Makale

DİN VE EĞİTİM

DİN VE EĞİTİM

Sait SAN

İlk çağlardan beri eğitimde üç unsur esas olarak ele alınır-, insanın tabiatı, öğretim ve alışkanlık. Öğretimsiz bir tabiat kör, tabiatsız bir öğretim ise eksiktir. İnsanı yeteneklerini dikkate alarak mükemmele ulaştırmak eğitimin başlıca hedefi olmuştur.
Rönesans’tan sonra her alanda olduğu gibi, eğitim ve öğretimde de çok yönlü gelişmeler görülmüştür. 18. ve 20. yüzyıllar ise bütün ilimlerdeki arayış ve gelişme psikoloji ve sosyoloji alanlarında da görülmüş ve araştırmalar eğitim alanında yapılan çalışmalarla teorik ve pratik planda oldukça gelişmiştir. Çocuk ve insan bütün özellikleriyle yakından tanınmaya çalışılmış ruh ve beden gelişmesi, duygu, irade, zeka, heyecan ve hayal gelişmeleri göz önünde tutularak eğitim yapılmasına girilmiştir. Bu anlayışa göre insan aklını ve bütün kaabiliyetlerini başkalarının rehberliğinde, fakat onların yardımına muhtaç olmadan kullanmasını öğretmek esas olmuştur.
Fransız bilim adamı Jean J. Rousseau ve birçok eğitimci tarafından ileri sürülen çocuğun tabii gelişmesine göre, onu tanıyarak eğitmek anlayışı her geçen gün önem kazanmaktadır. Rousseau, zamansız, çocuk gelişmesine aykırı din öğretiminin yanlışlığını belirttikten sonra, "... Bize doğru olmamızı, birbirimizi sevmemizi, daima iyi ve merhametli davranmamızı, herkese, akrabamıza, hatta düşmanlarımıza bile vaatlerimizi tutmamızı emreden, insan mukadderatına hükmeden bir hakimi mutlak bulunduğunu çocukların bilmesi icab eder” diyor. (J- Rousseau, Emil s. 229)
Din olmadan, Allah sevgisi, Allah korkusu ve her şeyi yaratan, sevk ve idare eden Allah’ın, bütün davranışlarımızı bildiği ve karşılığını vereceği inancı olmadan insanlar arası ilişkileri, hakkaniyet ve adalet ölçüsülerine göre tanzim etmek imkansızdır.
Gelişim psikolojisi ve eğitim üzerinde yapılan çalışmalar gösteriyor ki; bir genci harekete geçiren ve hareketini, istikametini tayin eden başlıca kuvvetler, ferdi anlayışı, zekası ve bilgi seviyesi kadar belki ondan da öncelikli olarak gencin kendinin de farkına varmadığı hisleri ve heyecanı olmaktadır. Özellikle yetişmekte olan insanlarda his ve heyecan gelişmesi yanında içinde yaşadığı muhitin tesirlerine, sosyal ve kültürel çevresiyle bütünleşmek arayışı ve çabasına girdiği de görülür. Onun yaşadığı ortam fiziki bir ortam olmaktan çok sosyal bir dünyadır. Bütün bu şartlar sonucu ideallere, değer hükümlerine, inanca veya başarısızlıklara, bunalımlara, çelişkilere düşer. Onun için bu yaşlardan itibaren kemiyet ve keyfiyet planında yeterince din eğitimi yapılması çok önemlidir.
Günümüzde çocukların içinde bulunduğu sosyal, kültürel ve ekonomik şartların tesiriyle ruh ve beden sağlığını geliştirdiği dikkate alınarak rehberlik yapılması gerekir.
Eğitime konu olan insanın içinde bulunduğu ortam ne kadar iyi bilinirse, ona göre başarılı rehberlikler yapılabilir. Bu günün din eğitimcisine düşen en önemli görev budur. Din eğitimiyle bazı hedeflere ulaşılmak isteniyorsa, gençlere iyi bir vatandaş, iyi bir insan, iyi bir meslek sahibi ve iyi bir Müslüman olmasının yolları öğretilecekse herşeyden önce çocuğu ve genci tanımak, onun içinde bulunduğu şartları bilerek yardım edilen kimsenin kendi imkan ve kaynaklarının en etkin şekilde gelişmesine yardım etmeli, karşılaştığı problemlerini tek başına çözebilme gücüne ulaştırmalıdır.
İçinde bulunduğumuz şartlar ne olursa olsun, işin çözümü eğitimden geçmektedir. Özellikle günümüzde birçok sosyal, ekonomik ve kültürel bakımdan olumsuz şartlar vardır. Ancak epeyce imkan ve vasıtalar da mevcuttur. Yapılan araştırmalarla insan tabiatı, ihtiyaçları ve arzuları da yakından takip edilmektedir. Bütün karmaşık ve zor şartları huzurlu ve başarılı bir ortam haline getirmek mümkündür. Bu iş eğitime düşmektedir. Bilindiği gibi çocuklar esnek ve dinamik bir özelliğe sahiptir. Onun için rehberliğe açıktık- lar. Büyüklerin zamanında ve yeterince yapacağı eğitici ve öğretici rehberliklerde başarılı olurlar.
Buna göre günümüzün din eğitimcisinin karşısında çok zor, fakat oldukça cazip bir iş durmaktadır. Bu eğitimci doğru bir İslâm bilgisi yanında, insan tabiatına ait derin bir bilgi ve anlayışa, eğitim metod ve vasıtalarına ait yeterli bilgiye, dünya olayları hakkında geniş ve doğru bir kültüre sahip olmak zorundadır. İşte bu bilgilerle yeterince anlayış, sabır ve meslek tecrübe birikimine de sahip olursa, dinin bitmez, tükenmez deryasından bütün öğrencilerini faydalandırabilir.
Eğitimin amacı, insanın doğuştan getirdiği kabiliyetlerini sıra ile değil, birlikte ele almak, tatmin etmek ve yönlendirmek, hangi kabiliyete ne zaman yönlendirici ve geliştirici rehberlikler yapmak gerektiğini bilmek ve bunun metodlarını bulmaktır. Din eğitiminde, çoğu zaman birtakım bilgiler verilmekte, emirler ve yasaklar öğretilmekte, bazı dualar ezberletilmektedir. Bunların şahsiyet gelişiminde beklenen sonucu vermesi için gerekli ortamı hazırlayıcı çareler düşünülmeli, güzel örneklerle ve çocukların kendi yaşayışlarından örneklerle bilgiler teyid edilmeli, mümkün olduğu kadar davranışa yansıtılmalıdır. Dinin sadece bilgi veren cephesi dikkate alındığında akla hitap edilmekte, insanın diğer cepheleri dikkatten kaçmaktadır. Halbuki din, Muhammed İkbal’in dediği gibi ne mah- za tefekkür, ne sırf his, ne de sadece amel...
Belki bütün insanın zat-ı küllün ifadesidir. (M. İkbal, İslâm’da Dini Tefekkürün Yeniden Teşekkülü, trc. Safi Hıri, İstanbul 1964, s. 18). Onun için İslâm anlayışında iman tecrübesi insanın bütünlüğüne hitap eder. Başka iddia ve kanaatler için doğru olabilecek görüşler yani dinin yalnız his ya da yalnız amel işi olduğu iddia ve kanaati İslamiyet için sözkonusu değildir. Dinî tecrübe insanın bütün yetenekleriyle (his, akıl, vicdan, irade) ulaştığı bir tecrübe işidir.
Eğitimci i. Hakkı Baltacıoğlu, “Din eğitimi vermek isteyince bu dini yalnız inançları, ibadetleri ile değil bütün edebiyatı, mimarlığı, hattatlığı, menkıbeleri ahlâkı ile yaşatma şeklinde öğretmeliyiz” demektedir. Aynı eğitimci yaygın din eğitiminde ulaşılması gerekli amacı şöyle özetliyor: “Şimdi öyle bir din dersi, din kitabı, din konferansı, cami vaazı düşünün ki İslâm dinini hem akıl, hem gönül dini olduğunu bildiren Kur’an ayetleriyle göstermiş olsun. Böyle bir din anlayışının din kişiliği randımanı, böyle olmayanla bir midir? Verdiğimiz eğitim sonunda çocuklarımız din kişiliği edinebiliyor mu? Kur’an’ın en büyük, en yeni bir din kitabı olduğuna inanıyorlar mı? Doğruluk, iyilik ve güzelliği istemekle yetinmeyip, bunları hayatlarında yaşıyorlar mı? Bütün bunlara müsbet cevaplar verecek, din eğitimi ve öğretimi yapmanın çarelerini aramalıyız.” (İ. Hakkı Baltacıoğlu, Pedagojide İhtilal, İstanbul 1964, s. 122-123).
Temel ve orta öğretimdeki din eğitimiyle çocuklarımıza ve gençlerimize kendini ve dışındaki eşya ve olayları doğru tanıyıp, onlarla ahenkli ilişkiler kurarak başarılı ve mesut olmasına yardımcı olmalıyız. Aslında insanın en büyük ihtiyacı budur. Bunun için gerekli imkan ve güce sahiptir. Yeter ki insana eğitim ve öğretimle zamanında rehberlikler ya- pılabilsin. Şurası unutulmamalıdır ki, eğitimde esas olan da, kişinin dini inancını ve yaşayışını kendi gayretleriyle geliştirmesi ve yürütmesidir. Okullarımızda çocukların kabiliyetlerini ve gelişmelerini dikkate alarak dini anlamalarına ve sevmelerine yardımcı olabilirsek, kendileri için gerekli olan bilgileri almaya devam ederler. Müslüman olmanın ne demek olduğunun temel bilgileri ve anlayışını öğretebilirsek, bilgi noksanlıklarını zamanla tamamlayabilirler.
Bilindiği gibi eğitim ve öğretim faaliyetlerinin biryönü ile insanın kendisine, biryönü- ile de topluma yönelik olmak üzere iki yönü vardır. İnsana sahip olduğu bütün kabiliyetleriyle birlikte gelişebileceği bir ortam hazırlarken, diğer yandan da içinde bulunduğu toplumun değer hükümlerine uyum sağlamasını öğretmek esastır. "Değerlerde meydana gelecek sarsıntı ve dağılma sonucu, neye inanacaklarını ve ne için mücadele edeceklerini tayin edemeyecek terüddüde düşen fertler, birlikte düşünme ve hareket etme güçlerini kaybedebilirler.” (H. Ziya Ülken, Değerler ve İnanma Problemi, İlahiyat Fakültesi Dergisi, Ankara 1960)
Okullarda ise, şu iki hedef birlikte gerçekleştirilmelidir:
1- Her okul, milletin millî ve manevî değerlerini toplumun kabul ettiği ve benimsediği gibi çocukların anlayacakları şekilde ruh ve beden gelişmelerine göre öğretmek, benimsetmek, iradesini ve idealini o istikamette terbiye etmek.
2- Öğretim seviyesini, doğru bilgilerle yükseltmek, bütün müsbet ilimlerdeki gelişmeleri zamanında aktarmak, geleceğe bilgili ve becerikli olarak hazırlamak. (R. Livingto- ne, Eğitimde Geleceğe Bakış, Trc. T. Oğuzkan, Ankara, 1969, s. 14, 18).
Millî ve manevî değerlerin eğitim ve öğretimi büyük ölçüde din öğretimine bağlıdır. Çünkü din eğitimi ve öğretimiyle çocuklara ve gençlere kazandırılacak eğitim esaslarını şöyle sıralayabiliriz:
1- Din eğitimi insana Allah inancını öğreterek, hayatın değerini ve üstünlüğünü anlatıyor, insanın sıradan bir canlı olmadığını, yemek, içmek ve çoğalmak suretiyle yaşayan ve zamanı gelince ölen, yok olan bir canlı olmadığını öğreterek, hayatına dünyada ve ebedi âlemde bir anlam kazandırmak istiyor. Böylece insana, bedeni zevklerini ve ihtiyaçları gidermesi yanında ruhunun isteklerini de dikkate almasını öğretiyor.
İman fikri geliştikçe, gerçek iyilik ve güzellik kavramlarına da ileri hedefler gösterilmiş olur. İnsanın yeryüzünde yükselebileceği kadar yükselmesi gerektiği anlatılarak, bu hedefe ulaşılabilmesi için bütün ruhî ve bedenî gücünü kullanması tavsiye edilir.
2- Din eğitimi, ferde hayatını düzene koymak için bazı ilkeler kazandırır. Eşya ve olayları Allah’ın iradesine bağlı olarak yorumlama biçimi, kendi davranışlarına yol gösterici olur.
3- Din sosyal gruba, iyi ve doğru olan hedefler gösterir. Grubun moral desteğini sağlayarak uyumlu, ahenkli ve nazik bir cemaat oluşmasında yardımcı olur.
4- Zamanında ve usulüne uygun olarak yapılan din eğitimi iyilikleri, sosyal adalet ve dayanışmayı desteklediği gibi her türlü kötülüklerin, fuhuş, içki ve kumar alışkanlıklarının azalmasına da yardımcı olur.
5- İnsan hayatının hem psikolojik hem de din bakımından en önemli kavramı sevgidir. Ana baba ile çocuklar daha geniş olarak dünyadaki fertler arasındaki ilişkilerde sevginin pratik bakımdan çok mânâ ve değeri vardır. Sosyal ilişkilerin uyumlu ve ahenkli olması korku, tasa, güvensizlik duygularından uzak olarak yaşayabilmesi için, sevgi duygusunun geliştirilmesi çok önemlidir. Çünkü sevgi, kişinin davranışlarını tahlile yarayan bir araç olduğu gibi, karakter oluşumunda eğitimciye yardım edebilecek temel dinamiklerdendir.
6- Her şeyden önce müstakbel eğitimin ana gayesinin ruh sağlını geliştirmek olacağı söylenebilir. Eğitimin çocuğun saadetini geliştirmeyi, hissi olmayan ve imkansız görülmeyen pratik ve erişilebilir zengin bir heyecan, hayatın asıl gayesi olarak bilmelidir. Okullar intibaksızlığı önlemek için diğer sosyal müesseselerle işbirliği yapmalıdır. Özellikle dini yaşayışla çocukları karşılaştırmak, ruh sağlığını teminde çok büyük imkan verecektir.
7- Din dersi, sosyalleşme aracı olarak değerlendirilebilir. Öğrencinin kendini tanımasında rehberlik de yapılabilir. Yıpranmış modern insanın yeniden hayata kazandırılmasında dinin tedavi edici özelliklerinden faydalanılabilir. Günümüzde batı ülkeleri-, insanın içinde bulunduğu ruhî ve sosyal problemlerin çözümünde dinin moral gücüne sığınmanın gerektiğini çoktan görmüşler, onun için eğitim çalışmalarında din eğitimine büyük bir değer vermişlerdir. (Halis Ayhan, Din Eğitimi ve Öğretimi Ankara, 1985, s. 66-68).