Makale

Kavgasız bir Toplum İçin: İmanda birlik, Vatanda dirlik.

Halit GÜLER

Kavgasız bir Toplum İçin: İmanda birlik, Vatanda dirlik.

1993 yılının ilk sayısını, bir yılı daha geride bırakıp yeni bir yıla başlamanın sorumluluk dolu heyecanıyla, dinî ve millî kültürümüzün, tarihî ve medenî varlığımızın ilkeleri sayılabilecek konulara ayırdık.
1992 yılının son iki sayısının arka kapaklarında haber verdiğimiz yenilikleri, niyeti-mizden geçirdiğimiz seviyede gerçekleştirememiş olsak bile, gerçekleştirmek için sarfettiğimiz gayretin ürünlerini, küçük çapta da olsa bu sayımızdan itibaren bulacaksınız.
Süreli yayınlarda, hele bizim gibi resmî yönü de bulunan ve kadrosu sınırlı amatör ruhlu yayınlarda, yenilik yapmak kolay değildir. Epey düşünmek ve çok şeyi dikkate almak gerekir.
Şekilde yenilik her zaman mümkün. Kapak şeklini değiştirirsiniz, sayfa adedini artırırsı-nız, ebadını büyütürsünüz, renkli sayfalan çoğaltırsınız ve çizgileri motivize edersiniz olur biter.
Muhtevada yenilik, sayfalarda dinî ve millî canlılık, fikirlerde dirilik sağlamak ve aktüel konulara dikkat çekici bir üslupla yer vermek kolay değildir. Hünerli kadroya, dinî ruhlu edebî kalemlere, meseleleri sanatkârane bir üslupla ele alan düşünürlere, tecrübeye ve zamana ihtiyaç vardır.
Biz, ilk bakışta bunların hepsine sahip gibi görünüyoruz. Şekilde öyleyiz. Belki de ya-yıncılıkta ülkemizin, resmi koşullar içerisinde, en güçlü dağıtım teşkilatına malikiz. Baş-kanlığımız adına çıkan süreli veya süresiz her yayının, camilerimiz ve Kur’an kurslarımız aracılığıyla yurdumuzun insan bulunan, ezan sesi duyulan her köşesine ulaşma şansı var. Hatta yurtdışında bile. Türk vatandaşının bulunduğu her yerde, devlet eliyle götürülen din hizmeti ve ücreti devletimizce ödenen din görevlisi mevcut. Din hizmeti müşavirliklerimiz ve ataşeliklerimiz, bunlara bağlı camilerimiz de yurt içindeki imkana eklenirse, bu teşkilatın bir ya-yın organına kazandıracağı tiraj küçümsenmeyecek miktarda ortaya çıkar. Yeter ki ilgi gösterilsin.
Yeter ki bu işin önemi iyi anlatılsın.
Yeter ki konuya sahip çıkılsın.
Yeter ki okunsun....
Ne yazık ki elde edilen netice, yayın hizmetinde alınan mesafe, kaba hatlarıyla belirt-meye çalıştığımız bu tablonun varlığıyla ve tesir alanıyla bağdaşmıyor. Basılı yayında geldiğimiz seviye ve gördüğümüz ilgi, yurtiçi ve yurtdışı teşkilatlarımızdan sağladığımız destek hiç yok değil, elbette var. Var ama yeterli değil. Dünya, ba sılı yayını neredeyse bırakmak üzere. Zamanımızda kompitürler devreye girmiş, sesli ve görüntülü yayınlar önem kazanmıştır. Sesli ve görüntülü yayınların her birimizi tesir altına alabilecek güce ulaştığı, televizyon yayınlarının uydular aracılığıyla kültür sınırlarını zorladığı ve engel tanımadığı bir dünyada, biz daha basılı yayında ideal noktaya ulaşabilmiş değiliz. Bunun sorumluluğunu belli kesimlere yükleme gibi kolaya kaçma yerine, durumumuzu hep birlikte, etrafımızdaki ge-lişmeleri dikkate alarak düşünmeliyiz. Sesimizi, hiç olmazsa bizimle uğraşanların, milletimizi parçalamaya, vatanımızı bölmeye, dinî ve millî değerlerimizi tesirsiz hale getirmeye çalışanların sahip oldukları telkin vasıtalarına biz de sahip olarak duyurmalıyız.
Bütün bunlara rağmen yine de, 1993 yılının Ocak sayısında sevinçliyiz, gururluyuz. Bizi ilgi ile takip edenlerin, vefakâr okuyucularımızın yüzlerine, dergimizin sütunlarından gülerek, bakabiliyoruz. Tirajımız artmasa bile, çok şükür geri de gitmiyor. İleri götürmek, baskı adedini artırmak, sayfalarımızı sizinle konuşur hale getirmek elimizde ve elinizde. Sıcak ilginiz, samimi gayretiniz inşaallah bunu da sağlayacaktır.
Sovyetler Birliği’nin dağılması neticesinde, yetmiş yıllık komünizmin dehşet ve korku dolu zulmünden kurtularak istiklâl ve hürriyetlerine kavuşan, insanca yaşama haklarını elde eden Ortaasya Türk Cumhuriyetlerinde, büyükelçilikler nezdinde din hizmetleri müşavirlikleri kurulmuştur. Müşavir arkadaşlarımızın tamamı çok kısa bir zamanda bu kutsal görevlerinin başında olacaklardır. Bu gelişmeyi, yayına sağlayacağı katkıları da dikkate alarak büyük bir ümitle müjdeliyoruz. Bu sayede kısa zamanda diğer yayınlarımızın yayında, Türk Cumhuri-yetlerinde Diyanet Dergisini de göreceğimizi ümit ediyoruz.
Yurtiçi ve yurtdışı teşkilatlarımızın sıcak ilgisiyle, kardeş Türk Cumhuriyetlerindeki ge-lişmelerle, dergimizin kavuşacağı muhteva ve satış imkanlarını hayal ederek ve bu hayalimizin bir gün gerçek olacağını umarak yayınımıza devam ediyoruz.
Bu sayımızın gündemi benim yazımdan ibaret değildir. Dergimizin tamamı gündemi oluşturuyor.
1993 yılının Ocak sayısını anlamlı olur düşüncesiyle din duygusu, vatan sevgisi, millet bütünlüğü, tarih şuuru, bayrak sevgisi- askerlik, şehitlik ve gazilik gibi ana konulara ayır-dık. Bu konularda bu sayımızın dinî bir kaynak teşkil etmesini, bilhassa genç kuşaklara dokümanter ışık tutmasını planladık. Bundan, elbette bu önemli konuların, bundan sonraki sayılarımızda yer almayacağı anlamı çıkmaz. Tarih boyunca uğrunda kan akıttığımız bu manevi ve milli değerlerin toplu halde bir yerde bulunması, daha bir başka güzel olacak gibi geldi bize. Bu konuları kavramadan diğer meselelerle olan mesafeyi ayarlamakta güçlük çekeriz. Türk insanı uğraştığı iş şekli ne olursa olsun, öncelikle bu konuları iyi hazmetmeli, kültürünü ve mesleğini bu konulara saygı ve sevgi şekline dönüştürebilmelidir. Bu konulan birağacın kökü kabul edersek, diğer konular dalları, yaprakları olur. Yani ağacın kökü din, vatan, millet, askerlik, bayrak, dil, tarih, ecdat sevgisi ise; dalları spor, sinema, basın, tiyatro, ticaret, üniversite, radyo ve televizyon, hukuk, ziraat, teknik ve tıp v.s.dir. Takdir edersiniz kök olmadan bunların hiç birisi olmaz. Zamanımızda kökü kurumaya terkedilen ağaç dallarının ve yapraklarının her çeşit rüzgara göre şekil almasının ve cılız kalmasının sıkıntılarını çekiyoruz.
İşte bu sayımızda biz esas bunu sağlamaya çalıştık.
Bilindiği üzere, İslam Dininin üzerinde önemle durduğu konulardan birisi de kardeşliktir. Çünkü kardeşlik, diğer konuların başlangıcı, öbür hizmetlerin başarı şansı, toplumların huzur ve heyecan kaynağıdır. Kardeşlik, Kur’an-ı Kerim’in mesajı, Resûlüllah’ın müjdesi, ashabın hayat tarzıdır. Nitekim Allah’ü Tealâ 43. Hucurat Suresinin 10. ayet-i kerime-sinde mealen şöyle buyurur:
"Şüphesiz mü’minler birbirleri ile kardeştirler. Öyle ise dargın olan kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’dan sakının ki size acısın.”
Mü’minlerin birbirleri ile din kardeşi oldukları kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de böylece ifade edilmektedir.
Kardeşliğin baş düşmanı dargınlıktır. Dargınlığın ortadan kaldırılmasını da Kur’an-ı Kerim, mesajına gönlünü açan, içtenlikle ilgi duyan ve derin saygı besliyen kimselerden bekliyor.
Müslüman toplumlara şöyle bir göz attığımız zaman görürüz ki mü’minler, çeşitli mes-leklere mensupturlar. Hayatın gereği olarak türlü konularla ilgilenmektedirler. Meselâ; mü’minler alimdirler; mü’minler askerdirler... gibi. Niye Kur’an-ı Kerim bunlardan ve benzeri şeylerden daha çok bahsetmiyor da, mü’min-lerin birbirleri ile kardeş olduklarından bahsediyor? Bunun sayısız hikmetleri olmakla beraber en önemli sebebi, mü’minlerin birbirleri ile kardeş olmalarıdır. Diğer işlerde başarılı olmaları, meslek haysiyet ve itibarlarını koruyabilmeleri buna bağlıdır.
Kardeşliği derinden benimseyen, bu hissi mübarek gönlünde duyan ve nefsinde uy-gulayan Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.S.) de şöyle buyuruyor:
"Müslüman müslümanm din kardeşidir. Müslüman kardeşine zulmetmez ve onu düşman eline vermez. Herkim bir müslüman kardeşinin yardımında bulunur ve onun ihtiyacını temin ederse, Allah da ona yardım eder. Herkim, bir müslüma- nın sıkıntılarından birini giderirse, Cenab-ı Hakk buna mukabil onun kıyamet sıkın-tılarından birini giderir. Her kim bir kimsenin ayıbını örterse, Allah-ü Teala da ahi- rette onun ayıbını örter."
Yukarıdaki ayet-i kerimede işaret buyurulduğu gibi, bu hadis-i şerifte de müslümanların din kardeşi oldukları hususu üzerinde duruluyor. Peygamber Efendimiz müslüman, müslümanm iş ortağıdır, yol arkadaşıdır, mahalle komşusudur, silah arkadaşıdır buyurmuyor. Çünkü bunlar ve benzeri örnekler kardeşlik kadar önemli değil. Daha açığı kardeşlik olmadan onların hiç birisi olmaz.
Sevgili Peygamberimiz de kardeşliğin gerçekleşmesi için bizlere görevler yüklemektedir. Bu görevler; anlaşmazlığa düşen kardeşlerimizin arasını düzeltmek, küsleri barıştırmak, kardeşlerimize kötülük yapmamak ve zarar vermemek; onlara yardımda bulunmak, ihtiyaçlarını karşılamak, sıkıntılarını gidermek, ayıplarını örtmek ve onları yalnız bırakmamaktır.
Peygamber Efendimizin bu daveti karşısında Bosna- Hersek’te, Arnavutluk’ta, Kırım’da ve Filistin’de zulme uğrayan, Somali’de açlıktan ve susuzluktan kıvranan kardeşlerimizi neden yalnız bıraktığımızın ve yalnız bırakmaya devam ettiğimizin cevabını vermek kolay olmayacaktır. Oralara kadar uzanabilmek için müslüman toplumların önce kendi içlerindeki problemleri çözmeleri ve kardeşliklerini zaafa uğratan tesirleri yoket- meleri gerekir.
Peygamber Efendimiz ne güzel buyurmuş:
"Birbirinize buğzetmeyiniz, birbirinizi kıskanmayınız. Birbirinize sırt çevirip alakanızı kesmeyiniz. Ey Allah’ın kulları hepiniz kardeş olun. Bir müslümanın, bir müslüman kardeşini üç günden fazla terk ve ihmal etmesi ve ona selâm vermemesi helal olmaz."
Müslümanların birbirleriyle üç günden fazla küs durmalarına izin vermeyen ve küslüğü sona erdirmenin lüzumuna dikkat çeken dinimizin, bu iyilik mesajları karşısında kardeşliğe verdiği değerin faziletini anlamak çok güç olmasa gerek. Bu inceliği kavramakta güçlük çekmiyoruz da, yıllarca birbirleriyle konuşmayan, birbirlerine karşı kin, nefret ve intikam duygularıyla dolu olan, politik bölünmelere sebep olan, yol kesen, soygun yapan, ırz ve namusa yan gözle bakanların varlığını kabullenmekte güçlük çekiyoruz. Güçlük çekiyoruz ne kelime olanlar karşısında adeta dehşete kapılıyoruz.
Aşağıda kaydedeceğim hadis-i şerif de diğerleri gibi çok ibretli ve düşündürücüdür. Peygamber Efendimiz buyuruyor:
"Nefsim yed’i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, siz iman etmedikçe Cennete giremezsiniz ve birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş sayılmazsınız. Size bir şey söyliyeyim, onu yaptığınız zaman sevinirsiniz. Aranızda selamı yayınız."
Görüldüğü gibi bu hadis-i şerifte Cennete girmemizi birbirimizi sevmemiz ve iman ne-şesiyle kardeşçe yaşamamız şartına bağlıyor. Birbirlerini sevmeyen mü’min kimselerin kendilerini Cennete kavuşturacak amel işlemleri de mümkün olmaz. Mümkün olsa bile Allah katında makbul olmaz.
Müslümanlık, cihanşümul bir dindir. Islâm Dini’nin cihanşümul oluşunu toplu iba-detlerimiz, müslüman ülkeler arası dini toplantı niteliğini taşıyan hac farizası, müslüman olmayan insanlara verilen değer, tarih boyunca zulme, haksızlığa, şiddete, her türlü renk ve ırk ayırımına karşı çıkan dini irade gösterir. Bu ruhu yaşatan, bu ölçüde kardeşliği benimseyen mü’minler, aşağıdaki hadis-i şerifte belirtildiği gibi olurlar ve öyle yaşarlar. Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
"Mü’minler, birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve yekdiğerini korumakta bir vucüt gibidirler. Vücudan herhangi bir uzvu rahatsız olursa, diğer azala- rı da bu yüzden humma ve uykusuzluğa tutulurlar."
Bu hadis-i şerifin ışığı altında Bosna-Hersek’te, Dağlık Karabağ’da, Abhasya’da, Ku-düs’te yaşanan korkunç zulümden, insanlık dışı muameleden, soy kırımına varan katliamlardan diğer uzuvların yani petrol zengini, İsviçre’deki bankalarda paralarını saklı- yan müslümanların rahatsız olmayışları gerçekten düşünülmeye değer. Acaba yeryüzünde sayıları bir milyarı geçen müslümanların bir vücud gibi yaşamalarını önleyen güçler mi var? Eğer böyle değilse, elimizi kolumuzu tutan hiç bir güç yoksa müslüman ülkelerin bir kısmı haksızlığa uğrarken, müslümanlar ata yurtlarından kovulurken, mabedleri yok edilirken diğer müslüman ülkeler neden sessiz kalıyorlar?
Gönül ister ki müslüman milletimiz ve yeryüzünde yaşayan bütün müslümanlar ha- dis-i şerifte çizilen ışıklı tablo gibi olsunlar... Mademki tanışalım, sevişelim diye kabilelere, şubelere ayrılmışız, dünyadaki coğrafi taksimatın bir gereği olarak siyasi sınırlar içerisine çekilmişiz. Tek orduya sahip olmamız mümkün olmasa bile, gerektiği zaman emperyalizme karşı Islâm dünyasının da bir güç olabileceğini göstermeliyiz.
Dinî kaynaklarda önemi vurgulanan, uygulamada sayısız faydaları ve müsbet tesirleri görülen kardeşlik, toplumlarda kendi kendine meydana gelen bir hal değildir. Islâm dini, kar-deşliğin önemi üzerinde durmakla kalmamış, onu tahakkuk ettirecek manevi kültürü sağlamış, dünyevi ve uhrevi menfaatleri göstermiştir
Sevgili Peygambmerimiz Hz. Muhammed (S.A.S.) 622 yılında Mekke’den Medineye hicret buyurdu. Hicreti müteakip Peygamberimizin önemli icraatları olmuş ve Islâm me-deniyetinin temelleri o mübarek beldede o zaman atılmıştır. Cami inşası, mektep açılması ve etrafa seriyyeler gönderilmesi gibi önemli işlerden birisi de Mekke’den gelen müslümanlarla Medine’li müslümanların kardeş ilan edilmesidir. Kur’an-ı Kerim’in ruhuna uygun olarak o yıllarda Peygamber Efendimizin mübarek himayelerinde tesis edilen kardeşlik, müslüman toplum- ları kendi içlerinde parçalanmadan zamanımıza ulaştırmıştır. Biz de bu ruhtan nasibini alan bir millet olduğumuz için dimdik ayaktayız.
İbadetlerimiz de, kardeşliğin temininde önemli bir faktördür. İbadetlerimizin hikmetleri arasında bu fayda da dikkat çekici bir canlılıkta yer alır. Camilerde toplu halde kılınan namaz tanışmayı, oruç ve zekat kaynaşmayı, hac organize olmayı sağlar. Böylece bütün müslümanlar sevgi ile kucaklaşırlar.
Hülasa:
Kardeşlik güzel, düşmanlık çirkin.
Sevgi güzel, nefret çirkin.
Birlik güzel, ayrılık çirkin.
Cesaret güzel, korkaklık çirkin.
Güzellikler bizim olsun, çirkinlikler hiç kimsenin ...


Birlik ve Dayanışma ile ilgili
AYETLER

Şüphesiz mü ’minler birbirleri ile kardeştirler; öyle ise dargın olan kardeşlerinizin arasını düzeltin; Allah ’dan sakınınız ki, size acısın. (Hucurât: 10)
Eğer mü ’minlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltiniz; eğer biri diğeri üzerine saldırırsa, saldıranlarla Allah ’ın buyruğuna dönmelerine kadar savaşınız, eğer dönerlerse aralarını adaletle bulunuz, âdil davranınız, şüphesiz Allah âdil davrananları sever.
(Hucurât: 9)
İnkar edenler birbirlerinin dostlarıdır. Eğer siz aranızda dost olmazsanız yeryüzünde kargaşalık, fitne ve büyük bozgun çıkar. (Enfal-73)
Toptan Allah ’ın ipine sarılın, ayrılmayın. Allah ’ın size olan nimetini anın: Düşmandınız kalplerinizin arasını uzlaştırdı da O’nun sayesinde kardeş oldunuz. Bir ateş çukurunun kenarında idiniz, sizi oradan kurtardı. Allah doğru yola erişesiniz diye böylece ayetlerini açıklar.
(Âl-i İmran: 103)
Kendilerine belgeler geldikten sonra ayrılan ve ayrılığa düşenler gibi olmayın. Bir takım yüzlerin ağaracağı ve bir takım yüzlerin kararacağı günde büyük azap onlaradır. Yüzleri kararanlara: "İnanmanızdan sonra inkar eder misiniz? İnkar etmenizden dolayı tadın azabı" denecektir.
(Âl-i İmran: 105-106)
Gevşemeyin, üzülmeyin, inanmışsanız, mutlaka en üstünsünüzdür. (Âl-i İmran: 139)
Allah ’a ve Peygamberine itaat edin; çekişmeyin, yoksa başarısızlığa düşersiniz ve kuvvetiniz gider. Sabredin, doğrusu Allah sabredenlerle beraberdir. (Enfal. 46).