Makale

Avrasya İslam Şurası Teşkilatı

Avrasya
İslâm Şûrası
Teşkilatı

HALİT GÜLER
Başkan Yardımcısı

Geride bıraktığımız Ekim ayının son haftasında Ankara’da Türk dünyasını yakından ilgilendiren çok önemli, önemli olduğu kadar da lüzumlu ve faydalı beynelmilel bir toplantıya şahit olduk.
Diyanet İşleri Başkanlığı Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinden, Balkan-Kafkas ülkelerinden gelen seçkin misafirlere ev sahipliği yaptı.
’Türk Cumhuriyetleri, Balkan ve Kafkas Ülkeleri Türk ve Müslüman Toplulukları Din Hizmetleri İstişare Toplantısı", seçkin bir katılımla Ankara Dedeman Oteli nde yapıldı.
Açılışı 23 Ekim de Kocatepe Konferans Sa- lonu’nda yapılan şûraya, 21 kardeş ve soydaş ülkenin dini idarelerinin temsilcileri katıldı. Açılış merasiminden sonra çalışmalara 3 gün Dedeman Oteli salonlarında devam edildi.
Kur’an-ı Kerim okunarak ve İstiklâl Marşı söylenerek başlayan şûranın açılış bölümüne iştirak, çok göz doldurucu ve anlamlı oldu. Devletimizin üst düzey idarecilerinin şereflendirdiği salondaki ilgiye bakıp da sevinç duymamak mümkün değildi. Salondaki manzara devletimizin de bu toplantıya ne kadar önem verdiğini gösteriyordu.
Bu zamana kadar ülkemizde Orta Asya Türk Cumhuriyetlerini yakından ilgilendiren çeşitli toplantılar yapılmıştır. Siyasi problemler, petrol ve doğalgazla ilgili projeler, Ahıska Türklerinin dramı, sınır kapılarının açılması, eğitimle ilgili konular, Kafkaslardaki anlaşmazlıklar gibi hususlar zaman zaman bir araya gelinerek konuşulmuştur. Hatta Türkiye’nin öncülüğünde "Karadeniz Ekonomik İşbirliği" gibi bir de teşkilat kurulmuştur. Bu seferki topantı şimdiye kadar yapılanlardan farklı idi. İlk defa bu seviyede 200 milyonu aşkın Türklük dünyasının dini temsilcileri, manevi liderleri kendi iradeleriyle biraraya geliyorlardı.Avrasya Türk-lslam ülkelerinin dini temsilcilerinin bir araya gelişleri ve konuları ele alış tarzları, birbirlerine sevgi ile yaklaşımları bizi ümitlendirdi.
Anavatanları Türkiye’de yapılan dini amaçlı bir toplantıya, kardeş ve soydaş ülkelerin tamamına yakını, temsilci gönderme cesaretini göstermiştir. Toplantı salonuna şöyle bir bakıldığı zaman temsilcilerin, birbirlerine yakın olan dini kıyafetleri içerisinde, böyle bir toplantıya katılmış olmaktan duydukları mutluluk yüzlerinden okunuyordu.
İnsanlara hak ve özgürlük tanımayan komünizm sebebiyle 70 yıü aşkın bir zaman kendi ülkelerindeki din adamlarıyla bile bir araya gelemeyen bu insanlar, şu anda kardeş ve soydaş din adamlarıyla bir arada idiler. Tabii ki bu gelinen mutlu an, kendilerine biçilen dar bir çevrede uzun yıllar yaşamak zorunda bırakılan, ayrılık hasreti çeken insanlar için çok önemliydi.
Bu görüşmelerden hiçbir netice çıkmasa bile bu manada ve bu seviyede bir araya gelmekten daha önemli bir netice olamıyacağını onlar çok iyi biliyorlardı.
Toplantıya katılan dini temsilciler meselelerini izah edebilecek mesleki tecrübe ve kültüre sahip oldukları kanaatini uyandırıyordu.
Dedeman Oteli salonlarında yerli ilim adamlarının da katılmasıyla 3 gün devam eden oturumlarda aşağıdaki ana başlıklar altında yer alan konular enine boyuna tartışıldı: Bu konulardan çıkarılacak neticelerin toplantıya temsilci gönderen ülkelerde uygulanabilirliği üzerinde duruldu.
• Diyanet İşleri Başkanlığınca Orta Asya’ya ve
Balkanlara götürülen hizmetler.
• Karşılıklı işbirliği imkanlarının araştırılması.
• Karşılaşılan problemler ve alınması gereken
tedbirler.
• Türkiye Diyanet Vakfı’nca kardeş ve soydaşülkelere götürülen hizmetler.
Bu konularda görüş beyan eden müftüler, ülkeleriyle ilgili problemleri dile getirmekle kalmadılar, diğer ülkelere de ışık tutacak nitelikte görüşler ileri sürdüler. Temsilciler geçmişte yaşadıkları manevi sıkıntılara nis- betle ne olursa olsun bugünkü hallerine şükrediyorlar ama şu andaki durumu yeterli bulmadıklarını da samimi olarak ifade ediyorlar.
Toplantıya katılanların tamamı, burada konuşulan önemli meseleleri ciddiyetle takip edip neticeye ulaştıracak bir teşkilatın kurulmasını da istediler. Bu teklif alkışla karşılandı ve genel tasvip gördü. Kurulacak teşkilatın adının ne olması gerektiğine dair ortaya atılan teklifler teker teker ele alınarak tartışıldıktan sonra ismin "Avrasya Islâm Şûrası*’ olmasına karar verildi. Şûra merkezinin Ankara olması, sekreterya hizmetlerinin Diyanet İşleri Başkanlığı’nca yürütülmesi uygun görüldü. Böylece Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin Balkan-Kafkas ülkelerinin, Türkiye’de veya diğer kardeş cumhuriyetlerden birinde en az yılda bir defa bir araya gelerek dini çalışmaları arasında ahenk sağlayacak bir teşkilat kurulmuş oldu.

Rusya Federasyonu Kabardey-Balkarya Müftüsü
Şefig A.
PİŞHACİYEV:
"Hristiyan misyonerler çocuklarımıza bedava kitap dağıtıyorlar."

Bizim sorunlarımız çok büyük. Kabardey Balkarya’da bir tek Islami eserimiz yoktur. Biz sizden Rusça yazılmış Islami eserler istiyoruz. Hristiyan misyonerler kitapları bedeva ve kapımıza kadar getirerek çocuklarımıza veriyorlar. Biz de bu Hıristiyan misyonerlerden ibret alarak onlar gibi çalışmalıyız ve İslam’ı iyi anlatmalıyız. Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığımdan gelen imam arkadaşlarımızla birlikte çalışıyoruz. Fakat bize bizim dilimizi konuşan insanlar gönderilsin ve din görevlileri orada en az bir bir yıl kalsınlar.
Imam-Hatip mezunu 5 kişi bizde devamlı bulunsun. Bunlar dönünce yeniden Imam-Hatip gönderilsin. Böylece bir sistem oluşturulmuş olur. Biz İstanbul’a 10-12 yaşında çocuklarımızı gönderebiliriz, onlara Islami ilimler öğretilsin ve onlar da bizim halkımıza kendi dilimizle Islamı anlatsınlar.
Yeni kurduğumuz bu "Avrasya İslam Şûrası" bütün İslam ülkelerinde birer kuruluş açsın.
Rusya Federasyonu Karaçay Çerkezya Müftüsü
İsmail Ali
BERDİYEV:
"Dinimizdeki kolaylıkları iyi anlatmak lazım."

Temsilcilerden konuşanlar önemli konulara temas ettiler. Bu konuşmalar içinden ruhumuza uygun düşen ve bizi heyecanlandıran cümlelerden örnekler vermek istiyorum;
•Azerbaycan ve Saray Bosna’da birer üniversite açılmalı. Bu üniversiteler bu ülkelerde Türk-lslâm irfanını iktidar yapacaktır. Bosna-Hersek’te Sırplar, "Biz Türkleri öldürüyoruz" diyorlar. Çünkü Türklerin müslü- manlardan başkası olabileceğini düşünemiyorlar. (Prof. Dr. Mustafa Ceriç, Bosna- Hersek Diyanet İşleri Başkanı)
• Kendi dilimde konuşmak istiyordum. Nasıl konuşacağım, meramımı nasıl anlatacağım diye düşünürken Allah yardımcı olarak bu hanım kardeşimi gönderdi. Konuşmamı bu hanım terceme edecek. (İsmail Ali Berdiyev, Karaçay Müftüsü)
• Sizin mes’uliyetiniz büyüktür. Çünkü siz yıllarca hür yaşayan tek Türk devletisiniz. Biz meselelerimizi kanımız, dilimiz ve dinimiz bir olan size anlatmayıp ta kime anlatacağız? (Talat Taceddin, Rusya Müslümanları Müftüsü)
• Her ne kadar dilimiz bir değilse de inancımız bir. Bu sebeple aramızdaki alâka her şeye rağmen devam edecektir. Cumhurbaşkanım, rağmen devam edecektir. Cumhurbaşkanım, “Elhamdülillah müslümanım. Müslüman kardeşlerime selam götür, bizim için dua buyursunlar" diye benimle size mesaj gönderdi. Eğer göz yaşları akmazsa çimen bitmez. (Fethullah Han Şerefzâde, Tacikistan Müftüsü)
Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde en faal grup Hristiyan misyonerlerden sonra Bu- distlerve Bahailerdir. Vehhabileri de bunlara eklemek gerekir, bu gruplar yıkıcı çalışmalar yapıyorlar. Amerika’dan yığın yığın barış gönüllüleri geliyor. Gençler Hristiyanlığı para için kabul etmiş görünüyorlar. Bu tehlikeler maalesef bütün cumhuriyetlerde vardır. Ülkemizi tanıtmaya çalışmadan ziyade biz burada daha çok bu problemleri konuşmalıyız. (Selman Musaoğlu, Kafkas Müslümanları Dini İdaresi Başkan Yardımcısı, Azerbaycan)
* İtiraf edelim ki Bosna-Hersek’te çatışma başladığı zaman durumu çok iyi bilmiyorduk. Orta Asya’da kurulan Tür Cumhuriyetlerini de çok iyi tanımıyorduk. Biz bunları sonradan öğrendik. Sevinçle ifade edelim ki bu toplantıda bildiklerimize yenilerini ilave ettik. Bu toplantı ufkumuzu açtı. (Işılay Arı- kan, Türk-lslam Kültür Cemiyeti Başkanı, KKTC)
* Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde veya Balkanlarda inşa edilecek camilerde Osmanlı mimari tarzı uygulansın derken kendi kültürümüzü, özümüzü, ecdadımızın sanat zevkini ve şevkini istemiş oluyoruz. Osmanlı cami tipi bizi İslam itikadı esaslarına uygun düşünmeye ve ibadet etmeye adeta zorluyor ve yönlendiriyor. Balkanlardaki camiler, bunun en güzel örnekleridir. (Behçettin Şehabi, Makedonya İslam Birliği Müşaviri)
• Haklı olarak hep Bosna-Hersek’ten bahsedildi. Problem yalnız Bosna-Hersek’te değil, Bulgaristan’da, Batı Trakya’da, KKTC’de, Çeçenistan’da, Azerbaycan’da, Afganistan’da ve Kuzey Irak’ta aynı problem ve aynı zulüm var.
Müslümanların iç meseleleri çok önemli. Bunları çözersek, içte birliği sağlarsak dış düşmanlar bize hiçbir şey yapamazlar. (Kemal Güran, Türkiye Diyanet Vakfı II. Başkanı)
Üç gün devam eden toplantıda söylenen güzel sözler, içli ve yürekli ifadeler elbette benim kaydettiklerimden ibaret değildir.
Bu toplantı Orta Asya steplerinden ezan sesleriyle harekete geçen ve Balkanlarda Tuna Nehri boylarında yankı uyandıran ruhun yeniden toprakla bütünleşmekte, Türk Islâm kültürüyle kucaklaşmakta olduğunun en güzel delilidir.
Bu toplantının niye yapıldığını merak edenler veya bu toplantıdan değişik manalar çıkarmak için kendilerini zorlayanlara 21 ülkeden 30’a yakın din temsilcisinin imzasını taşıyan dekorasyonunun son maddesini dikkatle okumalarını tavsiye ediyorum. Bu madde de dile getirilen düşünce herhalde kendilerine bir fikir verecek ve rahatlamalarını sağlayacaktır.
"Üçüncü bin yıla girerken Allah’ın bize emaneti olarak kabul ettiğimiz ve bugüne kadar yeterince yıpratılmış olan dünyamızın korunması, hangi ırkta, hangi dine ve kültüre mensup olursa olsun dünyamız üzerinde yaşayan insanların can, mal ve namuslarının korunması, din ve vicdan hürriyetlerinin güvence altına alınması, gelecekte daha huzurlu ve kalkınmış bir hayata kavuşmaları, barış ve hoşgörünün teşvik edilmesi yönünde hiçbir gayret rve mesainin tarafımızdan esirgemeyeceğinin bilinmesinin...
Toplantıya katılanların, toplantının başlangıç anındaki bilgi ve heyecanı sonuna kadar devam ettirmeleri, yapılan konuşmaları dikkatle takip etmeleri memnuniyetle görülmüştür. "Avrasya İslâm Şûrası"nda alınan kararların, Orta Asya .Türk Cumhuriyetlerindeki, Balkan ve Kafkas Ülkelerindeki din hizmetine yeni bir hız vereceği kesindir. Bundan böyle ülkelerinde din hizmetini yürütmekle sorumlu Şeyh’ul-lslâm ve Müftüler kendilerini yalnız hissetmeyeceklerdir.

"Avrasya İslâm Şûrası" Teşkilatı yeni bir ses, yürekli ve dayanıklı bir nefes. Bu nefes Orta Asya Türk Cumhuriyetlerini, Balkan ve Kafkas ülkelerini rahatlatacak, bu topraklarda yaşayan insanları serinletecek. Bu kuruluşun ülkemize kardeş ve soydaş ülkelere hayırlı ve uzun ömürlü olmasını diliyorum.

Makedonya Cumhuriyeti İslâm Birliği Reisu’l Uleması
Süleyman RECEBİ:

Burada kendi dilimiz olan Türkçeyi konuşamamanın üzüntüsü içindeyim. Komünist rejim bize dilimizi unutturdu. Ama biz ne söylediğimizi gayet iyi anlıyoruz. Bakışlarımız bile bizi bize anlatmaya yetiyor. Türkiye’me ilk defa geldim, çok mutluyum. Ülkemizde kendi gücümüzle mescitler yapıyoruz. Sovyetler zamanında 19 mescit vardı, bugün 170 mescidimiz var. Bugüne kadar yardım için bize hep Araplar geldi. Fakat yardımdan çok zararları oldu. Biz bunları anlayınca onları kovduk. Zararları neydi? Paraları çok olduğu için bazı kişileri satın alıyorlar ve yanlış şeyler öğretiyorlardı. Vehhabilik hakkında propaganda yapıyorlardı. Biz kendi gayretlerimizle halen yaptığımız mescitlere ilaveten bir de "Din Enstitüsü" kurduk. Ona da yardım etmek istediler. "Edin, fakat idare bizde olacak, hangi mezhebe gireceğimize bir karar vereceğiz1; dedik. "Hayır" dediler, biz de geri çevirdik. Çünkü bizim problemimizi Arap bizden iyi bilemez. Bizde, kendi törelerimizde olan çok adetler dine katıldı. Dinimizdeki, kolaylıkları iyi anlatmak lazım. Ama pek iyi anlatamadık. Hükümetten bir bina aldık, faaliyetlerimizi orada gösteriyoruz. 150 öğrencimiz var yatılı. Öğrencilere üç öğün yemek veriyoruz. Üç yıldır onlarla uğraşıyoruz. Şimdi durum iyi. Şerefle söylüyorum ki, ben Türk’üm, dinim İslam’dır.

"Gecikmiş olmasına rağmen, bu toplantı bir başlangıçtır ve çok faydalı olmuştur."

Bu toplantının Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından düzenlenmesi, aramızda işbirliğinin gerçekleştirilmesi için çok önemli bir adımdır. Türkiye’deki halk, OsmanlI’nın torunlarıdır. Bu toplantının 4 sene önce yapılmasını bekliyorduk fakat bu gün kısmetmiş. Gecikmiş olması ile birlikte, çok faydalı bir adım atılmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı’nm bizim gençlerimizi eğitmede çok yararlı olduğunu bildirmek istiyorum. Bunun yanında, on öğrencimizin Türkiye’deki İlahiyat fakültelerine alınmasını istiyoruz. Tıp, Siyasal Bilgiler ve Hukuk fakültelerine de öğrencilerimizin alınmasını istiyoruz. Makedonya’da, medresede okunan kitapların, öğrencilerimizin kitaplarının basılmasını istiyoruz. Balkan ülkelerinde komünistler faaliyet gösteriyorlar fakat Allah nurunu tamamlayacak, İslam, canlılığını koruyarak devam edecektir. Is- lami İlimler Fakültesi eğitime başlamıştır. Bu bir başlangıçtır. Biribirlerimizle daha sık bir araya gelmek, biribirimizi tanımamız ve problemlerimizi görüşmemiz açısından gereklidir.

Romanya Müslümanları Müftüsü
Osman NECAT:
"Romanya’da bugün 70 bin müslüman var. Ancak Diyanet’in sadece 3 din görevlisi bulunmaktadır."
İ slam’da hiç bir rrkın diğer bir ırka üstünlüğü yoktur. Romanya’da Türk ve Tatarlar, ırkçılık sözleriyle birbirlerinden ayrılıyorlar. Halbuki birbirimizden kız alıp vermişiz, birbirimize karışmışız. Bu oyunları bozmamız lazım. "Hepiniz Allah’ın ipine sımsıkı sarılın" Allah sözüne yapışmamız lazım.
Romanya’da bugün 70 bin Müslüman var. Buna karşılık 3 tane Türkiye Diyanet İşleri Din görevlisi bulunuyor. Bu çok az. Türkiye Diyanet’inden görevli sayısını arttırmasını istiyoruz. Mecidiye’de bir tane Imam-Hatip Okulu var. Bu okulların sayısını çoğaltmamız lazım ama, bizim maddi durumumuz elverişli değil. Türkiye’den yardım bekliyoruz.

Tacikistan Müftüsü
Fettullah Han ŞERİFZADE:
"ikinci Dünya Savaşı’nda bir musibet geldi ve bütün dindaşlarımız birbirimizden ayrı düştük."
Bu toplantıda Türkçe konuşmayan, dili Farsça olan tek Cumhuriyet bi- ziz. Fakat dilimiz ayrı olsa da "Bütün mü’minler kardeştir" ayeti emriyle buraya geldik. Dilimiz Türkçe değilse de dinimiz ve mezhebimiz bir, ehli sünnetteniz, yani Hanefi mez- hebindeniz.
Tacikistan’ın 5.5 milyon nüfusu var ve %95’i Müslüman. Halkımızın çoğu Tacik, ikinci olarak da Özbekçe konuşuluyor. Kardeşlerimizin adedi bir milyon civarında. Kırgızlar da var; 250 bin de Şii var. Anayasamızda din hürdür. 1991 yılında hürriyetimizi kazandık, istiklalimize kavuştuk. Bundan önce 17 yerde Cuma namazı kılınırdı, şu an 183 yerde kılınıyor. 5000’in üzerinde beş vakit namaz kılınan cami var. 10 dini medrese, 1 Yüksek İslam Enstitüsü var ve burada 750 öğrenci eğitim görüyor. Ramazan ve Kurban bayramları resmen tatildir. .
Buraya gelirken Cumhurbaşkanımız İmam Ali RAHMANOF beni kabul ederek sizlere selam ve saygılarını sunmamı istedi. Sizlere, Cumhurbaşkanımız İmam Ali RAHMA- NOF’un selam ve saygılarını sunuyorum. Orta Asya ülkelerinin başına 2. Dünya Sava- şı’nda bir musibet geldi ve bütün dindaşlarımız birbirimizden ayrı düştük. Bugün Allah’a şükür burada toplandık, biribi- rimizi görüp tanıdık. Bu bile bize yeter. Fakat çok dikkat etmemiz lazım. Zira bu ülkelerde Vehhabilik, Bahailik türedi. Para ile adam satın alıyorlar. Biz bilhassa Bahailerle mücadele ediyoruz. Biz, Iran asıllı değiliz, Tacikiz. Müslümanız, Hanefi mezhebindeniz.