Makale

İslam Toleransı ve Misyonerlik Faaliyetleri

İslâm
Toleransı ve
Misyonerlik Faaliyetleri

Doç. Dr. Osman Cilacı
Süleyman Demirel Üniv. İlahiyat Fak. Öğretim Üyesi

Misyonerlik faaliyetlerinin tarihi oldukça eskidir. Bu faaliyetlerin ülkelere göre özellikler arzettiği de bilinmektedir. Misyonerlik faaliyetleri temelde Hıristiyanlığın yayılmasına zemin hazırlamaktadır. Bu tür faaliyetlerin Türkiyemiz açısından önemi her geçen gün daha da artmaktadır.
İnsanın manevi yapısına hitap eden en büyük olguların başında din realitesi gelir. Bu realite her tür felsefi ve ilmi düşüncelerden önce var olmuş bir realitedir. Normal yapıda bir insanı dinden soyutlayarak ele almamız mümkün değildir. Çünkü insan ruhi ihtiyaçları açısından her şeyden önce dine muhtaçtır. Din fertler için olduğu kadar cemiyetler için de büyük bir ihtiyaç olarak karşımızda durmaktadır. Tarihi ve sosyolojik araştırmalar da bizi bu sonuca götürmektedir. Nitekim insanlık tarihi boyunca dinden tamamen tecrit edilmiş bir toplum görülmemiştir.
İnsanın dini hayatı ana hatları ile üç devrede incelenebilir. Bunlar iman, fikir ve gerçek bilgiye ulaşma devreleridir.
İlahi dinler getirdikleri bir takım prensiplerle insan ve cemiyetin manevi hayatını sağlam ve esaslı bir yapıya oturtmuşlardır. İlahi dinlerin yerleştirdiği bu manevi disiplini hiçbir ceza kanunu veya hiçbir siyasi otorite temin edememiştir.
Son ilahi din İslâm’dır, Hz. Muhammed (S.A.S.) de son peygamberdir. İslâm dini vazolunduğu günden zamanımıza kadar hiç değişmeyen ilke ve prensiplerini bütün insanlığa sunmuş bulunuyor. Akla, mantığa ve insan yapısına en uygun olan bu ilke ve prensipler her geçen gün dünya coğrafyasında artan bir hızla hüsnü kabul görmeye devam ediyor. Başka bir dinden İslâm’a girmenin adı olan ihtida olaylarının büyüyerek devam etmesinin hikmeti burada aranmalıdır. Bugün yeryüzünde bir milyarın üzerinde müslüman yaşamaktadır. Bir bakıma sosyal bilimciler ve din tarihçilerinin XX. yy’ı "dine dönüş" hareketi olarak isimlendirmeleri temelde İslâm’a yönelişin bir başka adı olarak nitelendirilmektedir.
Birtakım sebeplerle İslâm’ın dışındaki din ve inançlara bağlı olan insanların, araştırmalar sonunda gerçek kurtuluş ve mutluluğu İslâm’da bulmaları tesadüfi bir olay değildir. Denebilir ki misyonersiz ve propagandasız bu kadar geniş çapta yayılma istidadı gösteren ikinci bir din gösterilemez. İslâm her şeyden önce "Dinde zorlama yoktur. Hakikat, iman ile küfür apaçık meydana çıkmıştır." (Bakara, 256) ayeti ile bu gerçeğe dikkatimizi çekmiştir. Bunu teyit eder mahiyette bir diğer ayet-i kerimede şöyle buyurulmuştur: "Allah’a ve peygamberine itaat edin. Yine yüz çevirip dönerseniz o peygamberin uhdesine düşen O’na yükseltilen tebliğ vazifesidir..." (Nur, 54)
İşte bu açık, anlaşılır ve net çağrısıyla İslâm çok kısa bir zamanda Mekke ufuklarını aşmış, dünyanın diğer bölgelerinde sesini duyurmuştur. Günümüz dünyasında İslâm çağrısının ulaşmadığı bir toprak parçası yok gibidir. İslâm’ın bu süratli yayılmasında, kısa zamanda çok sayıda insanın İslâm’a girmesinde hoşgörünün yani toleransın büyük rolü inkar edilemez. Burada bir noktayı daha vurgulamakta fayda vardır ki İslâm, gayr-i müslimlere karşı toleranslı davranmakla kendi asli ve safi hüviyetinden bir şey kaybetmemiş, bilakis çağrıda bulunduğu diğer insanlara da böyle davranmaları gerektiğini telkin ederek dünya çapında bir barış ortamının kurulmasını sağlamaya çalışmıştır.
İslâm, bütün insanlığa karşı çağrıda bulunurken ölçü olarak Yüce Rabbimizin şu buyruğunu prensip edinmiştir: "İnsanları Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle davet et. Onlarla mücadeleni en güzel yol hangisi ise onunla yap..." (Nahl, 125). "Ha-bibim, seninle mücadele ederlerse şöyle de, ben bana tâbi olanlarla birlikte kendimi Allah’a teslim etmişimdir. Kendilerine kitap verilenlerle ümmi-lere (Arap müşrikleri) de de ki, siz de İslâm’ı kabul ettiniz mi? Eğer İslâm’a girerlerse muhakkak doğru yolu bulurlar..." (Al-i Imrân, 20)
Bu ve benzeri ayetleri daha da çoğaltabiliriz. Ancak konuyu ana hatları ile açıklaması bakımından bu kadarla yetiniyoruz. Genel bir değerlendirme yapmak gerekirse İslâm ta baştan beri hem uygulamada hem teoride tebliğ ve çağrıcısı bulunan bir din olmuştur. Bu çağrı hareketi öncelikle son peygamber Hz. Muhammed (S.A.S.)’in hayatında şekillenmiştir. Bu bakımdan İslâm’ı gayr-i müslimlerin kalblerine yerleştirme yolunda ilk "Çalışma Hz. Muhammed (S.A.S.) le başlamıştır.
Yazımızın girişinde belirttiğimiz üzere günümüz dünyasının bir çok ülkelerinde faaliyetlerini kapsamlı bir şekilde sürdürmekte olan misyoner faaliyetlerinin bir teşkilat halinde kuruluşu XII. yy’lara kadar uzanmaktadır. Bu arada Havarilerin ilk misyonerler olduğunu, Aziz Paulus’un Küçük Asya, Makedonya ve Yunanistan’da kiliseler kurarak bu kiliseleri teşkilatlandırdığını, VI. yy’da Aziz Augustinus’un vaazlar vermek suretiyle Anglosaksonlara Hristiyanlığı aşılamak için vaazlar verdiğini, bunun için de misyonerlik yolunu seçtiğini, Bonifaci-us adında bir misyonerin Hristiyanlığı yaymak için uzun zaman Ren kıyılarında dolaştığını belirtmeliyiz. Şu noktayı da önemle belirtmeliyiz ki bu ilk dönem misyoner faaliyetleri çerçevesinde girişilen çalışmalar meyvelerini vermiş, IX. asırda Germenler, X. asırda da Danimarka Hristiyan olmuştur.
Arapça ders verilen bir papaz okulu açarak misyoner yetiştirmek isteyen Ramon de Lulle (İspanya’da 1235 de doğdu) Müslümanları Hristiyan yapmak için etkin bir gayretin içine girmiş hatta bir müslüman esir satın alarak ondan Arapça öğrenmiştir. Davasına bu derece samimiyetle bağlı olan Ramon de Lulle misyonerlik propagandası yapmak için 1291 yılında Tunus’a kadar gitmiş ancak emeline ulaşamadan sınır dışı edilmiştir.
Günümüz Hristiyan dünyasının en büyük merkezi durumunda bulunan Papalık 1662 yılında Vatikan’da Misyon Bakanlığı’nı kurmuştur. Bu bakanlık o günden günümüze gelişen günün şartları doğrultusunda ve günün koşullarına ’ uygun olarak faaliyetlerini sürdürmektedir.
Kısaca belirtmek gerekirse misyonerliğin gayesi yeryüzünde kuvvetli bir Hristiyan toplumu meydana getirmek, bunu sağlayıncaya kadar öncelikle Hristiyanlığa sevgi ve sempati ortamının doğmasına zemin hazırlamaktır. Buna paralel olarak misyonerlik teşkilatı hedeflerine ulaşabilmek için dünyanın çeşitli ülkelerinde birtakım enstitüler kurmuştur. Misyoner teşkilatları İslâm ülkelerindeki emellerine ulaşabilmek için öncelikle Müslümanları dinlerinden soğutarak aralarında birtakım anlaşmazlıklar koymuştur. İslâm ülkelerinde zorbalık metodlarıyla Hristiyanlaşma gayretlerinin uzantısı olan Haçlı Seferleri hüsranla sonuçlanınca taktik değiştirilmiş, zor kullanmanın, zulüm ve tahakkümün netice vermemesi üzerine suret-i haktan görünerek birtakım cazip yollarla din telkini cihetine ı gidilmiştir.
Lügatların "Hristiyanlığı yaymak için gayret gösteren görevli kişi, dini yaymaya çalışan papaz, dini görev ve yetkisi olan kişi" diye tarif ettiği misyoner, genellikle ve daha çok Hristiyanlık için mevzu bahis olan bir terimdir. Daha şümullü bir tanım yapmak gerekirse Hristiyan kiliselerinin, Hristiyan olmayan ülkelerde kurdukları müesseseleri idare eden din adamlarına misyoner, bu gaye için kurulmuş müesseselere de misyon adı verilmektedir.
Bilinen bir gerçektir ki Hristiyanlığı ikame etmeyi gaye edinen misyonerlik, bu emeline ulaşabilmek için faaliyet gösterilen ülkenin durumuna ve zamanın gerektirdiği şartlara uygun olarak bir takım metodlar uygulamaktadır. Her metodun bütün ülkeler için geçerli olamayacağı gerçeğinden hareketle hangi metodun hangi ülke için daha uygun olacağının tesbiti ise, üst seviyedeki misyon kuruluşunca kararlaştırılır.
Misyonerlik faaliyetlerinin sürdürülmesinde misyonerler her çeşit vasıtaya müracaat ederler ve gayelerine ulaşabilmek için her vasıtayı meşru görürler. Nitekim yaklaşık 1930’lu yıllarda bu tür ihtiyaç hissedilmiş ve misyonerler cemiyeti o tarihlerde yayınladığı "Misyoner Gönderme İşleminde Yeni Düşünceler" adlı eserde misyonerlik faaliyetlerinin devamı zaruri görüldüğü halde çalışma metodlarının değişmesi gerektiği açıklıkla belirtilmiştir.
Herhangi bir dine çağrıda her-şeyden önce samimiyet ve davaya bağlılık şarttır. Bu yolda karşılaşılabilecek güçlüklerin üstesinden de ancak samimiyet sayesinde gelinebilir. İslâm davetçilerine de örnek olması açısından rahip Peter’in aşağıda anlatacağımız hikayesi bunun en güzel örneklerinden biridir:
Rahip Peter, Orta Afrika’da yaşayan bir kabileyi Hristiyanlığa davet için gidecektir. Bu kabile insanlarının birçok saplantıları yanında et yememek gibi garip adetleri de vardır. Peter eti çok sevmesine rağmen bu insanlara daha fazla etkili olabilmek için orada bulunduğu sürece ete boykot etmiştir. Peter bu davranışını Afrika dönüşünde bir arkadaşına şöyle anlatır:
Hristiyanlığa girmeleri için çağrıda bulunduğum bu putperestler et yemekten şiddetle tiksiniyorlardı. Ben onları önce dine ısındıracaktım. Bunun için Isa Mesih adına et yemekten vazgeçtim. Arkadaşı ona:
- Onlar senin evde ne yaptığını görmüyorlar, deyince Peter:
- Et yemeyen bu insanları kendi dinime çağırırken et yemek suretiyle onları yalanlayamazdım.
Burada misyonerlerin hedeflerinin hem dini hem de emperyalist bir gaye güttüğünü özellikle vurgulamalıyız. İnsan psikolojisini de çok iyi bilen misyonerler gayelerine ulaşabilmek için çeşitli hüviyetlere bürünmekte, faaliyetlerini sadece az gelişmiş ülkelerde değil, medeni imkanların hemen çoğuna kavuşmamış ülkelerde de sürdürmektedirler. Ayrıca misyonerler emperyalist gayelerinin tahakkuku için Hristiyanlığın en son ve kurtarıcı bir din olduğu şeklinde gerçek dışı iddialarını da yaymaya çalışmaktadırlar.
Günümüzde medyanın en etkin biçimde misyonerler tarafından da kullanıldığı bilinen bir gerçektir. Nitekim bu faaliyet çerçevesinde zaman ve ortamın gerektirdiği şekilde kitap, broşür, mektup, radyo, televizyon, sinema, tiyatro, video, plak vb. yollarla çalışmalarını sürdürmektedirler. Bu yollarla misyonerler hem sömürgecilik, hem kültür emperyalizmi, hem de oryantalizm faaliyetlerine zemin hazırlamaktadırlar. Ancak onlar bu tür faaliyetlerini sürdürürken yaptıkları çalışmaların dini ve emperyalist bir gaye taşımadığını, aksine gayelerinin tamamen insanlığın barış ve huzurunu sağlamak olduğunu sık sık vurgularlar.
Bir noktaya daha dikkat çekmek açısından misyonerlerin son yüzyılda özellikle İslâm ülkelerinde ve yurdumuzda giriştikleri faaliyetlerle mistisizmi bir vasıta olarak kullanmalarını göz ardı etmemek gerekir.
Çeşitli pozisyonlarla geldikleri İslâm ülkelerinde o bölgedeki mutasavvıf kişileri ziyaretleri, hatta mahalli kıyafet ve davranışlara çok çabuk intibak etmeleri, kayda değer bir başka husustur. Bu türlü bir davranış içine girmek suretiyle misyonerler, o bölgedeki müslümanlar tarafından iyi kabul görmekte, rahat ve serbest hareket imkanına kavuşarak çalışmalarını sürdürebilmektedirler.
Ancak, araştırarak ve inanarak ihtida etmiş, kendi arzusu ile İslâm’ı din olarak seçmiş müstesna kişileri bu nitelendirmenin dışında tutmak gerektiğini belirtmeye lüzum görmüyoruz.
Her ne kadar adı Yehova Şahitleri ise de son yıllarda gerek yurtdışındaki işçilerimiz arasında gerek ülkemizde faaliyette bulunan misyoner teşkilatlarından biri de bu teşkilattır. Yehova Şahitleri adlı Hristiyanlık teşkilatı 1874 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde Charles Taze Russel (1852-1916) tarafından kurulmuştur. Her ne kadar özellikle II. Cihan Savaşı’ndan sonra Batı Avrupa’da Yehova Şahitliği’ne ilginin arttığı ileri sürülmekteyse de bu asılsız bir iddiadan başka bir şey değildir.
Genel manada dini ve siyasi bir cemiyet hüviyetinde olan Yehova Şahitleri gerçekte Yahudiliğin tesiri altında kalmış yeni bir Hristiyan tarikatından başka bir şey değildir. İddialarına göre Katolikler ve Protestanlar doğru yoldan saptırılmışlardır. Onları doğru yola kendileri getireceklerdir.
Teokratik bir nizam kurmak için faaliyet gösteren Yehova Şahitleri her fırsatta halkı bulundukları ülkenin devletine karşı isyana teşvik etmekten de geri kalmamışlardır.
Yehova Şahitleri Hristiyan kutsal kitabını paravana edinerek bazı gizli emellerini örtmeye çalışan planlı programlı bir şekilde genel bir merkezden idare edilen, milletlerin milli ve dini varlıklarını devam ettirecek bütün unsurlara karşı savaş açmış bulunan kendinden başka diğer din, mezhep ve inançlara hayat hakkı tanımayan bölücü, yıkıcı, müfrit, mutaassıp bir hristiyan teşkilatıdır.
Bütün misyoner teşkilatlarının bizi ilgilendiren bir diğer yönü yurtdışındaki Türk işçilerine yönelik bulunan faaliyetleridir. Hangi Avrupa ülkesinde bulunursa bulunsun soydaşlarımıza karşı yürütülen misyonerlik faaliyetleri hep aynı gayenin tahakkukuna hizmet etmektedir.
Avrupa ülkelerinde faaliyet gösteren misyonerler genellikle işçilerimizin hemen çoğunda mevcut olan gurbet ve hasret duygularını da elden geldiğince istismar etmektedirler. Bununla beraber Avrupa ülkelerinde çalışan işçilerimizin tamamen kendi kaderlerine terkedildiğini de söylemek doğru değildir. Diyanet İşleri Başkanlığı bu çok önemli konuya da eğilmiş, imkan nisbetin-de eleman göndermek suretiyle gurbet ellerindeki işçilerimizin manevi ihtiyaçlarını gidermeye çalışmıştır. Aynı yolda Türkiye Diyanet Vakfı da eleman ve yayın gönderilmesinde Başkanlığa yardımcı olmaktadır.
Türkiye, tarihin her döneminde gerek jeopolitik, gerek coğrafi yapısından dolayı dikkatleri daima üzerine çekmiş bir ülkedir. Bu güne kadar yüzlerce medeniyet Anadolu topraklarında doğmuş, gelişmiş ve bir çoğu yine bu topraklarda tarihin derinliklerine gömülmüştür. Yine tarih boyunca bu güzel Anadolu’ya sahip olmak için çırpınan milletler emellerine kavuşabilmek için büyük gayret göstermişlerdir. Asırlar geçse de, metodlar değişse de gaye hep aynı kalmış, Anadolu’nun bölünmesi ve yutulması hedeflenmiştir.
Zaman zaman ülkemizi ziyarete gelen turistler arasında Hristiyanlık propagandası yapanların bulunduğunu basından öğrenmekteyiz. Ülkemizde Hristiyanlık propagandası yapmak suç olmasına rağmen bu faaliyetler kesin olarak önlenebilmiş değildir. Halbuki ülkemizde din ve vicdan hürriyeti Anayasa teminatı altındadır; ancak bu durum, hiçbir zaman hristiyanlara bir müslüman ülkesinde Hristi- yanlığı yaymak ve propaganda yapmak serbestliği anlamına gelmemelidir.
Tarih, dinî ve millî değerlerine sahip olamayan, geleneklerinden yüz çeviren nice milletlerin zamanla yok olup gittiklerine binlerce kere şahit olmuştur. Milletleri ayakta tutan değerlerin başında ise yukarıda saydıklarımız ilk sıralarda gelmektedir. Nitekim, tarih sahnesinden silinmek üzere olduğumuz bir sırada, İstiklal Sa- vaşı’nın o en kritik günlerinde bizi düşman esaretinden dini ve milli değerlerimize sahip olma şuurumuz kurtarmıştır. Misyonerlerin ülkemiz üzerindeki emperyalizme dayalı emellerinin mazisi en az üç asırlık bir maziye sahiptir. Türkiye’de ilk misyoner okulu 1826 yılında açılmıştır ve ne yazık ki Türkiye’deki hristiyanlaştırma çalışmalarının tarihi seyri üzerinde bugüne kadar ciddi bir çalışma da yapılmış değildir. Sistemli bir şekilde yürütülen misyoner faaliyetlerinin temelinde kültür problemi yatmaktadır. Dini ve milli değerlerinden uzaklaştırılan nesiller netice itibariyle yabancı kültürlerin etki alanına girmek mahkumiyetinden kendilerini kurtaramazlar. Özellikle taklitçi materyalist aydınlar arasında müşahade ettiğimiz manevi boşluk, misyonerlerin daha rahat faaliyette bulunmalarına zemin hazırlamaktadır.
Bütün bu olup bitenler karşısında ümitsizliğe kapılarak bir köşeye çekilmek hiçbir zaman müslümanın benimseyeceği bir davranış olamaz, olmamalıdır. İstiklal Marşı Şairimiz:
Misyonerler gece gündüz
çalışırken acaba
Oturup vahy-i ilahiyi mi
bekler ulemâ.
beytinde dile getirdiği performansı sergilemeye her zamankinden daha fazla muhtacız. Bunun için de öncelikle ve özellikle yeni yetişen nesilleri bu cereyanlara karşı sağlam ve doyurucu bilgilerle teçhiz etmek mecburiyetindeyiz. Genç nesillerle beraber bütün ülke insanını milli ve manevi değerlerle donatmadıktan sonra, ortaya çıkan manzara karşısında ah-u vah etmenin, dövünmenin bir faydası olmaz. Yol yakın ve fırsat elde iken gereken tedbirlere tevessül etmek en akılcı yoldur.

KAYNAKLAR
- Abdülhamid, Dr. İrfan; Müsteşrikler ve Islâm (Çev. Avrıi Ilhan), İstanbul,
1971.
- Arnold, W.; Intişâr-ı Islâm Tarihi (Çev. M. Halil Halid), İstanbul, 1343 h.
- Ayverdi, Sâmiha; Misyonerlik Karşısında Türkiye, İstanbul, 1969.
- Bertholet, Alfred; Worterbuch der Religionen, Stuttgart, 1962.
- Cilacı, Osman; Hristiyanlık Propagandası ve Misyonerlik Faaliyetleri, Ankara, 1982.
- Dittes, £ James; Hristiyan Misyonu ve Türk İslâmlığı (Çev. Turhan Yörükan), Ankara, 1957.
- Hâlidî, Prof. Dr. Mustafa ve Rd. Phil. Ömer; Islâm Ülkelerinde Misyonerlik ve Emperyalizm (Çev. Osman Şekerci), İstanbul, 1968.
- Kırşehirlioğlu, Erol; Türkiye’de Misyoner Faaliyetleri,
İstanbul, 1963.
- Korunan, Abdullah; Hristiyaniaşan Kızlara Açık Mektup, İstanbul, 1945.
- Koksal, M. Asım; Hristiyan Propagandaları Münasebetiyle Açıklama, Ankara, 1963.
- Link, C. Henry; Dine Dönüş (Çev. Ö. Rıza Doğrul),
İstanbul, 1949.
- Nolle, Wilfried; Worterbuch der Religionen, München, 1960.
- Rahmetullah, Efendi, Izhârulhak; (Çev. Ömer Fehmi - Nüzhet’Efendi)
İstanbul, 1972.
- Tanyu, Prof. Dr. Hikmet; Dinler Tarihi Araştırmaları, Ankara, 1973.
- Uralgiray, Yusuf; Islâm Aleminde Misyonerlik Faaliyetleri,
Ankara, 1977.
- Zehre, Prof. Muhammed; Hristiyanlık Üzerine Konferanslar (Çev. Akif Nuri), İstanbul, 1978.