Makale

Duanın şiiri münacat

Duanın şiiri münacat
Vedat Ali Tok

Kur’an-ı Kerim’de dua ile ilgili birkaç ayet:
“Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten Ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm.” (Bakara, 2/186.)
“(Ey Muhammed!) De ki: Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin!” (Furkan, 25/77. )
“Rabbiniz şöyle dedi: “Bana dua edin, duanıza cevap vereyim. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanmış bir hâlde cehenneme gireceklerdir.” (Mü’min, 40/60.)
“En güzel isimler Allah’ındır. O’na o güzel isimleriyle dua edin ve O’nun isimleri hakkında gerçeği çarpıtanları bırakın.” (Araf, 7/180.)
“Allah, iman edip salih ameller işleyenlerin dualarına karşılık verir; lütfundan onlara fazlasını da verir.” (Şura, 42/26.)
İnsan, Rabb’i karşısında büyük bir acziyet içerisindedir. Ondan başka sığınılacak bir kapı yoktur. İnsan ne isteyecekse O’ndan ister, O’ndan diler. Zira insanı en iyi bilen O’dur, insana rızık veren, kuvvet veren O’dur. Bu yüzden yalnız O’na güvenir, yalnız O’ndan yardım diler insan. Vesileleri yegâne ve son kapı zanneden, yani yardımı, inayeti kuldan bekleyen ne büyük bir yanılgı içindedir.
Yalvarma, yakarış, tazarru, niyaz anlamlarına gelen münacat, edebiyatımızda bir şiir terimi olarak Allah’a yalvarmak, O’ndan medet ummak için yazılan genellikle manzum eserler için kullanılmaktadır. Klasik Türk şiiri nazım şekillerinden olan mesnevilerin, konusu ne olursa olsun, bir bölümünde münacat yazılması gelenekten ziyade kural hâlini almıştır. Yine klasik Türk şiiri nazım şekillerinden kasidelerin bir kısmı konu itibarıyla Allah’a yalvarma mahiyetlidir ki, bunun da türü münacat olarak adlandırılmıştır. Münacatlar mesnevi ve kasidelerin dışında hemen her nazım şekliyle de yazılabilen bir nazım türüdür. Hatta eski edebiyatımızda sıradan bir kitabın bile bir bölümü münacata ayrılmıştır.
Münacatların en çok görüldüğü dönem Klasik edebiyat dönemidir, fakat bunun yanı sıra halk şiirimizde de münacatlara çokça rastlanmaktadır. Bunların birçoğu ilahi formunda bestelenmiştir. Söyleyişlerde, muhtevada değişiklikler olsa da Tanzimat ve ondan sonraki dönemlerde de münacat türünde eserler yazılmaya devam edilmiştir.
Sadece manzum değil mensur münacatlar da yazılmıştır ki, bu türün en meşhuru Sinan Paşa’nın “Tazarru-name”sidir. İşte ondan birkaç satır mensur münacat:
Ey gözlerün nûru ey gönüllerin sürûru başımızın tâcı ehl-i dilin mîrâcı gönül hânesinin ziyâsı dil hastesinin şitâsı derd ehlinin enîsi ışk avaresinin celîsi…
İlâhî her neyi gülzâr ettinse anı ittim. İlâhî elime her ne sundunsa anı tuttum. İlâhî gönlüm oduna ne yaktınsa o tüter. İlâhî vücudum bahçesine ne diktinse o biter…
İlâhî kabul Senden, red Senden. İlâhî şifâ Senden, dert Senden. İlâhî dil verdin, zikrinden ayırma, gönül verdin fikrinden çevirme. İman verdin, dâim eyle; ihsan verdin, kâim eyle.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın da mensur münacatı meşhurdur:
İlahî! Hamdini sözüme sertac ettim, zikrini kalbime mirac ettim, kitabını kendime minhac ettim. Ben yoktum var ettin, varlığından haberdar ettin. Aşkınla gönlümü bikarar ettin. İnayetine sığındım kapına geldim, hidayetine sığındım lütfuna geldim, kulluk edemedim affına geldim. Şaşırtma beni, doğruyu söylet; neşeni duyur hakikati öğret. Sen duyurmazsan ben duyamam. Sen söyletmezsen ben söyleyemem. Sen sevdirmezsen ben sevdiremem. Sevdir bize hep sevdiklerini. Yerdir bize hep yerdiklerini. Yâr et bize erdirdiklerini...
Çeşitli dönemlere ait manzum münacatlardan:
Yâ Râb kerem et bendene ihsân eyle
Düşvâr olan ahvâlimi âsân eyle
Nef’î
(Ey Allah’ım bu kuluna kerem eyle, ihsan eyle; güç olan hallerimi kolay eyle.)

Bakma ya Râb sevâd-ı defterime
Ânı yak ateşe benim yerime
Lâedrî
(Yâ Râb, benim günahlarla kararmış bu siyah defterime bakma. Ne olur, benim yerime onu ateşe -cehenneme- at!)
Hazretinden dilerim dünyâda nâ-merde değil
Merde de eyleme muhtâc beni yâ Râb yâ Râb
Dânîş
(Ey Allah’ım dünyada beni sadece nâmerde değil, merde de muhtaç eyleme.)

Ey Allah’ım beni Sen"den ayırma
Beni Sen’in didarından ayırma
Seni sevmek benim dinim imanım
İlâhî din ü imandan ayırma
Eşrefoğlu Rûmî
***
Yâ ilâhî Sen beni insana muhtâc eyleme
Olur olmaz kimseye merdâna muhtâc eyleme
Ol habîbin fahr-ı âlem Mustafa’nın aşkına
Ganî eyle kalbimi düşmana muhtâc eyleme
Âşık Ömer
***
Müslüman mülkünü her yerde felâket vurdu…
Bir bu toprak kalıyor, dinimin son yurdu!
Bu da çiğnendi mi çiğnendi demektir şer’-i mübîn,
Hâk-sâr eyleme yâ Râb, onu olsun… Âmin…
Mehmed Akif Ersoy
***
Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi
Senin uğrunda ölen ordu budur yâ Rabbi
Tâ ki yükselsin ezânlarla müeyyed nâmın
Gâlip et çünkü bu son ordusudur İslâm’ın
Yahya Kemal Beyatlı
***
Güzel bir münâcât örneğinin de tamamını alalım:

DUA/ Arif Nihat Asya
Biz kısık sesleriz, minareleri
Sen ezansız bırakma Allah’ım!
Ya çağır şurda bal yapan arılarını
Ya kovansız bırakma Allah’ım!
Mahyasız minareler, göğü de
Kehkeşansız bırakma Allah’ım!
Müslümanlıkla yoğrulan yurdu
Müslümansız bırakma Allah’ım!
Bize güç ver, cihad meydanını
Pehlivansız bırakma Allah’ım!
Kahraman bekleyen yığınlarını
Kahramansız bırakma Allah’ım!
Bilelim hasma karşı koymasını
Bizi cansız bırakma Allah’ım!
Müslümanlıkla yoğrulan yurdu
Müslümansız bırakma Allah’ım!
Yarının yollarında yılları da
Ramazansız bırakma Allah’ım!
Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü
Ya çobansız bırakma Allah’ım!
Bizi Sen sevgisiz susuz havasız
Ve vatansız bırakma Allah’ım!
Müslümanlıkla yoğrulan yurdu
Müslümansız bırakma Allah’ım!