Makale

KİTAP OKUMAYI ÖZENDİRİCİ TEDBİRLER

KİTAP OKUMAYI ÖZENDİRİCİ TEDBİRLER

Mustafa TURAN
Mengen Gökçesu İlköğretim Okulu Müdürü


XI. Yüzyıla ulaşmaya ramak kalan çağımızda, siyasi, askeri, ve ekonomik tüm oluşumlar, başdöndürücü bir hızla değişmiş ve dünyamız yeniden yapılanma sürecine girmiştir. Yeryüzünde yaşayan bütün toplundan, yakından ilgilendiren bu gelişmede en büyük pay; yüksek teknolojinin getirdiği iletişim ve etkilenme olgusudur. Bu olgunun büyüyerek ve genişleyerek devam edeceğini söylemek için, kâhin olmak gerekmez.
ToplumlaRI fertler bazında etkileyen bir çok faktörler vardır. Bu faktörlerin en güçlüsü ise, eğitimdir. Zira, dünyada kurulan tüm medeniyetler kültür zenginliğinden doğarlar. Medeniyetin kaynağı kültür, kültürün kaynağı bilgi, bilginin kaynağı da kitaptır.
Ülkemizde bugün, kitap okuma alışkanlığının çok düşük bir düzeyde olması sebebi ile, istenilen bilgi ve kültür birikimi hedefine ulaşma yolunda, daha büyük çabalar sarfetmemiz gerekecektir. Bu engeli aşmamız için, vakit geçirmeden köklü ve sağlıklı tedbirler alma lüzumu ortadadır.
İşte biz bu yazımızda, kitap sevgisi ve okuma üzerinde durup, kitap okuma alışkanlığını geniş kitlelere yaymak için özendirici tetbirleri ele alıp inceleyeceğiz.
Sosyal, kültürel ve ekonomik yönden çağdaş bir millet olmak istiyorsak; okuyan, düşünen ve araştıran bir millet olmak zorundayız. Kültürümüzün gelişmesi, düşünce ve duygularımızın zenginleşmesi; edebiyat, sanat, bilim ve teknikle ilgili eserleri okumakla kazanılır. Tarihin her devrinde, yeryüzünde yaşayan milletlerin karşılaştıkları problemlerin başında, eğitimsizliğin var olduğu görülür.
Kitaplar, bize acı söz söylemeden, kızmadan, hediye ve para istemeden, gece-gündüz her zaman emrimizdedirler. Alay etmeyen, hiç bir şey gizlemeyen hocalarımızdır onlar.
Kitaplar, zengin kültür ve medeniyetlerin kaynağı, bilgi hâzinelerinin ve yüce ideallerin anahtarıdır.
İnsanoğlu kitap kavramını, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Ademle duymuş ve tanımıştır. Daha sonra yüce kudret tarafından, bazı peygamberlere sahifeler, bazılarına da büyük kitaplar verilmiştir. Bu kitaplar üzerine binlerce eserler yazılıp insanlığın istifadesine sunulmuştur. Dolayısıyla yaratıcımız, kullarına mesajını kitaplar vasıtasıyla göndermiştir. İlk günden bu yana, kitaplar; inanç, bilgi, sanat, kültür ve teknik yönünden çok büyük fonksiyonlar icra eden bir iletişim işlevi görmüşlerdir.
Senaca: "Kitapsız hayat, kör, sağır ve dilsiz yaşamaktır. "derken, Goethe de: "Okumayı öğrenmek en güç sanattır diye haykırır. On Hersel de: "Evren okuyan için yaratılmıştır. Okuma zevkini öğrenen mutlu bir insandır" diyerek mutluluğun yolunun okumadan geçtiğine işaret etmektedir.
İnsanın öncelikle, kendi kendine yeterli olması, kendini tanıması, üretken ve verimli hale gelmesi ancak okuma ile gerçekleşebilir. Çiçeğin, toprak ve su yoluyla beslenmesi nasıl zaruri ise, toplumda mevcut olan gizli kaabiliyetlerin ortaya çıkması ve gelişmesinde, okuma fiili, hayati öneme haizdir.,
"Şöyle bir düşününüz. Çocuk terbiyesi, evlilik, karşılıklı ilişkiler, yuvada ekonomi, çalışma düzeni, problemlerle savaş ve saadet hakkında bilgimiz ve görgümüz nedir? Bu konularda kaç kitap okuduk. Neler öğrendik, öğrenme ihtiyacını duyuyor muyuz? Medeni dünyada bu konularda kurslar, okullar, kitaplar vardır. Bizde bu konuları iyice tetkik etmiş kaç kişi vardır?" (1)
Okul öncesi eğitimden başlayarak, üniversite sonuna kadar okullarımızda çocuklarımıza, kitap sevgisi, okuma ve düşünme zevkini kazanmadan verdiğimiz diplomanın, bir kağıt parçasından başka ne anlamı vardır? Bu şartlar altında hayata atılan kişiden kitap okuması beklenebilir mi? Halbuki Tolstoy: "Halkı eğitmek için üç şey gereklidir. Okul, okul, yine okul" diyerek okulun ve okumanın önemini belirtir. Başka bir edip de:
"Zihninde yer etmeli şu hakikat her ferdin,
Sebebi cehalettir, cemiyette her derdin"der.
Bazı TV programlarında kitap konusu çok kısa da olsa işleniyor. Vatandaşlarla röportajlar yapılıyor. "Kitap okuyor musunuz?" sorusuna genelde verilen cevap: "Hayır okuyamıyoruz" oluyor. Sebebi sorulduğunda da "Kitaplar pahalı" diyerek klasik ve kolay bir savunmayla cevap veriliyor.
Genelde kitap okuma alışkanlığımızın olmaması hususunda, kitapların pahalı olduğunu söylemek bir parça doğruysa da, okumamanın asıl sebebinin ekonomik olduğunu iddia etmek, pek geçerli bir mazeret değildir. Zira, kitap okumak için illa kitap satın almak gerekmez. Bir komşudan, arkadaştan veya kütüphaneden ödünç olarak rahatlıkla temin edilebilir. Kaldı ki, Milli Eğitim ve Kültür Bakanlıklarımız tarafından yayımlanan kitaplar, çok cüz’i fi- atlarla satıldığı halde, yine de yeteri kadar satın alınıp okunma- maktadır.
Okuma ve öğrenme isteği, insanın fıtratında var olan bir duygudur. Türk-İslam dünyasının yetiştirdiği büyük bilgin ibni Sina, çok küçük yaşta okuma ve öğrenme faaliyetlerine başlamış gece, gündüz sürekli okumuştu.
Kendisi hakkında şöyle der: "Uyku bastıracak olsa bir bardak bir şey içerek açılıyor, yeniden çalışmaya koyuluyordum. Uyku da bile zihnim okuduğum şeylerle meşgul oluyordu." (2) Yazdığı Al Kanun fit-Tıp isimli kitabı 600 sene batı dünyasında ders kitabı olarak okutulduğu tarihi bir hakikattir. İbni Sina bu eserinde, 4-7 yaş arasındaki çocuklarla yakından ilgilenilmesinin gerekli olduğunu, zira bu dönemde huylar ve yetenekler kalıcı olarak çocuğun kişiliğine yerleşeceğini belirtmektedir.
Her iş gibi yazı yazma da, uzun yıllar okumayı ve denemeyi gerektirdiğini, başarısının lise sonlarından beri süre gelen günlük okuma ve denemelerine borçlu olduğunu belirten edebiyatçı ve yazar Prof. M. Kaplan da şöyle diyor: “Boş vakitlerin: hep kütüphanede geçirdim Karma karışık gazete, dergi, roman, psikoloji, sosyoloji, tarih, felsefe kitabı, hoşuma giden her şeyi okudum.. Kitapların dünyası, beni boğan ve ezen dar ve kapalı çevreden çok geniş ve derindi." (3)
Diğer taraftan kişinin ve toplumun başarılı ve verimli olmasında en büyük etkenlerden biri, zaman mefhumudur. Hayatın disipline edilmesi, kişinin zaman şuuruna sahip almasıyla mümkündür. Zaman şuurunun en amansız düşmanı ise; monotonluktur. Belli bir tarz üzerine devam eden hayat, kişiyi gaflete, rehavete ve atalete sevkeder.
Unutmayalım ki, coğrafi keşifler, rönesans ve reform hareketlerinden sonra, bugünkü Avrupa’yı ilim ve teknoloji zirvesine çıkaran en önemli etkenlerin arasında, Avrupalının zaman anlayışıdır.
Halbuki, sahip olduğumuz kitabın ilk emrinin "OKU" diye başlaması, devamında da kalem ve yazmayı hatırlatması, "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" buyurması boş durmamayı, bir iş bitince yenisine başlamayı emretmesi... önümüze nice engin ufuklar açmaktadır. Peygamberimiz de: "Beni Allah’a yaklaştıran ilmimin artmadığı bir gün yaşayacak olsam, o günü hayırla geçirilmeyen bir gün sayarım." buyurur ve bizi, boş geçen zamanımızın kıymetini gereği gibi bilemediğimiz hususunda uyanır.
Fert ve millet hayatında zaman tanziminin önemi çok büyüktür. Zamanı değerlendirmenin en iyi yolu da bol bol okumaktır. İnsana verilen ömür sermayesinin azlığı dikkate alındığında, yaşamımızda bir günün veya bir saatin değil, bir saniyenin dahi çok iyi değerlendirilmesi gerekmez mi? Meseleye bu açıdan yaklaştığımızda, ülkemiz genelinde bir kahvehane tutkunluğumuz, cemiyeti temelinden dinamitleme noktasına gelecek boyutlara yaklaşmıştır. Gece yarılarına kadar, saatlerce insan sağlığını tehdit eden kirli hava ortamında okey masası başında milyonların kıymetli vakitlerini heba etmeleri hangi gerekçe ile izah edilebilir. Hele hele, topluma ilim ve okuma yolunda örnek olmaları, cemiyeti fikirleriyle aydınlatma ve çalışmaya teşvik etme gibi fonksiyonlara sahip olmaları gereken bazı eğitimcilerin de bu güruha dahil olması üzülecek bir hadisedir. Kahvehanelerin, birer ilim ve irfan yuvası olan kıraathanelere dönüştürülmesi için her düzeyde ve ciddi çalışmalar gerekir.
Gazete ve kitap trajları, ekonomik sıkıntılarla birlikte, toplumun TVye aşırı tutkunluğundan ve bir kısmının da şurda, burda incir çekirdeğini doldurmayacak boş şeylerle gün doldurmalarından olumsuz yönde etkilenmektedir. Okumaya, öğrenmeye, araştırmaya, tartışmaya ve sosyal aktiviteye kayıtsız kalınarak, bütün bu değerlerin yerini seviyesiz bir seyirciliğin alması da tehlikelidir.
Tarihimize bakarsak; ecdadımızın kitaplara büyük önem verdiğini ve fethettikleri her yerde kütüphaneler açtıklarını görürüz. Büyük Türk hükümdarı Yavuz Sultan Selim, savaş meydanlarına giderken katırlarla kütüphanesini de götürürdü. Çok okurdu. Özellikle de, Büyük İskender tarihini okutur ve dikkatle dinlerdi. Eski İran hükümdarlarının, alim bir kişiyi cezalandırmak istediklerinde, cahillerle aynı odaya hapsettiklerini görüyoruz. Samanoğulları devletinde de, suçlu bir kişi kütüphaneye hapsedilir, belirli kitaplan okuması karşılığında cezası kaldırılırdı. Bu vb. güzel davranışlarla birlikte tarihimiz bazı garip hadiselere de şahit olmuştur. Mesela, ilim ve medeniyet yolunda Avrupaya rehberlik etmiş bir Endülüs medeniyetini düşünelim. Sadece Kurtuba kütüphanesinde
600.000 (Altı yüz bin) cilt kitabın mevcut olduğunu ve bunların kataloğunun 44 cilde ulaştığını görüyoruz. Yine, 16. asırda Türk dünyası okuma yazma hususunda çok ileri bir seviyedeydi. Avrupada bin yazma eseri bir araya toplayabilen pek azken, Türk ve İslam dünyasında onbinlerce kitaptan oluşmuş kütüphaneler ile kitap okuyanların oranı çok yüksekti. Meselenin garip tarafı : İslam kültüründeki bu ilme, okumaya ve kitaba verilen öneme karşı Hristiyan Avrupanın davranışıdır. Çünkü, Endülüsün yıkılmasından sonra engizisyon mahkemesi kararıyla, sadece Gırnatada bir milyon cilt kitabın yakılmasının yanında, bizzat kardinal Ximenes kendi eliyle
80.000 (Seksen bin) el yazması eseri yok etmiştir. Bu davranışı hiç bir mantıkla izah etmek mümkün değildir.
Okumak, insanı mutlu kılıp bilgi hâzinesini zenginleştirdiği gibi, iyi ile kötüyü birbirinden ayırma özelliği kazandınr. Alışkanlıklara! en güzeli; kitap sevgisi ve okuma hazzıdır. Bu arada şu hususu da belirtmekte fayda vardır. Genelde amaç; çok çeşitli şeyler okumaktır. Ancak, insanı cinayete, adaletsizliğe, alkole ve fuhşa teşvik eden, vurucu, kinci, öldürücü ve saldırgan serüvenlerle dolu kitap, dergi, gazete, TV vb. yayınların varlığı da inkar edilemez. Bu çeşit yayınların da, özellikle körpe dimağların, kafasını, ruhunu ve iradesini biçimlendirerek moral sağlıklarını bozacağı muhakkaktır. Günümüz dünyasında zararlı yayınlan, yasak ve ceza ile sindirmek yerine, yararlı alternatif yayınlarla bertaraf edilmesi daha sağlıklı bir tutum olacaktır. Biz, okuma alışkanlığını geniş kitlelere kazandırdığımız takdirde, güzel fikir ve düşünceler insanımızda neşvü nema bulacak, tüm olumsuz akımlar da etkisiz kalacaktır. Diğer taraftan Kültür Bakanlığımız, toplumu olumsuz yönde etkileyen, her türlü cereyanın yok edilmesi için fonksiyonel bir öneme haizdir.
Okumadan uzak kalan bir toplum, ahlaki çöküş, tefrika, ilgisizlik, hoşgörüsüzlük ve mesuliyetsizlik gibi cemiyeti temelinden yaralayan afetlere maruz kalması kaçınılmazdır. Milli Şairimiz Mehmed Akif’e göre; milletlerin yükselmesi marifet ve faziletle gerçekleşebilir. Biz, fazileti ulvi meziyetler ve yüksek ahlâk olarak, marifeti de, ilim, bilgi ve teknik olarak düşünürsek, bütün bunlar okuma ile kazanılacak değer hâzineleridir.
Bütün felaketlerin anası olan cehalet düşmanı, okuma alışkanlığının kazanılmasıyla yenilir. Okuma alışkanlığını kazandırma seferberliği ilan edilmeli ve milletin her ferdinin bu seferberliğe gönüllü katılımı sağlanmalıdır. Mehmed Akifin:
"Alemde ziya kalmasa, halk etmelisin halk,
Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk" dediği gibi okuma hasletimizin üzerine serpilen ölü toprağından silkinip, şaşkınlıktan kurtulup, elimize kitap alıp okumak için acaba hangi startı bekliyoruz? Stuart Chaze: "Birşey meydana getirirken, bir resim çizerken veya bir kütüphane yaparken, bir teori üzerinde çalışırken, şiir
okurken, güzel bir kitabın sayfalarını çevirirken yaşadığımı hissederim" der.
Özellikle çocuklarımızı ve gençlerimizi okuma ve düşünme üzerinde daha çok motive etmeliyiz. Zira, gençlik, bedeni ve ruhi bakımdan hayatın en pratik çağını teşkil etmektedir."... Yemekten sonra kütüphaneye gitmek üzere, önünden geçtiğin ve yabancısı olmadığın bir kahvede bir kaç arkadaşını tavla başında görüyorsun, sana hep birden kollarını kaldırıp gel. .gel diyerek işaret ediyorlar.. İlk vehlede canın atıyor, adımların gerilemeye başlıyor.. Kahvenin şamatalı havası, tavla pullarının şakırtısı, gençliğin şakrak kahkahası seni sanki zincirleyip çekiyor.. kütüphaneye gitmekten hemen vazgeçmek üzeresin, derken, beyninde şimşek süratiyle bir muhakeme geçiyor. Ve ani kesin bir kararla kütüphaneye gitmeliyim diyor ve yürüyorsun. İşte genç okuyucum, bu kararınla sen iyilik ve muvaffakiyet yolunda aklını ve iradeni kullandın. "(4) diyerek gençlere sağlam bir irade ve azim telkin eden Prof. Ali Fuat Başgil, öğütlerine şöyle devam ediyor: "Çalıştığın bir iş (bir ders, bir kitap, bir yazı) üzerinde herhangi bir güçlüğü yenmeden bir adım bile gerileme.” "...bir kitabı okumaya koyulduğun zaman telaş edip sabırsızlanma." "Okuduğun bir kitapta rasladığın güzel bir parçayı veya orjinal bir fikrin yerini ve sahifesini işaret ederek not et." (5) Bu telkin, tavsiye, tertip ve düzen içinde eğitilen bir gençliğin uygarlık yarışında en ön de yerini alacağı şüphesizdir.
Okuma alışkanlığımızın düşük olmasının en önemli göstergelerinden biri de; gazete satışlarıdır. Mesela: Beş milyon insanımızın yaşadığı Doğu Anadolu Bölgemizin altı ilinde günlük gazete satışı sadece 23.500 (yirmiüçbinbeşyüz) dür. Doğumuzun en büyük ili Erzurum’da ise günlük satış 8.500 (sekiz bin beş yüz) dür.
Bu tabloya baktığımızda, okuma yönünden acıklı durumumuz ortaya çıkıyor. Bu durum karşısında oturup derin derin düşünmemiz ve gerekli tedbirleri almamız gerekmez mi?
Her ne sebeple olursa olsun, toplumumuzun okuma fiiline karşı ilgisizliği karşısında akl-ı selim sahibi her vatandaş gibi ben de büyük üzüntü duyuyor ve şairin ifadesiyle vicdanımdan şu ses yükseliyor:
"Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak
Haykırsam kollarımı makas gibi açarak"(6)
Kitleleri harekete geçirerek, istikbalde parlak ufuklara çıkacak
kitap sevgisiyle, okuma alışkanlığının yolunu hep beraber çizme- liyiz. Yine şairin ifadesiyle:
"Gitme ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım:
Elemim bir yüreğin kârı değil, paylaşalım" (7)
1980’li yıllarda İstanbul Üniversitesinde öğrenciyken, tarihçi M.Şakir efendinin mezar taşının resmi istenmişti bizden. Bulup çekmek için mezarlıktan mezarlığa koştuğumuz, derslerden fırsat buldukçada, kütüphaneden kütüphaneye adeta zamanla yarıştığımızı hatırlıyorum. Huzuru, kütüphanede, kitaplar arasında bulurduk. Ancak o günlerde duyduğum ızdırabı bugün dahi hala yüreğimde hissediyorum. Zira, o güzelim ve zengin kütüphanelerimizde ödev yapan üç beş öğrenciyle, bir kısmı yabancı olan ve araştırma yapan 5-10 ilim adamından başka kimseler görünmezdi. Acaba ne zaman, cadde ve sokaklardaki kalabalıktan kahvehane ve sinemalardaki boş İnsanların pusulalarını kütüphanelerden yana çevirebileceğiz. Kütüphanelerin, bir kitap deposu değil, bilgi ve kültür hâzineleri ile dolu saraylar olduğu bilincini toplumda ne zaman uyandırabileceğiz.
Bu konuda aşağıda belirtilen tedbirlerin alınması ve uygulanmasıyla olumlu sonuçların alınacağı tabiidir.
-Toplumu, özellikle de çocuklan ve gençleri, kötü alışkanlıklardan uzaklaştırmak için yaş ve seviyelere göre, yerli ve yabancı yayınlara hız verilmesi, diğer taraftan kahvehanelerin devlet desteğiyle kıraathanelere dönüştürülmesi gerekir.
- Kendi yayınlarımız yanında, Uluslararası Çocuk ve Gençlik Kitaplan Birliği ve UNESCO gibi kuruluşlarla olan ilişkileri geliştirmek suretiyle, elde edilecek yayınlarla yurt içindeki ve yurt dışındaki ihtiyaçlara cevap verilmelidir.
- Vatandaşın bilinç altında, çoğu kere silahla kitabın aynı kefeye konup, değerlendirmeye tabi tutulduğu hususunda, yaygın bir kanaat ve çekingenlik mevcuttur.
Bu inancı yok edecek güvenceler verilmelidir.
- Kütüphanelerin ödenekleri artırılarak daha modem ve kullanışlı hale getirilmelidir. Bu arada kırsal kesimin de, kütüphanelerden istifade edebilmesi için, her ilde gezici halk kütüphaneleri oluşturularak, hizmeti vatandaşın ayağına götürüp okumaya teşvik edilmelidir.
- öğretmen yetiştiren kurumlarda, kitap ve uygulamalı okuma, ders adı altında okutulmalıdır. Bu konuda öğretmen adaylarına çok iyi bir performans kazandırmalıdır. Zira nüfusumuzun beşte birini eğitecek ve örnek olacak öğretmenlerde, kitap sevgisi ve okuma alışkanlığı yoksa, kendinde olmayanı başkasına nasıl verecektir?
Demokratik ortam içerisinde, okuyan, düşünen ve uygarca tartışan ve "aklın yolu birdir" gerçeğinden hareketle en güzeli, en iyiyi bulalım.
Aydınlık yarınlara emin adımlarla, hür ve güçlü bir toplum olarak yürüyelim.

KAYNAKLAR:
(1) Saadet Sırları, Rauf Denk- taş s. 58
(2) Hayat Ansiklopedisi 3. Cilt s. 1624
(3) Şairler ve Yazarlar- A. Köklügiller, Î. Minnetoğlu
s. 223
(4) Gençlerle Başbaşa, A. Fuat Başgil s.35
(5) a.g.e. s.64-66-67
(6) N.F. Kısakürek
(7) M. A. Ersoy
* * *