Makale

MİLLET VE VATAN SEVGİSİ


MİLLET VE VATAN SEVGİSİ

GÜNER TOLGAY

Millet ve Vatanımızı gerçekten seviyorsak, mübarek Anadolu üzerinde milli bütünlük, sulh ve selamet içinde ilelebet yaşamak istiyorsak, öz nefislerimizde bulunanı, Müslüman-Türk karakterini muhafaza etmeliyiz. Milliyetçiliğin gerektirdiği ve en güzelini İslam’ın öğrettiği esaslardan inhiraf etmemeliyiz.

Nefsimizi ve kardeşlerimizi bu ulvî esaslarla terbiye ve tezkiye ederken, vuku bulacak dâhilî ve haricî ihanetleri de en güzel usullerle tesirsiz kılmak, gerekirse bu yolda savaşmak ve ölmek, Rabbimiz’in emri bulunmaktadır.

MİLLET VE VATAN KAVRAMLARI

Millet; din, dil, ırk, tarih ve kültür birliği içinde yaşayan insanlar topluluğudur. “Dinsiz İnsan” düşüntilemiyecegi gibi, “Dinsiz Millet” de düşünülemez. Hak, batıla galiptir. Fakat, batıl da olsa, “dindar” milletler “dinsiz” milletlerden üstün ve onlara galiptir. Çünkü din, galibiyyetin birinci unsuru olan “vahdet”in yegâne şartıdır. Renk, ırk, dil farklarının fevkinde, Âdemoğullarını Allah’ın Habl-i Metin’inde Bünyân-ı Mersûs kılan İslam, bıınun en güzel misalidir... Irk; beşeri yapıda, fizik ve psikolojik birliktir. Irki birlik, tekâmülünü, tabiat şartları ve kalıtım kanunlarında bulur... Dil; millet fertlerinin konuşma ve anlaşma vasıtasıdır. Zamanla tekâmül eder. Zorlanmaya gelmez. Dili zorlamak, bir milletin târihî, siyâsi, iktisâdi, kültürel... bütün değerlerine tecavüzdür. Tarih; millî şahsiyet belirten toplulukların, maziden âtiye doğru, zaman ekseni üzerinde inşa ettikleri, ilim, san’at, kültür, siyaset, dil, din, hürriyet ve İstiklâl mücadeleleri gibi, içtimâi vak’alardan müteşekkil “karakter vesikası”dır, Tarihini bilmeyen toplumlar, köküyle irtibatı kesilmiş bir ağaç gibi, âtisi karanlık, terakki ve teâli imkânlarından mahrum kalmış, şahsiyetini kaybetmiştir. Kültür; milletlerin “karakter şuuru”dur...

Vatan; milletlerin, maddi ve manevi bütün unsurlarıyle, hürriyet ve istiklâl havasım teneffüs ettikleri toprak parçasıdır.

Müslüman-Türk milletine vatan olan toprakların en azizi, bugün üzerinde yaşadığımız, Anadolu’dur... Anadolu!.. Aziz analar yatağı... Anaların en azizi... Müslüman-Türk milletinin müstakil son kal’ası...

Anadolu, mücerret bir toprak parçası değildir!..

Orada, Müslüman-Türk milletinin tarihi bütün haşmetiyle ayaktadır.

O topraklar!.. Bayrak renkli, al-al şehid kanlarıyle yoğruludur!..

Her karış toprağı Kelime-i Şehâdet damgalıdır!..

Ora!.. İslam için yaşayan, İslam için ölen, kahraman ecdadımızın en büyük makberidir!..

Türk milletinin en büyük bahtiyarlığı, on asır önce müslüman olarak, “Allah katında en keriminiz, takvâca en ileri olanınızdır.”(1) sırrına ermesidir!

O günden bu güne Türk milleti bir kılınç olagelmiştir; çeliğini İslam suyundan alan!..

MİLLET VE VATAN SEVGİSİ

Millet ve vatan kavramları, dolayısıyle milletimiz ve Anadolu ile ilgili bu kısa çizgilerden sonra, diyebiliriz ki: Millet ve vatan sevgisi; ferdin, bütün menfaatlerini... canını dahi...onların uğrunda feda etmesini mümkün kılan, ulvî bir duygudur. Burada Âkif’i rahmetle anarız:

Kim bu Cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?..

Şühedâ fışkıracak, toprağı sıksan, şühedâ!..

Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ…

Vatanseverler, milliyetçiler, kalbleri bu duyguyla dolup taşan...insanlardır. Atalarımız bu duyguyu; “Vatan sevgisi imandandır” sözüyle imanlaştırmışlardır (2). Zîrâ; “İki göz vardır ki, Cehennem ateşi ebediyyen dokunmaz. Birincisi, gece yarısı, Allah korkusundan ağlayanın… İkincisi, vatan, millet, din ve Allah yolunda nöbet tutan kişinin gözü…(3)

Vatan bir anne kadar mukaddestir. Ona ihanet, eu büyük suçlardandır. Onu hizmet en büyük şereftir. Allah katında. Peygamberlikten sonra rütbelerin en büyüğü olan şehâdet, Allah için, vatan ve millet yolunda ölmekle elde edilir: “Allahu Teâlâ, Cennet mukabilinde, mü’minlerin canlarını ve mallarını satın aldı. Onlar, Allah yolunda savaşırlar. Harp meydanlarında şehit ve gazi olurlar...(4) “Ey müminler! Biliniz ki Cennet, kılınçların gölgesindedir...”(5)

MİLLET VE MİLLİYETÇİLİĞE BİR BAŞKA AÇIDAN BAKIŞ

“Ey insanlar! Hakikat, biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi sırf birbirinizle tanışasınız diye, büyük, büyük cemiyetlere, küçük küçük kabilelere ayırdık. Şüphesiz ki Allah katında en şerefliniz, takvaca en ilerde olanınızdır. Hakikât, Allah her şeyi bilen, her şeyden haberdâr olandır.”(6)

Bu ayet-i kerimeye göre, milletin bir başka tarifi ortaya çıkıyor: “Millet; aile ve onu ana, baba, evlâtlık bağlarıyle birleştirdiği yakın akrabalardan... uzak akrabalar, komşular, hemşehriler ve vatandaşlara kadar uzanan… çeşitli yapı ve bağlılıklardaki fertlerden müteşekkil, vatanında hür ve müstakil olarak yaşayan, en büyük içtimâi ve beşerî yapının adıdır.

Tarihî, coğrafî, fıtrî.., birtakım sebeplere istinaden insanların gösterdiği farklılık, Allah’a göre, değeri olan bir hâdise değildir; ancak topluluklar teşkil edip anlaşabilmeleri için bir vesiledir. Mühim olan, bir anne ve babadan yaratılan insanoğlunun, “Takvâ” yolunda atacağı adımlardır.

Buna göre millet ve vatan sevgisi veya milliyetçilik, millet fertlerinin, aralarındaki bağın gerektirdiği vazife ve vecibelere riayet şuurudur.

Hemen belirtelim ki, bugün dünyanın içerisinde bulunduğu keşmekeş... hatta müslüman milletler arasındaki kopukluklar, İslam’ın hayâtî nefhasından mahrum, mücerret milliyetçilik anlayışındandır. İslam’a kulak vermeyen, ırk, dil; kültür birliği gibi maddi faktörler arasında sıkışan bir milliyetçilik, değil beynelmilel birlik doğurmak, vatandaşları dahi birbirine düşürür… Milliyetçiliğin en büyük çaplı, en yapıcı, birleştirici, barışçı ve canlı olanı, İslam mefkûresiyle mahlûl bulunanıdır.

Binâenaleyh, milliyetçiliğin gerektirdiği vazife ve vecîbeleri en mükemmel şekilde tayin ve tespit hakkı, İslam’ındır:

(1) el-Hucurât: 13.

(2) Hadis-i Şerif olarak bilinen bu söz mevzuattan olup, konu içinde atasözü olarak takdim edilmiştir.

(3) R. S. II: 1310.

(4) M. E.: 425.

(5) et-Tevbe: 111.

(6) el-Hucurat; 13.

AİLE FERTLERİ ARASINDA

“Rabb’ın kat’i olarak şunları hükmetti: Kendinden başkasına kulluk etmeyin. Ana ve babaya iyi muâmele edin…”(7).

“Ey iman edenler! Gerek kendierinizi, gerek ailelerinizi, öyle bir ateşten koruyun ki, yakacağı insanla taştır...” (8).

“Bir baba, çocuğuna, güzel ber edepten daha iyi bir şey veremez.”(9) “Büyük kardeşin, küçük kardeş üzerindeki hakkı, babanın evladı üzerindeki hakkı gibidir…”(10).

“İmanca en güzeliniz, ahlakça en güzelinizdir. En hayırlınız, kadınlarına karşı en iyi davrananmızdır.”

“Kocası kendisinden râzı olduğa kaide ölen kadın. Cennette girer.”(11).

KOMŞULAR VE AKRABALAR ARASINDA

“Cibril (a.s.) bana, komşu hakkı hususunda devamlı tavsiyede bulunuyordu. O kadar ki komşuyu komşunun malına vâris kılacak zannettim.”(13)

“Allah’a ve ahiret gününe inanan, komşusuna ikram etsin. Allah’a ve ahiret gününe inanan, misafirine ikram etsin. Allah’a ve ahiret gününe inanan, doğru söylesin veya sussun.”(14)

“Sıla-ı rahm, akrabalara iyilik, iyi ahlak, komşularla iyi geçinmek gibi hasletler memleketleri mâmur eder ve ömürleri artırır.”(15)

“Allah’a ibadet edin, O’na hiçbir şeyi eş tutmayın, anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uşak komşuya, yakınınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa, kölelerinize iyilik edin.” (16)

BÜYÜKLERE, ÂLİMLERE, AMİRLERE SAYGI

“Bir genç, bir ihtiyara, ihtiyarlığıdan dolayı ikramda bulunur ve hürmet ederse, Allah, o gence, ihtiyarlığında hürmet edecek kimseyi takdir buyurur.”(17)

“İlmî ve ilim için gerekli olan ağırbaşlılığı öğrenin... Ve kendilerinden ilim öğrendiklerinize karşı mütevâzi olun.”(18)

“Küçük, zayıf ve âcizlerimize, merhamet etmeye, büyüklerimlerimize hürmet ve ta’zim hakkı tanımayan, bizi aldatan, bizden değildir. Ve mü’min, nefsi çin sevdiği şeyi, diğer mü’minler için sevmedikse, kâmil bir mü’min olamaz.” (19)

“Ey İman edenler! Allah’a ve Rasûlü’ne ve sizden ulan ulû’l-emr’e itâat ediniz.” (20)

(7) el-İsra: 23.

(8) et-Tahrim: 6.

(9) M. E. : 1096.

(10) M.E. : 526.

(11) R. S. :I: 276.

(12) M. E. : 1046

(13) R. S. : I: 307.

(14) M. E. : 708

(15) en-Nisâ: 36.

(16) M. E. : 1027.

(17) M. E. : 469.

(18) R. S. :I: 354.

(19) en-Nisâ: 59.

(20) M.E. :479.

TİCARET, İKTİSAT, SAN’AT VE ZİRAATTE

“Doğruluktan ayrılmayan tâcir, kıyâmet gününde, Arş’ın gölgesindedir.”(21)

“Veren el, alan elden hayırlıdır.”(22)

“İşçiye, teri kurumadan ücretini veriniz. Ve kendisine, işte iken ücretini bildiriniz.”(23)

“... Allah, alış verişi helal, fâizi haram kılmıştır.”(24)

“Allah, san’atkâr mü’min kulunu sever.”(25)

“Bir mü’min ekin eker, ağaç diker de onan tane ve meyvelerinden kuş, insan veya hayvan yerse, yedikleri kendisine sadaka olur.” (26)

ÂMİRLER VE MEMURLAR ARASINDA

“Herbiriniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden mes’ulsünüz. Amirler çobandır ve halkın işlerinden mes’uldür. Kişi, ailesina karşı çobandır ve onlardan mes’uldür. Kadın, kocasının evinde çobandır ve ondan mes’uldür.

Hizmetçi, efendisinin malı hakkında çobandır ve ondan mes’uldür.

Hulâsa hepiniz çobansınız ve kendinize ait olan ve başında bulunduğunuz her şeyden mes’ulsünüz.”(27)

“İlahî! Her kim, milletin isşnden bir vazifeye tayin olunur da onları meşakkate düşürürse, Sen de onu meşakkate düşür. Ve her kim, milletin işinden bir işe tayin olunur da onlara karşı rıfk ile muamele ederse, Sen de dünya ve ahirette ona yumuşaklık göster.(28)

“Adaletle hükmediniz. Allah, âdilleri sever.”(29)

“Kafası siyah kuru üzüm gibi olan Habeşî bir köle bile üzerinize amir olsa, onu dinleyin ve itâat edin.”(30)

MÜ’MİNLER HAKKINDA UMÛMÎ VE MÜTEFERRİK PRENSİPLER

“Mü’minler ancak kardeştirler. O halde iki kardeşinizin arasım bulup barıştırın. Allah’tan korkun, tâ ki esirgenesiniz.” (31)

(21) M. E. 1396.

(22) M. E. 791.

(23) el-Bakara: 275.

(24) C. S. II: 63.

(25 M. E. : 1086.

(26) M. E. : 887.

(27) R. S. II: 658.

(28) el-Hucurat: 9.

(29) R. S. :II: 669:

(30) el-Hucurat: 10.

(31) el-Hucurat: 11.

“ Ey iman edenler! Bir kavm, diğer bir kavmle alay etmesin. Olur ki alay edilenler, Allah indinde, alay edenlerden daha hayırlıdır. Kadınlar da kadınları eğlenceye almasın. Olur ki eğlenceye alınanlar öbürlerinden daha hayırlıdır. Kendi kendinizi ayıplamayın. Birbirinizi kötü lakablarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü addır! Kim Allah’ın yasak ettiği şeylerden sakınmazsa, işte onlar zalimlerin tâ kendileridir.(32)

“Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü bazı zan vardır ki günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Kiminiz de kiminizi arkasından çekiştirmesin. Sizden herhangi biriniz, ölü kardeşinizin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’tan korkun. Çünkü Allah tövbeleri kabul edendir, çok esirgeyicidir.”(33)

“Allah nezdinde en şerefliniz, takvâca en ilerde olanınızdır.”(34)

“Birbirinize karşı kin gütmeyiniz, haset etmeyiniz, sırt çevirmeyiniz, dargın durmayınız. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olunuz. Birr müslümana, din kardeşiyleüç günden fazla dargın durmak helâl değildir.(35)

“Ey iman edenler! İyilik etmek, fenalıktan sakınmak hususunda bir birinizle yardımlaşın, Günah işlemek ve haddi aşmak hususunda yardımlaşmayın, Allah’tan korkun. Şüphesiz ki Allah, cezası çok çetin olandır.”(36)

“Yalancı şâhit, hesap gününde Allah, Cehennem’e girmesini gerçekleştirmeden adım atmaz.”(37)

“Allah’a imandan sonra amellerin en faziletlisi, kişinin, insanları sevmesidir.”(38)

“Ey iman edenler! Mü’minleri bırakıp da kâfirleri dostlar edinmeyin.

Kendi aleyhinizde AHfih’a apaçık bir hüccet vermek mi istersiniz?”(39)

“Muhakkak ki Allah, müttakî, zengin, işiyle gücüyle, ibadetiyle meşgul kulunu sever.”(40)

“Hastayı ziyaret edin, açı doyuran, esiri kurtarın.”(41)

“Ahitlerinizi yerine getiriniz. Çünkü ahitlerinizden mes’ulsünüz.”(42)

“Allah, gözlerin hâînâne bakışlarını, sinelerde gizlenen her şeyi bilir.”(43)

“Ey İnsanlar! Selamı yayınız. Yemek yediriniz. Akrabalarınızı ziyaret ediniz. İnsanlar uykuda iken namaz kılınız! Saâdetle Cennete girersiniz.”(44)

(32) el-Hucurat: 12.

(33) el-Hucurat: 13.

(34) R. S. II: 1598.

(35) el-Maide: 2.

(36) M. E. : 693.

(37) M. E. : 210.

(38) en-Nisa: 144.

(39) R. S. II: 599.

(40) R. S. II: 901.

(41) el-İsra: 34.

(42) el-Mü’min: 19

(43) R. S. : 852.

(44) en-Nur: 27.

“Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere, izin istemeden ve ev sahiplerine selam vermeden girmeyiniz.”(45)

“Beş şey, beş şeyin karşılığında olur: 1-Allah’a karşı İslam ahdini bozan bir kavim üzerine muhakkak düşmanları musallat kılınır.

2-Allah’m inzal buyurduğu Kur’an-ı Kerim’den başkasıyle hükmedenlerde fakirlik yayılır. 3-Kendilerinde fuhuş zâhir olan toplulukta ölüm yaygınlaşır. 4-Ölçü ve tartılarda noksanlık yapanlarda mahsûl olmaz ve kıtlıkla cezalandırılır. 5-Zekât vermeyenler, yağmurdan mahrum edilir.”(46)

“Allâh’ın yardımeli, kardeşlik şuûruna eren topluluk üzerinedir.”(47)

SONUCA DOĞRU

Buraya kadar, canlılarda bütün hücrelere enerji ve hayat ulaştıran kan gibi, içtimâi bünyenin uzuvlarına her an zindelik veren İslam’a göre, millet denilen en büyük hükmî şahsın bütün cüz’lerini ilgilendiren vazife ve vecîbeleri ana hatlarıyle ve genel gruplandırmalarla tespit ettik. Âlemlerin Rabbı buyuruyor ki: “Andolsun, Tevrat’tan sonra Zebur’da da yazmışızdır ki arza ancak sâlih kullarım mirasçı olur.”(48)

Yine buyuruyor: “Bir kavm, nefislerinde olan iyi hâli değiştirinceye kadar, Allah da onlara ihsan ettiği nimeti değiştirici değildir ve şüphesiz O her şeyi hakkıyle işiticidir, kemaliyle bilicidir.”(49)

Beşerî topluluklarda gâye; sevgi, saygı, sulh ve selâmet üzere bulunmaktır. Bu gayenin teessüsü için lüzumlu tedbirlere sarılmak...

Millet ve vatan sevgisi, işte bunu gerektirir. Ancak yukarıda hulâsasını verdiğimiz bu tedbirlere sarılanlar, bu vazife ve vecibelere riâyet eden milletler, vatanlarında Allah’ın din, iman, hürriyet ve istiklâl gibi aziz nimetlerine liyâkatle pâyidâr olabilir, ebediyet ufkunda yer alabilirler.

Aksi halde, yani mezkûr emirlerden... öz nefislerimize yerleşerek milli karakterimiz haline gelen ve dil, tarih ve kültürümüze İlahi bir mânâ kazandıran İslam’dan uzaklaşıldığı takdirde; Allah’ın azabı üzerimize hak olur. Bu az ab dünyada da, âhire tt e de yakamızı bırakmaz.

Muharebeler, depremler, tufanlar, volkanlar, İlâhî azâbın dünyada görülegelenleridir. Nuh ve Mûsâ (a.s.) kavimleri, Âd ve Semûd, Pompei ve Herkülânın, ahlaksızlığı had safhaya vararak, İlâhî azap şimşeklerini üzerlerine çeken bedbahtlardır.(50)

GÖREVİMİZ

Millet ve vatanımızı gerçekten seviyorsak, mübarek Anadolu üzerinde millî bütünlük, sulh ve selâmet içinde ilelebed yaşamak istiyorsak öz nefislerimizde bulunanı, Müslüman-Türk karakterini muhafaza etmeliyiz. Milliyetçiliğin gerektirdiği ve en güzelini İslam’ın öğrettiği esaslardan inhiraf etmemeliyiz. Nefsimizi ve kardeşlerimizi bu ulvi esaslarla terbiye ve tezkiye ederken, vuku’bulacak dâhili ve hâricî ihanetleri de en güzel usullerle tesirsiz kılmak, gerekirse bu yolda savaşmak ve ölmek, Rabbımız’ın emri bulunmaktadır:

(45) M. E. 565.

(46) C. S. II; Sh. 206.

(47) el-Enbiya: 105.

(48) el-Enfal: 53.

(49) el-Hâkka; 4-9.

(50) Meydan-Larousse: XI-422. X-254, V-223, 778.

Eğer mü’minlerden iki zümre birbiriyle döğüşürlerse, hemen aralarını bulup barıştırın. Eğer onlardan biri diğerine karşı halâ tecavüz ediyorsa, siz o tecavüz edenle, Allah’ın emrine dönünceye kadar savaşınız. Binnetice Allah’ın emrine döndü mü, artık adâletle aralarını bulup barıştırın. Her işinizde adâletle hareket edin, Allah, âdil olanları sever.”(51)

“Hoşunuza gitmediği halde, savaş üzerinize farz kılındı. Sizin hoş görmediğiniz bir şey hakkınızda hayırlı ve sevdiğiniz bir şey de hakkınızda fena olabilir. Fayda ve zararı Allah bilir, siz bilemezsiniz.” (52)

“Ey mü’minler! Sizi çetin azaptan kurtaracak bir ticarete kılavuzluk edeyim mi? O da şudur: Allah ve Rasûlüne itaat eder ve Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla savaşırsınız. Bir bilseniz, bu iş sizin için ne kadar hayırlıdır: Bu takdirde Allah, günahlarınızı mağfiret eder.

Altlarından ırmaklar akan Cennetlere ve Adn Cennetlerindeki çok güzel evlere koyar. İşte büyük kurtuluş budur. Hoşunuza giden bir nimet daha vardır ki, o da yakında vuku’a gelecek fütûhattır. Bunları mü’minlere müjdele.” (53)

Sen! Ey, İlahi nimetlerin en büyüğüne mazhar olan aziz milletim! İmanıyle, .ahlakiyle, faziletiyle tarihlere sığmayan neslin torunları!..

Ebediyyeti kucaklamak istiyorsan, İslam’ı kucakla! İslâm’ı kucaklamazsan, halin perişan, istikbalin izmihlal olur… Allâh’ın gazabına, Rasülullah’ın itabına, ecdadının lânetine dûçâr olursun...

Şerefle yaşamak mı istiyorsun? Şerefle ölmek mi istiyorsun? Şerefle anılmak mı istiyorsun? İslam’ın rûhuna in!.. İslam’ı ruhuna indir!..

Allah’ın Rasûlü buyuruyor:. “Yiyicilerin, çanakları etrafına toplandığı gibi, yalanda milletler etrafınıza toplanacak ve varlığınıza kast edecek.”

Sordular: “O zaman müslümanların azlığından mı böyle olacak yâ Rasûlâllah?” Buyurdular: “Hayır.,: Fakat o zaman sizler, sel üzerindeki çör-çöp ve köpükler gibi olacaksınız. Dünyaya muhabbetiniz ve ölümden korkup kaçmanız sebebiyle sizin kalbiniz zayıflamış, düşmanlarınızın kalbinden korku kalkmış olacaktır.” (54) Ne hazin haber!..

Savaşmak ve ölmek, millet ve vatan sevgisinin en ulvi, fakat son vecîbesidir. Allah’ın Rasûlü’nün “Cihâd-ı Ekber” olarak tarif buyurduğu nefs mücâdelesi, içtimâi salâh ve fazilet yarışı... sulh ve salâh için cenge hazır olanların, “Cihâd-ı Asgar” diye tarif buyurulan savaştan daha üstün görevleridir. Binaenaleyh milliyetçilere düşen en mühim vazife, hizmet için’yaşamaktır. Bu duyguyla yaşayan ve ölenlere, şehâdet şerbetini hazarda da seferde de sunarlar.”(55).

Şâirin dediği gibi:

“Vatan senden hayat umar...

Sen yaşarsan, o, canlanır...

Vatan için ölmek de var!

Fakat borcun, yaşamaktır…(56)

Keza, (bu Vatan ve Millet);

“…….

İleri atılıp sellercesine,

Göğsünden vurulup tam ercesine,

Bir gül bahçesine girercesine,

Şu kara toprağa girenlerledir...

……..”(57)

Vatan için yaşamasını bilmeyen, vatan için ölmesini bilemez, önce bu vatan için yaşamak, bu millet için yaşamak… onların terakki, teâlî, istiklâl ve istikbâli için şuurla, çalışmak şarttır. Burada yine Akif merhuma kulak verelim; hizmetin her kademesinde ve her nev’inde vatansever ve milliyetçilerin alması gereken tavrı görelim:

“Şarkı baştanbaşa yıllarca dolaştım, gezdim.

Hem de oldukça gördüm... Kafa gezdirmezdim!

Bu Arapmış... Bu Acemmiş... Bu Tatarmjş... demedim;

Müslüman unsurunun hepsini gördüm, kendim.

Küçük âdemlerin rûhunu tetkik ettim...

Büyük âdemlerin rûhunu ta’mîk ettim...

İstedim sonra, “neden böyle Japonlar yüksek? .

Nedir eabâb-ı terakkisi?” yakından görmek...

Bu uzun boylu mesai, bu uzun boylu sefer,

Bir kanâat verecekmiş bana dünyada meğer...

O kanâat de şudur: Sırr-ı terakkinizi siz,

Başka yerlerde taharriye heveslenmeyiniz.

Onu kendinde bulur yükselecek bir millet;

Çünkü her noktada taklît ile sökmez hareket.

Alınız ilmini Garb’ın, alınız san’atını...

Çünkü kabil değil artık yaşamak bunlarsız...

Çünkü milliyyeti yok san’atın, ilmin; yalnız

İyi hatırda tutun ettiğim ihtarı demin:

Bütün edvâr-ı terakkiyi yarıp geçmek için,

“Kendi mühiiyyet-i rûhiyyenîz” olsun kılavuz!

Çünkü beyhûdedir ümmid-i selâmet onsuz.

Sonra, dikkatlere şâyân olacak bir gey var:

înkişâfâtını bir milletin erbâb-ı nazar,

Kocaman bir ağacın tıpkı çiçeklenmesine

Benzetirler ki, hakikat, ne büyük söz, bilene!

Bu muazzam ağacın gövdesi baştan aşağı,

Sayısız kökleri, tekmil dalı, tekmil budağı,

Milletin sine-i mazisine merbut; oradan

Uzanıp gelmededir... öyle yaratmış Yaradan.

Bir cemâat ki, nilıayet onaâ gelmez de iyi,

Ağacın hey’et-i mecmuası yahut çiçeği;

Tâ gider, sine-i milletten urup hâke serer,

Milletin kendi olur o baltayla heder...

İnkişaf etmesi âtîde de pek zordur onun;

Çünkü meydanda kalan kitle yığınlarca odun!..

Hastalanmışsa ağaç, gösteriniz bir bilene;

Bir de en çok köke baksın o bakan kimse yine.

Aşılarken de vurun kendine kendinden aşı.

Şayet isterseniz, ağacın donanıp üstü-başı,

Benzesin, tâze çiçeklerle bezenmiş geline;

Geçmesin, dikkat edin, balta, çocuklar eline!

İşte dert, işte deva, bende ne var?., bir tebliği!

Size ait sizi tahlis edecek sa’y-i beliğ...”

Mevzuûmuzu bir ayet-i kerimeyle bitirelim: “De ki: Eğer babalarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz, elinize geçirdiğiniz mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve hoşunuza giden meskenler, size Allah’tan, O’nun Peygamberlerinden ve O’nun yolundaki bir cihattan daha sevgili ise artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fâsıklar gürûhunu hidayete erdirmez.” (58)

Buradaki “Allâh’ın emri”, Ad, Semûd vs. kavmlere gelen İlahi musibetleri mutazammındır. Müslüman milletimiz, İslam’a sarıldıkça izzet ve şerefle şerefrâz ve pâyidâr olmuştur. Bundan böyle de o din-i mübînle muazzez ve muhalled kalacaktır.

(51) el-Hucurat: 9.

(52) el-Bakara: 216.

(53) es-Saff: 10-13.

(54) F. K.: III-438.

(55) R. S. II-1326.

(56) T. F.

(57) O. Ş. O.

(58) et-Tevbe: 24

Medeniyet ye kültürün şimdiye kadar çok çeşitli tarifleri yapılmıştır. Fakat bunlar arasında bulunabilecek bir ortak görüşe göre kültür: İlim, iman, san’at, ahlak, örf vs âdetler,-ferdin mensup olduğu cemiyetin bir uzvu olması itibarîyle-kazandığı itiyatlar, alışkanlıklar, davranışlar ve bütün diğer maharetlerini ihtiva eden gayet girift bir bütündür. Veya başka bir ifade ile kültür, halkın yaşama tarzı; nesilden nesile intikal ettirdiği mefahiridir.