Makale

YENİ YILA GİRERKEN

Başyazı

YENİ YILA GİRERKEN

Mehmet Nuri YILMAZ
Diyanet İşleri Başkanı

İnsanlık tarihinde küresel ve bölgesel çatışmalar nedeniyle milyonlarca insanın öldüğü, yaralandığı ve gözyaşı döktüğü; teknolojik gelişmelerin insana maddi alanda birçok nimetler sunmasına rağmen, manevi yönünü dikkate almaması sebebiyle onu yalnızlığa, huzursuzluğa mahkum ettiği; bilgi, ekonomik ve kültürel değerlerin sınırları aştığı bir yüzyılı geride bırakarak, büyük ümitlerle iki yıl önce 21. yüzyıla girdik.
Yeni bir heyecanla girdiğimiz bu yüzyılın ikinci senesinde, ülke olarak ekonomik sıkıntı ve dünya ölçeğinde de ABD’de Eylül ayında gerçekleştirilen terör saldırısı sonrasında yaşanan trajik hadise ve medeniyetler çatışması mı, medeniyetler barışı mı tartışmaları ile geçirerek yeni bir yıla girdik.
Gelişmeler, 21. yüzyılda bilginin öneminin giderek artacağını, bilgiyi fert ve toplumun menfaatleri istikametinde kullanabilen ülkelerin varlıklarını devam ettirebileceklerini göstermektedir. Bu yüzyılda geçmişte üstünlük unsuru olan doğal kaynakların, sermaye birikiminin, iş gücü vb. kavramların devre dışı kalarak bilginin en önemli üretim faktörü olacağı, hatta yegane belirleyici güç olacağı düşünürler tarafından öngörülmektedir. Bilgiye sahip olmanın yolu ise eğitimden ve sürekli öğrenmekten geçmektedir.
Nitelikli, kaliteli, bilgili ve geçmiş ile bugünü özümseyerek geleceği şekillendirebilecek güçlü ve sağlıklı bir toplum olmak; coğrafi konumu, doğal ekonomik değerleri ve çevresindeki ülkelerin istikrarsızlığı nedeniyle dünyanın en sıcak bölgesinde bulunan ülkemiz için hayati önem arz etmektedir.
Ülkemiz ve insanımızın, gerek tarihi birikimi ve gerekse milli ve manevi dinamikleriyle 21. yüzyılda dünya ölçeğinde her alanda söz sahibi olabilecek bir potansiyele sahip olduğuna inanıyorum.
Yaşadığı topraklarda ve ulaşabildiği yerlerde, hak ve adaletin tesisi, İslam’ın izzeti ve şerefini korumak için büyük gayret gösteren milletimizin, bu sahada insanlığa rehberlik edebilecek manevi değerler birikimi ve tarihi tecrübeye sahip olduğu aklı selim sahibi herkes tarafından bilinmekte, insanlık alemi de bizden bu alanda büyük hizmetler beklemektedir.
Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin, baş döndürücü bir hızla birbirini takip etmesi; ekonomik endişe ve menfaatlerin ön plana çıkmasıyla manevi ve ahlaki değerlerin aşınmaya yüz tutması ve bunun sonucu olarak da çıkar çatışmalarının yaşandığı bir dünyada, insanlığın huzurlu ve mutlu geleceği için; ahlak ve dayanışma, barış ve hoşgörü kavramlarının içinin ideolojik ve politik olarak değil, tamamen evrensel insani değerler açısından doldurulması ve hayata geçirilmesi gerekir.
İletişim ve haberleşmenin ortaya çıkardığı küreselleşme ortamında, bilgi toplumu olma yolunda büyük mesafeler kaydetmiş toplumların; küreselleşme kavramını kullanarak kendi kültürlerini tanıttıkları, yaydıkları, diğer kültürlerle kaynaştırdıkları, zaman zaman da farklı kültürlere hayat hakkı tanımama gayretleri içine girdiği görülmektedir.
İnsanlığın artan bir ilgiyle dini değerlere yöneldiği bu zamanda, doğru anlaşıldığında insana dünya ve ahiret saadeti sağlayacak bir din olan İslam’ın; özellikle yakın zamanda yaşanan üzücü olaylar sebebiyle terör, anarşi vb. itici kavramlarla özdeşleştirilmeye çalışılması bizleri derinden düşündürmelidir.
İşte bu gerçekten hareketle, dünyadaki hızlı değişim sürecinde tefrikaya düşmeden; sevgi ve barış dini olan İslam’ın ölmez prensiplerinden şaşmadan, yeni bir ufukla, yeni bir anlayış ve yaklaşımla, çağımızın modern teknik ve metotlarından da yararlanarak bid’at ve hurafelerden arınmış olarak dinimizi anlatmak ve insanlığa yeniden sunmak gerekmektedir.