Makale

Semavi Dinlerde Oruç

Semavî Dinlerde Oruç

Prof. Dr. Abdurrahman Küçük
Ankara Üniv. İlahiyat Fak. Dekan Yrd.


Türkçe’deki "Oruç" kelimesinin karşılığı Arapça’da Savm’dır. "Savm", kelime olarak, be-lirli bir süre yemekten, içmekten ve boş konuşmaktan sakınmaktır. Terim olarak "Savm" Allah rızası için, sabahın aydınlığından (tan yerinin ağarmasından) güneşin batmasına kadar geçen sürede, niyet ederek, nefsin en çok arzuladığı yemekten, içmekten ve şehevî arzulardan vazgeçmektir.
Oruç, tarih boyunca, hemen her milletin hayatında önemli bir yere sahip olmuş ve ibadet hüviyeti taşımıştır. İslâm’da da Oruç, İslâm’ın beş temel şartından birisidir. İbadet ise, insanları diğer varlıklardan ayıran en yüce bir davranıştır. Çünkü Allah, "Ben cinleri ve insanları ancak bana kul olsunlar (ibadet etsinler) diye yarattım" (Zari-yat, 67) buyurmaktadır. Kulluk içerisinde, hem kişinin kendisine, hem insanlığa ve hem de Allah’a karşı görevler bulunmaktadır. İbadet de, bu köktendir ve kulluğun gereklerindendir; akıl sahibi ve erginlik çağına gelmiş insanlar içindir. Kul olduğunun şuuruna ulaşmış insanların yaptıkları ibadetler, ferdî faydalar yanında, toplumsal faydaları da ihtiva etmektedir. Hem ferdî, hem de toplumsal faydaları taşıyan Ramazan Ayı’nda tutulan Oruç, inanan insanların yerine getirmekle mükellef oldukları ibadetlerden birisidir.
Oruç, toplum içerisinde huzursuzlukların kaynağı olan yalan, riya, dedikodu, zan, iftira ve benzeri davranışlardan koruyan bir kalkandır. Bu özellikleri ve faydaları dolayısıyla Allah Oruç’u her ümmete farz kılmıştır. Bunu, şu ayetle bildirmiş ve aynı zamada Müslümanları psikolojik olarak oruca hazırlamıştır: "Ey İnananlar! Oruç, sizden öncekilere olduğu gibi, sakınasınız diye, size de farz kılındı" (Bakara, 183).
Bu ayet, orucun faydalı olduğunu ve fıtrata uygun düştüğünü ortaya koymaktadır. Eğer, kullarına rahmet, ihsan, siper ve kalkan olmamış olsaydı, Allah orucu her millete farz kılmazdı. Tarihte bilinen hemen her dinde olduğu gibi, günümüzde de hemen bütün dinlerde şu veya bu şekilde oruç bulunmaktadır. Ancak bu dinlerde oruç, özelliğini kaybetmiş; ya nefse işkence şeklini almış, ya perhize dönüşmüş, ya bir ceza unsuru haline gelmiş, ya matem havasına bürünmüş veya günah itirafının bir aracı sayılmıştır. Mevcut dinlerin bazısında orucun süresi 24 saat olarak belirlenmiş, oruçlunun hiçbir şey yapmaması gerektiği savunulmuştur. Bazı dinlerde orucun değeri hafifletilmiş, basit yemeklerle günü geçirme veya nebati besinlerle yetinme şeklini almış, perhize dönüşmüştür. Bazı dinlerde günah itirafı halini almış ve intihar vasıtası olmuştur.
Allah Kur’an’da, orucu farz kıldıktan sonra, diğer dinlerdeki yanlışlıklara düşülmemesi İçin, zamanını, başlama ve bitiş süresini de açıklamıştır. Bakara Süresinin 184. Âyeti’nde oru-cun "sayılı günlerden" olduğu, hasta olan ve seferde bulunanların tutamadıkları günler kadar diğer günlerde tutmaları gerektiği, dayanamayanların bir düşkünü, bir fakiri doyuracak kadar fidye verebileceği açıklanmıştır. Bu ruhsatı veren Allah, hemen arkasından, "Oruç tutmanız hakkınızda daha hayırlıdır" diyerek, orucun tutulmasının daha faydalı olacağını belirtmiştir.
Bakara Sûresinin 185187. âyetlerinde, farklı anlayışları gidermek, oruçlunun ne yapıp ne yapamayacağını ortaya koymak İçin, Orucun Ramazan Ayı’nda olduğu vurgulandıktan sonra, oruçlunun geceleri, yani oruçlu olmadığı vakitler, yapabileceği işler belirtilmiş; Orucun süresi-nin, beyaz ipliğin siyah iplikten ayırdedilebilecek vakitten, akşam ezanına kadar olacağı da açıkça ortaya konulmuştur. Bu âyetlerle Allah, keyfi olarak, insanların orucun süresini ve zamanını değiştirmelerini önlemiş; orucu belirli bir kurala ve disipline bağlamış, insanların tasarrufundan çıkarmıştır.
İslâm, tarih içinde değişikliğe uğramış ve özelliğini kaybetmiş orucu, aslî şekline kavuşturmuştur. Onun için günümüzde orucun en belirli ve en mantıki şekline İslâm’da rastlanmaktadır. İslâm’daki orucun şartları, zamanı ve hükümleri açıktır; İstisnai durumlar hariç, keyfi bir durum sözkonusu değildir; hiç kimsenin hiçbir kurumun belirtilen hükümleri değiştirme yetki ve selâhiyeti yoktur. O Kitap ve Sünnet’le tespit edilmiştir.
islâm dışındaki dinler, oruç günlerini başlangıç ve sonuçlarıyla belirlememiş bağlayıcı hükümler koyarak tam bir ibâdet disiplini haline sokmamış; işi tamamen oluruna bırakmıştır.
Birçok dinde, insanlar, oruç tutacakları günleri seçmekte, sayılarını tayin etmekte, tamamen veya kısmen yeme ve içmeden kesilme şekillerinden birini tercihte serbest bırakılmış-tır. Bu dinlerin mensupları bazı yiyecekleri bırakmak ve bazılarını tercih etmekle emrolunmuşlardır. Bu keyfi durumlar orucun kıymet ve kuvvetini zayıflatmıştır. Orucun isteğe bırakılması; insanların haddi aşmalarına, beklenen ahlâkî fayda ve fonksiyonların kaybolmasına sebep olmuştur.
İslam, bütün ibadetlerde olduğu gibi, oruçta da köklü bir yenilik ve tamamlama getirmiştir. lslâm, orucu belirli bir disiplin ve kurala bağlamış; insanların keyfi tasarrufundan çıkarmış, fıtrata en uygun, en kolay, manevi faydaları en fazla içinde bulunduran, fert ve topluma en çok etkili bir hale sokmuştur.
İslâm’ın yaptığı yeniliklerden biri de; Yahudilikte matemin ve tarihi felaketlerin hatırası olan orucu, uğursuz ve karanlık bir çerçeveden kurtarıp, iyimserliğin hakim olduğu, aydınlık ve sevinç verici, sonu bayramlı bir devreye dönüştürmesi ve umuma şamil kılmasıdır.
İslâm, bütün lüzumsuz kayıt ve hükümleri kaldırarak orucu nefse işkence etmekten ve ceza olmaktan çıkarmış; Allah’a yaklaşma vesilesi olan bir ibadet kılmıştır. İslâm âkil - baliğ olan her Müslüman İçin -bazı durumlar hariç-orucu mecburî kılmış; insanın gücünün dışında olan ve nefse eza verecek şeylerle mükellef tutacak hükümler koymamış; sahurun gecik-tirilmesini müstahab saymış; sahura kalkmayı, iftarda acele etmeyi sünnet kılmış; gece ve gündüz uyumayı, istirahat etmeyi mubah addetmiş; san’atla, ticaretle ve faydalı işlerle uğ-raşmayı serbest bırakmıştır.


Ramazan ve Oruç ile İlgili HADİSLER
"Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır ki, kıyamet gününde oradan sadece oruçlular girer. Onlardan başkaları girmez. -Oruçlular nerede?-diye nida edilir. Onlar da kalkıp o kapıdan girerler. O kapıdan onlardan başkası girmez. Oruçlular girdikten sonra kapı kapanır ve oradan hiçbir kimse girmez."
(Riyâzu’s-Salihîn, Cilt 2, Sh.488, Had. No: 1222)
"Herhangi bir kimse Allah yolunda bir gün oruç tutarsa, o yüzden Allah Teâlâ o kimsenin yüzünü cehennem ateşinden yetmiş sene sürecek mesafelikyere uzaklaştırır."
(Riyâzu’s-Salihîn, Cilt 2, Sh. 488, Had. No: 1223)
"Bir kimse Ramazan’ın faziletine inanarak ve mükâfatını umarak oruç tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır."
(Riyâzu’s Salihîn, Cilt 2, Sh. 489, Had. No: 1224)
"Sizden biriniz iftar ederken hurma ile, eğer hurma bulamazsa su ile iftar etsin. Zira su tâhir (temizleyicidir."
(Riyâzu’s-Salihîn, Cilt 2, Sh. 502, Had No: 1245)
"Sizden biriniz oruçlu bulunduğu gün çirkin söz söylemesin ve kimse ile çekişmesin. Şayet biri kendisine söver veya çatarsa,
- Ben oruçluyum desin."
(Riyâzu’s-Salihîn, Cilt 2, Sh. 502. Had. No: 1245)
"Oruçlu bir kimse yalan ve > yalancılıkla iş yapmayı terketmezse, yemeyi, içmeyi bırakıp aç durmasın; Allah nezdinde hiçbir kıymeti yoktur."
(Riyâzu’s-Salihîn, Cilt 2, Sh. 502. Had. No: 1246)
"Sizden biriniz oruçlu olduğu halde unutur da yer ve içerse, orucuna devam etsin. Zira Allah onu yedirmiş ve içirmiştir."
(Riyâzu’s-Salihîn, Cilt 2, Sh. 503, Had. No: 1247)
"Bir kimse oruçluyu iftar ettirirse, oruçlunun sevabı gibi sevap kazanır; oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmez."
(Riyâzu’s-Salihîn, Cilt 2, Sh. 516, Had. No: 1270)