Makale

Dijital çağda emeğe ne oldu?

Dijital çağda emeğe ne oldu?
Dr. Ömer Menekşe
Bilgi Yönetimi ve İletişim Daire Başkanı


İçinde yaşadığımız çağ; bilgisayar, robot, iletişim ve ulaşım imkânlarının akıl almaz boyutlara ulaştığı baş döndürücü bir çağ. Teknolojinin, makineleşmenin günden güne hızlı ilerleme kaydettiği, Allah’ın yarattığı birçok nimetin teknolojik imkânlarla insanın hizmetine kolayca sunulduğu bir zaman dilimi…

Varlıklar içerisinde en şerefli bir şekilde yaratılan insanoğlu, bütün bu nimetlere, hatta daha fazlasına da layık hiç şüphesiz. Çünkü Yüce Allah, yerde ve gökte olan bütün nimetleri insanlar için yaratmış ve şöyle buyurmuştur:
“(Allah), göklerdeki ve yerdeki her şeyi kendi katından (bir nimet olarak) sizin hizmetinize verendir. Elbette bunda düşünen bir toplum için deliller vardır.” (Casiye, 45/13.)

İnsanoğlu zor bir süreçten geçiyor. Bir yandan teknolojiyi izlemek, onun gerisinde kalmamak isterken, diğer yandan da onun esiri olmamaya çalışıyor. Nitekim iletişim çağı, teknoloji çağı, enformasyon çağı, dijital çağ gibi kavramlarla adlandırdığımız bu asırda teknoloji ürünleri dünyamızı bir makine çöplüğüne çevirmişken, makinenin insanın emrine değil de, insanın makinenin emrine girdiğini müşahede ediyoruz. Ailesiyle sevinç ve üzüntülerini paylaşma yerine sanal arkadaşlarıyla sohbet etmeyi seçen çocuklar, sorunlarını internetteki dostlarıyla paylaşan gençler, sanal âleme bambaşka kimliklerle girerek sevgi açlıklarını gidermeye çalışan eşler… Harcanan boş vakitler… Değerlerinden uzaklaşan bireyler…

Modernitenin dayattığı düğmelere basmak insanı gitgide özünden uzaklaştırıyor. Düğmeye basıyor, otobüsten iniyor, düğmeye basıp iletişim araçlarını kullanıyor, basılacak düğmeler gittikçe artıyor. Eylemlerinin özünü yitirdikçe sanallaşıyor ve önceden belirlenmiş davranış kalıplarını tekrar edip duruyor.
“Hizmet sektörü insansızlığa doğru gidiyor, koşar adım…
Otomasyon salgınına dair yüzlerce örnek var.

Bir kısmı gündelik hayatımızı kolaylaştıran, insanlara boş vakit kazandıran türden teknolojik yenilikler... Bir kısmı ise korkutucu işaretler: Sadece işsizler ordusu yaratmasıyla değil, aynı zamanda insanın insanla iletişimine son vermesiyle, insanoğlunu derin bir yalnızlığa itmesiyle ve tüm hayatı makinelerin emrine vermesiyle de ürkütücü bir yarının habercisi... Barkodunuz demir parmaklığınız olacak. Şifrenize kelepçeleneceksiniz.” (Can Dündar, “Büyük Birader Bize Bakıyor”, Milliyet Gazetesi, 26 Ağustos 2006.)

Robotlaşma
Dünya sürekli değişiyor, gelişiyor. Geliştikçe bir yandan da geriliyor ters orantılı olarak. Gelişen teknoloji gerçekten sevindirici tüm insanlık için. Birçok alanda belki hayal bile edemeyeceğimiz kolaylıklar sunuyor bize. Yaşam kalitesi de buna bağlı olarak gelişiyor hâliyle. Zamanı daha verimli kullanmak adına gelişen ne varsa hayata dâhil oluyor. Az zamanda çok daha fazla uğraşı bir arada yapma şansını kazandırıyor. Ancak beraberinde getirdiği pek çok şey de geriliyor.

Üretimin beraberinde getirdiği çevre kirliliği, endüstriyel atıklar, asit yağmurları, ozon tabakasının hasar görmesi ve elbet fiziksel rahatsızlıkların da ortaya çıkması kaçınılmaz oluyor. Yanı sıra hızlı yaşam insanların hislerini de alıyor, sonra da insanların birbirleriyle olan ilişkilerini makineleştiriyor; robot gibi… Soğuk, hissiz, ifadesiz hâle getiriyor, körelmiş yetenekler ve ruhsuz hareketler, teknolojinin uzantısı hâline gelmiş, makineleşmiş bedenler…

Charlie Chaplin (Çarli Çaplin), kendisinin yazıp yönettiği, Şarlo tiplemesiyle başrolünü oynadığı, dönemin sosyal yapısına ışık tutan, 1930’lardaki büyük ekonomik buhrana yöneltilen trajikomik bir eleştiri niteliğindeki “Modern Zamanlar” adlı filminde konuyu çarpıcı bir şekilde ortaya koyar; teknoloji aracılığıyla insanlığın makineleştirilmesine karşı çıkar.

Bantlarda ve dev makineler arasında çalışan insanların, sistemin işlemesi adına birer makine parçası hâline gelmesi, filmin ana temasını oluşturur.

Charlie Chaplin, filmde kimi zaman büyük çarklar arasında tamirat yapan bir işçi, kimi zaman yemek yediren robotun denek işçisi ve kimi zaman da bant sisteminde vida sıkan bir işçidir, makinelerin uzantısı hâlini alan.

Günde ortalama on saat çalışır, çalışma süresi boyunca aynı “vida sıkma” hareketini yapar üretim bantlarında ve dev makineler arasında…

O kadar şartlanır ki artık robotlaşmış, “tek boyutlu insan” veya “dairesel insan” hâline dönüşmüştür... Mola verince bile elleri kolları istemsizce, otomatik olarak çalışmaktadır…
Teknoloji ve fikrî emekler

Son yıllarda teknolojik gelişmenin çok büyük bir hızla üretim sürecine girmesi, üretimde otomasyon dönemini başlatmış, emek yoğun üretimden, teknoloji yoğun üretime geçilmiş, istihdamda emek gücü yerine makine gücünün tercih edilmesi doğal olarak emek kullanımını azaltmış ve istihdam düzeyi düşerek teknolojik işsizlik ortaya çıkmıştır. Örneğin uçak rezervasyonu bunun en tipik örneğidir. Bugün bir-iki ’tık’la bilet alabiliyoruz. Aradaki yüzlerce insan bir anda yok olmuştur.

Standart, rutin ve hesaplama fonksiyonu ağır olan bütün işler makineler tarafından yapılmaya başlanmış, dolayısıyla insan gücü azalmıştır. Hatta insan yaşamını daha kolay ve yaşanılır kılan teknolojinin hayatımıza girmesiyle birlikte ‘el emeği göz nuru’ el sanatlarının önemi de gün geçtikçe azalmış, kunduracılık, yorgancılık, bakırcılık, kalaycılık, demircilik, ahşap oymacılığı, halı ve kilim dokumacılığı, altın ve gümüş işlemeciliği gibi meslekler teknolojinin gelişmesiyle birlikte yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır.

Teknolojinin insana tanıdığı imkânlarla modern dünyanın küresel boyutta büyük bir dönüşüm yaşadığı günümüzde, şüphesiz emek önemlidir. Zira emek; üretimin, ekonomik büyümenin ve kalkınmanın kilit noktasıdır. Emek bir değerdir. Dolayısıyla emek, sadece insanların ihtiyaçlarını karşılamak için gelir elde etme amacını taşıyan insan çalışmaları değil, aynı zamanda ‘bilgi’yi üreten, kullanan, üretim süreçlerine dâhil ederek yaygınlaşmasını sağlayan bir temel unsurdur.

Emek; bir işin yapılması için harcanan beden veya beyin gücüdür, insanın yaratıcılığı, tasarımı ve onu hayata geçirebilme ve en iyiyi yapabilme kapasitesidir.
“Emek, özellikle 1700’lü yıllarda yaşanan sanayi devrimi ile bir dönüşüm yaşamaya başlamıştır. Sadece kas gücüne dayalı çalışmanın yeterli kabul edildiği yılları geride bırakan bu gelişme ile emeğin niteliklerinde bir artış yaşanmaya başlamış ve endüstri toplumuna geçiş ile kas gücüne zihinsel gücün eşlik etmeye başlaması söz konusu olmuştur. İleriki aşamada ise bilgi toplumuna geçiş süreci, emeğin özellikle zihinsel gücünü ve yaratıcılığını ön plana çıkartmıştır. Bir diğer ifade ile endüstri toplumuna geçiş, dönüşümün ivme kazanmasını sağlarken, bilgi toplumunun oluşumu emeğin bilgi ile dönüşümünü belirgin kılmıştır. Dolayısıyla emeğin kas gücü olarak algılanması yerini, zamanla, bilgi, beceri, tecrübe gibi soyut olan ancak daha yüksek katma değer oluşturan niteliklerle algılanmasına bırakmıştır.” (Bk. Murat Tiryakioğlu, “Emeğin Bilgi ile Dönüşümü”, İktisat Dergisi, 2008, s. 495.)

Bu itibarla teknolojik gelişmelerle birlikte kısa vadede işsizlik artsa, personel istihdamı azalsa da orta ve uzun vadede hizmet sektörü büyüyeceği için teknolojinin sebep olduğu işsizlik, hizmet sektörü ve yeni iş sahaları ile giderilecektir. Ayrıca teknolojideki yeni gelişmeler bunu kullanacak vasıflı iş gücüne talebi arttıracak, uzman üreticiler, teknolojiyi iyi kullanan nitelikli ve kalifiye elemanlar aranılır olacaktır. Bir başka deyişle, dinamik bir ekonomide otomasyon ilk tesirleri itibariyle istihdam imkânlarını azaltır gibi görünmekte ise de, uzun vadede istihdamı yaratan bir etkiye sahiptir.
Sonuç olarak gelişen teknoloji bir taraftan emeğin yerini alırken diğer taraftan da emeğin istihdamı için yeni kapılar açmaktadır.