / Karnını doyuran, değildir mümin.” demiştir.

İnsanoğlunda nefsini beğenme, onun isteklerini güzel görme ve haklı sebeplere dayandırma duygusu vardır. İnsanın mutlaka bir bahanesi vardır.

Kişinin kendisini hatasız görmesi asla normal bir düşünce değildir. Şeytan’ın Hz. Âdem’e (a.s.) secde etmemesi, Nemrud’un Hz. İbrahim’i (a.s.) yakmaya çalışması, Firavun’un Hz. Musa’yı (a.s.) öldürme isteği, Hz. Yusuf’a (a.s.) kardeşlerinin yaptıkları, nefsi her şeyden üstün görme anlayışının pratiğe yansımasıdır. Bu anlayışın en tehlikeli boyutu ise nefsi ilah olarak benimsemektir. Nitekim Casiye suresinin 23. ayetinde Cenab-ı Hak, “Nefsin arzusunu ilah edinen kimseyi gördün mü?” buyurarak müminlere çarpıcı bir ikazda bulunmuştur.

Nefis muhasebesinin başarılı olabilmesi için uyulması gereken bazı prensip ve kurallar vardır.

Geçmiş günahları hatırlamak

İnsan tek başına kaldığı zaman önceden işlediği günahları ve bunların hesabını nasıl vereceğini düşünmelidir. Hz. Peygamber bir hadisinde, “Mümin günahını, üzerine yuvarlanmasından korktuğu bir dağ zanneder. Günaha dadanmış kişi, günahını burnunun ucuna konmuş, ona bir şey söylediğinde uçacak bir sinek gibi görür.” (Buhari, Deavat, 1.) buyurur. Buradan anlaşılıyor ki, günahlar insanın iki dünyasını yuvarlanan bir dağ gibi tehdit etmektedir. Yine bu dağ mecazı bize, günahı görmezden gelmek, hafife almak gibi davranışların yanlış olduğunu gösteriyor.

Allah’ın gözetimi altında olduğunu unutmamak

Allah Azze ve Celle ile irtibatını kesen, O’nun murakabesini unutan kişinin durumu Kur’an-ı Kerim’de şöyle betimlenir: “Kim benim zikrimden vazgeçer, yüz çevirirse mutlaka ona dar bir geçim vardır. Kıyamet gününde kör olarak haşrederiz.” (Taha, 20/124.)

Kul, sürekli gözetim ve denetim altında olduğunu bildiği zaman günahlardan uzaklaşır. Günahlardan uzak kaldıkça istikamet üzere olur. İstikamet üzere olana cennet vadedilmiştir. Diyarbakırlı Said Paşa bir şiirinde bunu çok güzel dile getirmiştir:

“Seyyiat insana nefs-i kemterinden gelir

Her hacalet âdeme su-i karinden gelir

İzzet ü yatı mekâna hep mekininden gelir

İstikamet müstakim-ül-ha dininden gelir

Müstakim ol Hazret-i Allah utandırmaz seni”

Başkalarına değil nefsine bakmak

Atalarımız ne güzel demişler, “İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır.” diye… Yani, başkalarını eleştirmeye, yargılamaya kalkarken en azından kendini de bir miktar hesaba çek, bir miktar yargıla. İnsanların çoğunluğu kendi hatalarına bakmadan başkalarının yanlışlarına bakarlar. Hatta bakmakla kalmayıp onların hatalarını yaymaya çalışırlar. İnsanın kendi hatasını görmesi eksiklik değil bir erdemdir, kazanımdır. Başkasınınkini görmesi ise kusurdur. İmam Gazali, “Nefsinle meşgul ol, onu ıslah ettikten sonra başkasıyla meşgul ol. Başkalarının hatalarıyla ilgilenmek, kişinin kendi yanlışını görmesine engel olur.” der.

Başkalarının kusuruyla uğraşmak, onlarla sohbet meclislerini kirletmek Müslümana yakışmaz. Gururlanmak, kibre kapılmak Müslümana yakışmaz. Müslüman kendindeki her iyiliğin Allah’tan olduğunu bilir. Kur’an, “Bu servet bana ancak kendimdeki bilgi sayesinde verilmiştir.” (Kasas, 28/78.) diyenlerin Karun’la hizalanmış olacaklarını bize öğretmektedir. Hâlbuki Müslümana, “Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan nasibini unutma. Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap, yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah bozguncuları sevmez.” (Kasas, 28/77.) ikazına kulak vermek yaraşır.

İmam Gazali, kendisine bakacak yerde başkasının hatalarıyla uğraşan kimseyi, elbiselerinin cepleri yılan, akrep ve öldürücü mahluklarla dolu olan kişiye benzetir. Bu kişi kendi hayatını düşünecek yerde başkasının yüzüne konmuş sineklerle meşguldür.

Nefis insanın zafiyetlerinden, akıl ve irade ise kabiliyetlerindendir. İrade ve kabiliyetimizi kullanıp elden geleni yaptıktan sonra nefsin tuzağına düşmekten Allah’a sığınarak O’ndan yardım talep etmek gerekir. Yazımızı Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın o güzel dizeleriyle bitiriyoruz:

“Hiç kimseye hor bakma

İncitme gönül yıkma

Sen nefsine yan çıkma

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler...”