Makale

Yolumuzu Aydınlatan Işık: Sabır

HADİSLERİN IŞIĞINDA

Yolumuzu Aydınlatan Işık: Sabır

Elif ERDEM

Diyanet İşleri Uzmanı

Ebu Malik el-Eş’ari’nin naklettiğine göre, Rasulüllah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

“…Sabır bir ışıktır...”

(Müslim, Taharet, 1.)

“İNSANLAR, ‘İman ettik’ demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler?”

Yüce kitabımızın yirmi dokuzuncu suresi olan Ankebut suresinde bu çarpıcı soruyla sesleniyor bize Rabbimiz. Yalnızca “İman ettik” diyerek kulluk sorumluluğumuzu yerine getirmiş olmayacağımızı, bilakis bu sorumluluğu üstlenmeye yeni başladığımızı bildiriyor.

Allah’a iman ettiğini söyleyerek O’nu tek ilah kabul etmek, O’nun üzerinde bir otorite kabul etmediğini beyan etmektir. O’nun her şeyi bilen, gören, duyan… olarak bütün yaratılmışlara hükmettiğini, hayır ve şer namına başa gelen her şeyin O’ndan geldiğini idrak etmektir. Dolayısıyla kendisine dua edilip yardım talep edilebilecek, bütün sıkıntıları giderip her türlü isteğe cevap verebilecek yegâne varlığın “Allah” olduğuna gönülden inanmaktır. Allah’a iman ettiğini söyleyen kişi, O’nun sevgisini her şeyin üzerinde tutacağına, yaşamının her alanında O’nun çizdiği sınırları gözetip rızasını kazanmaya gayret edeceğine dair bir kulluk sözü vermektedir aslında. İşte bu sözü veren mümini imtihanlarla dolu bir sürecin beklediğine işaret eden Rabbimiz, kurtuluşa erecek olanların, karşılaşacağı türlü imtihanlara rağmen sözüne sadık kalanlar olduğunu beyan etmektedir. “Kitap ve sünnet”in rehberliğinde aşılacak bu zorlu süreçte kulun en büyük yardımcısı “sabır”dır.

Peygamber Efendimizin “Sabır, bir ışıktır.” (Müslim, Taharet, 1.) sözleriyle veciz bir şekilde ifade ettiği üzere sabır, karşılaştığımız her türlü durumda, en doğru seçeneği görüp ona tabi olmamızı kolaylaştıran bir erdemdir. Hayat boyu çok çeşitli rolleri aynı anda üstlenmek durumunda kalan insanın ibadetlerine yeterince zaman ayırması, şeytanın ayartmalarına rağmen ibadetini ihlası elden bırakmadan, acelecilik göstermeden hakkıyla ifa edebilmesi sabır gerektirir. Namazda huşuyu yakalamak, nefsin isteklerine karşı orucu kalkan kılmak, kimseyi kırıp incitmeden hac görevini tamamlamak hep sabır gerektiren işlerdir. Diğer ilahî emirlerin yerine getirilmesinde de durum aynıdır. Kolay yollardan refah yaşamak varken zor olana talip olup “helal kazanç” peşinde koşmak, nefis hep daha fazlasını isterken malını Allah yolunda “infak” etmek, maddi ve manevi meşakkatlerine aldırmadan ilim yolunda çalışıp çabalamak gibi farzların yerine getirilmesi; benlik kendini yüceltme hevesindeyken “tevazu ve vakar” sahibi olabilmek, intikam hırsıyla yanıp tutuşurken “affetmek”, kendi aleyhine de olsa “adalet”i hâkim kılmak gibi yüksek ahlaki erdemlerin insanda meleke hâline gelebilmesi ancak sabırla mümkündür.

“Teenni Allah’tan, acelecilik ise şeytandandır.” (Tirmizi, Birr ve Sıla, 66.) diyen Sevgili Peygamberimiz, insanı daima kötülüğe sevk eden şeytanın “acelecilik” yoluyla hedefine kolayca ulaşabildiğini haber vermektedir. Zira fevri davranmak, aklıselim ile hareket etmeyi engellediğinden aceleciliğin sonu çoğu zaman hüsrandır. Bu noktada düşüncelere ışık tutan sabır sayesinde insan yapacağı işin nasıl sonuçlar doğuracağını daha sağlıklı görerek mantık çerçevesinde hareket edebilir. Başkası hakkında hemen hüküm vererek “suizan”a kapılmamak, “öfke” girdabında savrulup telafi edilemeyecek yanlışlara düşmemek, diline hâkim olup “kötü söz”lerden uzak durabilmek, eldeki imkânların cazibesine kapılıp “israf” yoluna gitmemek sabırlı olmayı gerektiren durumlardır. Dolayısıyla ilahî emirlerin yerine getirilmesinde olduğu kadar yasakların terkedilmesinde de sabır en büyük destekçimizdir.

“Ant olsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.” (Bakara, 2/155.) ayetinde ifade edildiği üzere korku, açlık, maddi imkânsızlıklar, hastalık ve ölüm gibi çetin sınavları geçmenin yolu da sabırdan geçer. Zira sabır, bela ve musibetlere rağmen edebi muhafaza edebilmeyi ve her hâlükârda kitap ve sünnet üzere sebat gösterebilmeyi ifade eder. Maddi yetersizliklere rağmen “gayrimeşru yollardan geçim sağlama”yı reddedebilmek, manevi sıkıntıların pençesine sıkışmışken “intihar”a sürüklenmemek, hastalığın sıkıntısı veya yakınlarını kaybetmenin acısıyla “isyan”a ve “haddi aşma”ya varacak söz ve tutumlardan kaçınabilmek sabrın aydınlattığı yoldan yürümekle mümkündür.

“Cehennem, nefsin arzu ettiği şeylerle, cennet ise nefsin hoşlanmadığı şeylerle kuşatılmış” (Buhari, Rikâk, 28.) olduğundan ilahî emir ve yasaklara uygun yaşamayı sabır erdemiyle hareket ettiğimiz sürece başarabiliriz. Ancak sabrı düstur edinerek helallerle yetinip haramlara yanaşmaz, musibetler karşısında yanlış yollara sapmayız. Sabrın yolumuzu aydınlatan bu hayati rolü, Sevgili Peygamberimizin şu sözlerinde en güzel ifadesini bulmuştur: “Kimseye sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir ikram verilmemiştir.” (Müslim, Zekât, 124.)