Makale

Reisülkurra Abdurrahman Gürses (1909-1999)

Reisülkurra
Abdurrahman Gürses
(1909-1999)
Yrd. Doç. Dr. Fatih Çollak
M.Ü. İlahiyat Fak. Emekli Öğr. Üyesi

Ülkemizin Kur’an ve mihrap hizmetleri alanında yetiştirdiği mümtaz şahsiyetlerden biri hiç şüphesiz Hendekli Hafız Abdurrahman Gürses Hoca’dır. Yirminci asrın meşhur Kur’an okuyucularından ve kıraat ilmi alanında yetişmiş üstatlarından olan Abdurrahman Gürses Hoca, güzel Kur’an tilaveti ve kıraat ilmine vukufiyeti ile hem kâri hem mukrî olarak İslam âleminde haklı bir şöhreti ihraz etmiştir.
Abdurrahman Gürses Hoca, kendine has tavrı ve güzel sesiyle okuduğu Kur’an’larla milyonların gönlünde taht kurmuş bir kurra-hafız, mihrap hizmetlerindeki liyakatıyla “haza imam” olarak nitelendirilen bir din görevlisi, kıraat tedrisinde riyaset makamına ulaşmış bir hoca ve bütün bunların ötesinde üstün ahlak sahibi örnek bir şahsiyettir.
Abdurrahman Gürses Hoca 1 Temmuz 1909 (1325 Rumi)’da Adapazarı’nın Hendek ilçesine bağlı Soğuksu köyünde dünyaya gelmiştir. Hafızlık eğitimiyle birlikte ilk tecvit derslerini aynı zamanda köyün imamı olan babası Hafız Sait Efendi’den almıştır. Hafızlığını tamamladıktan sonra iki sene ramazan ayında köy camiinde mukabele okumuş ve on beş yaşında iken Hendek’e gitmiştir. Bir taraftan ilçe camilerinde cüz mukabelesi okurken bir taraftan da yörenin meşhur Kur’an üstadı Abdurrauf Efendi’nin tashih-i huruf ve tecvit derslerine iştirak etmiştir.
Abdurrahman Gürses Hoca 1919-24 tarihleri arasında Hendek Yeni Cami Medresesi’nde dönemin müftüsü Ali Niyazi Konuk Hoca’dan Arapça ve fıkıh okumuş, bu derslere devam ettiği günlerde İstanbul’a gelerek Daru’l-Hilafeti’l-Âliyye’ye girmiş, Ayasofya Soğuk Çeşme medreselerinde bir müddet okumuştur. Bu dönem bir taraftan medresede eğitim görürken zaman zaman İstanbul’un muhtelif camilerinde mihrabiyeler okumuş, güzel sesi ve tavrı Erbilli Esad Efendi’nin kulağına kadar gitmiştir. Abdurrahman Hoca’nın Esad Efendi ile tanışması bu tarihte olmuştur. Medreselerin kapatılmasının (3 Mart 1924) ardından Abdurrahman Gürses Hoca Hendek’e dönmüş ve ilim tahsiline burada devam etmiştir. 1934 senesinde tekrar İstanbul’a gelerek Üsküdar’da Selimiye Camii imam-hatibi kurra Hafız Fehmi Efendi’den İstanbul tariki üzere kıraat okumuş ve icazet almıştır. 1938 senesinde ilk imamet görevini Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii’nde ifa etmiş, burada bir ay vazife yaptıktan sonra Teşvikiye Camii’ne tayini yapılmıştır. Bu camide beş yıl vazife yaptıktan sonra 1944 senesinde Beyazıt Camii ikinci imamlığına getirilmiş, 1949’da da aynı caminin başimamı olmuştur.
Abdurrahman Gürses Hoca Beyazıt Camii imam-hatipliğini yürüttüğü yıllarda çeşitli vesilelerle Mısır, Tunus ve Fas’ı ziyaret etmiş, hac ibadeti maksadıyla da birçok kez Mekke’ye gitmiştir. Beyazıt Camii’nde bir taraftan imamet hizmetlerini yürütmüş bir taraftan da cami bünyesindeki resmi kursta Kur’an eğitimi vermiştir. Bu kursta (bendeniz de dahil olmak üzere) birçok talebe yetişmiştir.
Abdurrahman Gürses Hoca 1974 senesinde ilk kez Ankara’da açılan kıraat ihtisas kursunda aşere ve takrip okutmak üzere görevlendirilmiş, kısa bir süre sonra rahatsızlanıp İstanbul’a dönmüştür. Tedavisi İstanbul’da devam ettiğinden kurstaki hizmetlerini sonuna kadar sürdürememiş ise de kursun kapanış programına iştirak etmiştir. Daha sonra 1976 yılında İstanbul Haseki Eğitim Merkezinde açılan Aşere-Takrip-Tayyibe İhtisas Kursu’nda kıraat hocası olarak görevlendirilmiş, burada İstanbul tariki ile uzun yıllar kıraat okutmuştur. 1979 senesinde Beyazıt Camii imamet vazifesinden resmen emekli olmuş, bundan sonraki ömrünü gerek Haseki’de gerekse özel mahfellerde talim-tecvit-tashih-i huruf ve kıraat dersleri okutarak geçirmiştir.
Abdurrahman Gürses Hoca’nın bütün bu hizmetleri ömrünün son yıllarına kadar devam etmiş; beş sene Teşvikiye, otuz beş sene de Beyazıt Camii’nde olmak üzere toplam kırk yıla ulaşan resmi imamet vazifesinin sona erdiği tarihten (1979) üç yıl evvel başlayıp yirmi iki yıl süren Haseki’deki ilm-i kıraat hizmetleri de 1998 senesinde hastalanıp evinde yatak istirahatına çekilmesiyle sona ermiştir. Tedavisi bir buçuk yıl sürmüş, iyice yaşlanmış olmanın ve geçirdiği prostat hastalığının verdiği rahatsızlıkla bitap düşmüş, nihayet 10 Ağustos 1999 Salı günü Teşvikiye’deki evinde Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Cenaze namazı 11 Ağustos 1999 Çarşamba günü ikindi namazına müteakip kılınmış ve aynı caminin haziresinde Beyazıd-ı Veli türbesinin sağ tarafında cami mimarı Hayrettin Efendi’ye tahsis edilen yere defnedilmiştir.
Abdurrahman Gürses Hoca’nın hayatında öne çıkan iki temel hususiyetten biri mihrap hizmetlerindeki üstün liyakati, diğeri Kur’an ve kıraat ilmindeki vukufiyet ve dirayetidir. Mihrap ve Kur’an hizmetleriyle birlikte dini konularda dönemin çeşitli mecmualarında yayımlanmış derleme veya tercüme türünden makale çalışmaları da vardır. Hayatını Kur’an hizmetine adamış ve çok sayıda talebe yetiştirmiştir.
Abdurrahman Gürses Hoca’nın milyonlarca Müslümanın muhabbetine mazhar olmasının sebebi onun mihrap ve Kur’an hizmetlerindeki gayretleri olmakla birlikte bunun da ötesinde sahip olduğu üstün ahlaki vasıfları ve din adamına yakışır güzel meziyetleridir.
Abdurrahman Gürses Hoca hâl ve hareketlerinde davranış ve münasebetlerinde daima Kur’an’ın izzetini korumuş, hizmetleriyle Kur’an’ı infak etme yolunda zirveye ulaşmış müstesna bir şahsiyettir. Osmanlı ilim âleminin örnek mensuplarından ve zamanımızdaki son çınarlarından biridir. Kur’an ve mihrap hizmetlerini her daim yüceltmiş, bir Kur’an üstadının ve mihrap adamının sahip olması lazım gelen izzeti en iyi şekilde temsil etmiştir. Hocalarına ve dostlarına karşı vefalı, talebelerine muhabbetli, dünya nimetlerine karşı istiğna duygusuna sahip numune-i imtisal bir insandır. Şahsında vakar, edep, gayret-i diniye, zahiri ve batıni temizlik, nezaket, intizam ve sabr-u’s-sebat gibi üstün meziyetler toplanmış bir insandır. Vakar ve tevazuyu ahenkli bir şekilde mezcetmiş bulunan Abdurrahman Gürses Hoca’nın bir asırlık ömründe tebessümü aşan bir üslupla güldüğünü, Kur’an öğretiminde yorgunluk veya bezginlik gösterdiğini, dünya mal, mevki ve unvanlarına alaka duyduğunu söylemek mümkün değildir. Kur’an hocalarına ve mihrap hizmetlilerine yönelik sohbetlerinin birinde onlara şu tavsiyelerde bulunmuştur: “Kur’an hizmetlerinden emekli olunmaz. İnsan her ne kadar resmen veya resen görevinden emekli olsa da Kur’an hizmeti ölünceye kadar devam eder. Bizim bu görevimiz de Allah ömür verdiği, sıhhat verdiği müddetçe devam edecektir.”
Hülasa, “Ümmetimin en hayırlıları kendisi görülünce Allah hatıra gelendir” hadis-i şerifinde ifade edildiği üzere, Abdurrahman Gürses Hoca görüldüğünde cami, mihrap ve Kur’an hizmeti akla gelen mümtaz bir şahsiyet idi.
Ruhu şad olsun.