Makale

PROF. DR. HAYRANİ ALTINTAŞ İLE YAPILAN RÖPORTAJ

RÖPORTAJ:

PROF. DR. HAYRANİ ALTINTAŞ
İLE
YAPILAN RÖPORTAJ

“Peygamberler bulundukları zaman için birer ilk örnektirler. Ama Peygamber Efendimiz, insanlar için en güzel evrensel değerleri taşıyan, Kur’anî düşüncenin şekillendirdiği en son ve en güzel örnektir.”
İnsanın tanımını d yapar mısınız?
İnsan, Sosyoloji, Psikoloji, Felsefe ve diğer bazı ilimlerde çeşitli şekillerde tanımlanmıştır. Ama dini ve felsefi açıdan bir tarifi yapılmak istenirse, insan için akli ve ahlaki bir varlık demek yerinde olur. Bu anlamda insan, felsefenin tarif ettiği şekilde, bu dünya üzerinde kendi varlığını sürdüren, bunu da davranışlarıyla gösteren bir yaratıktır.
Dinin insan üzerindeki etkisinden bahseder misiniz?
Din insanı, yeryüzünü mamur edecek ve yer yüzünde Allah’ın kendine lütfettiği nimetlerin sonuçlarını gösterecek bir varlık olarak değerlendirmektedir. Bu sebeptendir ki, Kuran-ı Kerim insanı Allah’ın yeryüzündeki halifesi olarak gösteriyor. Bir ayeti kerimede insanın yer yüzünde varis kılındığı ifade edilmektedir. İnsan niteliği ve görevleri ile Kur’an-ı Kerim tarafından tarif edilmektedir. Tabi insan Kur’an-ı Kerim’deki nitelikleriyle ve bu günkü psikolojinin ifade ettiği hususlar da değerlendirildiği zaman onun akli varlık olduğu kadar, hissi bir varlık olduğu da gözler önündedir. Gerçekte insan akıllıca davranmak mecburiyeti ve memuriyetini taşımakla birlikte, çoğu kere bu hissi tarafı ağır basmakta ve o yönde davranışlar sergilemektedir. Kur’an-ı Kerim geçmiş milletlerden, geçmiş kavimlerden bahsederken onun bu hissi yönünü dile getirmektedir. Kur’an-ı Kerim’de insanın hissi yönünü dile getiren hususların başında insanın nefsinin emirlerine uyduğu, dolayısıyla nefsine zulmettiği ifadesi yer alır. İşte bu nefse uymak veya nefsin emirleri ile hareket etmek, onun hissi tarafını açıkça ortaya koymaktadır.
Bu açıdan değerlendirildiğinde insanın aklını yeterince kullanamadığı sonucu mu ortaya çıkıyor?
Evet, bundan ötürü de vazifelerini layıkı veçhile yerine getirememektedir ve bazı sapmalar gözükmektedir. İşte Hz. Adem’den bu güne gelinceye kadar bütün peygamberlerin görevi, çeşitli sapmalara yönelen insanın bu sapmalarım düzeltmek, onu halife niteliğine uygun bir hale getirmektir. Esasen Hz. Adem’in cennetteki yasak meyve ile denenmesi, insanın hissi yönünün mü yoksa akli yönünün mü ağır basacağının bilinmesidir, bize onu göstermektedir. Bu deneme sınama açıkça göstermektedir ki bunun hissi yönü daima ağır basmaktadır. İşte daima hissi yönü ağır basan insanı akli varlık olması itibarıyla, akli dünyaya çekmek için Allah Teâlâ peygamberler, sahifeler ve kitaplar göndermiştir. Bu açıdan dinin insan üzerindeki etkisi, insana gerçek hüviyetini, gerçek kişiliğini vermektedir.
İslam’ın doğuşu dünyayı nasıl etkilemiştir?
Elbette semavi her din gibi İslam dini de bozulan insanı, sapan insanı hüvviyetinden bir şey kaybetmeden insanı iyileştirmek, güzelleştirmek, düzenlemek için gelmiştir. Biraz önce de ifade ettiğim gibi, insanın insan olma özelliği aklını kullanmak suretiyle gerçekleşir. Aklıı kullanamayan insana kullanma imkanı sağlamak, daha doğrusu ona insan olduğunu hatırlatmak için, Allah tarafından İslam dini Peygamberimiz vasıtasıyla bizlere gönderilmiştir.
Bu ifadelerinizden bütün peygamberlerin görevlendirildikleri zamanlarındaki insanlığın durumlarının kötü olduğu sonucu ortaya çıkıyor. Peygamberimizin yaşadığı toplumda insanlığın durumu nasıldı?
Efendimizin yaşadığı toplum, o zamanın en kötü toplumlarından birisi idi. Herşeyden önce insanların tabii haklan yoktu. İnsanların tabiî hakları hürriyet, eşitlik ve adalet kavramları içerisinde toplanabilir. İslam’ın getirdiği değişiklik budur. İşte bunlardan hiç birisi hemen hemen o zamanki toplumda yok idi.
Bir defa hürriyet yok idi. Kölelik mefhumu denilen birşey vardı. İnsanlar alınıyor, satılıyor, mal gibi muamele görüyordu. O halde insanların hürriyeti yoktu, zenginlerin ve asil olan insanların dedikleri oluyordu. Onlar istedikleri şekilde muamele ediyordu.. Hürriyetleri olmadığı için adalet de yoktu. Çünkü adalet insanlara sahip olduğu özellikleri eşit şekilde kullanma imkanını vermek olduğuna göre, herşeye hakkını vermek olduğuna göre, insanların mal gibi alınıp satıldığı yerde adaletin olduğunu söylemek mümkün değildir. O bakımdan o toplumda adalet de yoktu. Hatta kadın erkek eşitliğine dayanan adalet de yoktu. Ailelerde, aile arasında farklılıklar vardı. Kabilenin reisleri veya kabileleri idare edenler asil kimselerdi. Bu asil olan kimselerin köle olan kimselere, cariye olan kimselere muameleleri de farklıydı. O bakımdan adaletin olduğu söylenemez. Kaldı ki kız çocuklarını öldürme meselesi vardı. Bu da adaletsizliğin, hürriyetsizliğin, eşitsizliğin bir göstergesidir. İnsanın en tabiî haklarının başında yaşama hakkı gelir. Bu yaşama hakkı da eşitlik içerisindedir. Kız çocuklarının yaşama hakkı olmadığından dolayı, kız çocuklarına bağlı olarak gelişen bu düşünce içerisinde kadınların da mal gibi alınıp satılma hususları olduğu için, kölelik de olduğu için eşitlik hemen hemen hiç yok idi.
Doğan her kız çocuğu öldürülüyor muydu?
Hepsi öldürmüyordu. Bir kısım insanlar öldürüyordu. Hatta Hz. Ömer’in kız çocuğunu nasıl diri diri gömdüğü rivayetler arasında açıkça ifade ediyor.
Neden bir kısım insanlar öldürüyor, bir kısım insanlar öldürmüyordu? Ölçüleri neydi?
Her halde duygusal yön ağır basıyordu. Daha ziyade asil olanlar, cemiyet içerisinde kendilerini kabul ettirebilmek, gururlarına kabul ettirebilmek için yapıyorlardı. Halk arasında fazla yaygın bir adet olduğu kanaatinde değilim.
O toplumda nesep meseleleri vardı. Nesep meselesinde dünyanın bütün devirlerinde bu böyle olmuştur. Erkek çocuğa sahip olanlar üstün kabul edilir. Soyunu devam ettirdiğine inanılır. Kız çocuğuna sahip olanlar ise, soyu devam etmeyecek, zayıf insan, basit insan kabul edilirdi.
Peygamberimizin yaşadığı toplumda da bu son derece ileri gitmiş. O bakımdan böyle bir uygulama vardı. İşte böyle bir durumda İslam Dini doğdu.
Hürriyetleri, eşitliği ve adaletli muamele görmeyen insanlara bu hürriyetleri getirdi. Eşitliği, adaleti getirdi.
Yani insan hakları İslam’la geldi.
Evet. O an için kaybolmuş olan eşitlik, adalet ve hürriyet İslamla geldi.
Tabi şimdi şuna dikkati çekmemiz lazım. Hangi toplumlara peygamber gönderilmiştir. Azmış toplumlara peygamber daha fazla gönderilmiştir. Yani eşitliğin, adaletin, hürriyetin olmadığı, insanın insan olma değerini kaybettiği, her türlü ahlaksızlığın, her türlü eşitsizliğin adaletsizliğin, hürriyetsizliğin olduğu toplumlara geliyor. Peygamberler ki onları düzeltsin, onlar iyi bir toplum haline gelsin de diğer milletler onları örnek alsınlar.
Bu açıdan İslam dini, insanlığa insan olma haysiyetini getirmiştir. Bunun böyle olduğunu gerçekten görüyoruz. İslam dini, insanlığın düşüncesini değiştirmiştir. Kıymet hükümlerini, değerlerini değiştirmiştir. Yani insan silkinmiş, titremiş kendine gelmiştir. Bu çerçeve içerisinde değerler iyi yönde değişmiştir. Müsbet, olumlu yönde değişmiştir. Bunun değişmesinin sonucudur ki, İslam dini kısa zamanda bütün Arap yarımadasına yayılmış, bu da değiştirdiği değerlerin olumlu olmasından olmuştur. Yani çölde nesep düşkünlüğüne, soy düşkünlüğüne bağlı olan, içkiye, kumara düşkün olan, insanları esir eden, onların haklarını ortadan kaldıran, zalimane ve gaddarane bir tavır içinde bulunan, kervanları soyan insanlar birden bire dünyanın örnek insanları haline gelmişlerdir. Yaratılıştaki tabiatlarına geri dönmüşlerdir. İslam dininin insanlarda meydana getirdiği değişiklik budur. Bir de İslam dini cihan şumûl ve evrensel değerler dediğimiz, değerleri getirmiştir. İşte bu evrensel değerler, biraz önce ifade ettiğimiz hürriyet eşitlik, adalet prensipleri içinde yeralır. Bunu kabul edemeyen insanlar birden bire başlarında azatlı Bilâl-i Habeşi’yi görmüşlerdir. Yani komutan olarak bir köleyi görmüşlerdir. İşte evrensel değer budur. Herkes eşittir. Herkes aynı haklara sahiptir. Herkes hürriyetlerine sahiptir. Onu istediği gibi kullanır, hükmü getirilmiştir. Bu çerçeve içerisinde getirdiği yeni değer hükümleri kıymet hükümleri, ci- hanşumûl değerler sebebiyle İslam dininin insan tipi meydana çıkarılmıştır. Tabi bu yani insan tipi hiç yok değildir. Vardır ama çok az kalmıştır. Hatta Kur’an-ı Kerim hanifler adı altında, bu insanlardan söz ediyor. Yani Allah’ın daha önce gönderdiği değer hükümlerini taşıyan, Allah’ın varlığını kabul etmek suretiyle diğer insanlara zulmetmeyen, onların haklarını gaspetmeyen, onlara hürriyetini kullanma imkanı veren, onları eşit kabul eden, onlara adaletle davranan insanlardan bahsediyor.
Bu insanlar Hz. Adem’den beri gelen ilahi hükümlerin şekillendirdiği doğru insanlar, zulmetmeyen adaletli insanlar, ahlaklı dediğimiz insanlar. Hz. İsa’nın, Hz. Musa’nın ve diğer peygamberlerin iyiliğe çağırdığı ve bu iyiliği kabul edip, Allah’a gerçek manada kul olmayı kendilerine şiar edinmiş insanlardır. Bunlar yok değil varlar ama çok az sayıdalar. Az oldukları için, bunların sayılarını çoğaltmak, insanlığa mutluluğu vermek ve insanları bütün dünya üzerinde Allah’ın emirlerini yerine getiren kişiler haline getirmek için, Allah Teâlâ İslam dinini Peygamberimiz vasıtası ile göndermiştir.
Ama şu bir gerçektir ki insan ekseriyet itibarı ile materyalisttir, maddeye çok önem verir .İnsan somut birşeyler görmek ister, kendisi için değerli olan daha ziyade odur. Yani doğruluk güzel bir şeydir ama doğruluk yukarıda kalıyorsa, doğruluk şekillenmemişse, doğruluk somut hale gelmemişse, gözler önüne serilmemişse, insan için çok fazla birşey ifade etmiyor. Daha doğrusu insanı oraya yönlendirmek zor oluyor. Bu bakımdan insanoğlunun bu somut değerleri görebilmesi için bir varlığa ihtiyacı vardır. O da Allah Teâlâ tarafından gönderilen ve görevlendirilen Peygamber Efendimizdir. Bütün dinlerin getirdiği ilahi kanunlar tarafından, vahiy tarafından insanlara bildirilen bu iyi insan, bu güzel ahlaklı insan insanlara somut bir örnek, yolları gösteren bir varlık olarak Allah tarafından yönlendirilmiş, şekillendirilmiştir. İnsanlar onu görünce kendileri değişmişlerdir. Doğru bir peygamber, insan haklarına riayet eden bir peygamber. Bu tipte bir peygamber olarak Peygamberimiz Allah tarafından şekillendirilmiştir. Peygamberimiz bunu hayatında bizzat göstermiştir. Onu gören insanlar kendileri onun gibi olmaya gayret etmişlerdir. Aksi takdirde sadece fikirlerde kalsa idi, Allah bilir ama çok az tesiri olurdu. Çünkü insanın yapışma uygun gelen, insanın gözle gördüğü şeylerin tesirinde daha çok kaldığıdır. Bu yüzden İslam’ın getirdiği insan tipi, felsefi manada ahlâkî bir insan demektir.
Tip kelimesi Psikolojide, Felsefede, Fizyolojide değişik anlamlar ifade edebiliyor. Konumuzla ilgili olarak daha çok insan tipi kavramının ahlâkî yönü üzerinde durmak istiyoruz. Ahlâkî manada insan tipini açıklar mısınız?
Biyolojide, Psikolojide Fizyolojide insan tiplerinden bahsediyoruz. Pek çok kitaplarda, Karakteroloji ile ilgili, Psikoloji ile ilgili kitaplarda bu konuda çok geniş bilgiler vardır. Özellikle son zamanlarda batı dünyasında bu hayli gelişmiştir. Doğu dünyasında ve müslümanlar arasında da vardır. Yani insanlar kan gruplarına göre de farklı tiplerde oluyorlar.
A, B, O grubunda olan insanların tipleri farklı. Farklılıklar arzeden insanların ahlâkî bir tipte birleşmeleri aklî ve ahlâkî bir tip haline gelmeleri mümkündür. Bizim için önemli olan insan tipi ahlâkî manadaki insan tipidir. Psikolojik manada, Fizyolojik manada bir çok insan tipleri vardır. Ama bunların hepsinin birleştiği müslüman tipi dediğimiz bir tip söz konusudur. Bunu İslâm dini gerçekleştirmiştir. Tabi müslüman tipi dediğimiz zaman, Kur’an-ı Kerim’in gerçekleştirdiği bu tip diğer tipleri ortadan kaldırmamaktadır. Yani Fransızın Fransızlığını, Türkün Türklüğünü, Çinlinin Çinliliğini veya Eskimonun Eskimoluluğu- nu ortadan kaldırmamaktadır. A, B, O grubu kana sahip olanların kan gruplarını da değiştirmemektedir. Ama bu insanları zihniyette birleştirmektedir .Genel bir zihniyette birleştiriyor. Yani aynı Allah’a inanmak, aynı peygambere inanmak, aynı kitaba inanmak, aynı değer hükümlerine inanmak, doğruluğu evrensel bir manada doğruluk olarak anlamak, ahde vefayı, sözünde durmayı aynı ahlâki değerleri, aynı tarzda kabul eden bir insan tipi olarak ortaya koymaktadır. Birleştirici olması budur. İslâm’ın tevhid dini olmasının özelliklerinden bir tanesi de budur. İşte mühim olan insan tipi de budur.
Yazılarınızda ve konuşmalarınızda insan için ilk örneğin Hz. Peygamber olduğunu dile getiriyorsunuz. Hz. Peygamberden önceki insan tipi nasıldı, diğer peygamberlerin bu tipin oluşmasında etkileri nasıl olmuştur?
Her peygamber ilk örnektir. Felsefede ve Psikolojide bu ilk örneklerden söz edilir. Bizim kültürümüze de girmiştir. Terziler İdris Peygamberi, demirciler Davut Peygamberi kendilerine örnek alırlar, pirimiz derler.
Bu ilk örnekler insanlığa iyiliği ve güzelliği takdim eden ve insanlığın kendilerini görmek suretiyle ahlâkî varlık alanına yöneldikleri tiplerdir. Bu açıdan fevkalade önemlidir. Peygamberler bulundukları zaman için birer ilk örnektirler. Ama Peygamber Efendimiz en mükemmelidir. En güzel insanlar için evrensel değerleri taşıyan Kur’anî düşüncenin şekillendirdiği en son ve en güzel tiptir.
Bu açıdan Peygamberimizin ilk tip olması ve Kur’anî emirleri şahsında yaşayıp göstermiş olması, insanlık alemi için fevkalade önem arzediyor. Peygamberimize hitaben “Muhakkak ki sen büyük bir ahlâk üzerindesin” Yüce Kur’an-ı Kerim Peygamberimizden bahsederken; “Onda sizin için güzel bir örnek vardır” tarzındaki ayet-i kerime bu ilk tip olma özelliğini ortaya koymaktadır. Ne Psikolojik ne de Karakterolojik değil ama, ahlâkî manada ilk tiptir. İnsanlar, adaletli insanları göre göre adil olurlar. Yer yüzünde doğru insanları göre göre doğru olurlar. Sözünde duran insanları göre göre sözlerinde dururlar. Yani insanlar için ahlaklı olmak, o ahlak prensiplerinin hayatta uygulanışını görmekle mümkündür. Bunun aksine insanlar hırsızları göre göre hırsız, yalancıları göre göre yalancı olurlar. İnsanlar kumar oynayan, içki içen kötülük yapan insanları göre göre bu kötülüklere yönelirler. O halde insan için ilk örnek, ilk tip fevkalade önemlidir. Bunun için derler ki; “arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.”
O zaman Kur’an’nı şekillendirdiği ve Hz. Peygamberin getirdiği bir insan tipi var. Biraz da bu insan tipinden bahseder misiniz?
Allahû Teâlâ peygamberleri öylesine seçmiştir ki, bu tip insanlar daha başlangıçtan akıllı insanlardır. Yani aklını kullanabilen insanlardır. Peygamber olmadan önce de onlar bu ilk tip olmanın vasfını, niteliğini kendi üzerlerinde taşımaktadırlar. Bu açıdan peygamberlerin seçilişi, peygamberliğe uygun yaratılışta olmalarındandır. İşte peygamberliğe uygun yaratılışlı olan bu insanlar peygamber olduktan sonra ilahi kaideleri, ilahi emirleri kendi şahıslarında, kendi kişiliklerinde bizzat yaşayarak doğruluğu, adaleti, sözünde durmayı, itaati, haklara ve hürriyetlere, insan haklarına riayeti kendi şahıslarında yaşamış ve göstermiş insanlardır. Bu açıdan hem Peygamberimizin tipi, hem Peygamberimizin kişiliği fevkalade önemlidir. Hem de bizim için örnek olması açısından büyük bir değer taşımaktadır. Bu günkü modem Psikoloji bize şuuru öğretmiştir. İnsanlar şartlanmaya müsait bir varlıktır. İnsanları istediğiniz şekilde şartlandırabilir ve verdiklerinizi onlardan alabilirsiniz. Bundan önce Kuı ’an-ı Kerim insanların şartlanmaya müsait bir varlık olduğunu açıkça ifade etmiştir. Başlangıçtan bu güne kadar ifade etmiştir. Dinlerin gelişinin sebebi budur. İnsan kötülükleri göre göre nasıl kötü şartlanabiliyorsa, aynı şekilde iyilikleri göre göre, iyilikleri yaparak da iyi bir tarza şartlanabilir. Allah’ın isimlerinden birinin Rab olmasının sebebi budur. Rab, terbiye edici demektir. B izler nitekim dini bilgilerimiz sebebiyle şartlanıyoruz. Her dine inanan dini bilgiler sebebiyle şartlanıyor. Yani bir Hintli bir Budist, Nirvanaya ulaşabilmek için kendi benliğinden sıyrılma konusundaki inançla şartlanıyor ve bunu yerine getirmeye çalışıyor. Veyahut Ganj nehrinde temizlendiği zaman günahlarından kurtulacağı şeklindeki bir inançla şartlanıyor, bulanık aktığı halde o suyla yıkanıyor, günahlarından temizlendiğine inanıyor. Yahudiler, Hıristiyanlar veya bir başka dine inananlar, kendi dinlerinin kendilerini şartlandırmaları yönünde davranışta bulunuyorlar.
İşte bütün bunlar, yani Kur’an-ı Kerim ve Psikolojinin bize gösterdiği insanın şartlanabilir varlık olması, dinlerin insanın ahlakının değişebilir ve onların belli bir tip insan olabileceğini göstermiştir. İşte Peygamber de etrafında bulunan insanları şartlandırmakta, iyi insan olma yolunda şartlandırmakta ve bir müslüman tipi meydana getirmeye çalışmaktadır. Yaratılış itibarı ile insan, müslüman tipi haline gelmeye müsait bir varlıktır. Allah-ü Teâlâ ’biz insanı en güzel surette yarattık’, derken kastettiği budur. İşte bu çerçeve içerisinde Hz. Adem’den sonra gelen bütün peygamberler, bu tipi oluşturmak üzere şahıslarında örneklik yapmışlardır. Çünkü İlâhî ve ahlâkî emirleri hepsi getirmişlerdir. Peygamberler, ‘namaz kılmakla emredildik’ diyorlar. Oruçla ilgili olarak “Sizden öncekilere farz kılındığı gibi sizin üzerinize de farz kılınmıştır” ayeti kerimesi vardır. Peygamberler aynı evrensel değerleri, ahlâkî değerleri, iyi insan tipini şekillendirmek için geldiklerini, bu emirleri bizzat kendileri taşıyarak, yaşayarak insanlara gösterdiklerini ifade etmişlerdir.
Ahlâkî insan tipi, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem’den bu güne kadar bütün peygamberler tarafından oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu yönde bütün peygamberlerin büyük rolü vardır.